sosyal ağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal ağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2014 Pazartesi

Devletler sosyal ağları neden sevmezler?

Uzun süredir birşeyler yazmaya vakit bulamamıştım, bu yüzden takipçilerimden özür diliyorum. Bu sefer blogdaki alışıldık tarzda teknoloji veya otomotiv dünyasından ilginç bir haber yazmayacağım, bunun yerine son günlerde ülkemizde de yaşanan bir sıkıntıdan bahsedeceğim. Bilindiği üzere en popüler sosyal ağlardan Twitter ve popüler video sitesi Youtube geçtiğimiz yerel seçimler öncesinde bir süreliğine yasaklandı (daha doğrusu bu hizmetlere erişim engellendi). Tabi bu engellemelerin spesifik siyasi sebepleri vardı. Bunu zaten herkes biliyor, ama bir de devletlerin, özellikle de halkına baskı uygulayan devletlerin genel olarak bu sosyal ağlardan nefret etmeleri durumu var. Bizim devletimiz buna sadece bir örnek, ama dünya üzerinde benzer şekilde sosyal ağlara gıcık olan çok devlet / hükümet var. Doğrudan "muhalifler yazıyor ya aga, onları susturmak istiyorlar" demeden işin biraz daha detayına inmek lazım.

Şimdi; kafanızda "modern" bir ekonomi ve bu ekonomi içerisinde işleyen bir endüstri dalının üretim ve satış modelini canlandırın. Biz bu yazı içerisinde güzel bir örnek olduğu için süt ve süt ürünleri endüstrisinden bahsedeceğiz, ama aynı şey diğer ürünlerle de örneklendirilebilir. Bilindiği üzere süt inekten elde edilir, farklı işlemlerden geçirilerek süt, yoğurt, ayran veya farklı tipte peynirler halinde tüketiciye sunulur. Devletlerin pek sevdiği (ve bu yüzden türlü vergilerle halkı bezdirerek oluşturmaya çalıştıkları) endüstri modelinde sütü çiftliğinde inek yetiştiren köylü değil, holdingler tarafından yönetilen dev üretim tesisleri üretir. Bu tesislerde binlerce inek özel hazırlanmış gıdalarla beslenir, robotize makinelerle sağılır. Daha sonra elde edilen süt yine belirli standartlara göre işlenir, farklı ürünler olarak tüketiciye sunulmaya hazır hale gelir. Tabi tüketici gidip yoğurdunu, peynirini filan böyle dev fabrikalardan almaz. Bu yüzden ürünler yine dev holdinglerin sahibi olduğu büyük market zincirleri üzerinden halka satılır.

Devletlerin bu yöntemi benimsemelerinin sebebi herşeyi kontrol altında tutmak istemeleridir. Herkes kafasına göre büyük bir tesis kuramayacağı için zaten ülkede belli başlı birkaç tane süt üretim çiftliği / tesisi vardır. Benzer şekilde ürünleri satan market zincirlerinin sayısı da bellidir. Bunları kontrol altında tutmak kolaydır. Üstelik, gerektiğinde bunlarla anlaşma da yapılabilir. Devlet halka nasıl süt içirmek istiyorsa öyle süt içirir, halkın nasıl peynir yemesini istiyorsa öyle peynir yedirir. Standartlar belirlenir ve tüm üreticilere / satıcılara dayatılır. O büyüklükteki işletmeler zaten devletle ters düşmek istemediklerinden zaten mecburen kabul ederler bu standartları.

İçerik veya bilgi üretimi de süt üretiminden çok farklı değildir. Birileri üretir, işler ve birileri de bunu halka ulaştırır. Devlet himayesinde büyüyüp gelişen medya dünyası tıpkı yukarıda yazdığım süt endüstrisi gibi gelişmiştir. Yazarlar veya konuşanlar (üreticiler) bellidir. Benzer şekilde gazeteler, televizyon (veya radyo) kanalları veya yayınevleri (bunlar da dağıtımdan sorumlu marketler oluyor) de bellidir. Zaten günümüzde artık bunların çoğu birkaç büyük medya devine bağlı. Neyse, neticede bunları kontrol etmek zor birşey değil. Gerekirse herbirinin başına bir kontrol heyeti getirilir, ama ne olursa olsun bir şekilde bu yayın organları ve içerik üreticiler hizaya getirilir. Hiçbiri kafasına estiği gibi içerik sunamaz insanlara.

