Ticari araçların içlerinin yeniden dekore edilerek "VİP aracı" haline getirilmeleri ülkemizde çok popüler, hatta bu konuda çok ilerlemiş, başarılı firmalarımız var. Yine de bizdeki firmaların da bir sınırı var, bu yazıda bahsedeceğim araç "sınırlara pek takılmadan" hazırlanmış.
Bu fotoğraflar bir Mercedes Sprinter minibüsün içine ait. Normalde jantları haricinde normal bir Sprinter'dan farkı olmayan aracın iç kısmı ancak ultra lüks araçlarda görebileceğimiz malzemelerle döşenmiş. Buradaki "ultra lüks" kavramına dikkat, Mercedes, BMW, Audi gibi premium araçlardan bahsetmiyorum. Bu Sprinter'ın içinde kullanılan malzemeler Bentley veya Rolls Royce gibi araçlarda kullanılan cinsten.
Lexani Motorcars isimli firma Sprinter'ın uzun kasasından faydalanarak iç mekanı iki ana bölmeye ayırmış. Öndeki bölme (ilk iki fotoğrafta görüldüğü gibi) dört kişilik bir oturma odası formunda. Koltuklar uçakların business class bölümünde kullanılanlarla aynı. Etrafta durvarlara gömülmüş iPad'ler ve minibar hemen dikkat çekiyor, ama asıl farklılık kullanılan malzemelerde. Aracın iç mekanının tamamı ahşap ve deriyle kaplı. Deri de, ahşap da özel olarak seçilmiş, öyle alelade malzemeler kullanılmamış. Dolap kapakları gibi metal parçaların tamamı 24 ayar altınla kaplanmış. Arka kısımda ise küçük bir yatak odası mevcut. Buraya da iki kişilik bir yatak ve karşısına 46" büyüklüğünde bir televizyon yerleştirilmiş. Araçtaki ses sistemi 1,000 watt gücünde ve Alpine tarafından üretilmiş. Lexani Motorcars bu aracı 292,000$'a satıyor. Ben genelde ticari araçların içine televizyon filan takılıp lüks araba niyetine kullanılmaları fikrine soğuk bakarım (hatta gıcık olurum), ama Lexani'nin Sprinter'ı gerçekten güzel olmuş.
televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2013 Cuma
Dünyanın en pahalı minibüsü - 292,000$'lık Mercedes Sprinter
28 Haziran 2012 Perşembe
Teknolojinin önünü tıkayan teknoloji
Geçen gün aklıma garip birşey geldi. Teknoloji teknolojinin önünü tıkıyor. Bazı teknolojiler diğerlerinin gelişmesini engelliyor. Şimdi "e tabi yeni teknolojiler eskilerinin yerini alacak" diyebilirsiniz, ama durum öyle değil. O eski teknoloji de varlığını sürdürüyor, ama gelişemiyor. Bu Vestel'in kuvvetli ses verdiğini iddia ettiği televizyonunun reklamını izlerken aklıma geldi. Örneklere de oradan gireyim, siz de ne demek istediğimi anlayın.
Vestel bir televizyon yapmış (veya birilerine fason yaptırmış), Maxisound ismiyle satıyor. İsmi duyan da televizyonun acaip sesler çıkardığını sanır, ama sadece alt kısmında birkaç tane küçük hoparlör var. Eskiden televizyonlarda bass sesler için subwoofer olurdu, sökülebilir stereo hoparlörler olurdu, televizyonlar müzik seti kalitesinde ses verirdi. Şimdi bilgisayar hoparlörü kıvamında birkaç minik hoparlörle idare ediyoruz, onlar da genelde (televizyonun görünümü bozulmasın, kenarları ince olsun diye) arka tarafta oluyor. Vestel sadece televizyona bunlardan birkaç tane daha eklemiş, bir de hoparlörleri ön tarafa koymuş, alet bir anda ses canavarı olmuş. Yerseniz tabi... Neyse, televizyonların görüntü özelliği bu kadar hızlı gelişirken ses özelliklerinin hiç gelişmemesinin, hatta geriye gitmesinin bir sebebi var: Ev sineması sistemleri. Üreticiler artık "televizyonundan iyi ses almak isteyen zaten paraya kıyıp bir 5.1 ev sineması sistemi alır, televizyonu öylesine izleyecek olan da bu kulaklık irisi hoparlörcüklerle idare eder" diyor. Görüntü kısmına yükleniyorlar, her gün yeni bir teknoloji duyuruyorlar, ama ses kısmını ev sineması sistemlerine havale ettikleri için umursamıyorlar. Haliyle gelişme duruyor. Buraya kadar herşey normal, sonuçta 5.1 ev sineması sistemleri çok daha yeni teknoloji kullanıyor, yeni teknolojinin eskisinin yerini alması doğal birşey, ama eskisi hala kullanılıyor, ona hala ihtiyaç duyuluyor. Ev sineması sistemleri pahalı, karmaşık ve çok yer kaplıyor. Üstelik bazı insanlar 5.1 sesi umursamıyor, ama stereo sesi daha kaliteli duymak istiyor. Bu insanları önemsemeyip onları görmezden gelmek, sadece 5.1 sistem alanlara odaklanmak niye?
Bu tek örnek değil tabi. Bilgisayarların sabit diskleri aynı dertten muzdarip. SSD diskler çıktıktan sonra sabit disklerde doğru düzgün bir gelişme olmadı. Kapasiteleri arttı, ama performans aşağı yukarı aynı kaldı. SSD çok daha hızlı tabi, karşılaştırılamayacak kadar daha iyi, ama aynı zamanda bir o kadar da pahalı. Üstelik SSD diskler hala çoğu kişi için yeterli kapasiteye sahip değil. Hal böyle olunca bir kısım insan parayı bastırıp düşük kapasiteyi umursamadan SSD kullanarak hızın tadını çıkarıyor, diğerleri de 5 senedir hiç gelişemeyen mekanik sabit disklerin yavaşlığına katlanıyor.
