canon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
canon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2012 Pazartesi

Canon yeni üst düzey kompaktlarını tanıttı: SX50, S110 ve G15

Japon fotoğraf makinesi üreticisi (aslında başka şeyler de üretiyor da, biz onu fotoğraf makineleriyle anmayı tercih ediyoruz) Canon güçlü özelliklere sahip üst düzey kompalt makinelerini yeniledi. Yeni modellerden en dikkat çekici olanı üstteki fotoğrafta görülebilen SX50 HS. İsminin hakkını veren bu makine tam 50x optik yakınlaştırma özelliğine sahip. Bu oran bugüne kadar bir kompakt makinede kullanılan en yüksek yakınlaştırma oranı. Çok yüksek yakınlaştırma oranına sahip lenslerde geniş ve uzun uçlarda bozulmalar yaşanır, kalite düşer, ama yine de çok uzakları sıkıntıya girmeden çekebilmek çok büyük avantaj. SX50 HS'in çözünürlüğü 12 megapiksel, ama algılayıcısı arkadan aydınlatmalı CMOS tipinde olduğu için düşük ışıkta bile güzel fotoğraflar çekebiliyor.

Tanıtılan bir diğer model de en dar ceplere bile sığabilen S110. İlk bakışta piyasadakilerden çok da farklı değilmiş gibi gözükse de S110 ilgi çekici birkaç özellik barındırıyor. Bir kere, arkasındaki 3" boyutundaki ekran dokunmatik. Bu sayede bazı ayarlamaları yapmak çok daha kolay oluyor. Ayrıca, makinenin lensinin etrafındaki halka kendi etrafında dönebiliyor ve bazı ayarların çekim sırasında daha kolay değiştirilmesini sağlıyor. SLR makinelerin lenslerinin üzerindeki kontroller gibi yani, sadece biraz daha küçük. WiFi özelliği de bulunan S110'un en güzel kısmı lensi ve algılayıcısı. 12 megapiksellik algılayıcı 1:1.7" boyutunda, yani standart kompakt makinelerin algılayıcılarına göre daha büyük. Bu sayede düşük ışıkta bile kaliteden ödün vermeden fotoğraf çekmek mümkün oluyor. S110'un maksimum diyafram açıklığı f:2.0 olan 5x optik yakınlaştırmalı lensi de düşük ışık performansına katkıda bulunuyor.

En güzel kısmı en sona sakladım. Kişisel favorim olan G serisine de yeni bir model eklemiş Canon. G15 aslında S110 ile aynı büyük algılayıcıya sahip, ama daha becerikli bir lensi ve daha profesyonel bir tarzı var. Rangefinder olarak bilinen bu tip makineler profesyonel fotoğraf makinelerinin yeteneklerini kompakt gövdede sunuyorlar. G15 de profesyonel makinelerde gördüğümüz tam manuel kontrol, harici flaş bağlantı noktası ve çift kontrol tekerleği gibi bazı özellikleri pantolon cebine sığmasa da mont cebine sığabilen makul büyüklükteki bir gövdeye sığdırabilen bir makine. Bu makinenin lensinin de yakınlaştırma oranı 5x, ama maksimum diyafram açıklığı f:1.8. Böylece gece çekimlerinde S110'a göre biraz daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün. Canon bu makineleri önümüzdeki ay sırasıyla 480$ (SX50 HS), 450$ (S110) ve 500$ (G15) şeklinde belirlenmiş fiyatlarla piyasaya sunacak. Tabi bunlar ABD fiyatları, G15 buralara geldiğinde 1,500 lira civarında olacaktır fiyatı. O fiyata giriş seviyesi bir DSLR almak da mümkün, ama hiçbir DSLR (en ufakları bile) montunuzun cebine sığmayacaktır. Benzer şekilde, SX50 yerine alınabilecek bir DSLR en fazla 3x zoom yapabilen 18-55mm bir lensle geleceği için SX50'nin uzakları yakına getiren zoom özelliğinin yerini tutmayacaktır. Neyse, herkesin kendi tercihi tabi, ama ben G15'i fena halde gözüme kestirdim.

8 Mart 2012 Perşembe

Olmaz demeyin, bu da oldu: Mercedes görünmez araba yaptı!

Üreticiler geliştirdikleri ürünleri tanıtmak için farklı yollar seçebiliyorlar. Biz bunların hepsine birden "reklam" diyoruz, ama bazıları reklam kelimesinin içine sığmayacak kadar değişik olabiliyor. Mesela, mercedes F-Cell isimli hidrojen yakıt hücresiyle çalışan otomobilini tanıtmak için F-Cell'i görünmez yaptı. Şaşırdınız, değil mi? Birşeyi insanlara daha fazla göstermek için görünmez yapmak biraz ironik olmuş, ama işe yaramış gibi görünüyor. Görünmüyor da olabilir tabi, buradaki duruma göre. Neyse, olay şöyle cereyan ediyor: Arabanın bir tarafında bir adet Canon EOS 5D Mark II fotoğraf makinesi var. Arabanın diğer tarafı da LED'lerle kaplanıp dev bir ekrana dönüştürülmüş. Bir taraftaki kameradan alınan görüntü diğer taraftaki LED'lere yansıtılıyor, böylece arabanın arkası görünmüş oluyor. Tabi mükemmek bir görünmezlik söz konusu değil, ama uzaktan bakıldığında farkedilmeyeceği, yakından ise oldukça fazla dikkat çekeceği kesin. Mercedes bunu arabanın doğa için görünmez oluşunu, yani doğaya hiç zararlı gaz bırakmayışını vurgulamak için yapmış. Bence gayet akıllıca. Mercedes'in görünmez F-Cell videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Kendimi tuttum, ama şu soruyu sormadan edemeyeceğim: "E" tuşuna basınca görünmez oluyor da, "Q" tuşuna basınca da zırh moduna geçiyor mu?

