kompakt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kompakt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2013 Salı

Yeni Mazda 3 böyle mi olacak?

Sanırım böyle olacak. Tabi kamuflajlar hariç, onlar olmayacak. Japon üretici en popüler modellerinden Mazda 3'ü önümüzdeki yıl yenileyecek. 2014 Mazda 3 şimdiden hazır gözüküyor, ama tanıtım öncesinde biraz yol testinden geçmesi gerekiyor. Casus fotoğrafçılar da yol testleri sırasında görüntülemişler kamuflajlı Mazda 3'ü. Arabanın neredeyse tamamı kamuflajla gizlenmiş de olsa Mazda'nın yeni "Kudo" tasarım anlayışı (Mazda 6 ve CX-5 modellerinde de kullanılıyor) ve kamuflajın altından kendini belli eden hatlar sayesinde yeni Mazda 3'ün neye benzeyeceğini kestirebiliyoruz.

Yeni Mazda 3'ün mevcut modelden en büyük farkı gözükmeyen kısımlarında. 2014 model Mazda 3 kendi tarihinde ilk defa Ford'dan alınmamış, bizzat Mazda tarafından geliştirilmiş bir platform kullanacak. Ford geçmişte Mazda'nın üçte bir hissesine sahipti, B, C ve D segmentlerindeki modelleri neredeyse birbirinin aynıydı. Bu yıl tanıtılan Mazda 6 bu kuralı yıkan ilk araba oldu ve Mazda tarafından geliştirilen bir platform kullanıldı. Mazda 3 de benzer şekilde Japonya'da geliştirilen, Mazda'ya özgü bir platform kullanacak. Ford'dan esinlenmeler olur elbet, ama Focus ile aynı platform kullanılmayacak. Motorlar konusunda henüz pek bilgi yok. Mazda yeni SkyActive motorlarını tanıttı, ama bu motorlar 2 litre ve üstü hacme sahip. Mazda 3'e uygun küçük hacimli yeni SkyActive motorlar gelebilir, veya Mazda Ford'dan aldığı motorları kullanmaya devam edebilir. Yakında öğreniriz, Mazda bu aracı Tokyo Motor Show'da tanıtmayı planlıyor. Piyasaya çıkış tarihi de o zamana kadar kesinleşmiş olur. Bence yeni Mazda 3 güzel bir araba olacak gibi görünüyor. Eğer Avrupa'daki kotalı satış politikasından vazgeçip servis ağını da güçlendirirlerse, bir de arabanın motor ve şanzıman seçeneklerinde saçma kısıtlamalara gitmezlerse bu araba kompakt sınıfın en popüler araçlarından biri olabilir.


4 Aralık 2012 Salı

Mercedes CLA pistte - İlk test videosu yayınlandı

Mercedes'in "yavru CLS" olarak da bilinen kompakt sedan modeli CLA kamuflaja bürünmüş haliyle piste çıktı. Önceleri isminin CLC olacağı söylenen modelin ismi daha sonra CLA olarak açıklanmıştı. Bu yıl piyasaya çıkması beklenen CLA aslında A serisinin sedan versiyonu, ama klasik kompakt sedanların aksine gençleri hedefleyen sportif bir araç olarak tasarlanmış. A serisi platformu kullanıldığı için CLA'nın normal versiyonları önden çekişli olacak, ama test videosunda görülen araç Mercedes'in 4Matic isimli dört tekerlekten çekiş sistemine sahip. Bu sayede pistin ıslak bölümlerinde bile çekişten düşmüyor, virajlarda hafifçe kaysa bile kendini toparlıyor. 4Matic sisteminin hangi motorlarla sunulacağı henüz belli değil, ama 2 litrenin altında hacme sahip küçüm motorlu versiyonlar sadece önden çekişli olacaktır. CLA her ne kadar kamuflajla gizlense de arabanın hatları belli oluyor. Eğer göremediğimiz kısımları çok kötü değilse CLA gerçekten güzel bir araba olacak. CLA'nın en yakın rakibi yakında piyasaya çıkacak olan Audi A3 sedan olacak, BMW'nin ise bu sınıfta aracı henüz yok. Dört tekerlekten çekişli CLA'nın test videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Honda Civic'i kurtarma operasyonu - Makyajlı 2013 Civic böyle olacak

Kompakt sedan dendiğinde ilk akla gelen arabalardan biridir Honda Civic. Sorunsuzluğu, sağlamlığı ve keyifli sürüşüyle tanınır. Avrupa otomobil endüstrisi için Volkswagen Golf neyse Japon otomobil endüstrisi için de Honda Civic odur. Sevilen bir modeldir yani. Bu yıl piyasaya çıkan yeni Honda Civic ise eski modelleri kadar sevilmedi. Tasarımının 8. nesil Civic'ten çok farklı olmaması, teknolojik açıdan pek yenilik getirmemesi ve kompakt sınıftaki rekabetin eskiye göre çok daha zor oluşu Civic satışlarının beklenen noktaya ulaşmasını engelledi. Honda mühendisleri bu kötü gidişatı değiştirmek istemişler ve henüz piyasaya çıkalı sadece bir yıl olmuşken Civic'i hafiften makyajlamışlar.

2013 model yılıyla satılacak olan makyajlı Honda Civic'in tasarımı sertleşmiş. Daha keskin hatlar kullanılmış, böylece araba daha kaslı bir görünüme bürünmüş. Tamamen yenilenen ön tamponun altındaki hava girişi kromajlı bir parçayla süslenmiş. Farlar da değişmiş tabi, onlar da daha şık olmuşlar. Arkada da mevcut modeldekinden biraz daha komplike bir tasarım tercih edilmiş. Farlar 90'lardan kalma gibi görünmüyor artık, bagaj kapağının ortasına doğru uzanıyorlar. Krom bir çıta da arka görünümü şıklaştırmış. Genel olarak 2013 Civic 2012 modele göre çok daha şık ve sportif görünüyor. Arabanın iç mekanında ve mekanik kısımlarında nasıl değişiklikler yapıldığını bilemiyoruz, Honda bu konuda bilgi vermiyor. Burulma çubuğu sistemli arka süspansiyonların makyaj sonrasında da kullanılacağını düşünüyorum, ama belki bazı ayarlamalarla sürüşü biraz daha sportifleştirebilirler. Motorlarda da ufak güç artışları görebiliriz, ama fazla umutlanmamak lazım. 2013 Honda Civic önümüzdeki yıl içinde piyasaya çıkacak, ama ülkemize gelişi 2013'ün ortasından sonra olacaktır büyük ihtimalle.


17 Eylül 2012 Pazartesi

Canon yeni üst düzey kompaktlarını tanıttı: SX50, S110 ve G15

Japon fotoğraf makinesi üreticisi (aslında başka şeyler de üretiyor da, biz onu fotoğraf makineleriyle anmayı tercih ediyoruz) Canon güçlü özelliklere sahip üst düzey kompalt makinelerini yeniledi. Yeni modellerden en dikkat çekici olanı üstteki fotoğrafta görülebilen SX50 HS. İsminin hakkını veren bu makine tam 50x optik yakınlaştırma özelliğine sahip. Bu oran bugüne kadar bir kompakt makinede kullanılan en yüksek yakınlaştırma oranı. Çok yüksek yakınlaştırma oranına sahip lenslerde geniş ve uzun uçlarda bozulmalar yaşanır, kalite düşer, ama yine de çok uzakları sıkıntıya girmeden çekebilmek çok büyük avantaj. SX50 HS'in çözünürlüğü 12 megapiksel, ama algılayıcısı arkadan aydınlatmalı CMOS tipinde olduğu için düşük ışıkta bile güzel fotoğraflar çekebiliyor.