Bilgisayarlarda kullanılan soğutma sistemleri de bu duruma güzel bir örnek olabilir. Eskiden standart soğutucular vardı, sonra fanları büyüdü, bakır taban geldi, sonra onlara ısı boruları eklendi, daha sonra ısı boruları sayesinde kule tipi soğutucular tasarlandı, sonra bazı üreticiler işlemciye doğrudan temas eden ısı borusu (Heatpipe Direct Touch) teknolojisine geçti, sonra... Sonrası yok. Orada tıkandı kaldı. Hızla gelişti, gelişti, sonra birden durdu. Durmasının sebebi tıpkı yukarıdaki örneklerde olduğu gibi aynı işi gören daha pahalı ve komplike bir teknoloji: sıvı soğutma sistemleri. Üreticiler yeni teknoloji geliştirmek için para harcamak istemiyorlar, daha iyisini isteyene "sıvı soğutma sistemine geç" diyorlar. İyi de, sıvı soğutma sistemleri pahalı, zahmetli ve kurulumu çok dikkat gerektiriyor. Montajda bir hata yapılsa, ufak bir kaçak bile olsa bilgisayar yanabiliyor. Çoğu kişi için havayla soğutma sistemleri en mantıklı çözüm, ama maalesef onun da önü tıkanmış durumda.
Neyse, bu yazının sonu biryere varmayacak. Örnekler çoğaltılabilir, belki her gün de yenileri eklenir, ama durum düzelmeyecek. Teknolojinin ilerlemesi güzel birşey, ama bazı teknolojilerin diğerlerinin önünü kesmesi, bunu yaparken tam olarak yerini alamaması kötü. Ev sineması sistemlerinin fiyatı düşse, yer sorununa bir çözüm bulunsa, SSD'ler ucuzlasa ve kapasiteleri artsa, sıvı soğutma sistemleri pratikleşse ve herkesin alabileceği fiyatla satılsa ben bunları yazmayacaktım. Keşke öyle olsaydı, ama olmuyor. Üreticilerin sadece en son teknolojiyi kullanan tepe seviye kullanıcılara odaklanıp diğerlerini unutmak yerine daha homojen bir müşteri kitlesine hitap etmesi gerekiyor. Otomobillerde bunu görüyoruz, tepe seviyeye hitap eden üreticilerin hiçbiri kendi başına ayakta duramıyor. Halk tipi araba yapanlar para kazanıyor, sonra o havalı tepe seviye markaları satın alıyor. Yeterince yazdım bugün, daha sonra devam ederiz. Sonuna kadar sabredip okuduğunuz için teşekkürler.
Vestel bir televizyon yapmış (veya birilerine fason yaptırmış), Maxisound ismiyle satıyor. İsmi duyan da televizyonun acaip sesler çıkardığını sanır, ama sadece alt kısmında birkaç tane küçük hoparlör var. Eskiden televizyonlarda bass sesler için subwoofer olurdu, sökülebilir stereo hoparlörler olurdu, televizyonlar müzik seti kalitesinde ses verirdi. Şimdi bilgisayar hoparlörü kıvamında birkaç minik hoparlörle idare ediyoruz, onlar da genelde (televizyonun görünümü bozulmasın, kenarları ince olsun diye) arka tarafta oluyor. Vestel sadece televizyona bunlardan birkaç tane daha eklemiş, bir de hoparlörleri ön tarafa koymuş, alet bir anda ses canavarı olmuş. Yerseniz tabi... Neyse, televizyonların görüntü özelliği bu kadar hızlı gelişirken ses özelliklerinin hiç gelişmemesinin, hatta geriye gitmesinin bir sebebi var: Ev sineması sistemleri. Üreticiler artık "televizyonundan iyi ses almak isteyen zaten paraya kıyıp bir 5.1 ev sineması sistemi alır, televizyonu öylesine izleyecek olan da bu kulaklık irisi hoparlörcüklerle idare eder" diyor. Görüntü kısmına yükleniyorlar, her gün yeni bir teknoloji duyuruyorlar, ama ses kısmını ev sineması sistemlerine havale ettikleri için umursamıyorlar. Haliyle gelişme duruyor. Buraya kadar herşey normal, sonuçta 5.1 ev sineması sistemleri çok daha yeni teknoloji kullanıyor, yeni teknolojinin eskisinin yerini alması doğal birşey, ama eskisi hala kullanılıyor, ona hala ihtiyaç duyuluyor. Ev sineması sistemleri pahalı, karmaşık ve çok yer kaplıyor. Üstelik bazı insanlar 5.1 sesi umursamıyor, ama stereo sesi daha kaliteli duymak istiyor. Bu insanları önemsemeyip onları görmezden gelmek, sadece 5.1 sistem alanlara odaklanmak niye?
Bu tek örnek değil tabi. Bilgisayarların sabit diskleri aynı dertten muzdarip. SSD diskler çıktıktan sonra sabit disklerde doğru düzgün bir gelişme olmadı. Kapasiteleri arttı, ama performans aşağı yukarı aynı kaldı. SSD çok daha hızlı tabi, karşılaştırılamayacak kadar daha iyi, ama aynı zamanda bir o kadar da pahalı. Üstelik SSD diskler hala çoğu kişi için yeterli kapasiteye sahip değil. Hal böyle olunca bir kısım insan parayı bastırıp düşük kapasiteyi umursamadan SSD kullanarak hızın tadını çıkarıyor, diğerleri de 5 senedir hiç gelişemeyen mekanik sabit disklerin yavaşlığına katlanıyor.
Bilgisayarlarda kullanılan soğutma sistemleri de bu duruma güzel bir örnek olabilir. Eskiden standart soğutucular vardı, sonra fanları büyüdü, bakır taban geldi, sonra onlara ısı boruları eklendi, daha sonra ısı boruları sayesinde kule tipi soğutucular tasarlandı, sonra bazı üreticiler işlemciye doğrudan temas eden ısı borusu (Heatpipe Direct Touch) teknolojisine geçti, sonra... Sonrası yok. Orada tıkandı kaldı. Hızla gelişti, gelişti, sonra birden durdu. Durmasının sebebi tıpkı yukarıdaki örneklerde olduğu gibi aynı işi gören daha pahalı ve komplike bir teknoloji: sıvı soğutma sistemleri. Üreticiler yeni teknoloji geliştirmek için para harcamak istemiyorlar, daha iyisini isteyene "sıvı soğutma sistemine geç" diyorlar. İyi de, sıvı soğutma sistemleri pahalı, zahmetli ve kurulumu çok dikkat gerektiriyor. Montajda bir hata yapılsa, ufak bir kaçak bile olsa bilgisayar yanabiliyor. Çoğu kişi için havayla soğutma sistemleri en mantıklı çözüm, ama maalesef onun da önü tıkanmış durumda.