19 Temmuz 2011 Salı

Canon'dan dokunmayla odaklanan kompakt: IXY 32S

Canon Avrupa'da Ixus olarak bilinen, kendi ülkesinde de IXY olarak tanınan kompakt makine serisine dokunmatik odaklama özelliğine sahip bir model ekledi. IXY 32S ismindeki bu fotoğraf makinesi aslında ülkemizde Ixus 310 HS ismiyle satılan makinenin neredeyse aynısı. İki makine de 12.1 megapiksel çözünürlüğe, 4.4x yakınlaştırma özellikli bir lense ve dokunmatik ekrana sahip. Aralarındaki en büyük fark yeni modelin dokunmatik ekranının fotoğraf çekiminde deklanjör görevi görmesi. Şöyle ki; IXT 32S'in ekranında bir noktaya dokunulduğunda makine o noktaya odaklanıyor, dokunma sona erdiğinde de (yani parmağınızı çektiğinizde) fotoğrafı çekiyor. Klasik deklanjörden çok da üstün değil, ama özellikle amatör kullanıcılar bu dokunarak odaklama özelliğini sevebilirler. Sonuçta çoğu insan odak noktası seçmeyi bilmiyor, otomatik modda da istedikleri noktaya odaklayamayabiliyorlar. Benzer bir özellik iPhone'da da vardı hatırladığım kadarıyla, ama kullanmadığım için yorum yapamıyorum. Belki bazı diğer dokunmatik telefonlar da bu özelliğe sahiptir. IXY 32S şimdilik sadece Japonya'da satılacak. Diğer pazarlara ne zaman gireceği henüz belli değil. Makinelerin donanımları aynı olduğu için Canon kullanıcılarına bir iyilik yapıp bu özelliği yazılım güncellemesi yoluyla mevcut Ixus 310 HS'lere de ekleyebilir. Tabi bu Canon için pek iyi olmaz, bu yüzden 310 HS sahiplerinin umutlanmasını önermem, ama yine de bu mümkün.

7 Temmuz 2011 Perşembe

iPhone meraklısı fotoğrafçılara: iPhone 4 için SLR lens bağlantı kiti

Diyelim ki siz bir fotoğrafçısınız. Güzel bir DSLR makineniz ve ona uygun lensleriniz var. Üstelik, bir de iPhone 4 sahibisiniz. Buraya kadar olan kısım çok zor değil. Zor olan ihtimaller şimdi başlıyor. Hem fotoğrafçısınız, hem iPhone sahibisiniz, ama bunlarla da yetinmemişsiniz ve hafiften kafayı yemişsiniz. Neredeyse tüm fotoğrafları iPhone ile çekmek istiyorsunuz, ama telefonun arkasına sıkıştırılmış minicik lens sizi mutlu etmiyor. Fotoğraf makinenizde kullandığınız manuel kontrollü lensleri telefonunuzla kullanmak istiyorsunuz. Eğer siz de böyle biriyseniz ve deliyseniz böyle hissediyorsanız, üstelik cebinizde boşa harcayabileceğiniz 190$ civarı paranız varsa hemen üstteki resimde gördüğünüz şeyden bir tane alabilirsiniz. Nikon ve Canon uyumlu lensleri kullanabilen bu cihaz sayesinde iPhone'un retina ekranını bile zorlayacak kalitede resimler çekebilirsiniz. Peki böyle birşeyi taşımak yerine neden doğru düzgün bir fotoğraf makinesi taşımıyorsunuz? İşte orasını size sormak lazım. Elbet vardır bir sebebiniz, değil mi?

7 Şubat 2011 Pazartesi

Canon çırak modellerini yeniledi - 600D ve 1100D tanıtıldı

"Çırak modeli" terimi yabancı gelmiş olabilir. Ben uydurdum bu tamlamayı. Sebebi de şu: bu modeller profesyonelliğe adım atan amatörleri, fotoğrafçılığı öğrenmekte olanları hedefliyor. Makinelere gelirsek, Canon 550D ve 1000D modellerinin yerine geçecek olan 600D ve 1100D modellerini tanıttı. Model numaralarının hiyerarşi ile ilgisi yok, 600D bu kardeşlerin daha gelişmiş (ve pahalı) olanı. Ortak özellikler şöyle:

  • DIGIC 4 görüntü işlemcisi
  • 100 ile 6400 arası ISO aralığı
  • 63 noktalı ışık ölçüm sistemi
  • 9 noktalı otomatik odaklama sistemi
  • 720p kalitesinde HD video çekimi
Bunlara ek olarak, cihazların kasaları da birbiriyle neredeyse aynı. Benzerlik ise burada son buluyor. 600D 18 megapiksellik bir CMOS algılayıcıya sahipken 1100D aynı tipte, ama 12 megapiksellik bir algılayıcıyla yetiniyor. Kit lensleri de farklı. İki makinenin kit lensi de 18-55mm F/3.5-5.6 özelliklerine sahipken, 600D'nin lensi bir de optik titreşim önmele sistemi barındırıyor. Profesyonel fotoğrafçılar genelde kit lenslerine burun kıvırsalar da bu tip amatörden profesyonele geçiş modellerini tercih edenler kit lensle bir süre takılıyor, bu yüzden makinenin yanında gelen lens önemli. Bu kardeşlerin özellikleri gibi fiyatları da birbirinden oldukça farklı. 1100D'yi isteyenler 600$ ödemek zorundayken, 600D'yi beğenenler 900$'ı gözden çıkarmak zorunda. Tahmin edeceğiniz üzere bu fiyatlar ABD sınırları içindeki mağazalar için geçerli. Maalesef ülkemizde DSLR makineler aşırı yüksek fiyatlara satılıyor. Canon 600D ve 1100D Mart ayında satışa sunulacak. Ülkemize de birkaç ay içinde gelecektir.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Tamron yeni piezo motorlu 18-270mm lensini duyurdu