Tekrar süt endüstrisine geri dönelim. Şimdi kafanızda alternatif bir süt endüstrisi canlandırın. Pastörizasyon ve paketleme sistemlerinin küçülüp ucuzladığını, köylülerin kendi ahırlarındaki ineklerden sağdıkları sütü satabildiklerini düşünün. Üstelik, bu köylülerin zincir marketlere muhtaç olmadıklarını, sokak aralarındaki küçük bakkal ve marketler üzerinden ürettikleri süt ürünlerini halka ulaştırabildiklerini hayal edin. Her üreticinin ürünü farklı olabileceğinden piyasadaki ürün çeşitliliği artacaktır, bu da farklı zevklere sahip insanların daha fazla süt ürünü tüketmesine sebep olacaktır. Güzel birşey yani. Tabii ki arada bozuk süt satanlar da olacaktır, ama bu endüstri modelinin faydası zararından daha fazla olacağından halk tarafından daha fazla benimsenecektir.

Bu durumda devletin süt üretimini kontrol etmesi çok zor olur, çünkü piyasada çok fazla üretici ve satıcı olduğundan standartları uygulamak neredeyse imkansızdır. Her üreticinin üretimini veya her satıcının deposunu kontrol etmeye kadro yetmez. Dahası, devletin halkın (kendi düşüncesine göre) ideal beslenmesi için oluşturduğu formüller ve standartlar tamamen havada kalır. Mesela devlet çocukların (ileride hastalanmaları pahasına) hızla büyüyüp erken yaşta işçi olarak ekonomiye katılmalarını istiyorsa sütlerin protein ve kalsiyum oranlarını yüksek tutmak isteyebilir, bunu da yukarıda bahsettiğim sistemde uygulayabilir. İkinci sistemde ise bu mümkün değil.

Süt endüstrisinden içerik endüstrisine, yani medyaya dönelim şimdi. Sosyal ağlar (bu yazıyı okumakta olduğunuz blog da buna dahil) tıpkı kendi sütünü üretip satmak isteyen çiftçinin pastörizasyon ve ambalaj makineleri gibi kendi içeriklerini herkesle paylaşmak isteyen vatandaşa bunun için imkan sağlarlar. Sosyal ağlar yokken de düşünüyordunuz, ama düşündüklerinizi sadece yakın çevrenizle paylaşabiliyordunuz. Siz süper şeyler düşünseniz bile bundan hepi topu 15-20 kişinin haberi oluyordu. Şimdi sosyal ağlar var, güzel birşey yazdığınızda bir anda onbinlerce kişi okuyabiliyor sizin yazdıklarınızı.

Bunu sadece fikir üretimi olarak düşünmemek lazım aslında. Ne bileyim, siz çok güzel şarkı söyleseniz bile eskiden sadece eşinizin dostunuzun haberi olurdu. Şimdi bir video çekip Youtube'a koyarak sesinizi dünyaya duyurabiliyorsunuz. Tüm içerikler ciddi olmak zorunda değil. Kedi videosu da bir içeriktir, montajlanmış esprili bir fotoğraf da. Tüm bunları artık çok daha fazla kişiyle paylaşabiliyoruz, hatta gerçekten güzel birşeyse paylaşımlar daha da artıyor, "viral" olabiliyoruz.