Tanıtılan bir diğer model de en dar ceplere bile sığabilen S110. İlk bakışta piyasadakilerden çok da farklı değilmiş gibi gözükse de S110 ilgi çekici birkaç özellik barındırıyor. Bir kere, arkasındaki 3" boyutundaki ekran dokunmatik. Bu sayede bazı ayarlamaları yapmak çok daha kolay oluyor. Ayrıca, makinenin lensinin etrafındaki halka kendi etrafında dönebiliyor ve bazı ayarların çekim sırasında daha kolay değiştirilmesini sağlıyor. SLR makinelerin lenslerinin üzerindeki kontroller gibi yani, sadece biraz daha küçük. WiFi özelliği de bulunan S110'un en güzel kısmı lensi ve algılayıcısı. 12 megapiksellik algılayıcı 1:1.7" boyutunda, yani standart kompakt makinelerin algılayıcılarına göre daha büyük. Bu sayede düşük ışıkta bile kaliteden ödün vermeden fotoğraf çekmek mümkün oluyor. S110'un maksimum diyafram açıklığı f:2.0 olan 5x optik yakınlaştırmalı lensi de düşük ışık performansına katkıda bulunuyor.

En güzel kısmı en sona sakladım. Kişisel favorim olan G serisine de yeni bir model eklemiş Canon. G15 aslında S110 ile aynı büyük algılayıcıya sahip, ama daha becerikli bir lensi ve daha profesyonel bir tarzı var. Rangefinder olarak bilinen bu tip makineler profesyonel fotoğraf makinelerinin yeteneklerini kompakt gövdede sunuyorlar. G15 de profesyonel makinelerde gördüğümüz tam manuel kontrol, harici flaş bağlantı noktası ve çift kontrol tekerleği gibi bazı özellikleri pantolon cebine sığmasa da mont cebine sığabilen makul büyüklükteki bir gövdeye sığdırabilen bir makine. Bu makinenin lensinin de yakınlaştırma oranı 5x, ama maksimum diyafram açıklığı f:1.8. Böylece gece çekimlerinde S110'a göre biraz daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün. Canon bu makineleri önümüzdeki ay sırasıyla 480$ (SX50 HS), 450$ (S110) ve 500$ (G15) şeklinde belirlenmiş fiyatlarla piyasaya sunacak. Tabi bunlar ABD fiyatları, G15 buralara geldiğinde 1,500 lira civarında olacaktır fiyatı. O fiyata giriş seviyesi bir DSLR almak da mümkün, ama hiçbir DSLR (en ufakları bile) montunuzun cebine sığmayacaktır. Benzer şekilde, SX50 yerine alınabilecek bir DSLR en fazla 3x zoom yapabilen 18-55mm bir lensle geleceği için SX50'nin uzakları yakına getiren zoom özelliğinin yerini tutmayacaktır. Neyse, herkesin kendi tercihi tabi, ama ben G15'i fena halde gözüme kestirdim.

4 Eylül 2012 Salı

2013 (veya 2014) Volkswagen Golf (Mk VII) böyle olacak

Otomobil konuları Emre'nin ilgi alanı ama son günlerde yoğun çalışıyor. Binaenaleyh, bu yazıyı ben yazdım.


Cep telefonları konusunda yeni iPhone'un (bugün ortaya çıkan davetiyeye göre iPhone 5 olacak adı) tanıtılması ne kadar ilgi çekiyorsa otomotiv dünyası için de yeni Golf'ün tanıtılması o kadar ilgi çeker. Kompakt sınıfı yaratan, her modeliyle de standartları belirleyen otomobil sonuçta Volkswagen Golf. En iyi olmasa da, bazen rakiplerinin gerisinde kalsa da her kompakt hatchback mutlaka Volkswagen Golf'le karşılaştırılır. Neyse, uzatmamak en iyisi. Bu fotoğraflarda gördüğünüz araba henüz tanıtılmamış olan Volkswagen Golf.

Yeni Golf biraz değişik olmuş desek yalan söylemiş oluruz. Değişik filan olmamış, klasik Golf stilinde olmuş. Hatta, mevcut modelden sonra çıkan ve ona benzeyen Polo'nun biraz daha büyütülmüşü gibi olmuş. Volkswagen fazla radikal değişiklikler yapmayı sevmiyor, klasik tasarımla devam etmek istiyor. Haklılar da, insanlar Golf'ü böyle beğeniyor.

2013 model (2014 de olabilir, henüz belli değil) Golf'ün asıl olayı kaportanın altında, yani iç mekanında ve altyapısında. Üstteki fotoğrafta da görüldüğü gibi iç mekan klasik tarzda, sade ve şık tasarlanmış. Sürücü odaklı tasarlanan ön konsol Passat'ın konsolunu andırsa da biraz daha dar. Tabi malzeme kalitesinin nasıl olacağını bilemeyiz. Bir zamanlar Volkswagen ismi geçtiğinde malzeme kalitesinin iyi olacağını düşünürdük, ama son yıllarda yaptıkları bazı arabalar bu kuralı bozdu maalesef. Yeni Golf tıpkı yeni Audi A3 gibi MQB platformunu kullanıyor. Bu platform bundan sonra geliştirilecek olan pekçok Volkswagen grubu otomobilinde de kullanılacak. Hem yeni platformun sadeliği, hem de kullanılan yeni nesil malzemeler sayesinde Golf Mk VII mevcut modele göre 100KG kadar daha hafif olacak. Bu da hem daha fazla performans, hem de daha düşük tüketim demek. Tüketimi düşürecek tek şey hafiflik değil tabi, Volkswagen silindir deaktivasyonu (sabit hızda giderken motorun sadece iki silindirinin çalışması, diğer ikisinin iptal olması) gibi teknolojileri de yeni Golf'te kullanacak. Şanzıman seçenekleri yine manuel ve DSG'den oluşacak. Daha fazla bilgi şimdilik yok, çünkü araba henüz tanıtılmadı. Tanıtıldığı zaman daha kesin bilgilerle tekrardan yazacağız yeni Golf'ü.


22 Ağustos 2012 Çarşamba

Nikon'dan Android'li kompakt fotoğraf makinesi: Coolpix S800c

Nikon kompakt sınıftaki yeni modellerini tanıtırken kimsenin ummadığı farklı bir modelle teknoloji dünyasının gündemine oturuverdi. Başlıktan da anlaşılacağı üzere Android işletim sistemiyle gelen bu yeni modelin ismi Coolpix S800c. İster istemez insanın "bu bugüne kadar neden yapılmadı?" demesine sebep olan S800c önden bakıldığında standart bir bas-çek tipi kompakt makineden farksız görünüyor. Makinenin arkasına baktığımızda ise 3.5" büyüklüğündeki kapasitif dokunmatik (çoklu dokunma destekliyor) ekranı görüyoruz. Ekran dokunmatik olunca fazla tuşa da ihtiyaç duyulmamış haliyle, bu yüzden arkada sadece üç tane tuş var. Ekran çözünürlüğü tam olarak (bizim istediğimiz türde, en x boy şeklinde) belirtilmemiş, bunun yerine 270,000 piksel olduğundan bahsedilmiş. Üst seviye akıllı telefonlar kadar olmasa da fotoğraf makinesi için yeterli gelecektir bu çözünürlük. Makinenin fotoğraf çözünürlüğü ise 16 megapiksel. Arkadan aydınlatmalı CMOS sensör kullanan S800c diğer amatör makineler gibi manuel kullanıma fazla izin verilmeyen, herşeyi otomatik modda halleden bir makine. Ayrıca yüklenebilen uygulamalarla makinenin yetenekleri arttırılabilir, manuel modlar eklenebilir. 1080P kalitesinde HD video da çekebilen cihazın lensi 10x yakınlaştırma oranına ve optik titreşim önleme özelliğine sahip.