Profesyonel fotoğrafçılar zoom lensleri pek sevmezler, "prime lens" denilen yakınlaştırmasız lensleri tercih ederler. Daha doğrusu, böyle söylerler, ama gerçek hayatta yakınlaştırmalı lens kullanırlar. Kullanmak zorundadırlar, çünkü her uzunlukta çeşit çeşit lensi çantada taşımak çok zahmetlidir. İşte bu yüzden lens üreticileri geniş bir aralığı kapsayan lensler üretirler. Böylece makinenin üzerindeki tek lensle fotoğrafçı neredeyse tüm ihtiyaçlarını giderir. Tabii ki zoom lensler yukarıda bahsettiğim prime lensler kadar keskin değildir, ama pratiklikleri sayesinde çoğu fotoğrafçının çantasında bulunurlar. İşte bu haberin konusu olan lens te bahsettiğim yüksek yakınlaştırma oranlı lenslerden. Tamron'un henüz duyurduğu 18-270mm F/3.5-6.3 Di II VC PZD (çok uzunmuş ismi) tam 15 kat yakınlaştırma oranına sahip. 270mm'lik uzun tarafı tele lenslerin evde kalmasını sağlayacak kadar uzağı görebiliyor. 18mm'lik geniş açısı ise balık gözü lenslerle kapışamasa bile çoğu kişiye yetecek kadar geniş. Konuyla ilgili olanlar bu lensi daha önce gördüğünü iddia edebilir. Tamron'un benzer değerlere sahip lensleri daha önce de vardı. Bu lensin özelliği ise piezo teknolojili motoru. Bu motor sayesinde otomatik odaklama çok daha sessiz ve hızlı gerçekleşiyor. Ayrıca, bu lenste boyutların ufalması ve ağırlığın düşmesi için bazı yenilikler yapılmış. Lensin eleman sayısı düşürülmüş, böylece mekanizma basitleşmiş. Titreşim önleme sistemi de elden geçirilerek geliştirilmiş. Fiyatı henüz belli değil, ama bu lensin önce Canon ve Nikon uyumlu versiyonları satışa çıkarılacak. Daha sonra da Sony uyumlu versiyonu gelecek. Umarım resmin köşelerinde keskinliğin düşmesi sorununu bir şekilde halletmişlerdir.

2 Aralık 2010 Perşembe

Canon uyanıklıkta sınır tanımıyor, mod seçim kilidi için para istiyor


DSLR fotoğraf makinelerinin üzerinde bulunan mod seçim tekerleğini (dial demek istemiyorum) bilirsiniz. Bu seçim tekerleği sayesinde makinenin farklı modları (otomatik, program, diyafram önceliği, vs.) arasında kolayca geçiş yapılabiliyor. Görünen o ki bu geçiş fazla kolay oluyormuş, bu yüzden Canon bu tekerleği kilitlemeyi sağlayacak bir mekanizma geliştirmiş. Böylece çekim yaparken yanlışlıkla tekerleğin dönmesi ve farklı bir mod seçilmesi önlenecek. İşin uyanıklık kısmı da şu: Canon diğer firmaların ücretsiz sunduğu bu özellik için 100$ istiyor. Pentax K-7 ve Nikon D3S bu kilit mekanizmasına zaten sahip. Canon ise bu mekanizmayı EOS 5D Mark II ve EOS 7D modelleri için ücretli opsiyon olarak sunuyor. Eğer gelecekteki modellerinde bu özellik standart olacaksa bu uyanıklığı hoş görebiliriz, ama eğer Canon müşterilerden fazladan bir 100$ almak için böyle yapıyorsa çok tepki alacağı kesin. Üstelik bahsi geçen modeller Canon'un üst seviye modelleri. Böyle basit bir mekanizma bu modellerde zaten bulunmalı, eğer yoksa bu Canon'un kabahatidir. Demek ki neymiş? Uyanıklık sadece Türk esnafına özgü değilmiş...

15 Eylül 2010 Çarşamba

Nikon ve Canon bombaları patlattı: D7000 ve G12

Photokina fuarı öncesi yeni modeller ortaya çıkmaya devam ediyor. Fotoğraf dünyasının iki büyüğü uzun süredir beklenen modellerini açıklayıp hayranlarının merakını giderdiler. Nikon popüler modeli D90'ın yerine geçecek olan orta seviye DSLR modeli D7000'i, Canon ise popüler Rangefinder'ı G11'in yerini alacak olan yeni G12'yi tanıttı. Kısaca üzerinden geçeceğim, zaten bu makineler konuyla ilgili sitelerde fazlaca incelenecek.
Bu üstte gördüğünüz güzel ve siyah şey Nikon D7000. Zaten üzerinde de yazıyor. Kendisi 16,2 megapiksellik bir CMOS algılayıcıya ve 39 noktalı otomatik odaklama sistemine sahip. Yerine geçeceği model olan D90'ın 12 megapiksellik algılayıcıya ve 11 adet odak noktasına sahip olduğunu düşünürsek, ciddi bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. D7000'in arkasında 3" büyüklüğünde ve 921.000 piksel çözünürlüğünde bir ekran bulunuyor. Bu makine 1080P kalitesinde HD video çekebiliyor. Yanında gelen kit lensi 18-105mm VR özellikli, yani D90 kit lensi ile aynı. Ekim ayında piyasaya çıkacak ve ABD fiyatı 1500$ olacak.