Neyse, bu yazının sonu biryere varmayacak. Örnekler çoğaltılabilir, belki her gün de yenileri eklenir, ama durum düzelmeyecek. Teknolojinin ilerlemesi güzel birşey, ama bazı teknolojilerin diğerlerinin önünü kesmesi, bunu yaparken tam olarak yerini alamaması kötü. Ev sineması sistemlerinin fiyatı düşse, yer sorununa bir çözüm bulunsa, SSD'ler ucuzlasa ve kapasiteleri artsa, sıvı soğutma sistemleri pratikleşse ve herkesin alabileceği fiyatla satılsa ben bunları yazmayacaktım. Keşke öyle olsaydı, ama olmuyor. Üreticilerin sadece en son teknolojiyi kullanan tepe seviye kullanıcılara odaklanıp diğerlerini unutmak yerine daha homojen bir müşteri kitlesine hitap etmesi gerekiyor. Otomobillerde bunu görüyoruz, tepe seviyeye hitap eden üreticilerin hiçbiri kendi başına ayakta duramıyor. Halk tipi araba yapanlar para kazanıyor, sonra o havalı tepe seviye markaları satın alıyor. Yeterince yazdım bugün, daha sonra devam ederiz. Sonuna kadar sabredip okuduğunuz için teşekkürler.
Etiketler:
bilgisayar,
ev sineması,
hoparlör,
makale,
mekanik,
pc,
sabit disk,
ses sistemi,
sıvı,
soğutma,
soğutucu,
ssd,
teknoloji,
televizyon,
vestel
16 Nisan 2012 Pazartesi
Freddie Wong atları modifiye ediyor
MTV'yi izleyebilen şanslı insanlardansanız Pimp My Ride programını da mutlaka görmüşsünüzdür. Bu programda insanların gayet sıradan (ve hatta kötü haldeki) arabaları uzman bir ekip tarafından acaip havalı otomobillere dönüştürülüyordu. Kısa ve komik Youtube videolarının insanı Freddie Wong da aynı konseptte bir programcık yapmış, ama araba yerine bir atı modifiye etmiş. Freddie Wong'un eli değmeden önce kimsenin ilgisini çekmeyen "at" modifiyeciler tarafından eşi ancak fantastik sinemada görülebilecek bir yaratığa dönüşüyor. Bacaklarında parıldayarak dönen jantlar, arkasında woofer, yan tarafında buzdolabı filan... Tabi atın sahibi de fena halde şaşırıyor atının bu haline. Freddie Wong efektler konusunda başarılı olduğu kadar oyunculuk konusunda da becerikli. Pimp My Ride programının atmosferini çok iyi yakalamış, güzel olmuş. Ben videoyu beğendim, hatta bolca güldüm. Freddie Wong'un "Pimp My Horse" videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Siz siz olun, bir ata böyle şeyler yapmayın. Yazık hayvana!
14 Nisan 2012 Cumartesi
Tek tuşa basın, hayatı hareketlendirin! - TNT Belçika reklamı
Ülkemizde de yayın yapan TNT (Turner Network Television oluyor aslında) isimli televizyon kanalı Belçika'da izlenme oranlarını arttırmak için ilginç bir reklam filmi çekmiş. Reklamda küçük bir kasabadaki sakin, hiçbir dikkat çekici olayın olmadığı bir meydanın ortasına bir düğme yerleştiriyorlar, tepesine de "bu düğmeye basın ve hayatınızı hareketlendirin" yazan bir tabela asıyorlar. Herkes garip garip bakıyor tabi, ama sonunda merakına yenik düşen birisi düğmeye basıyor ve bir anda meydana bir ambulans dalıyor... Olayları tek tek sıralarsam zevki kaçar, ama normalde filmlerde ve dizilerde olan hadiseler ardı ardına meydanda cereyan etmeye başlıyor. En sonunda da TNT logosu görünüp reklamın anlam ve önemini anlatıyor. Bence çok güzel olmuş, kim düşündüyse çok yaratıcı adammış (belki de kadınmış). TNT Belçika reklamını aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Bu videoyu bana gönderen Mesut'a teşekkür ederim.
30 Ocak 2012 Pazartesi
Büyük Ekran, Görsel Satın Alma Rehberi
Aşağıdaki açıklayıcı ve yol gösterici rehberi bulduk ve Türkçeleştirip düzenleyerek sunmaya karar verdik. Bütün içerik grafik olarak hazırlandığından (ki buna infografik deniyor) ayrıca metin eklemedik. Umarız faydalı olur.