Biz akıllı telefonları veya tabletleri incelerken işlemci performansına ve bellek miktarına bakarız. Nikon bu detayların hiçbirinden bahsetmemiş. Yalnız, S800c'nin Android'in 4.0 ve üzeri versiyonları yerine artık ömrünü tamamlamış olan 2.3 versiyonuyla gelmesi, bunun sebebi olarak da eski versiyonun daha az işlemci gücüne ihtiyaç duyduğunun söylenmesi donanımın biraz yavaş kaldığını gösteriyor. Yine de fotoğraf uygulamaları için yeterli gelecektir. Uygulama demişken; S800c eski adıyla Android Market, yeni adıyla Google Play olarak bilinen Android uygulama mağazasına da girebiliyor. Genelde bu tip "bir işe özel" cihazlarda kullanım amacı dışına çıkılmasın diye uygulama mağazası erişimi kapatılır, ama Nikon böyle bir dingillik yapmamış. WiFi üzerinden internete bağlanabilen Nikon S800c web tarayıcısı üzerinden internette gezinebiliyor, sosyal ağ uygulamalarıyla çekilen fotoğrafların ve videoların anında paylaşılmasını mümkün kılıyor. GPS alıcısı sayesinde fotoğraflara konum bilgisi eklemek de mümkün. Cihazın 4GB kapasiteli depolama alanının uygulama yüklenmesine izin verilen kısmı 680MB büyüklükte. S800c günümüzdeki çoğu kompakt fotoğraf makinesi gibi lityum-ion pile sahip. Ortalama pil ömrü 140 kare olarak belirtilmiş, ama flaş kullanımına ve makinenin kurcalanma oranına göre pil ömrü daha uzun veya kısa olabilir.

Daha önce de bu blogda benzer bir üründen bahsetmiştim aslında. Altek Leo isimli o benzer ürün daha çok fotoğraf makinesi entegre edilmiş bir akıllı telefon gibiydi. Nikon Coolpix S800c ise arkasında Android'li bir tablet olan fotoğraf makinesi kıvamında. Dokunmatik ekranlı ve WiFi bağlantılı fotoğraf makineleri uzun süredir var zaten, ama S800c uygulama yüklenebilme özelliği ve Android'in kullanım kolaylığı ile esnekliği sayesinde diğerlerinden bir adım öne çıkabiliyor. Nikon'un bu tip ince kompakt makinelerinin fotoğraf performansları çok iyi olmaz, bu makineden de kaliteli fotoğraflar beklemiyorum. Standartları karşılayacaktır, ortalama bir kompakt makine kullanıcısına yetecektir. Bu kadarı da kafi zaten. Eğer bu "Android'li kompakt makine" konsepti tutarsa, daha önceki "projektörlü makine" denemeleri gibi patlamazsa diğer üreticiler de (başta Android'in savaşçısı rolünü üstlenen Samsung) benzer ürünler piyasaya sürecektir. Nikon Coolpix S800c önümüzdeki ay Almanya'da düzenlenecek olan Photokina etkinliğinde tanıtılacak ve hemen ardından piyasaya sürülecek. Şimdilik sadece iki renk seçeneği (siyah ve beyaz) var, ama eğer cihaz popüler olursa farklı renk seçenekleri de gelebilir. ABD fiyatı 350$ olacak, Türkiye'de de 1,000 lira civarından giriş yapar. O parayı hakeder mi bilmem, ama güzel bir fikir olduğu kesin.


2013 Toyota Auris resmen tanıtıldı

Toyota'nın kompakt hatchback sınıfındaki temsilcisi Auris bu yıl yenilenecek. Daha önce "yanlışlıkla" sızdırılan bir broşürde yeni Auris'i zaten görmüştük. Tabi o fotoğraflar çok net değildi, ama yine de arabanın neye benzeyeceği konusunda genel bir fikir veriyordu. Dün (bu satırların yazarı bayram tatilinde miskinlik ederken) Toyota yeni Auris'i basına resmen tanıttı. Arabanın asıl tanıtımı Paris'teki fuarda olacak, ama en azından yetkili kaynaklardan gelen fotoğraflar ve bilgiler var elimizde.

Daha önce de yazmıştık, aynı şeylerin tekrar gibi olacak ama tasarımdan biraz bahsetmeden olmaz. Yeni Auris eski modele göre oldukça farklı bir tasarıma sahip. Hatta, yeni Yaris'i saymazsak diğer Toyota modellerine göre tamamen farklı bir tasarıma sahip. Yaris'in biraz daha büyütülmüşü gibi duran 2013 model Auris bana daha çok Hyundai ve Kia modellerini anımsattı. Yine de genel anlamda şık bir araba olmuş, çirkin bulmadım ben. Tabii ki gönül tamamen özgün, piyasadaki hiçbir arabaya benzemeyen, hiçbir modeli andırmayan bir Auris ister ama maalesef bu istekler gerçekçi değil artık. Üreticiler birbirlerinden ilham alarak tasarım yapıyorlar, aynı sınıftaki modeller de birbirini andırıyor. Eski Auris'in tamamen yuvarlak hatlardan oluşan bombeli ve balonumsu tasarımına karşın yeni Auris köşeli ve sert bir tasarımla gelecek. Bu biraz zevk meselesi olduğundan fazla yoruma girmek istemiyorum, zaten yeni Auris'in asıl güzelliği de kaportasının altında.

Yeni Auris'in iç mekanında malzeme kalitesi arttırılmış. Kapılarda ve konsolda yumuşak plastik kullanılmış. Kapılardaki kol dayamalarına uzun süreli kullanımda dirsekler çürümesin diye yumuşak yastıklı kaplama (altında sünger olan kumaş kaplama işte) eklenmiş. Üst donanım seviyelerinde konsolda deri ve mat aluminyum kullanılacağı söyleniyor, ama o donanım paketleri bizim sınırlarımızdan içeri hiç girmeyebilir. Önceki Auris'te bulunmayan komple cam tavan da aksesuar listesine eklenmiş. Eski Auris'e göre daha uzun ve daha geniş olan yeni modelin tavanı biraz alçaltılmış. Toyota yetkililerine göre bu alçak tavan ve yeni platform sayesinde 2013 Auris piyasaya çıktığında kompakt sınıf standart (yani sportif versiyon filan olmayan) hatchback modelleri arasında ağırlık merkezi yere en yakın model olacakmış. Tavanın alçalması ve yeni keskin hatlı tasarım Auris'in aerodinamik başarımını da etkilemiş. 0.28 olarak belirtilen rüzgar direnci diğer arabalarla karşılaştırıldığında gayet başarılı görünüyor. Bir diğer güzellik de süspansiyon sisteminde ve altyapıda yapılmış. Süspansiyonlar "dirileştirilmiş", yeni bir çelik alaşımı sayesinde de Auris hem hafifletilmiş (40 kilogram kadar) hem de burulma direnci arttırılmış. Toyota yetkilileri yeni modelin eskisine göre çok daha iyi yol tutacağını söylüyorlar. Basın bülteninde hibrit model haricinde üç farklı motor seçeneğinden bahsetmişler. 1.6L ve 1.33L hacminde benzinli motorlarla 1.4L hacmindeki dizel motordan oluşan bu üç motor seçeneği önceki modelden aynen taşınmış gibi görünüyor. Şanzımandan ise hiç bahsedilmemiş. Eğer yeni Auris başarılı olamazsa en büyük sorumlusu bu motor ve şanzıman seçenekleri. Eskiden en başarılı motor ve şanzımanlaır üreten Toyota şimdi piyasanın çok gerisinde kaldı maalesef. Eğer motorların güçleri arttırılmamışsa, şanzımanlar da (özellikle MultiMode isimli berbat robotize şanzıman) yenilenmemişse yeni Auris'in işi zor. 2013 Toyota Auris Paris'teki otomobil fuarının ardından Avrupa'da piyasaya çıkacak. Önceki model Türkiye'de üretiliyordu, yeni Auris İngiltere'de üretilecek. Bu yüzden Türkiye'de piyasaya sürülmesi biraz gecikebilir, ama bu yıl bitmeden yeni Auris'i yollarda göreceğimizi düşünüyorum.