Bu gördüğünüz makine ise Canon G12. Onun da üzerinde yazıyor, galiba ben model isimlerini boşuna söylüyorum. Özellikleri neredeyse G11 ile aynı olan G12 birkaç küçük yenilik getiriyor. Bunlardan ilki ön taraftaki SLR tarzı seçim çarkı. Böylece işaret parmağı kullanılarak gözler ekrandan ayrılmadan ayarlar değiştirilebiliyor. Bir diğer yenilik ise 720P kalitesinde HD video çekimi. G11 üstün özelliklerine rağmen HD video çekemiyordu. 10 megapiksellik geniş CCD algılayıcı, 5x zoom yeteneğine sahip lens ve 2,8" büyüklüğündeki dönebilen ekran G11'den gelen özellikler. Fiyatı ise henüz belli değil, ama pek ucuz olmayacağı garanti. Kompakt deyip hor görmeyin, G serisi DSLR makineleri aratmaz ve çoğu profesyonelin (mesela Ara Güler) gündelik çekimlerde kullandığı makinedir.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Uzun süre sonra Nikon'dan yeni rangefinder: P7000

2008 yılının Ağustos ayında, yani bundan tam iki yıl önce tanıtılan P6000 kağıt üzerinde oldukça başarılı bir makineydi. Nikon bu makineyi ezeli rakibi Canon'un G9 modeliyle rekabet etsin diye üretmişti. Maalesef başarı kağıt üzerinde kaldı, P6000 rakibi G9 karşısında başarılı olamadı. Şimdi, iki yıl sonra Nikon yeni bir rangefinder ile rakibine meydan okumaya hazırlanıyor. P7000 ismini taşıyacak olan bu yeni model görünüm olarak üstteki resimde görülen P6000'e benzeyecek. Çözünürlük 10 megapiksel olacak, P6000'de bu değer 13.5 megapikseldi. Çözünürlükteki bu düşüşe rağmen algılayıcı daha büyük olacak. Böylece eskiye göre daha temiz fotoğraflar çekilebilecek, düşük ışık performansı daha yüksek olacak. Canon'un mevcut rangefinder modeli olan G11'de de durum böyle zaten. Makinenin ön kısmında ise 28-200mm aralığında çalışan 7.14x zoom oranlı ve titreşim önlemeli bir lens olacak. G11 ise 28-140mm aralığına sahip daha kısa bir lens kullanıyor. P7000'in arkasında yüksek çözünürlüklü 3" büyüklüğünde bir LCD ekran bulunması muhtemel. Çekim sırasında oluşacak işlem yükünün altından kalkmak için de güçlü bir işlemci kullanılacaktır. Henüz teknik detaylar pek net değil, ama P7000 Nikon'un kompakt makinelerinin açık arayla en iyisi (ve en pahalısı) olacaktır. Giriş seviyesi DSLR makinelere yakın bir performans göstermesi gerekli, yoksa zayıf kalmış olur. Bekleyelim, görelim. Bakalım G11'i devirebilecek mi...

6 Ağustos 2010 Cuma

Elinden her iş gelen mouse: Canon X Mark I

Bu üstte gördüğünüz cici alet bir fare. Ancak bu fare kendisini öyle iyi yetiştirmiş ki onu sadece fare olarak tanımlarsak Canon X Mark I'e haksızlık etmiş oluruz. Bu becerikli fare imleci yönetmek haricinde hesap makinesi ve numerik tuş takımı olarka ta görev yapıyor. Bilgisayara Bluetooth üzerinden bağlanan fare 1200dpi çözünürlükte çalışabilen bir lazer algılayıcıya sahip. Malzeme ve işçilik kalitesi tüm Canon ürünlerinde gördüğümüz gibi üst seviyede. Tüm kullanıcıları mutlu etmek isteyen Canon X Mark I bunun için hem PC hem Apple desteği veriyor. ABD'de 63$, Avrupa ülkelerinde ise 49€ fiyatla satılacak. Tasarım oldukça şık. Benim tek gördüğüm kusur, sabit durma sıkıntısı. Fareler rahat hareket etsinler diye altlarında kaygan yüzeylere sahip olurlar. Hesap makinesi ve numerik tuş takımı ise sabit dururken kullanılacak şeyler. Hızlı hızlı tuşlara basarken sağa sola kaçan bir hesap makinesini veya tuş takımını kullanmak zor olur. Belki Canon bunun da bir çaresini bulmuştur. Bunu Kasım ayında, X Mark I piyasaya çıktığında göreceğiz.

6 Temmuz 2010 Salı

Şaşkın fotoğraf üstadı yine şaşırdı

Blogunu takip ettiğim, incelemelerine güvendiğim bir fotoğrafçılık üstadı vardır: Ken Rockwell. Özellikle pratik çözümleri ve herkese hitap eden incelemeleriyle popüler rakiplerinden ayrılır. Sadece pahalı DSLR makinelere odaklanmaz, cepte taşınabilen basit bir kompakt makineyle de çok güzel fotoğrafların çekilebileceğini savunur. Buraya kadar güzel de, Ken Rockwell ara sıra farklı şeyler de savunuyor. Son ortaya attığı tezi ise oldukça ilginç. Üstada göre dijital fotoğraf makineleri artık olgunlaşmış, yani olabilecekleri kadar iyilermiş, bundan daha ileriye gidilemezmiş. Bundan sonra makinelere eklenecek özellikler dijital fotoğraf makinelerini hantallaştırmaktan başka bir işe yaramayacakmış. Bunları ben demiyorum, meşhur profesyonel fotoğrafçı Ken Rockwell söylüyor. Peki üstadın her dediğini doğru olarak kabul etmelimiyiz? Sizleri bilmem ama ben kabul etmeyeceğim. Daha önce de Amerikan halkının üstün halk olduğunu, çünkü aya gittiklerini iddia etmişti. Bir keresinde de 2. dünya savaşında terörist Japon'ların Pearl Harbor'da kendi kendine takılan "masum" bir Amerikan askeri birliğine saldırdığını söylemiş, hatta üstü kapalı olarak Japonya'nın nükleer bombayı hakettiğini ima etmişti. Kısacası, üstadın üstadlığına sözümüz yok, ama körü körüne inanmamak lazım.