İşte bu durum insanların sadece tüketiciyken bir anda "tüketirken bir yandan da üreten" olmasını sağlıyor. Kısacası, bilgi ve içerik üretimi artıyor. Üstelik; farklı tarzlarda ve daha kolay tüketilen (okunan, izlenen veya dinlenen) içerikler üretildiği için daha fazla insanın ilgisi çekilebiliyor. Mesela ömründe hiç gazetede köşe yazısı veya kitap okumamış birisi (uzun ve sıkıcı bulduğu için Türkiye'de çoğu kişi köşe yazısı veya kitap okumaz) en uzunu 140 karakter olan Twitter mesajlarını rahatlıkla takip edebiliyor. Üstelik baskı olmadığı için daha "özgürce" üretilen bu içerikler tıpkı doğal ortamda yetiştirilmiş ineğin sütü gibi daha "lezzetli" olabiliyor.

Tekrar başlığa dönelim. Devletler sosyal ağları neden sevmezler? Devletler halkın üretici olmasını istemezler de ondan. Devletler halkın sadece tüketmesini, üretimi ise kendi kontrolündeki belli başlı üreticilerin yapmasını isterler. Medya holdinglerine bağlı gazeteler ve televizyonlar sosyal ağlarda anonim hesaplardan yazan kişilere göre çok daha rahat kontrol edilir. Devlet için tablet laptoptan daha caziptir, çünkü tabletler ve telefonlar içerik tüketim araçlarıdır. İsteseniz de fazla birşey yazamazsınız. O cihaza bir klavye eklenince bir anda üretim cihazına dönüşür, daha detaylı şeyler yazabilirsiniz. Devlet halkı için indirme (download) hızı yüksek, yükleme (upload) hızı düşük internet bağlantısını ideal görür, çünkü yükleme hızı artarsa herkes kafasına göre video yüklemeye veya internet üzerinden radyo yayınına başlar. İndirmek tüketmektir, onun yüksek olmasının zararı yoktur. Hatta yüksek olsun ki millet daha fazla tüketsin, bu devletin işine gelir.

Siz siz olun, eğer gelecekte paslanıp birşey yapamaz hale gelmek istemiyorsanız mutlaka birşeyler üretin. Yazın, çizin, yorum yapın, tartışın. Görüşünüz ne olursa olsun bunu var gücünüzle söyleyin. Eğer bugün üretmezseniz yarın ineğini satmış köylü gibi fabrika sütüne muhtaç kalırsınız. Tüketin de elbet, ama sadece tüketmekle kalmayın. Sebeplerini araştırın, bulgularınızı paylaşın, fikirleri dinleyin, tartışın. Düşüncelerinizi (her zaman öyle gözükmese de) devletin kuklası olmuş medya devlerinin yönetmesine izin vermeyin. Biraz uzun bir yazı oldu, sanki sonunu da çok iyi bağlayamadım (diyorum ya, üretmeyince paslanmışım ben de), bu seferlik idare ediverin. Buraya kadar sabredip okuduğunuz için teşekkür ederim.

23 Eylül 2011 Cuma

Twitter siyasete atılıyor

Popüler sosyal ağ (ve mikroblog hizmeti) Twitter siyasete bulaştı. Tabi bu bildiğiniz anlamda siyaset değil, Twitter seçim meydanlarında halka seslenip asla gerçekleşmeyecek vaatlerinden bahsetmeyecek. Şöyle ki; geçtiğimiz günlerde Twitter zorlamalı tweet diye (ben böyle çevirdim, asıl ismi promoted tweet) bir hizmeti devreye soktu. Twitter üzerinden reklam yapmaya yarayan bu hizmet sayesinde belli bir ücreti ödeyenler istedikleri kullanıcılara Twitter üzerinden mesaj (yani tweet) gönderebilecekler. Kullanıcıların o kişiyi veya kurumu takip edip etmemesi birşeyi değiştirmeyecek, telefonlarımıza gelen reklam mesajları gibi Twitter üzerinden de reklam tweetleri alacağız yani. Neyse, bu işin ticari yanı. Twitter şimdi de bu hizmetin siyasetçiler tarafından kullanacağını açıkladı. Siyasetçiler de kendi ülkelerinden olan kullanıcılara propaganda içerikli tweet gönderebilecekler. Üstelik biz bunlardan kaçamayacağız, öyle veya böyle gelecek. Ayırmanın kolay olması için ticari tweetler turuncu, siyasi tweetler mor renkle işaretlenecek. Neyse ki bir sonraki seçime kadar biraz vaktimiz var. Nasılolsa bizim siyasetçilerimiz seçimlere kadar halkla ilişki kurmazlar, daha sonra da açığı kapatmak için abanırlar. Seçim arifesinde Twitter'ı kullanmayız bir süre, olur biter...