17 Ocak 2012 Salı
Tekerlekli araçlarla yapılan en aptalca şeyler
Otomobillerle (ve diğer motorlu taşıtlarla) ilgili programlar yayınlayan Speed TV (boşuna kumandayı kurcalamayın, bizde yok) "Dumbest Stuff on Wheels - Tekerlekler üzerinde yapılan en aptal şeyler" programının ikinci sezonunun tanıtımını yapmak için ilk sezonun en güzel görüntülerinden oluşan bir video hazırlamış. Görüntüler oldukça komik, ama çoğunda insanların acı çektiğini veya yaralandığını (ölüm vakası yoktur umarım) da unutmamak lazım. Yine de izlerken insan kendini tebessüm etmekten alıkoyamıyor. Bu tip videoları Akıllı TV isimli kanal da yayınlıyor, ama onlarda bir düzen yok, rastgele veriyorlar. Bu videodakiler ise tamamen tekerlekli araçlarla ilgili. Araba, kamyon, bisiklet, motorsiklet, kaykay, market arabası ve bunlar gibi pek çok şeyle yapılan aptalca hareketler (ve bu aptalca hareketlerin komik sonuçları) anlatılmış. Beş dakika süren bu videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
Etiketler:
araba,
bisiklet,
eğlenceli,
kanal,
kaykay,
komik,
motorsiklet,
saçma,
televizyon,
video
9 Ocak 2012 Pazartesi
Standart televizyonlara akıl katan cihaz: Always Innovating HDMI Dongle
HD Ready veya Full HD çözünürlükte standart bir televizyonunuz varsa, ama siz piyasanın yeni gözdesi olan akıllı televizyonlara özeniyorsanız yanda gördüğünüz kuyruklu USB belleğe benzeyen cihaz çok işinize yarayabilir. İçinde Arm Cortex-A9 tipinde bir işlemci ve 256MB ile 1GB arasında bellek bulunduran bu küçük cihaz aslında minik bir bilgisayar. Akıllı telefonlarda kullanılan mimarinin küçük bir gövdeye sığdırılmış hali de diyebiliriz buna. Always Innovating isimli firmanın geliştirdiği bu cihaz televizyonun HDMI girişine bağlanıyor. Güç ihtiyacını da USB üzerinden karşılıyor. WiFi üzerinden internete, Bluetooth üzerinden de başka cihazlara bağlanabiliyor. İleride ihtiyaç duyulursa sıkıntı olmasın diye bir NFC yongası bile dahil edilmiş. Cihaz Android işletim sistemi kullanıyor. Fiyatı 79$'dan başlayacak ve kapasitesine göre yükselecek olan Always Innovating HDMI Dongle ile standart televizyonlarla internete bağlanmak, sosyal ağları takip etmek, internet üzerinden film izlemek veya oyun oynamak mümkün. Umarım Türkiye'ye gelir, biz de alırız. Cihazın tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Belki inanmayacaksınız ama videodaki adam İngilizce konuşuyor. Bana Marquis de Singe'i hatırlattı biraz. Fransız olmak böyle birşey herhalde.
7 Ocak 2012 Cumartesi
LG'nin muhteşem televizyon reklamı
Boşuna muhteşem demiyorum, gerçekten güzel yapmış adamlar. Çıkıp "bizim ürünümüz şöyle güzel, böyle iyi" demek yerine esprili bir şekilde, akıl kullanarak ürünün öne çıkan özelliğini anlatmışlar. Üstelik normal bir reklama göre çok daha az para harcamışlar. Fazla yazarsam sürprizi kaçar, o yüzden anlatmıyorum, sadece ne yapıp edip izlemenizi öneriyorum. Bu harika LG LCD televizyon reklamını aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
18 Aralık 2011 Pazar
Çizgifilmin gerçek hayatta canlandırılması
Aslında başlığa o çizgifilmin adını yazmam gerekiyordu, ama yazamadım. Bilmeyince nasıl yazayım? Bahsi geçen çizgifilmin asıl adı "Recess", Disney tarafından yapılmış. Zaten yandaki resmi görünce siz de bahsettiğim çizgifilmi anımsamışsınızdır. Türk kanallarında da gösterilen bu çizgifilmin Türkçe adını aradıysam da bulamadım. Büyük ihtimalle "Afacanlar" gibi saçma bir isim vermiştir bizimkiler. Neyse, ABD'deki Sheridan Collage isimli okulun medya sanatları bölümü öğrencileri bu çizgifilmin açılış jeneriğini baştan sona canlandırmışlar. Güzel de olmuş, tabi çizgifilmdeki karakterlerle bu videoda oynayan oyuncuların yaş farkı biraz kendini belli ediyor, ama yine de güzel kurgulanmış. Recess'in orjinal açılış jeneriğini merak ediyorsanız veya karşılaştırma yapmak için bir kez daha izlemek istiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz. Sheridan Collage öğrencilerinin hazırladığı canlandırmanın videosunu ise aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
Etiketler:
animasyon,
çizgi film,
disney,
ilginç,
komik,
televizyon
25 Kasım 2011 Cuma
Gücünü AMD'den alan küçük bilgisayar: Compulab fit-PC3
Biliyorum, bu hafta üçüncü kez küçük bilgisayarlardan bahsediyorum. Sanırım son günlerin modası bu. Artık insanlar salonlarında, televizyonlarının yanında çalışacak şık görünümlü (hatta görünmeyecek kadar küçük) bilgisayarlar istiyorlar. Küçük bilgisayarlar üreten Compulab firmasının fit-PC3 isimli ürünü de işte böyle bir küçük bilgisayar. İlk bakışta bir medya oynatıcıya veya ADSL modeme benzeyen fit-PC3 AMD'nin çift çekirdekli Fusion işlemcisini kullanıyor. Güç tüketimi konusunda oldukça cimri olan ve fazla ısınmayan bu işlemci performans canavarı olmasa da gündelik kullanım için yeterli geliyor. Standart model 1.2GHz hızında bir işlemciye sahip. Grafiklerden ise Radeon HD6250 görüntü işlemcisi sorumlu. Üzerinde fan olmadığı için tamamen sessiz çalışan fit-PC3'te eSATA, HDMI, DisplayPort ve USB gibi bağlantı noktaları da unutulmamış. Standart modelinde sistem belleği veya sabit disk bulunmayan fit-PC3 bu haliyle 328$'a satılıyor. Satın alan kişi istediği diski ve DDR3 tipindeki belleği takmakta özgür. Bununla uğraşmak istemeyenler için bir de tamamlanmış performans modeli hazırlamışlar. Dış görünüm olarak tamamen aynı olan bu modelde 1.6GHz hızında bir AMD Fusion işlemcisi, Radeon HD6320 grafik işlemcisi, 2GB sistem belleği ve 250GB sabit disk bulunuyor. İşletim sistemi olarak da Microsoft Windows 7 Professional tercih edilmiş. İşletim sistemi konusunda biraz aşırıya kaçmışlar sanki, Windows 7 Home Premium da iş görürdü. Bu modelin fiyatı da 698$ olarak belirlenmiş. Ucuz değil, hatta gayet pahalı, ama bunu standart bir masaüstü sistemle karşılaştırmamak lazım. Bu bilgisayar çok küçük ve tamamen fansız. Televizyonunuzun yanına veya arkasına koyun, bir de kablosuz klavye - fare seti bağlayın, sonra da dev ekranda bilgisayar kullanmanın keyfine bakın. Aynı şeyi normal bilgisayarla da yaparsınız, ama hem daha fazla güç tüketir, hem de ısındığı için fanları ses yapar. Televizyonun yanında kocaman kasanın durması da ayrı bir sıkıntı olur tabi. Compulab fit-PC3'ün seri üretimi henüz yeni başlamış, bu yüzden bir siparişte en fazla iki tane satıyorlar. Türkiye'ye gelmeyeceğine eminim, çünkü bizim piyasamız için biraz fazla pahalı. Yine de böyle birşeyin yapılabiliyor olması güzel.