27 Temmuz 2012 Cuma

Çizilen lenslere son - Kendiliğinden kapanan lens kapağı X-Cap

Kompakt fotoğraf makinelerinin çoğunun lenslerinde makine kapatıldığında kendiliğinden kapanan koruyucu kapaklar bulunur. (aynı köke sahip kelimeleri bir cümlede üç kere kullanmayı hiç sevmiyorum ama kullanmam gerekiyordu) DSLR ve benzer türde daha gelişmiş lenslere sahip makinelerde ise böyle bir imkan bulunmaz. Kapağı kapatmayı unutursanız lens her tür dış etkene maruz kalabilir, kirlenebilir veya çizilebilir. Tayvanlı bir firma bu sorunu kısmen de olsa giderebilecek bir ürün geliştirmiş. X-Cap isimli bu lens kapağı DSLR lensleriyle uyumlu olmasa da yüksek zoom oranına sahip kompakt makinelerde veya aynasız makinelerin bazı lenslerinde kullanılabiliyor. Normal bir kapak gibi takılan ve çalışması için yerine tam oturtulması gereken X-Cap lensin teleskopik uzama - kısalma hareketine göre açılıp kapanıyor. Makine kapatıldığında lensin ön kısmı içeri giriyor, X-Cap'in arka kısmındaki mekanizma da bu harekete göre lensin kapağını kapatıyor. Makine açıldığında ve lens uzadığında kapak yeniden açılıyor. Gayet güzel bir sistem, ama maalesef her lense uygun değil. DSLR makineler için de böyle birşey olsa çok işe yarayabilirdi. X-Cap'in ne zaman piyasaya çıkacağı ve fiyatı henüz belli değil. Bu harika lens kapağının nasıl çalıştığını aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.

19 Nisan 2012 Perşembe

CLS yavrusu Mercedes CSC (CLA ve hatta CLC de olabilir) konsepti duyuruldu

Mercedes'in ismi sık sık değişen, ama herkesin merak ettiği modeli CSC'nin konsepti Pekin'deki otomobil fuarında sergilenmeden önce internette tanıtıldı. Dört kapılı coupe sınıfının başlatıcısı sayılan güzeller güzeli CLS'nin küçük versiyonu olarak tanımlayabileceğimiz CSC kompakt sınıfta bir otomobil. Sportif hatları, basık tavanı ve sert görünümüyle ağabeyi CLS'den bile daha şık duran CSC Mercedes'in yeni A ve B serisi modellerinde de kullandığı MFA platformunu kullanıyor. Piyasaya çıktığında C serisinin biraz daha altında fiyatla satılacağı düşünülüyor, ama aksesuar bolluğu yüzünden daha pahalıya bile satılabilir.

Önden çekişli olan CSC'nin AMG versiyonu dört tekerlekten çekişli olacak. Kendisi kompakt olduğu için küçük motorlarla da (özellikle de Renault'dan alınan 1.6 litrelik dizel motorla) yeterli performans vermesi beklenen kompakt otomobilin piyasaya ne zaman çıkacağı henüz belli değil. Fazla süreceğini sanmıyorum, ya da fazla sürmemesini umuyorum. Bu arada, CSC ismi "Consept Style Coupe" kelimelerinin kısaltmasından oluşuyor. Şimdiye kadar ismi iki kere değiştiği için isim konusunda yalama olan CSC'nin piyasaya hangi isimle çıkacağı halen merak konusu.

Güncelleme: Mercedes bu modelle ilgili bir tanıtım videosu hazırlamış. Videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Yeni (2013 model) Kia Cee'd tanıtıldı

Kia'nın ülkemizde de pek sevilen kompakt hatchback modeli Cee'd 'in yenilenmiş versiyonu Kia tarafından tanıtıldı. Tabi bu tanıtım öyle çok detaylı değil, arabanın teknik özelliklerinden pek bahsedilmemiş, ama arabanın dışı ve içiyle ilgili resmi kaynaklar tarafından basına verilmiş fotoğraflar pekçok şeyi anlatıyor. Cee'd daha önce de basına sızmıştı, ben de burada yazmıştım, ama bu sefer iş resmiyete döküldü. Kia'nın basına verdiği fotoğraflar önceden sızan fotoğraflarla örtüşüyor. Yeni Cee'd bu fotoğraflarda daha da haşin gözüküyor. Kia'nın (yanlış hatırlamıyorsam "kaplan burnu" dediği) yeni ön tasarım anlayışına uygun şekilde şekillendirilmiş olan Cee'd genel anlamda sportif bir görünüme sahip.

Arabanın iç mekanı dışı kadar sportif tasarlanmamış, ama oldukça işlevsel görünüyor. Kia yetkilileri önceki versiyona göre daha fazla yumuşak plastik kullanıldığını belirtmişler, bu da kalite hissini arttıran birşey. Kia tasarımcıları Cee'd 'in iç mekanını uçak kokpitlerinden esinlenerek tasarlamışlar. Sürücünün hızla erişmesi gereken tüm kontroller sade bir şekilde direksiyonun etrafına yerleştirilmiş, böylece sürücü ellerini direksiyondan fazla uzaklaştırmadan temel kontrollere ulaşabiliyor. Motorlar konusunda bir bilgi verilmemiş. Daha önce 1.6 litrelik, 250HP gücünde bir motorla geleceği söyleniyordu, ama bu versiyon buralara gelmeyebilir. Cee'd ile aynı platformu paylaşan kardeş modeli Hyundai i30'da da kullanılan dört motor seçeneği (1.4 ve 1.6 litre hacminde benzinli, 1.6 litre hacminde iki farklı dizel) bu arabayla da sunulacaktır. Yeni Cee'd bu yıl içerisinde bayilerde yerini alacak. Fiyatı büyük ihtimalle şimdiki modelden biraz daha pahalı olacaktır, çünkü Kia ve Hyundai son yıllarda her yenilenen modelde kaliteyle birlikte fiyatı da arttırıyor.