Evet, dijital fotoğraf makineleri çok gelişti, birkaç sene öncekilerle kıyasladığımızda yeni makineler çok daha üstün. Filmli makinelerde bu kadar hızlı bir gelişme olmuyordu, eskiden 10 yılda yaşanan gelişme şimdi 1 yılda yaşanıyor. Yine de, bu durum gelişimin sonunun geldiği anlamına gelmez. Üstad Ken Rockwell herhalde hep ideal ortamlarda, ideal makinelerle fotoğraf çektiğinden olsa gerek, fotoğraflardaki kumlanma sorununu hiç aklına getirmemiş. Yüksek ISO değerlerinde bile kumlanmasız, detaylı fotoğraflar çekmeyi kim istemez? Daha hassas algılayıcılar sayesinde yüksek diyafram değerlerinde bile aydınlık fotoğraflar çekmek, böylece alan derinliğinden daha iyi faydalanmak kötü mü olurdu? Peki bu özellikler sadece üst uçtaki modellerde olmasa, herkesin alabileceği fiyatlara inse, kimin canı yanar? Daha fazla fotoğraf çekebilen piller, daha güçlü flaşlar, daha hafif ve kolay taşınan gövdeleri istemezmiyiz? Ben şahsen isterim. Ken Rockwell bundan sonra olacak gelişmelerin fotoğrafa bir katkısının olmayacağını söylemiş. O söylesin, bir ara da Nikon D40'ın en iyi fotoğraf makinesi olduğunu, onun günlük tüm işlerinin altından rahatlıkla kalkabildiğini söylüyordu. Benim de dolabımda 10 tane Canon, 15 tane Nikon, bir sürü de kompakt makine olsa, üstelik bir de her işi görecek bir sürü lensim olsa, ben de "en iyi makine D40" derdim.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Fotoğraf makinesi seçiminde en önemli etkenlerden biri: Pil

Fotoğraf makineleri dijitalleştikten sonra öyle popüler oldular ki, film zamanında eline makine almamış kişiler bile (en de onlardan biri sayılırım aslında, daha doğrusu fotoğrafçılık merakımın ortaya çıkması bu şekilde oldu) bu işe merak sardılar. İşte bu popülerlik sonucunda fotoğraf makineleri de tüketicilerin tercihleri doğrultusunda değişti, gelişti. Her hafta yeni makineler duyuruluyor, neredeyse cep telefonları kadar hızlı ilerleyen bir endüstriye dönüştü dijital makine endüstrisi. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de bazı modalar, veya popüler adıyla "trend"ler var. Dijital makine sektörünün son günlerdeki modasıysa lithium ion piller. Hepimizin cep telefonlarından tanıdığı bu piller eskiden beri fotoğraf makinelerinde kullanılıyordu, ama son zamanlarda kullanım oranı oldukça arttı. Özellikle ince yapıda olması ve voltajının AA tipi kalem pillere göre daha yüksek olması üreticilerin bu tipteki pilleri tercih etmelerinin başlıca sebepleri. İnce olmaları sayesinde daha ince ve zarif fotoğraf makinelerinin üretilmesine olanak tanıyan lithium ion piller daha yüksek olan voltajlarıyla da flaşın daha hızlı dolmasını sağlıyorlar.

Buraya kadar herşey güzel, ama her pilin bir ömrü var. Bahsettiğim pil ömrü makinenin bir seferde kaç fotoğraf çekeceğiyle ilgili değil, pilin kaç kere doldurulacağıyla ilgili. Tüm şarj edilebilir piller kullanıldıkça kapasitelerinin bir bölümünü kaybederler, pillerin kalitelerini belirleyen etkenlerden biri de budur. Kaliteli piller daha uzun süre "makul" performansla sahibine hizmet ederler, ucuz (özellikle Çin üretimi çift hatlı telefonlarda bulunan tipte) piller ise kısa sürede kapasitesinin büyük bölümünü kaybederek sık sık şarj cihazına bağlanma ihtiyacı yaratırlar. Kalite önemli, ancak en kaliteli pil bile bir süre sonra (pratik olarak) kullanılamayacak duruma gelir. Fotoğraf makinesini kullanmaya devam etmek için pilleri yenilemek gerekir, bu da zor ve maliyetlidir. Lithium ion piller çoğunlukla markaya veya ürüne özel tasarıma sahip olduklarından maalesef her yerde bulunmuyorlar, bulunduklarında da pek ucuz olmuyorlar. 200 liraya satılan bir fotoğraf makinesinin pili dışarıda 100 lira civarına satılabiliyor. Bazı durumlarda gerekli pilin bulunamaması da cabası. Bu sebepten kullanıcılar birkaç yıl önce satın aldıkları, işlerini görebilecek durumdaki makinelerini çöpe atmak zorunda kalıyorlar.
Örneğin, SLR kullanıcısı olan bir arkadaşım seneler önce aldığı, ama ufak boyutu ve kullanışlı arayüzü sayesinde gündelik çekimlerde hala iş görecek olan kompakt fotoğraf makinesini artık kullanamıyor, çünkü makinenin pili en fazla 5 çekim yapar duruma gelmiş. Yeni pil bulamıyor, bulsa bile ödemesi gereken rakam makinenin ederinin iki katı olacak.