21 Kasım 2011 Pazartesi
Avuç içine sığan bilgisayar: XFI Cotton Candy
İsim biraz garip gelebilir, ama buna daha sonra değineceğim. Üstteki resimde iki bilgisayar var. Birisi zaten görmeye alıştığımız dizüstü bilgisayar, diğeri de XFI Cotton Candy. Evet, o iki parmağın arasında duran USB bellek benzeri şey aslında bir bilgisayar. Üstelik çift çekirdekli işlemciye sahip. Samsung'un 1.2 GHz hızında çalışan Exynos işlemcisini (Samsung Galaxy S2'de kullanılan işlemci) barındıran Cotton Candy üzerinde Android 2.3 işletim sistemiyle geliyor. USB üzerinden bilgisayara bağlanabiliyor, veya doğrudan bir televizyona veya monitöre bağlanarak kullanılabiliyor. Bilgisayara bağlı olarak kullanılırken Android işletim sistemi pencere içinde çalışıyor. Tıpkı Windows'un (veya MacOS'un) üzerine kurulmuş bir yazılım gibi Android kullanmak mümkün oluyor. Tabi Cotton Candy bir Android emülatörü olarak tasarlanmamış, onun asıl amacı tek başına çalışan bir bilgisayar olmak. Bu ufak şeyi herhangi bir USB çıkışına (mesela LCD televizyonlarda USB bellek bağlamak için kullanılan çıkışlara) bağlandığında gücünü USB üzerinden alarak çalışmaya başlıyor. Diğer ucundaki HDMI çıkışıyla televizyona veya monitöre bağlanarak görüntüyü aktarıyor. Üzerinde Bluetooth alıcısı var, bu sayede Bluetooth destekli klavye ve farelere doğrudan bağlanabiliyor. Bu minicik sisteme dahil edilmiş MicroSD kart girişi sistemin depolama ihtiyacını karşılıyor. İnternet bağlantısı da yine dahili olarak gelen 802.11N kablosuz bağlantı modülü üzerinden sağlanıyor. Kısacası, performans canavarı olmasa da cebe sığacak, hatta cepte kaybolacak bir bilgisayar bu. Uygun sürücüler ve gerekli modifikasyonlar yapıldığında Ubuntu gibi bir Linux dağıtımını da çalıştırabileceği söyleniyor, ama bu henüz denenmemiş. ARM destekli Wİndows 8 de çalışabilir tabi, ama biraz yavaş olur sanki. XFI firması bu küçük bilgisayarı "şimdilik" sadece yazılım geliştirici firmalara satarak lisanslardan para kazanmayı amaçlıyor, ama bir süre sonra Cotton Candy'yi piyasaya sürebilirlermiş. Fiyatı kesin olarak belli değil, tahminen 200$'ın altında olacağı söyleniyor. İsim konusunu merak edenler için kısaca açıklayayım: Cotton Candy pamuk helva demek, bu küçük bilgisayarın ağırlığı da bir porsiyon pamuk helvaya denk geliyormuş. Yoksa adamların şirinlik gibi bir derdi yok, gayet ciddi takılıyorlar. Piyasaya çıkarsa böyle birşey almak isterim, Cotton Candy tüm televizyonları ve monitörleri "akıllı" cihazlara dönüştürebilecek bir alet. XFI Cotton Candy'nin tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
15 Kasım 2011 Salı
Japon elektronik devleri ekran paneli üretimi için güç birliği yaptı
Japonya'nın üç elektronik devi Sony, Toshiba ve Hitachi devlet destekli bir şirket çatısı altında ortal AR-GE ve üretim için birleşti. Büyük hissesi Japonya devletinin olan yeni firmanın adı Innovation Network Corporation of Japan (INCJ) olacak. 2012 yılının ilk yarısı içinde resmen kurulacak olan şirkette bahsi geçen üç elektronik devinin her biri %10 hisseye sahip olacak. Şirketin geri kalanı ise kamu malı, yani devlete ait. Şirketin amacı AR-GE ve üretim konusunda birlikte hareket ederek maliyetleri düşürmek. Burada asıl hedeflenen şey ise LCD ekranlarda kullanılan panelleri birlikte üreterek bu piyasayı ele geçirmiş olan Güney Kore ve Çin firmalarına karşı üstünlük sağlamak. Neredeyse her elektronik markası televizyon veya monitör üretiyor, ama bu ürünlerin en önemli kısmı olan panelleri üretebilen firma sayısı çok fazla değil. Eğer INCJ beklenen başarıyı gösterirse Japonya elektronik konusundaki liderliği Kore'den geri alacak. Henüz bir resmiyet kazanmamış olsa da Panasonic de fabrikalarından birini INCJ'ye vererek bu oluşuma katılabilirmiş. Tabi bu resmen duyurulmadığı için Panasonic'in iştirakinin ne oranda olacağını bilemiyoruz. Neyse, umarım bu oluşum rekabeti arttırarak daha kaliteli ürünlerin daha uygun fiyata satılmasını sağlar.