13 Ocak 2012 Cuma

Tamamen yenilenmiş 2013 model Kia Cee'd yüzünü gösterdi

Güney Koreli üretici Kia'nın kompakt hatchback sınıfındaki popüler modeli Cee'd bu yıl yenileniyor. Yaz aylarında piyasaya sürülecek ve 2013 model olarak satılacak olan yeni Cee'd 4 motor seçeneğine sahip olacak. İkisi benzinli, ikisi de dizel olan bu seçeneklerden bir tanesi şimdiden otomobil meraklılarını heyecanlandırmaya başladı. 1.6 litre hacmindeki bu motor T-GDI teknolojisine sahip ve tam 250HP (yanlış okumadınız, yazıyla ikiyüzelli) güç üretebiliyor. Aynı motorun 208HP güç üreten bir versiyonu da daha önce Hyundai Veloster'da kullanılmıştı. Yeni nesil turbolar sağolsun, birkaç yıl önce 3 litrelik motorların ancak verebildiği gücü şimdi onların yarı hacmindeki motorlar veriyor. Bu bilgiler resmi bir kaynaktan gelmiyor, yani 250HP kısmı biraz abartı olabilir, ama Hyundai'deki 208HP gücündeki versiyon da olsa Cee'd'i uçurur. Kia Cee'd kardeş modeli Hyundai i30'un yeni nesliyle aynı platformu kullanacak. Avrupa'da (büyük ihtimalle Polonya'da) üretilecek ve sadece Avrupa piyasasında satılacak olan yeni Cee'd öncekine göre daha kaliteli malzeme ve işçilikle üretilecek, "uygun fiyatlı, iş gören" araba olmaktan çıkıp prestij sahibi genç arabası kılığına bürünecek. Umarım arabanın performansı ve kalitesi bahsedildiği kadar iyidir, çünkü bu sınıfta rekabetin artması için birkaç iyi modele ihtiyaç var. Yeni Kia Cee'd'le ilgili tüm detayları Mart ayında Cenevre'de düzenlenecek olan otomobil fuarında öğreneceğiz.

Güncelleme: Yeni resimler eklendi.

6 Aralık 2011 Salı

Chrysler kompakt sınıfa göz dikti - Dodge Dart geri dönüyor

Devir ekonomi devri. Herşey küçülüyor, ekonomikleşiyor. Son krizden sonra Amerikan arabaları bile küçüldü. Önceden dört silindirli motorlarla dalga geçen ABD vatandaşları şimdi küçük motorlu, az yakan araba peşinde koşuyor. Tabi bu durum Asyalı ve Avrupalı üreticilere yaradı, çünkü onlar zaten ekonomik arabalar üretiyorlar. Amerikalı üreticiler de şoku atlattıktan sonra kompakt ve küçük modeller çıkardılar ve kaybettikleri pazar payını geri almaya çalışıyorlar. İşte bu girişimlerden biri de Dodge Dart. Başlıktan da anlaşılacağı gibi, Dart kompakt bir model. Aslında daha önceden de Dart isimli (zamanına göre kompakt, şimdiki ölçülere göre büyük) modeller vardı, hatta benim ilk bindiğim arabadır Dart (babamın benim doğduğum yıllarda mavi renkli bir Dodge Dart'ı varmış). Bu yüzden doğal bağım var bu modele. Neyse, eski Dart şöyle birşeydi. Tabi yeniyken daha hoş görünüyormuş, şimdi biraz çürümüş. Dodge 2013 model yılında Dart modelini yeniden piyasaya süreceğini duyurdu. Kompakt sedan sınıfındaki yeni Dart Honda Civic, Toyota Corolla ve Volkswagen Jetta gibi modellere rakip olacak. Yeni modelin tam olarak neye benzeyeceğini bilmiyoruz, ama Dodge otomobil meraklılarını heyecanlandırmak için yeni modelin birkaç fotoğrafını basına verdi. Fotoğraflar arabanın genelini göstermese gördüğümüz kadarı gayet hoş duruyor. Beş yıl önce böyle bir haber duysam güler geçerdim, çünkü Amerikalı üreticiler kompakt araba yapmayı beceremezler. Küçük araba yapmayı hiç beceremezler, rezil olurlar. Şimdi ise ortaya iyi birşeylerin çıkabileceğini düşünüyorum, çünkü işin içinde Fiat var. Chrysler'ın büyük hissedarı olan İtalyan otomotiv devi yeni Dart'ın platformu ve motoru konusunda Amerikalı tasarımcılara yardımcı olacak. Firma yetkililerinin verdiği bilgilere göre yeni Dodge Dart'ta Alfa Romeo'nun Giulietta platformu kullanılacakmış. Motor seçenekleri arasında da turbolu 1.4 litrelik Fiat Multiair seçeneği bulunacakmış. Sonunda Chrysler Türkiye şartlarında da kullanılabilecek bir araba yapacak sanırım. Çıkmasına daha bir sene var, bekleyelim görelim.

24 Kasım 2011 Perşembe

DSLR'a en yakın kompakt makine: Fuji X-S1

Yandaki resimde gördüğünüz fotoğraf makinesi bir DSLR değil. Öyle görünüyor, ama siz görünüme aldanmayın. Fuji X-S1 yabancıların bazen "DSLR-like", bazen de "Superzoom" dediği cinsten bir makine. Bizim dilimizde "DSLR benzeri" şeklinde çevriliyor, ama bu biraz garip kaçtığı için tanımı biraz açmakta fayda var. Bu tip makineler kullanıcıya sundukları kontroller açısından DSLR makinelere benziyorlar. Tam manuel kullanım ve fotoğrafın her özelliğine müdahale imkanı mevcut. Şekilleri de profesyonel makinelere benziyor. Biraz üst seviye olanlarında flaş bağlantı noktası bile bulunuyor. Onları DSLR makinelerden ayıran şey ise algılayıcılarının biraz daha küçük olması, içlerinde ayna düzeneğinin bulunmaması ve lenslerinin değişememesi. Bu yüzden (çoğu zaman) DSLR makinelere göre biraz daha küçükler ve ucuza satılıyorlar. Tanımlamayı bitirdikten sonra Fuji X-S1'den bahsedelim biraz, ayıp olmasın. X-S1 şekil olarak DSLR makinelere öyle çok benziyor ki, ayırt etmek için lensi sökmeye çalışmak gerekebilir. İstesek de makineyi kırmadan sökemeyeceğimiz bu lensin 35mm formatındaki odak mesafesi 24mm'den 624mm'ye kadar gidiyor. 26 kat yakınlaştırma özelliği var yani. Bu kadar yüksek zoom oranı olunca dahili titreşim önleme sistemi de standart geliyor tabi. Bu lensin güzel tarafı maksimum diyafram açıklığının yüksek zoom oranlı makinelere göre daha iyi olması. F/2.8 diyafram açıklığı çoğu amatör fotoğrafçıya yeterli gelecektir. Lensin arkasında EXR CMOS tipinde arkadan aydınlatmalı bir algılayıcı var. Fuji'nin X10 modelinde de kullanılan bu algılayıcının maksimum çözünürlüğü 12 megapiksel. 2/3" büyüklüğündeki algılayıcı ışığın zayıf olduğu ortamlarda standart kompakt makinelere göre daha başarılı olacaktır. Işık yetmezse flaş var tabi, o ayrı mesele. Fuji X-S1'in kendi flaşı var, ama o yeterli gelmezse üstteki bağlantı noktasından harici bir flaş bağlamak da mümkün. Buraya kadar herşey güzel. Güzel olmayan şey fiyatlandırma. X-S1'in İngiltere fiyatı 700£, yani bizim paramızla 2000 lira civarında. Türkiyeye geldiğinde biraz daha pahalı olacaktır. Bu fiyata mükellef bir DSLR almak mümkün. Belki DSLR ile gelen standart lens bu kadar yüksek zoom oranı vermeyecek, ama yine de en kötü DSLR'ın kalitesi en iyi kompakttan daha iyidir. Bu yüzden çoğu kişi DSLR parası verip kompakt alma fikrine gülüp geçer. Bu fiyatla Fuji X-S1 sadece teknoloji marketlerinde kurcalanacak bir makine olarak kalıyor, çünkü o para kompakt makineye verilmez.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Nikon da modaya uydu, aynasız makine serisini duyurdu