Peki ne yapmak lazım? Mümkünse kalem pil (AA tipi) kullanan makineleri seçmek lazım. Evet, kalem pil kalındır, kalem pille çalışan makineler de lithium ion pilli kardeşlerine göre daha kalın olurlar, ama bu kalınlık sayesinde çekim esnasında makineyi sabit tutmak kolaylaşır. İnce makineleri -özellikle de düz kasaya sahip olanları- tek elle tutmak zordur. Kalem pilin voltajı düşüktür, bu yüzden flaşın dolması gibi güce dayalı işlemler uzun sürer. Bu konuda lithium ion piller avantajlı, ama sadece doluyken. Lithium ion pil bittiği an sizi yolda bırakır. Kalem pil kullanan bir makineye sahipseniz yanınızda yedek pil yoksa bile en yakındaki bakkala, markete, büfeye gidip makinenizi yeniden canlandırabilirsiniz. Yedek pil dedim değil mi? Evet dedim. Kalem pil kullanıyorsanız yedeğiniz olabilir, hem de çok ucuza. İster şarjlı, ister şarjsız, pek çok marka ve kalitede kalem pili çok yakınınızda bulabilirsiniz, hem de fotoğraf makinesine ödediğiniz paranın yarısını pile vermek zorunda kalmazsınız. Seyahate çıkarken yanınızda şarj aleti götürmeniz gerekmez, pilleriniz nerede biterse bitsin yeni pil bulmanız 5 dakika sürer. Pilleriniz mi eskidi? Atın eskileri çöpe, elektronik mağazasına gitmeye bile gerek kalmadan, en yakınınızdaki marketten istediğiniz özellikte şarjlı kalem pil alabilirsiniz. Fotoğraf makinesinde dijitalleşmenin en büyük getirisi pratiklikse, kalem pil kullanımı bu pratikliğin önemli bir unsurudur.

Maalesef üreticiler git gide lithium ion pil kullanan modellerin ürün gamları içerisindeki yerini arttırıyorlar. Kalem pil kullanan ve yüksek performansa sahip fotoğraf makinesi bulmak gerçekten zorlaştı. Eskiden 4 adet kalem pille çalışan, DSLR kıvamında performans sunan Canon A serisi modelleri bile artık ince lithium ion pilleri kullanıyor. Bireysel olarak tüketicilerin yapabilecekleri çok şey yok, üreticiler ne tasarlarsa biz de onu kullanıyoruz. En azından, eğer elinizde eskiden kalan güzel bir kalem pilli makine varsa ona iyi bakın, çünkü artık böyleleri üretilmiyor...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Umarım bu gerçektir: Canon AE-1 Program Digital

Becerikli bir şahıs üşenmemiş, uğraşmış ve eski bir AE-1 Program SLR gövdesine kompakt bir Canon modelini gömmeyi başarmış. Neredeyse gerçekten canon üretimiymiş kadar güzel duran bu ürünün sadece resimleri dolaşıyor piyasada. Görünürde hiçbir teknik bilgi yok, kaç megapiksel olduğu filan belli değil. Yine de özelliklerinin çok kötü olacağını düşünmüyorum. Zaten bu makinenin önemli olan kısmı özellikleri değil, görünümü. Eğer Canon buna benzer bir makineyi gerçekten üretirse, 1970'lerin nostaljik makinelerinden birini dijitalin rahatlığıyla kullanabiliyor olacağız.

Bildiğim kadarıyla, bu tip nostaljik görünümlü SLR makineleri halen Sony üretiyor. Her modeli değil ama bazı modelleri bu "yarı siyah - yarı metalik" görünüme sahip. Tabi sadece Sony'de yok bu modeller, Leica'da klasik görünümünü korumaya inat ediyor, ama fiyatı aşırı yüksek olduğu için onu klasman dışı tutuyorum. Eğer Canon bizi üzmez ve bu resimdeki modeli üretirse, dijital SLR modelleri içerisinde yeni bir akım başlayabilir. Tüm modeller birbirine benzememeli, ara sıra böyle farklı ürünler de üretilmeli.

28 Şubat 2010 Pazar

Canon G serisine Samsung'dan sıkı rakip - TL500

Fotoğrafçılıkla yakından ilgilenenler bilirler, Canon Powershot G serisi diğer kompaktlardan çok farklıdır. Kağıt üzerinde özellikleri göze batmasa bile tam manuel kullanıma izin vermeleri, harici flaş bağlantısı sunmaları, RAW çekim yetenekleri, hızlı kullanımları ve dayanıklı gövdeleriyle G serisi DSLR makinelere en yakın kompakt makine serisidir. Artık pek kullanılmayan bir terim de olsa bu tip makinelere "Rangefinder" denir. Fiyatları da muadil özellikli diğer kompakt makinelerin aşağı yukarı iki katı seviyededir, böylece hem Canon hem de kullanıcı için prestij ürünleri olarak kabul edilirler.

Canon G serisini bu kadar anlattıktan sonra habere konu olan Samsung TL500'e gelebiliriz. Çoğu özelliği ile Canon'un en güncel G serisi modeli olan G11'i yakalamış olan Samsung rakibinin 5x olan zoom katsayısının gerisinde kalarak sadece 3x optik yakınlaştırma sunuyor. Buna karşın, profesyonellerin çok seveceği bir özellik var TL500 lensinde. Lensin asgari diyafram değeri f:1.8 seviyesinde. G11'de kullanılan lenste ise bu değer f:2.8 seviyesinin altına inemiyor. Bu da demek oluyor ki Samsung TL500 zayıf ışıkta çok daha başarılı. 10 megapiksel çözünürlük değeri sunan TL500 ayrıca 3" boyutunda dönebilen bir ekrana sahip. Harici flaş bağlantısı, tam manuel kullanım imkanı ve sık kullanılan özellikler için menülerle uğraşma zahmetinden bizi kurtaracak olan "gerçek" ayar düğmeleri sunması ile Samsung'un kompakt makine ailesinin tepesinde yer alacak olan TL500 ABD'de 450$ fiyatla satılacak. Bu fiyat ta rakibi olan Canon G11 ile aynı seviyede. Fotoğraf makinesinde yüksek performans ve hız arayan ancak DSLR taşımak istemeyen kullanıcılar için Samsung TL500 üzerinde durulması gereken bir seçenek gibi görünüyor. Ülkemize geldiğinde nasıl fiyatlandırılacağını bilemiyorum ama 1000TL üzerinde fiyata sahip olacağı kesin gibi.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Olympus Pen serisine yeni üye - E-P2

Micro four-thirds sistemi ilk duyurulduğunda çok hoşuma gitmişti. Makul ölçülerde DSLR makineler görünüyordu ufukta, hem de ne maliyetler çok yüksek olacaktı ne de fonksiyonlar kısılacaktı. Proje, prototip filan derken Olympus E-P1 geldi, hemen ardından da Panasonic GF1 düştü piyasaya. Aralarındaki en büyük fark, Olympus'ta flaş bulunmamasıydı. Harici flaşa mahkum olmak kötü tabi. Yine de iki makine de çok hoşuma gitti, sıkı aletlerdi, ele güzel oturuyorlardı, performansları kötü değildi. Ufak tefek kusurlar elbet giderilebilirdi. İşte şimdi, karşımızda Olympus E-P1'in ufak tefek kusurları giderilmiş versiyonu duruyor: E-P2. Baştan söyleyeyim, flaş hala yok.