Dünyanın en büyük Android tableti bir Türk firmasından geldi
Bizler tablet bilgisayarlarda hangi ekran boyutunun daha kullanışlı olduğunu tartışırken Ardıç Teknoloji isimli bir Türk firması dünyanın en büyük ekranlı Android tabletini geliştirdi. Tam 65" (165cm) boyutunda bir ekranla gelen bu tablet okullarda kullanılan akıllı tahtalara alternatif olarak tasarlanmış. Aslında cihazın kendi içerisinde bir tablet altyapısı yok. Dokunmatik bir ekran ve uyumlu bir Android cihazının bağlanabileceği bir dock ünitesinden oluşuyor. 10" ekrana sahip, Nvidia Tegra 2 işlemcili bir tablet bilgisayar bu üniteye bağlandığında hem ekran görüntüsü büyük ekrana aktarılıyor, hem de büyük ekrana dokunarak kontrol ediliyor.
Büyük ekranın yüksek çözünürlüğünden tam anlamıyla faydalanabilmek için kullanılan Android tabletin yazılımı üzerinde bazı oynamalar yapılmış ve cihaza 1080p HD görüntü çıkışı özelliği kazandırılmış. Televizyon ile olan görüntü bağlantısı HDMI üzerinden gerçekleşiyor. Ekrandaki dokunmaya duyarlı algılayıcılar şimdilik iki tane, bu yüzden çoklu dokunma desteği henüz yok. Ayrıca, dokunmatik fonksiyonunun çalışması için kablolu USB bağlantısı gerekiyor. Firma yetkililerinin yaptığı açıklamalara göre ürün tamamlandığında dokonmatik algılayıcılarının sayısı dörde çıkacak ve bağlantı kablosuz olacak. Bu sayede çoklu dokunmatik ekranla gelen nimetlerden de faydalanılabilecek.
Ardıç Teknoloji'nin bu projesi henüz prototip halinde, ama eğitim kurumlarından ve bazı ticari firmalardan taleplerin geldiği belirtilmiş. İleriki dönemlerde ürünün maliyetinin düşürülmesi ve akıllı telefonlara da bağlanabilecek hale gelmesi hedefleniyor. Ekran boyutunun da ihtiyaca göre değiştirilebilir hale gelmesi amaçlanıyor, zaten diğer hedeflerin yanında bu en kolay olanı. Dünyanın en büyük ekranlı Android tabletinin tanıtımını aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.
Büyük ekranın yüksek çözünürlüğünden tam anlamıyla faydalanabilmek için kullanılan Android tabletin yazılımı üzerinde bazı oynamalar yapılmış ve cihaza 1080p HD görüntü çıkışı özelliği kazandırılmış. Televizyon ile olan görüntü bağlantısı HDMI üzerinden gerçekleşiyor. Ekrandaki dokunmaya duyarlı algılayıcılar şimdilik iki tane, bu yüzden çoklu dokunma desteği henüz yok. Ayrıca, dokunmatik fonksiyonunun çalışması için kablolu USB bağlantısı gerekiyor. Firma yetkililerinin yaptığı açıklamalara göre ürün tamamlandığında dokonmatik algılayıcılarının sayısı dörde çıkacak ve bağlantı kablosuz olacak. Bu sayede çoklu dokunmatik ekranla gelen nimetlerden de faydalanılabilecek.
Ardıç Teknoloji'nin bu projesi henüz prototip halinde, ama eğitim kurumlarından ve bazı ticari firmalardan taleplerin geldiği belirtilmiş. İleriki dönemlerde ürünün maliyetinin düşürülmesi ve akıllı telefonlara da bağlanabilecek hale gelmesi hedefleniyor. Ekran boyutunun da ihtiyaca göre değiştirilebilir hale gelmesi amaçlanıyor, zaten diğer hedeflerin yanında bu en kolay olanı. Dünyanın en büyük ekranlı Android tabletinin tanıtımını aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.
Etiketler:
akıllı tahta,
akıllı telefon,
dokunmatik,
ekran,
hd video,
hdmi,
kablosuz,
nvidia,
prototip,
tablet,
tegra,
teknoloji,
televizyon,
türkiye,
usb,
yerli
7 Haziran 2011 Salı
Fransa televizyon ve radyoda "Facebook" ve "Twitter" kelimelerini yasakladı
Başlık karışık oldu sanırım. Olmamış da olabilir tabi. Neyse, ülkemiz sansür tartışmalarıyla çalkalanırken Fransa'da yasak modasına kendi ilginç tarzıyla uydu. Bundan böyle Fransız televizyon ve radyo kanallarında "Facebook" ve "Twitter" kelimeleri kullanılamayacak. 1992 yılında yürürlüğe giren bir yasaya göre medyada herhangi bir hizmetin ismini gereksiz yere kullanmak yasaklanmış. Bu yasayı günümüze uyduran Fransız hükümeti de ünlü sosyal paylaşım sitelerinin isimlerinin TV ve radyoda zikredilmesini yasaklamış. Bu sayede zaten büyük ve baskın olan Facebook ve Twitter fazladan ücretsiz reklam yapamamış olacak. Daha farklı sitelerin önü açılacak. (onlar böyle demişler, ben demiyorum) Tabi bunun bir istisnası var. Eğer bu sosyal ağların ismi bir haberin konusuysa, mesela birisi Facebook mesajı yüzünden cinayet işlemişse (olmaz demeyin, bu da olur, hatta belki olmuştur bile) bu haberde "Facebook" kelimesi kullanılabilecek. Bunun haricinde bu kelimeler yasak. Yani, bir radyo programını yapan DJ dinleyicilerine "bizi Twitter üzerinden de takip edebilirsiniz" diyemeyecek. Eh, azıcık mantığa uyuyor gibi, ama sonuçta yasak yasaktır.