Fotoğrafçılık dünyasının devlerinden Nikon son zamanların modasına uydu ve lensi değiştirilebilen aynasız modellerini duyurdu. İlk olarak Olympus ve Panasonic'in ortak geliştirdiği Micro Four Thirds sistemiyle başlayan aynasız makine furyasına zamanla diğer üreticiler de katılmıştı. Nikon uzun süre sabretti (nedense Nikon bir teknoloji firması olmasına rağmen klasikçidir, yenilikleri uygulamakta biraz geriden gelir), ama sonunda müşterilerin taleplerine karşı koyamadı ve modaya uymayı tercih etti. Bilmeyenler için kısaca anlatayım: bahsettiğim aynasız makineler tıpkı bir DSLR gibi değiştirilebilir lense sahipler, ama kasalarının içindeki sistem kompakt makinelerin sistemine daha çok benziyor. Deklanjöre basıldığında açılıp kapanan bir ayna yok, bu yüzden dahili optik vizör de yok. Gövdeleri DSLR tipindeki makinelere göre daha küçük ve daha hafif. Performansları giriş seviyesindeki DSLR makinelere yakın.

Gerekli açıklamayı yaptıktan sonra Nikon'un modellerinden bahsedelim. İlk model üstte de gördüğünüz Nikon V1. 10 megapiksel çözünürlüklü, 1" köşegen genişliğine sahip bir CMOS algılayıcıyla gelen V1'in gövdesi magnezyum alaşımından üretilmiş. Böylece sağlamlığı korurken aşırı ağırlık yapmıyor. DSLR ile çekim yapmaya alışık olanlar için ekranın haricinde kullanılabilen elektronik bir vizör (bakaç diyesim gelmiyor) mevcut. Optik vizör kadar iyi olmasa da iş görecektir. V1'in ekranı ise 3" boyutunda. Hibrid odaklama ismiyle anılan sistem sayesinde otomatik odaklama yaparken bile saniyede 10 kare çekebilen V1'in video performansı ise çok iyi. 1080i kalitesinde ve saniyede 60 kare hızında (veya 1080P kalitesinde saniyede 30 kare hızında) video çekebilen V1 video meraklılarını memnun edecek. Amatör bir makine olmasına rağmen V1'e dahili flaş eklenmemiş. İsteyenler makinenin üzerindeki aksesuar girişini kullanarak Nikon'un bu seriye özel ürettiği SB-N5 flaşı veya GP-N100 GPS ünitesini V1'e bağlayabilirler. Nikon V1 Ekim ayının sonuna doğru 900$ fiyatla satışa çıkarılacak. Fiyata Nikon'un bu sistem için geliştirdiği 10-30mm kit lensi de dahil.
Ailenin (şimdilik iki kişilik küçük aile) diğer ve daha küçük üyesi Nikon J1 ise daha basit bir yapıya sahip. Aslında çoğu özelliği yukarıda bahsettiğim V1'le aynı. V1'de bulunan elektronik vizör J1'de yok, yani bunu kullananlar 3" büyüklüğündeki ekranı kullanmaya mecburlar. Kullanılan 1" büyüklüğündeki CMOS algılayıcı V1'dekiyle aynı, bu yüzden fotoğraf ve video kaliteleri de bire bir aynı. V1'de kullanılan hibrid odaklama sistemi J1'e deeklenmiş. Bu sistem iki farklı odaklama sistemini aynı anda kullanıyor ve lensin daha hızlı odaklanmasını sağlıyor. J1'in gövdesi plastikten üretilmiş ve V1'de bulunmayan dahili flaş J1'e eklenmiş. Kompakt makineden DSLR sistemine geçenler için ideal bir ara basamak sayılabilecek olan Nikon J1 V1 ile aynı tarihte ve aynı kit lensiyle birlikte 650$ fiyatla satışa çıkarılacak. Resimde beyaz olanı görünüyor, ama Nikon J1'in kırmızı, siyah, pembe ve gümüş renk seçenekleri de mevcut. Lensi çıkıntı yaptığı sürece kasasının ince olması benim için birşey ifade etmez, ama DSLR taşımayı sevmeyen ve kompakt makinenin çekim rahatlığından vazgeçmek istemeyenler bu tip makineleri tercih edebilirler.

13 Eylül 2011 Salı

Pentax da modaya uydu, kompakt gövdeye yüksek zoom sığdırdı: Optio RZ18

Nedendir bilinmez, Pentax'ın fotoğraf makinelerine sempati beslerim. Hatta, Nikon D40x için sağlam bir indirim yapmış olmasaydı ben Nikon yerine Pentax almış olacaktım, Pentax sistemiyle devam edecektim. Neyse, Pentax'ı seviyorum işte. Üstte farklı renk çeşitlerini gördüğünüz makine de Pentax'ın son cicisi. İsmi de Optio RZ18. Makinenin model ismi optik yakınlaştırma oranından geliyor. Bu kompakt makinenin mütevazi görünümlü lensi tam 18x yakınlaştırma oranına sahip. 16 megapiksel fotoğraf çözünürlüğüne sahip olan Optio RZ18 istendiğinde 720p kalitesinde ve saniyede 30 kare hızında HD videolar çekebiliyor. Tıpkı makinenin ön tarafı gibi arka tarafı da oldukça sade. Tüm makinelerde bulunan tuşlar sağda konumlandırılmış. 3" büyüklüğündeki ekran ise makinenin arka yüzünün çoğunu kaplıyor. Gövdeyi kalınlaştırmamak adına Optio RZ18'de ince lityum-ion pil tercih edilmiş. Bu flaşın hızlı dolması ve makinenin daha ince olması açısından iyi, ama pilin ömrü tükendiği zaman Türkiye'de yenisinin bulunması zor. Ayrıca olmadık biryerde pil biterse makinesiz kalmak da mümkün. Kalem piller eski teknoloji sayılsalar da bu konuda daha sorunsuz bir kullanım sunuyorlar. Pentax Optio RZ18'in örnek fotoğrafları yok henüz, bu yüzden performansını göremiyoruz. Kabaca tahminde bulunmak gerekirse; bu makine gündüz dışarıda veya çok iyi aydınlatılmış kapalı ortamlarda kaliteli fotoğraflar çekebilir. Işığın zayıf olduğu sahnelerde ise zorlanacaktır, çünkü üzerindeki flaş pek güçlü görünmüyor. Keşke makinenin üst tarafından açılan pop-up tipinde daha güçlü bir flaş tercih etselermiş. Bir de, makinenin gövdesi fazlaca düz olmuş. Tek elle çekim yaparken makineyi sabit tutmak zor olacaktır. Şöyle rahat kavranan, parmakların sıkı tutabileceği bir çıkıntı yapsalarmış iyi olurmuş. Bunların haricinde Optio RZ18 gayet iyi görünüyor. ABD fiyatı 300$, Türkiye'ye gelip gelmeyeceği ise belli değil. Gelirse de 400$ civarı bir fiyata satılacaktır.