Konunun yabancısı olanlar için kısaca anlatayım. Bu cihazları şöyle tanımlayabiliriz: SLR ve kompakt makinelerin melezi. Lens değişebiliyor, SLR'de yapılan herşey yapılabiliyor ama ayna ve prizma sistemi yok. Böylece makine daha küçük ve ince olabiliyor. Standart olarak kendi lenslerini kullanıyor bu makineler ama ufak bir adaptör vasıtasıyla diğer Olympus lensler de (Zuiko) takılabiliyor. Oldukça pratik yani. Gelelim haberimize konu olan yeni modele. Eskisine nazaran eklenen bazı özellikler var. Flaş bağlantısının alt tarafına bir aksesuar girişi koyulmuş. Bunu kullanarak dijital vizör (ekrandan çekmeyi sevmeyenler için) veya stereo mikrofon (video çekimi için) eklenebiliyor makineye. Bunun yanında hem fotoğraf hem video çekimi için sürekli odaklama özelliği gelmiş. Bu özellik sayesinde hareket eden objeleri çekmek daha kolay olacak, makine objeyi takip ederek odak netliğini koruyacak. Bu özellik video çekimlerinde çok işe yarıyor çünkü video demek hareketli görüntü demek. Hareket halinde odaklama olmazsa video bulanık oluyor. Video demişken Olympus E-P2 1280x720 piksel çözünürlükte saniyede 30 kare çekiyor, HD video var yani. Bunlar haricinde eklenen bazı yazılımsal özellikler de var (yeni yazılımsal filtreler ve renk canlandırma modu) ama ben onları bahsetmeye değer bulmuyorum. Onları resim üzerinde sonradan uygulayabilirsiniz ama odaklanmamış bir resmi sonradan netleştiremezsiniz.

Kısaca, Olympus E-P2 çekici ve yetenekli bir makine. Bana göre tek kusuru flaşının olmaması. Almak isteyenler bir süre daha bekleyecekler. Yurtdışı fiyatının 1000$ seviyelerinde olacağını duydum. Tüm özelliklerini bir yana bırakırsak, bu makinenin en önemli özelliği taşınabilirliği. Hafif, küçük ve bunun için özelliklerinden feragat etmiyor. Mutlaka bunu Canon Eos 7D ile veya Nikon D3 ile mukayese edenler olacaktır. Onların unutmaması gereken şey, E-P2 bahsettiğiniz makinelerin yarısından daha küçük ve hafif. Yanımda rahatça taşıyabildiğim bir amatör makineyi taşımaya üşeneceğim bir üst seviye makineye tercih ederim.

8 Eylül 2009 Salı

Panasonic GF1 - Olympus Pen'e hem kardeş hem rakip

Geçtiğimiz yıl Olympus ve Panasonic firmaları "Micro Four-Thirds" isimli bir fotoğraf makinesi sistemi tanıtmışlardı. Olympus'un senelerdir kullandığı Four-Thirds formatının evrim geçirmiş hali olan bu sistemle hem daha küçük SLR makineler üretilebilecek hem de tüketicilerin istekleri daha iyi karşılanabilecekti. İlk örnek olan Panasonic G1 piyasada oldukça ilgi gördü. Hemen arkasından GH1 geldi, temelde ikisi aynı makineydi ama bazı eksikler giderilmişti. Her ne kadar yeni sistemin ilk temsilcisi olsa da şekil olarak G1 (ve GH1) klasik SLR'lerden pek te ayrılamıyordu. Biraz daha boyut ufalmıştı, o kadar. Ardından kısa bir süre önce Olympus E-P1 (Kısaca Pen diyorlar) göründü. Bu sefer olmuştu, yani neredeyse olmuştu. Gövde hafif irice bir kompakt makine boyutundaydı, lensler de nispeten ufalmıştı zaten. Kalite de iyi olunca, bu makine tutar dedim. Gelgelelim dingil Olympus makineye flaş koymamış. Gece veya iç mekanlarda fotoğraf çekmek isteyenler parmak kadar flaşa fahiş ücret ödemek zorundalar. Bu da makinenin hedef kitlesi olan amatör kullanıcıların pek sevdiği birşey değil.

Micro Four-Thirds sisteminin kısa (zaten çıkalı ne kadar oldu ki) tarihçesini anlattıktan sonra başlıkta ismi geçen ve doğal olarak yazımızın konusu olan makineye gelelim. Aslında anlatacak fazla birşey yok, çünkü bu makine yukarıda anlattığım Olympus'un dahili flaşa sahip olanı. Bir de rengi siyah, daha karizmatik duruyor. Bu sisteme özel küçültülmüş lensler kullanıyor (aynı lensler yukarıda bahsettiğim diğer makinelere de uyuyor) ama istenirse bir adaptör vasıtasıyla standart Zuiko (Olympus) lenslerle de kullanılabiliyor. Sistemin yapısı gereği optik vizör yok, kompakt makineler gibi ekrana bakarak kullanılıyor. SLR muadili olduğu için tüm manuel kontrollere sahip. Zaten bu makineleri alacak kişiler profesyonel fotoğrafçılar değil. Şu ana kadar çıkmış hiçbir Micro Four-Thirds makine Nikon D90 veya Canon 50D (veya bunların üstü) makinelere muadil değil. Burada hedef kitle daha çok Nikon D5000 veya Canon 500D kullanıcıları, yani bilgili veya meraklı amatörler.