8 Eylül 2011 Perşembe

Mercedes gençleri anlamaya başlıyor, yeni A serisi sosyal ağları kokpite getiriyor

Mercedes "klasik" lüks arabadır, cicili bicili teknolojik özellikler yerine klasik görünüm ve konfora önem verir. Kullanıcıların beklentilerinin değişmesiyle birlikte bu anlayış da önemini yitirmeye başladı. Artık tüm markalar gibi Mercedes'in de herkese (özellikle gençlere) hitap etmesi gerekiyor. Mercedes yöneticilerine göre yeni nesil elinde cep telefonuyla doğdu ve okumayı öğrendiğinde zaten bilgisayarla tanışmıştı. "Dijital Yerliler - Digital Natives" olarka adlandırdıkları yeni nesil (bu biz oluyoruz sanırım) teknolojiyle birlikte büyüdü ve teknoloji içermeyen şeyleri reddediyor. Mercedes'in üst seviye modellerinde herkesin hoşuna gidecek teknolojik aksesuarlar mevcut, ama bu arabalar hem pahalı, hem de tarz olarak gençlere göre değil. Bu sorunu çözmek isteyen Mercedes Benz tasarımcıları gençleri hedefleyen yenilenmiş A serisine sosyal ağları entegre etmişler. Henüz konsept tasarım aşamasında olan yeni A serisi eski hımbıl kız arabası tarzını terketmiş, sportif ve akıcı görünümlü bir arabaya dönüşmüş. Kokpitteki ana ekranda çalışan sistem kullanıcının akıllı telefonuna bağlanıyor ve telefon üzerinden sosyal ağlara (Facebook ve Twitter kesin, desteklenen diğer ağlardan bahsedilmemiş), e-postalara ve telefondaki dosyalara ulaşıyor. Gelen mesajlar ekranda görüntülenebiliyor, ayrıca mesajları sesli okuma seçeneği de mevcut. Tüm bu sistem orta kol dayamasının ön tarafındaki click wheel denilen tıklanabilir ayar tekerleği üzerinden yönetiliyor. (Eklemeden edemeyeceğim, Mercedes bu kontrol sistemini Audi'den kopyalamış. 5 sene önceki A6'larda vardı aynı kontrol sistemi.) Bu sistem sayesinde kullanıcılar araba kullanırken de hayatlarının önemli bir bölümünü oluşturan sosyal ağlardan kopmamış oluyorlar. Sistemin tanıtıldığı videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Blogger ve Picasa kapanabilir veya isim değişikliğine uğrayabilir

Mashable sitesinin kaynak göstermeden verdiği habere göre Google servislerinde yeni bir yapılanmaya giderek hepimizin sevdiği blog hizmeti Blogger'ı ve popüler fotoğraf paylaşım sitesi Picasa'yı yeniden isimlendirebilir veya başka bir hizmetle birleştirebilir. Google'ın yeni sosyal ağ hizmeti Google+ ile diğer servislerin daha iyi entegre olması için yapılan bu değişiklik sonunda mevcut kullanıcıları neyin beklediği henüz bilinmiyor. Haberin kaynağı belli değil, ayrıca Google konuyla ilgili yorum yapmayı reddetmiş, ama böyle birşey olur da Blogger üzerindeki blogların adresleri değişirse ben dahil pek çok blog sahibi sıkıntı çeker. Bu isim değişikliğini yüzbinlerce kullanıcıya sıkıntı çektirmeden nasıl yapacaklar bilmiyorum. Umarım makul bir çözüm bulurlar veya bundan vazgeçerler. Blogların sahiplerinin Google+ hesaplarıyla entegre olması güzel olur tabi, ama mevcut okurları kaybetmek pek iyi olmaz.