8 Eylül 2011 Perşembe

Yenilenmiş 2012 Hyundai i30 duyuruldu

Hyundai kompakt hatchback sınıfında popüler olan i30 modelini bu sene yeniliyor. 2012 model yılıyla piyasaya çıkacak olan yeni i30 önümüzdeki hafta Frankfurt'taki otomobil fuarında sergilenecek, ama Hyundai aracın birkaç fotoğrafını basın kuruluşlarına göndermiş bile. Yeni i30'un önden görünümü Elantra'ya çok benziyor, zaten aynı platformu kullanıyorlar. Panjur birazcık değiştirilmiş ama farlar neredeyse aynı. İç mekanda da benzerlikler var, tabi tamamen aynı iç mekan kullanılmamış. Hyundai yetkilileri i30'da hangi motorların kullanılacağını gizli tutuyorlar, ama hem dizel hem de benzinli motor seçeneklerinin bulunacağı ve mevcut modelden daha verimli motorların kullanılacağı söyleniyor. Umarım otomatik şanzımanı yenilemişlerdir, mevcut modeldeki 4 vitesli otomatik şanzıman arabanın performansını kötü anlamda etkiliyordu. Yeni i30'un önümüzdeki aylarda Avrupa'da piyasaya çıkması bekleniyor.

19 Temmuz 2011 Salı

Canon'dan dokunmayla odaklanan kompakt: IXY 32S

Canon Avrupa'da Ixus olarak bilinen, kendi ülkesinde de IXY olarak tanınan kompakt makine serisine dokunmatik odaklama özelliğine sahip bir model ekledi. IXY 32S ismindeki bu fotoğraf makinesi aslında ülkemizde Ixus 310 HS ismiyle satılan makinenin neredeyse aynısı. İki makine de 12.1 megapiksel çözünürlüğe, 4.4x yakınlaştırma özellikli bir lense ve dokunmatik ekrana sahip. Aralarındaki en büyük fark yeni modelin dokunmatik ekranının fotoğraf çekiminde deklanjör görevi görmesi. Şöyle ki; IXT 32S'in ekranında bir noktaya dokunulduğunda makine o noktaya odaklanıyor, dokunma sona erdiğinde de (yani parmağınızı çektiğinizde) fotoğrafı çekiyor. Klasik deklanjörden çok da üstün değil, ama özellikle amatör kullanıcılar bu dokunarak odaklama özelliğini sevebilirler. Sonuçta çoğu insan odak noktası seçmeyi bilmiyor, otomatik modda da istedikleri noktaya odaklayamayabiliyorlar. Benzer bir özellik iPhone'da da vardı hatırladığım kadarıyla, ama kullanmadığım için yorum yapamıyorum. Belki bazı diğer dokunmatik telefonlar da bu özelliğe sahiptir. IXY 32S şimdilik sadece Japonya'da satılacak. Diğer pazarlara ne zaman gireceği henüz belli değil. Makinelerin donanımları aynı olduğu için Canon kullanıcılarına bir iyilik yapıp bu özelliği yazılım güncellemesi yoluyla mevcut Ixus 310 HS'lere de ekleyebilir. Tabi bu Canon için pek iyi olmaz, bu yüzden 310 HS sahiplerinin umutlanmasını önermem, ama yine de bu mümkün.

1 Temmuz 2011 Cuma

Ricoh Pentax'ı satın alıyor

DSLR ve kompakt fotoğraf makinelerini sevdiğimiz firma Pentax bir kez daha el değiştiriyor. 2007 yılında filtre ve optik cam üreticisi Hoya tarafından satın alınan Pentax'ın yeni sahibi Ricoh olacak. Hoya zaten fotoğrafçılık sektöründe sağlam bir yere sahip, ama fotoğraf makinesi üretmek pek işlerine gelmiyormuş. Ricoh ise zaten güzel kompakt makineler üretiyor, ama onun da profesyonel kullanıcılara hitap eden DSLR tipi modelleri yok. Bu satış işleminden sonra Pentax'ın tıbbi cihazlar üreten kısmı yine Hoya'da kalacak, ama dijital fotoğraf makinesi üretim bölümü Ricoh'a geçecek. Aslında Ricoh ile Pentax'ın birleşmesi güzel olabilir, çünkü Pentax'ın ihtiyacı olan şey (üst seviye kompakt modeller) Ricoh'ta var. Ricoh'un ihtiyaç duyduğu şeyler (DSLR ve alt seviye kompakt modeller) de Pentax'da bolca mevcut. Yani bu ikisi birleşip Voltran'ı oluşturabilirler. Benim tek sıkıntım isim konusunda. Ben Pentax ismini seviyorum, umarım Ricoh bu markayı öldürüp tüm Pentax modellerini kendi markasıyla piyasaya sürmez. Daha fazla diyecek birşey yok. İki taraf için de hayırlı olsun.

13 Mart 2011 Pazar

Olympus'tan herşeyin en iyisini isteyenlere - Çoklu kayıt özellikli SZ-30MR

Üstte gördüğünüz estetik tasarımlı makine Olympus SZ-30MR. O çoklu kayıt özelliğine sahip ilk fotoğraf makinelerinden biri. Bu özellik sayesinde SZ-30MR aynı anda iki işi birden yapabiliyor. Mesela, video kaydederken fotoğraf çekebiliyor, veya aynı videoyu iki ayrı formatta kaydedebiliyor, bir videonun hem filtrelenmiş hem de ham halini aynı anda çekebiliyor. Üstelik, bunları yaparken kaliteden de ödün vermiyor. Kalite demişken, SZ-30MR bu konuda da iddialı. Bu makine 16 megapiksel boyutunda fotoğraf çekebiliyor, hem de istendiğinde saniyede 9 kare hızında. Böylece alt ve orta sınıf DSLR makinelerle boy ölçüşebiliyor. Video çekimi ise 1080p HD kalitesinde gerçekleşiyor. SZ-30MR bu aralar çok popüler olan üç boyutlu çekim özelliğine de sahip. Üç boyutlu çekimlerde genelde çiftli lens sistemi kullanılır, ancak Olympus bunun yerine daha farklı bir yöntemi tercih etmiş. Üç boyutlu fotoğraf çekileceği zaman önce bir kare çekiliyor, sonra da makine hafifçe yana kaydırılıyor. Uygun pozisyona geldiğinde makine kendisi ikinci kareyi çekiyor, daha sonra da bu iki görüntüyü birleştirip üç boyutlu bir görüntü oluşturuyor. Bu görüntüler MPO formatında kaydediliyor ve uygun cihazlarda izlenebiliyor. Tüm bu karmaşık işlemlerin altından kalkması için Olympus yeni modeline güçlü bir işlemci eklemiş. Olympus'un DSLR modellerinde bulunan TruePic III+ işlemcilerinden bu makinede iki adet var. Yani, SZ-30MR çift çekirdekli işlemci taşıyan bir makine.