Bu ilginç ve güzel makineyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz buraya veya şuraya tıklayabilirsiniz. Henüz sadece teknik özellikler var ortada, bir de kısa bir ön inceleme. Detaylı testler için biraz beklememiz gerekecek. Beklemek istemeyenler ise şuraya tıklayarak uzman (ve tutucu) fotoğrafçı Ken Rockwell'in kendi sitesindeki Olympus E-P1 incelemesini okuyabilirler. Ne de olsa dahili flaş haricinde ikisi aynı makine. En azından sensör ve lens kalitesi hakkında genel bir fikir verebilir. Burada verdiğim tüm kaynaklar İngilizcedir. Üzgünüm, ama hala detaylı incelemeler yapan bir Türkçe fotoğrafçılık sitesi yok, veya var ama ben bulamadım.

24 Mayıs 2009 Pazar

Canon bu sefer beceremedi...

Güzide site Digital Camera Info Canon'un yeni giriş seviyesi modeli 500d'yi (Amerika'daki ismiyle T1i) güzelce incelemiş. Muhtelif testlere tabi tutulan 500d bu testlerin çoğunda hayal kırıklığı yaşatmış. Kendi serisinde daha eski modeli olan 450d'den bile bazı durumlarda daha kötü olan makine sadece renk doğruluğu ve video çekimi (bence SLR'de gereksiz) konusunda başarılı olmuş. Bu testler aynı zamanda fotoğraf makinelerinde görüntü kalitesinin megapixel sayısıyla alakalı olmadığını tekrar kanıtlıyor. Rekabete girdiği fotoğraf makinelerinin hepsinden daha yüksek megapixele sahip olan 500d netlik testlerinde en kötü dereceye imza atmış. 450d çıktığı zaman giriş seviyesinde en sıkı rakibi Nikon D60'ı çoğu alanda farkla geçmişti ama bu sefer Nikon giriş seviyesinde üstünlüğü ele geçirdi. Belki ileride Canon bu makine için bir firmware yayınlar da eksiklerin bir kısmını giderir. Bahsi geçen inceleme ve testi okumak isteyenler buraya tıklayabilirler.
Bu arada konuyla alakasız ama Galatasaray'ı yendik. Büyük ihtimalle (son hafta bir kaza olmazsa) şampiyon olacağız. Maalesef şampiyonluk kutlamalarına katılamayacağım çünkü önümüzdeki hafta İstanbul'da olmayacağım (bugüne kadarki tüm kutlamalara katılmışım gibi). Artık seneye yine şampiyon olursak o zaman tura çıkarız hep beraber.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Pentax K-7 duyuruldu

Benim en sevdiğim markalardan biri olan Pentax yeni orta seviye dijital SLR makinesini duyurdu. Duyurmuş daha doğrusu. Onlar beni benim onları sevdiğim kadar sevmediklerinden beni basın duyurularına davet etmiyorlar. Ama ben büyüklük gösterip her seferinde onları affediyorum. Bir daha olursa vallahi darılırım Pentax.

Bu fotoğraf makinesi Pentax'ı orta sınıfta temsil edecek. Rakipleri yerine göre Nikon D90 - D300 veya Canon Eos 50D olacak. Ben şimdiden itirazları duyar gibiyim, "hiç Pentax Canon'la yarışabilir mi" veya "Pentax istediği kadar yenisini yapsın, Nikon'un en tırt makinesini bile geçemez" gibi cümleler kuruyorsunuz. Markalara takılmayın arkadaşlar. Bir kere SLR üreten tüm firmalar rüştünü ispatlamış büyük firmalardır. Nikon ve Canon'un avantajı bu sektörde daha eski olmaları ve marka imajları sayesinde daha yüksek fiyatlara fotoğraf makinesi satmalarıdır. Pentax her ne kadar bu iki firma kadar köklü olmasa da tüm profesyonellerin tanıdığı eski ve başarılı bir firmadır.
Bu makinenin henüz testleri yapılmadı ama ben iyi bir performansı olacağını tahmin ediyorum. Tek endişem Pentax'ın eski hastalığının devam etmesi, yani jpeg kodlama sisteminin zayıf ve düşük kaliteli olması. Pentax makineler pahalı rakipleriyle yarışacak kalitede fotoğraf çekiyorlar ancak bu kalite ancak RAW modunda anlaşılıyor. Jpeg olarak çektiğinizde ise görüntü bozuluyor. Umarım bu kusuru düzeltmişlerdir.
Bunların yanında Pentax yine makinenin sağlamlığı üzerinde durmuş. Öncikiler gibi K-7 de sağlam bir gövde ve hava şartlarına karşı cihazı koruyan contalı bağlantılara sahip. Kompakt makinelerin aksine SLRler uzun süre kullanılırlar ve kolayca bozulmalarına tahammül edilemeyecek kadar pahalıdırlar. Bu yüzden sağlamlık çok önemli. Ben kendi yorumlarımı yazdım ama Pentax K-7 ile ilgili daha detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Maalesef Pentax (ve Olympus) SLRler ülkemizde pek yaygın değil. Bir şekilde makineyi bulabilirsiniz ama daha sonra lens veya flaş gibi aksesuarlar almak istediğinizde aradıklarınızı bulamayabilirsiniz. Mağazalar bu markaları pek sevmediklerinden, bu makinelerin lens, flaş gibi aksesuarlarını hiç sevmiyorlar hatta nefret ediyorlar. Ya makinenin üzerinde gelen kit lensiyle yetineceksiniz ya da yurtdışıyla sıkı bağlantılarınız olacak. Türk fotoğrafçısının alternatifleri oldukça kısıtlı, acı ama gerçek...