7 Haziran 2011 Salı

Fransa televizyon ve radyoda "Facebook" ve "Twitter" kelimelerini yasakladı

Başlık karışık oldu sanırım. Olmamış da olabilir tabi. Neyse, ülkemiz sansür tartışmalarıyla çalkalanırken Fransa'da yasak modasına kendi ilginç tarzıyla uydu. Bundan böyle Fransız televizyon ve radyo kanallarında "Facebook" ve "Twitter" kelimeleri kullanılamayacak. 1992 yılında yürürlüğe giren bir yasaya göre medyada herhangi bir hizmetin ismini gereksiz yere kullanmak yasaklanmış. Bu yasayı günümüze uyduran Fransız hükümeti de ünlü sosyal paylaşım sitelerinin isimlerinin TV ve radyoda zikredilmesini yasaklamış. Bu sayede zaten büyük ve baskın olan Facebook ve Twitter fazladan ücretsiz reklam yapamamış olacak. Daha farklı sitelerin önü açılacak. (onlar böyle demişler, ben demiyorum) Tabi bunun bir istisnası var. Eğer bu sosyal ağların ismi bir haberin konusuysa, mesela birisi Facebook mesajı yüzünden cinayet işlemişse (olmaz demeyin, bu da olur, hatta belki olmuştur bile) bu haberde "Facebook" kelimesi kullanılabilecek. Bunun haricinde bu kelimeler yasak. Yani, bir radyo programını yapan DJ dinleyicilerine "bizi Twitter üzerinden de takip edebilirsiniz" diyemeyecek. Eh, azıcık mantığa uyuyor gibi, ama sonuçta yasak yasaktır.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Facebook kirli oynuyor, Google'ı kötülemek için para ödüyor

Bizde yasak olsa da, bazı yabancı ülkelerde firmaların reklamlarında diğer firmaların isimlerini veya ürünlerini kullanması serbest. Tabi rakip firmalar hakkında negatif yorum yapılacaksa (daha doğrusu, kendi ürününün daha üstün olduğu söylenecekse) bunun belgelere dayanması gerekli. Buraya kadar tamam, ama Facebook'un son hamlesi ABD'nin esnek rekabet kurallarına bile sığmayacak cinsten. USA Today isimli gazete ve The Daily Beast isimli site Facebook'un rakibi Google hakkında dedikodular çıkarması için bir halkla ilişkiler firmasıyla anlaştığını ortaya çıkarmış. Üstelik, Facebook yetkilileri bunu onaylamış, yani bu durum söylentiden ibaret değil.

Olay ABD'nin büyük halkla ilişkiler şirketlerinden Burson-Marsteller'ın USA Today'in de içinde bulunduğu büyük medya organlarına Google'ın Gmail'e eklediği sosyal ağ fonksiyonu Social Circle hakkında olumsuz yorumlar içeren haberler yayınlamaları için ricada bulunmasıyla patlamış. Meselenin üzerine giden USA Today önce Microsoft'tan şüphelenmiş, çünkü Microsoft ile Google arama motoru, e-posta hizmetleri ve mobil işletim sistemleri gibi pek çok konuda rekabet içindeler. Daha sonra izleri takip ederek Burson-Marsteller'a kötü dedikodular yayması için para ödeyenin Facebook olduğu gerçeğine ulaşmışlar. Facebook yetkilileri yaptıkları ahlaksızlık delillerle ispatlanınca olayı inkar edememişler ve Burson-Marsteller ile Google'a çamur atmak için anlaştıklarını kabul etmişler. Dahası, bunu kendilerince haklı sebeplerle yaptıklarını, Google'ın sosyal ağının kişisel bilgilerin gizliliği açısından çok tehlikeli olduğunu söylemişler. Eğer böyle bir dertleri varsa mahkemeye gitmeleri gerekiyordu, ama Facebook kirli oynamayı tercih etmiş. Hoş, Google da çok temiz değil ya, "al birini, vur ötekine" sözüne tam uyacak bir ikili oluşturuyorlar.