26 Mayıs 2011 Perşembe
Amerikalı olmak demek birazcık (bazen fena halde) şaşkın olmak demek
Nedendir bilinmez, dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD'nin vatandaşları fena halde şaşkındır. Hatta bu konuda abartılı şakalar yapılır, fırsat bulunca dalga geçilir. Tabii ki her memlekette hafiften "aptal" insanlar vardır, ama Amerikalı'ların bazı davranışları abartılı şakaları sollayacak cinsten. Bununla ilgili iki taze örnek vereceğim. İlki üstteki fotoğrafla ilgili. Otomobiller ilgi alanınıza giriyorsa resimdeki arabayı çoktan tanımışsınızdır. Bu, ülkemizde henüz satışa sunulan Hyundai Accent Blue. Güzel araba, fiyatına göre özellikleri gayet iyi. Neyse, asıl konuya dönelim. ABD'li otomobil üreticilerini batıran şey fasonculuktu, hala da bu huylarından vazgeçmiş değiller. Chrysler grubunun markalarından Dodge ABD'nin yavru pazarı Meksika'da Hyundai modellerini kendi markasıyla satıyor. Hyundai ise Meksika'da kendi ismiyle satış yapmıyor. Kendi bilecekleri iş, bizi ilgilendirmez, ama Dodge'un reklamlarında kullandığı afişte yaptığı bir hata efsanevi Amerikan markasını komik duruma düşürdü. Hyundai Accent'in, yani Meksika'daki adıyla Dodge Attitude'un Meksika'daki reklamlarında kullanılan grafikte Hyundai logosunun yerine Dodge logosu koyulmamış. Yani, arabanın markası Dodge, ama üzerinde Hyundai logosu var. Eğer bu sadece afişe özel bir durumsa grafikerin şaşkın olduğunu söyleyeceğim, ama arabalar da bu şekilde satılırsa Dodge kendini komik duruma düşürdü demektir. Ne diyeyim, Amerikalı işte...
İkinci örnek daha da komik. Oprah Winfrey'i tanırsınız belki. Kendisi ABD'nin Seda Sayan'ı gibidir. Kadınlara yönelik gündüz programıyla meşhurdur. Oprah Winfrey 25 senedir sürdürdüğü programını geçtiğimiz günlerde bitirdi. Popüler web tarayıcısı Opera son Oprah Winfrey programının şerefine bir süredir arşivinde sakladığı bazı e-postaları isim belirtmeden yayınladı. Görünüşe göre şaşkın Amerikalı'lar Oprah ile Opera'yı karıştırıyorlarmış. Sonuçta ikisi de neredeyse aynı okunuyor, ama yazılışları çok farklı ve birbirleriyle hiç alakaları yok. Hani çocuk yapsa neyse de, internet kullanıp e-posta atabilen birisi izlediği programın ismini ekranda okuyamaz mı? Okuyamıyormuş demek ki. Oprah Winfrey hayranları Opera'ya isteklerini belirten e-postalar yazmışlar, onu çok sevdiklerini söylemişler. Tekrarlıyorum: Ne diyeyim, Amerikalı işte...
İkinci örnek daha da komik. Oprah Winfrey'i tanırsınız belki. Kendisi ABD'nin Seda Sayan'ı gibidir. Kadınlara yönelik gündüz programıyla meşhurdur. Oprah Winfrey 25 senedir sürdürdüğü programını geçtiğimiz günlerde bitirdi. Popüler web tarayıcısı Opera son Oprah Winfrey programının şerefine bir süredir arşivinde sakladığı bazı e-postaları isim belirtmeden yayınladı. Görünüşe göre şaşkın Amerikalı'lar Oprah ile Opera'yı karıştırıyorlarmış. Sonuçta ikisi de neredeyse aynı okunuyor, ama yazılışları çok farklı ve birbirleriyle hiç alakaları yok. Hani çocuk yapsa neyse de, internet kullanıp e-posta atabilen birisi izlediği programın ismini ekranda okuyamaz mı? Okuyamıyormuş demek ki. Oprah Winfrey hayranları Opera'ya isteklerini belirten e-postalar yazmışlar, onu çok sevdiklerini söylemişler. Tekrarlıyorum: Ne diyeyim, Amerikalı işte...
Etiketler:
amerika,
opera,
tarayıcı,
televizyon
17 Mayıs 2011 Salı
İnternet üzerinden paralel TV yayını ABD'de yasaklanıyor
Yandaki resmin bir anlamı var, onu oraya boşuna koymadım. Bu bloga giriyorsanız mutlaka farkına varmışsınızdır, Blogger Türkiye'de bir süreliğine yasaklanmıştı geçtiğimiz aylarda. DNS değiştirmeden girilemiyordu, bu da hem yazarlar hem de okuyucular için sıkıntı oluyordu. Yasağın sebebi ise Lig TV'de yayınlanan Türkiye Süper Ligi maçlarının internet üzerinden canlı (ve ücretsiz) olarak yayınlanmasıydı. Normalde paralel yayını yapanlar Blogger üzerinde olmasa da oradan siteye ekleme kodlarını alıp o yayını Blogger üzerindeki bloglarına ekleyenler yüzünden Lig TV dava açmıştı. Haksızdı ama kazandı, sonuçta Blogger bir süreliğine yasaklandı. Neyse, görünüşe göre benzer bir sorun ABD'de de varmış. (zaten orada olmayan şey yok) ABD parlementosuna sunulan bir yasa teklifi onaylanıp yasalaşırsa ücretli veya ücretsiz ayrımı yapmadan televizyon yayınını internet üzerinde izinsiz (ve canlı) vermek (streaming deniyor buna) yasak olacak ve yapanlar cezalandırılacak. Kısacası, internet üzerindeki canlı yayınlar korsan içerikten sayılacak. Ücretli yayınların izinsiz aktarılmasına tabii ki karşıyım, bu yüzden yasayı (kısmen) mantıklı buluyorum, ama bazı korsan yayıncılar yüzünden Blogger gibi dev bir servisin bir ülkede yasaklanması bana hala mantıksız geliyor. Umarım böyle bir yasağı bir daha yaşamayız.