Olympus SZ-30MR'nin lensi 24x optik yakınlaştırma özelliğine sahip. Diyafram ise 3.9-6.0 aralığında çalışıyor. Bu kadar fazla yakınlaştırma gücünü makul boyutlarda sunabilmek için diyaframı biraz dar tutmuşlar. Neyse ki CMOS algılayıcı arkadan aydınlatmalı tipte, böylece düşük ışıkta yaşanacak performans kaybının önüne geçilmiş. Çekim esnasındaki titremeler algılayıcının ters yöne kaydırılması sayesinde görüntüyü etkilemiyor. Hassasiyet değerleri için ise ISO 80-3200 aralığı uygun görülmüş. Yüksek hassasiyet fotoğrafı kötü yönde etkileyeceği için pek tercih edilmez, ama makinenin yüksek yakınlaştırma oranı düşünüldüğünde flaşın etkisiz kalacağı uzun odaklı çekimlerde gerekebilir. Makinenin arkasında 3" büyüklüğünde bir ekran var. SZ-30MR'nin pili tek dolumla 200 fotoğraf çekebilecek kapasiteye sahip. Bana göre biraz düşük, sanırım makinenin boyutlarını küçük tutmak için ufak bir pil tercih edilmiş.

Olympus SZ-30MR'nin tüm özelliklerini burada yazmak imkansız, çünkü hem fotoğraf, hem de videolara uygulanabilen sanatsal filtrelerden tutun da akıllı gölge kontrolüne kadar kimi gerekli, kimi de gereksiz (kişiye göre değişir) pek çok özellik barındırıyor. Ben bu makinede tek bir eksiklik gördüm, o da harici flaş bağlantısı. Eğer bu da olsaymış Olympus SZ-30MR tamamen eksiksiz bir kompakt makine olacakmış. Yine de SZ-30MR herkesi tatmin edecek özelliklere sahip bir cihaz. Hem görüntü hem de video modlarında oldukça başarılı, ayrıca çoklu kayıt yapabiliyor ve üç boyutlu çekim özelliği var. Gerçi henüz fotoğraf örnekleri yayınlanmadı, herhangi bir testi de yapılmadı. Kağıt üzerindeki güzellik gerçek hayata taşınmayabilir, bu ihtimali de göz önünde bulundurmak lazım. Buna rağmen ufak performans kayıpları olsa bile görüntüyle ilgili neredeyse her işi yapabilen bu makine fotoğraf meraklıları için cazip bir seçim olacaktır. Tabi bu cazibenin bir de fiyatı var. Bu kadar güzel özellik pek ucuza gelmiyor. SZ-30MR Nisan ayında ABD'de 400$ fiyatla satışa çıkacak. Ülkemize de belki gelir, ama fiyatı bunun neredeyse iki katı olacak. Olsun, biz alıştık buna. Zaten her ürüne yurtdışı fiyatının en az %50 fazlasını veriyoruz, Olympus'un yeni cicisine de çekinmeden veririz.

4 Şubat 2011 Cuma

JVC GC-PX1 ile hem soruları yanıtlıyor, hem de kafaları karıştırıyor

Başlık biraz karışık oldu, farkındayım. Okumaya devam ederseniz siz de bana hak vereceksiniz. Üstte resmini gördüğünüz ilginç görünümlü cihaz JVC GC-PX1. Daha ilk bakışta kafanız karıştı, değil mi? Bu alet bir video kamera mı, yoksa fotoğraf makinesi mi? Aslında sorunun cevabı basit: ikisi birden. JVC'nin "Hibrit görüntüleme cihazı" dediği GC-PX1 tıpkı bir video kamera gibi kaliteli videolar çekiyor, hem de uzun süre boyunca. Kaliteli dediysem, öyle kompakt makinelerin çektiği gibi kaliteli değil, gerçekten kaliteli. 1080p kalitesinde, saniyede 60 kare hızında HD videolardan bahsediyorum. Sadece saniyede 60 kare çekebilmesi bile onu standart video kameralardan ve video çeken fotoğraf makinelerinden ayırıyor. Üstelik JVC GC-PX1 bununla da kalmıyor, tıpkı bir fotoğraf makinesi gibi 10 megapiksel boyutunda fotoğraflar çekiyor. Yalnız, bu rakamları çakma megapiksellerle karıştırmamak lazım. JVC'nin melez cihazı interpolasyonsuz gerçek 10 megapiksel kalitesinde çekiyor. Çekim hızı da oldukça iyi. GC-PX1 saniyede 300 kare fotoğraf çekebiliyor. Tabi bu 300 karenin tam kalitede olmasını beklemek biraz hayalcilik olur, ama yine de bu hız özellikle yavaş çekim meraklılarını sevindirecek düzeyde. Lens ise hem videoya hem de fotoğrafa yetecek olan 10x yakınlaştırma oranına sahip. Dahası, GC-PX1 kullanıcısına yalnızca DSLR makinelerde ve profesyonel kompaktlarda bulunan P/A/S/M modlarını sunuyor. Yani, fotoğraf çekimi sırasında GC-PX1'in tüm özelliklerini manuel olarak yönetmek mümkün. 1/2.3" boyutundaki CMOS görüntü algılayıcısı arkadan aydınlatmalı olduğu için düşük ışıkta bile güzel görüntüler yakalıyor. Cihazın dahili hafızası 32GB boyutunda, bu miktar fotoğraf için uçuk gelse de video da çekileceğini düşündüğümüzde ancak yeterli gelecektir. Bu kadar hızlı fotoğraf ve video çekiminin altından kalkmak kolay değil tabi. Bu yüzden JVC'nin yeni nesil FalconBird işlemcisi cihaza dahil edilmiş. Böylece seri çekimlerde makine takılmıyor, kilitlenmiyor. JVC her açıdan rahatlıkla çekim yapılmasını sağlamak için de GC-PX1'in arkasına 3" boyutunda dönebilen bir ekran eklemiş. Böylece dar açıları çekerken eğilip bükülmemiz gerekmeyecek.

Şimdi, başlığa geri dönelim. JVC GC-PX1 neden kafa karıştırıyor? Ne olduğu tam belli olmadığı için. Bu bir video kamera mı, yoksa fotoğraf makinesi mi? Veya şu soruyu sorayım: İki işlevi de hakkıyla yerine getirdiğine göre, bu cihaz hangisine daha yakın? Buna herkes farklı cevabı verebilir, cevap kişinin ihtiyaçlarına göre değişir.Kafa karışıklığını bir şekilde aştıktan sonra da yanıtlanan sorulara gelelim. Fotoğraf makineleri ve video kameralarla yakından ilgilenenler "Fotoğraf makinesiyle video çekilir mi?" ve "Video kamerayla fotoğraf çekilir mi?" sorularını sıklıkla duymuştur. JVC GC-PX1 bu soruları yanıtlıyor, ikisine de sağlamından bir "EVET" diyor. Bu arada beni de yalancı çıkarıyor, çünkü ben bugüne kadar fotoğraf makinesiyle çekilen videodan ve video kamerayla çekilen fotoğraftan hayır gelmeyeceğini savunan kişilerdendim. Tabi savunduğum fikir hala geçerli, çünkü GC-PX1 hala piyasaya sürülmedi. Bu ayın sonunda Japonya'da piyasaya çıkacak olan melez cihazın buralara gelip gelmeyeceği, gelirse ne zaman geleceği, ne kadara satılacağı gibi detayları belirtilmemiş. Çok pahalı olacağına eminim, ama pahalı da olsa gelmesini isterim. En azından teknoloji marketlerde kurcalar, hevesimizi alırız.