24 Nisan 2011 Pazar

Renault Facebook'un "Beğen" fonksiyonunu gerçek hayata aktarıyor

Facebook kullanıcısıysanız (büyük ihtimalle öylesinizdir, çünkü artık neredeyse herkesin bir Facebook hesabı var) "Beğen" özelliğini (orjinali "Like" şeklinde) biliyorsunuzdur. Bu özellik sayesinde kişiler Facebook üzerindeki içeriklerden beğendiklerini tüm arkadaşlarıyla paylaşabiliyorlar. Yani, kimin neyi beğendiğini herkes görüyor. Bu aralar firmaların sosyal ağlardaki pazarlama çalışmaları iyice hızlandı. Bu çalışmaların bir benzerini de Fransız otomobil üreticisi Renault yapmış, ama oldukça ilginç bir şekilde. Amsterdam'daki AutoRAI otomobil fuarının girişinde ziyaretçilere manyetik "beğenme kartları" dağıtan Renault standındaki otomobillerin bu sayede anında beğenilebilmesini sağlamış. Kartlar verildiği kişilerin Facebook hesaplarıyla eşleştiriliyor. Bir ziyaretçi Renault standında kartını her otomobilin yanında bulunan cihazlardan birine okuttuğunda anında o otomobili Facebook üzerinde beğenmiş oluyor. Güzel fikir, biraz masraflı olsa da bugüne kadar yapılmamış olduğu için tebriği hakediyor. Bu arada, otomobillerin yanında duran "beğenme noktaları" aslında kutu içine yerleştirilmiş ve manyetik okuyucuya bağlanmış iPad'lerden ibaret. Bu ilginç pazarlama tekniğinin videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu göremiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Gerçek ile sanalı buluşturan etajer: Tableau

Evet, yanlış okumadınız. Başlıkta etajer yazdım. John Kestner isimli sanatçının eseri olan bu ilginç cihaz dışarıdan bakınca sıradan bir mobilya gibi görünüyor. Onu sıradanlıktan çıkaran ise sosyal ağ bağlantılı bir etajer oluşu. Tableau'nün çekmecesine yerleştirilen herhangi bir resim veya yazı otomatik olarak taranıp kullanıcının Twitter hesabına aktarılıyor. Benzer şekilde, Twitter hesabına gelen mesaj ve fotoğraflar da kağıda basılarak kullanıcının okuması için çekmecede bekletiliyor. Kağıt israfı olmasın diye normal baskı yöntemleri yerine Zink isimli mürekkepsiz kağıt teknolojisi kullanılmış. Çekmecenin kulbu LED ile ışıklandırılmış, gelen mesaj durumuna göre farklı renklerde yanıyor. Tableau benzer yöntemle kişinin e-posta adresini de takip edebiliyor. Bu ilginç cihazın bir güzel özelliği de üretiminde hurdaya çıkmış elektronik ürünlerin parçalarının kullanılmış olması. Böylece Tableau çevreye olabildiğince az zarar vermiş oluyor. Hala geliştirme sürecinde olan Tableau önümüzdeki yıl seri üretime hazır olacak. Oldukça açıklayıcı olan tanıtım videosu aşağıda, izleyemeyenler şuraya tıklayabilir.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Olmaz demeyin, bu da oldu: Arabada sesli Facebook