26 Mart 2011 Cumartesi
iPad için (neredeyse) hepsi bir arada bağlantı aparatı: USB Fever 5-in-1
Herkes Apple'ın taşınabilir ürünlerinin bağlanabilirlik seçeneklerinin kıtlığından şikayet ediyor. Haliyle çok popüler olan bu cihazlardaki bu eksiklikler aksesuar üreticileri için yeni fırsatlar yaratıyor. İşte bu eksikliği gidermek için tasarlanan ürünlerden biri de 5-in-1 Connection Kit. Benim ilk bakışta bir USB kart okuyucuya benzettiğim bu ürün iPad'e Apple'a özel geniş bağlantı noktası üzerinden bağlanıyor. Üzerinde iPad'i bilgisayara bağlamak veya şarj etmek için kullanılabilecek bir mini-USB bağlantısı, klavye veya fotoğraf makinesi bağlamak için bir standart USB girişi, televizyona görüntü aktarımında kullanılabilecek birleştirilmiş bir RGB çıkışı ve microSD ile SD tipindeki hafıza kartlarını okuyabilecek girişler bulunuyor. Tam bir "beşi bir yerde" yani. Üretici firma aynı anda birden fazla bağlantı yapılmaması konusunda uyarmış, ama tek tek kullanıldığında bile tüm bu bağlantı seçeneklerinin bir arada bulunmaları güzel birşey. Her özellik için ayrı ayrı adaptör almaya gerek kalmıyor, ayrıca alınan bu adaptörlerin hepsini birden cihazın yanında taşıma derdi de ortadan kalkıyor. Tabi bu kadar güzel özellik ucuza gelmez, hele cihazın bir ucuna bir Apple cicisi bağlanıyorsa. 5-in-1 Connection Kit ABD'de 45$ fiyatla satılıyor. Ucuz değil ama kullanışlı.
10 Şubat 2011 Perşembe
Steve Jobs da bir zamanlar gençti
İnanması zor gelebilir, ama Steve Jobs seyrelmiş saçlarla ve kırlaşmış sakalla doğmadı. O da bir dönem genç oldu. Mevcut haline daha sonra kavuştu. Apple'ın patronu, yaşayan (umarım yaşamaya bir süre daha devam eder) efsane, hatayı özelliğe dönüştüren adam Steve Jobs'ın 70'lerde televizyona çıktığı zaman yayın öncesinde çekilen görüntüleri internete düştü. Tahminimce bu çekimler esnasında Steve Jobs TV ekranında ilk kez görünmeye hazırlanıyormuş. Kameranın onu çektiğini farkettiğinde duyduğu heyecan bunu gösteriyor. Tamam, adam o zaman da havalıymış, ama bir acemilik te varmış üstünde. Eee, kolay değil meşhur olup televizyona çıkmak. En iyisi siz videoyu izleyin, Steve Jobs'ın gençliğini kendiniz görün. Videoyu aşağıda göremiyorsanız şuraya tıklayarak izleyebilirsiniz.
Etiketler:
acemilik,
apple,
steve jobs,
televizyon
8 Temmuz 2010 Perşembe
Youtube'dan yeni hizmet: Leanback
Dünyanın en popüler video paylaşım sitesi olan Youtube kullanıcıları için yeni bir servis geliştirmiş. Leanback isimli bu hizmet birazcık medya oynatıcılardaki çalma listelerine benziyor. İzlenmek istenen videolar seçiliyor, biri izlenirken diğerleri yükleniyor. Böylece videolar arası bekleme süreleri ortadan kalkıyor, izleme keyfi arasında sağda solda video arama derdi bitiyor. Youtube videoları sanki bir mp3 oynatıcıda şarkıları atlatır gibi, klavyedeki yön tuşlarına basarak, kolayca atlatılıyor. Üstelik bu oynatma listeleri Facebook gibi sosyal ağlarda paylaşılabiliyor. Gittikçe daha da detaylı hale geleceğini düşündüğüm bu sistem Google TV sayesinde televizyonlarda da kullanılabiliyor. Ülkemizde Youtube yasaklı olduğu için (resmi olarak) bize pek birşey ifade etmez, ama (gayriresmi yollardan) Youtube'a girip televizyon dizilerini parça parça izleyenlerin seyir keyfini arttıracağı kesin. Daha detaylı anlatım için aşağıdaki videoyu izlemenizi öneririm.
17 Haziran 2010 Perşembe
Televizyonlar akıllanıyor: Google TV
Gün geçtikçe büyüyen, Microsoft ve Apple gibi devlere kafa tutan Google işletim sistemi ve telefon işinden sonra televizyonlara da el atıyor. Haberleri bir süredir dolaşan Google TV ile ilgili ekran görüntülerini de içeren bir video geldi. Videodan ve daha önce yapılan basın açıklamalarından edindiğimiz bilgilere göre Google TV normal televizyona ek olarak şu özelliklere sahip olacak:
- Televizyon ekranında tam fonksiyonlu (Flash desteği de dahil) bir web tarayıcı kullanılabiliyor. Bu sayede tüm internet siteleri gezilebildiği gibi, internet üzerindeki videolar da televizyonun geniş ekranında rahatça izlenebiliyor.
- Arama özelliği sayesinde kalabalık kanal listeleri arasında program arama derdi ortadan kalkıyor. İstenilen program anında bulunuyor.
- Arama özelliği sadece mevcut yayın akışını değil, geçmişi ve geleceği de arıyor. Daha önce kaydedilmiş (veya indirilmiş) medya arasında arama yapılabildiği gibi, yakında yayınlanacak bir içerik te bulunabiliyor. İstenirse cihaz bu yayını kaydedip hafızasında saklıyor, böylece televizyon başında program beklemek tarihe karışıyor.
- Tüm multimedya içeriği televizyon üzerinden görüntülenebiliyor veya dinlenebiliyor. İnternet üzerinde veya depolama ortamındaki tüm resim ve müzikler de kolayca erişilebilir hale geliyor.
- Android uygulamaları televizyon üzerinde çalıştırılabiliyor. Android Market'te her konuda pek çok uygulama mevcut.
- Android işletim sistemine sahip cep telefonları Wi-Fi ağı üzerinden televizyona bağlanıp uzaktan kumanda görevi görebiliyor. Aynı ağ içerisinde olunduğu sürece cihazların birbirini görmesine gerek olmadığından, kullanıcı aklına geldiği anda tuvalette oturuyor olsa bile televizyona bir komut (mesela bir programı kaydetme emri) gönderebiliyor.
- Dahili Flash (10.1) özelliği sayesinde web üzerinden oynanan oyunlar da TV ekranından oynanabiliyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