OnStar firması 15 senedir General Motors grubundaki araçların güvenlik sistemleri üretiyordu. Son yıllarda modaya uyarak araç içi eğlence sistemlerine de bulaşan OnStar yeni geliştirdiği teknolojilerle sosyal ağları araçların ön konsollarına taşıyacak gibi görünüyor. Firmanın yeni geliştirdiği araç içi bilgi - eğlence (ecnebiler buna "infotainment" diyor) sistemi hareket halindeyken Facebook'a girmeye olanak tanıyor. Bununla da kalmıyor, sürücünün Facebook sayfasındaki yenilikleri ve mesajları sesli olarak sürücüye okuyor. Üstelik, sürücü isterse sesli olarak Facebook üzerinden mesaj gönderebiliyor. Böylece trafikte araç kullanırken bile arabanın içindekiler Facebook bağımlılıklarını sürdürebiliyorlar. Metinleri okuyan bu teknolojiyi farklı konularda da kullanmak isteyen OnStar benzer bir sistemi kısa mesajlar (SMS) için de kullanacakmış. Bu sistemde de arabanın Bluetooth araç kitine bağlanan bir telefona gelen mesajlar sürücüye sesli olarak okunacakmış. Sürücü eğer isterse dikkatini dağıtmadan bu mesajlara önceden hazırlanmış cevaplardan birini gönderebilecekmiş. Güzel bir teknoloji, ama bana yetmez. Ben yolda giderken sadece sesimi kullanarak bloga yazı gönderebileceğim, forumlarda yazışabileceğim bir sistemi bekliyorum. Acaba çok şey mi istiyorum?

12 Ağustos 2010 Perşembe

Rahmetlinin Facebook hesabı ne olacak?

Kimse bu soruyu sormuyor. Öyle ya, ölen kişinin internet sitelerindeki hesaplarına ne oluyor? Daha önce böyle bir sorun pek akla gelmezdi, çünkü ölüme daha yakın olan yaşlı kişiler pek internet kullanmıyordu. Şimdi ise internetin her yaş grubundan kullanıcısı var ve bu kullanıcılar vefat ettiklerinde hesaplarıyla birilerinin ilgilenmesi gerekiyor. Şifre bilinmediğinde ise sıkıntı doğabiliyor. İşte farklı sitelerin ölenlerin hesaplarıyla ilgili uygulamaları:
  • Twitter: Ölüm halinde bir akrabanın veya yakın dostun temasa geçmesiyle Twitter hesabı kapatılabiliyor. Vefatı ispat eden bir belge ve irtibat adresi isteniyor.
  • Facebook: Yakın bir akraba meftanın Facebook hesabının kapanmasını veya hatıra hesabına dönüştürülmesini talep edebiliyor.Hatıra hesabında hassas bilgiler siliniyor, duvar ziyaretçilerin yorum bırakması için yerinde kalıyor.
  • Gmail: Meftanın birinci dereceden bir akrabası kimlik ispatı ve ölüm belgesini Google'a mail veya faks yoluyla ulaştırdığında hesaba erişimi sağlanıyor.
  • MySpace: Ölen kişinin birinci dereceden yakınları talepte bulunarak MySpace hesabının kapatılmasını veya hatıra hesabına dönüştürülmesini sağlayabiliyor. Hatıra hesabı seçildiğinde ise hesap üzerinde hiçbir oynama yapılmasına izin verilmiyor.
  • eBay: Ölüm belgesi meftanın birinci dereceden yakını tarafından fakslandığında eBay hesabı kapatılabiliyor.
  • LinkedIn: Sitedeki ölüm onay belgesi doldurulup LinkedIn'e faks veya email yoluyla gönderildiğinde hesap kapatılıyor.
Her sitenin kendine göre bir yöntemi var. Henüz böyle bir durumda ne yapacağını düşünmemiş siteler de artık bir ölüm prosedürü hazırlamalı. Aynı şekilde, kişiler de Entrustet gibi sitelerde dijital vasiyetlerini hazırlayarak onlar öldüğünde internet üzerindeki hesaplarına ne olacağını önceden belirleyebilirler. Ölüm hoş değil, ama kaçınılmaz. Hazırlıklı olmak lazım.