Üstteki temsili resme bakıp gaza gelmeyin, henüz bir ürün yok ortada. Yine de Apple'ın son aldığı "ayakkabı aşınma algılayıcısı" patenti akıllara bu fikri getiriyor. Kafayı patentlerle bozmuş olan teknoloji devi Apple geçtiğimiz günlerde ayakkabı sektörüyle ilgili bir patent aldı. Aşağıdaki grafik patent başvurusunda kullanılmış. Teknik detaylar karmaşık biraz, ama basitçe "ayakkabının tabanının aşınmasını ölçerek bunu iOS işletim sistemi kullanan bir cihaza gönderen bir algılatıcı" ile ilgili bu patent. Tabi olay bununla kalmıyor. Algılayıcının gönderdiği aşınma bilgileri akıllı telefonda veya tablette işlenecek, kullanıcının ayakkabıyı giyme sıklığı da hesaba katılarak ayakkabının kalan ömrü belirlenecek.
İşin ilginç tarafı patent çizimlerinde de gözüktüğü üzere bu sensörün ayakkabının tabanının içine yerleştirilecek olması, yani ayakkabı üretilirken monte edilmesinin gerekmesi. Sonradan alınıp takılacak birşey değil, ayakkabıyı üreten firmaya bağlı bir durum. Bu yüzden Apple'ın bu patentki kullanmak için ya ayakkabı üretimine başlaması lazım, ya da ayakkabı üreticileriyle anlaşıp bu teknolojiyi onlara satması lazım. İlk ihtimal şimdilik zor görünüyor, ama ikinci ihtimal gayet mümkün. Yakında mağazalarda "iOS uyumlu" ayakkabılar görmeye başlayabiliriz. Ayakkabılarını tabanı eriyene kadar giyen kişilerin genelde Apple ürünleri kullanmamaları gibi bir gerçek de var ortada tabi, ama Tim Cook'un böyle küçük detayları düşünecek vakti yoktur sanırım. İşin şakası bir yana, Amerikan patent ofisinin artık bazı düzenlemelere gitmesi, her "aklıma şöyle birşey geldi, hemen patentini alayım, sonra birilerine dava açarım" diyene patent vermemesi gerekiyor. Aksi halde yeni fikirlerin önü kapanır, endüstri bir noktadan sonra duraklar, bu da ekonomiyi çökertir.
algılayıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algılayıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ocak 2013 Cuma
18 Aralık 2012 Salı
Nikon filmli SLR makineleri dijitale dönüştürecek aparatın patentini aldı
Yandaki resimde gördüğünüz garip çizimler Nikon'un gelecekte piyasaya süreceği bir ürününün patent çizimleri. Japonya patent ofisine yapılan başvuruda kullanılan bu çizimler eski tip filmli SLR makineleri dijitalleştirecek, yani DSLR'a dönüştürecek bir aparatı anlatıyor. Medium format makineler için bu tip aparatlar zaten mevcut, hatta Leica'nın bazı 35mm makineleri için de bu tip "dijitalleştirici" aparatlar satılıyor, ama hem medium format makineler, hem de tüm Leica ürünleri aşırı yüksek fiyatları yüzünden biz fanilerin ilgi alanının birazcık dışında kalıyorlar. Nikon'un bu projesi ise uygun fiyata edinilebilen 35mm Nikon SLR makineleri arka kapağını üzerinde 35mm sensör bulunan bir kapakla değiştirerek güzel bir DSLR'a dönüştürebiliyor. Fikir güzel, hatta buna benzer bir ürünü geçtiğimiz yıl 1 Nisan şakası olarak duyurmuştu şakacı bir takım kişiler, ben de yazmıştım. Tabi Nikon'un çözümü şakada gösterilen aparata göre çok daha komplike olacak ve büyük ihtimalle pek ucuza satılmayacak. Yine de optik kalitesi harika olan 35mm makineleri dijitale dönüştürebilmek güzel olur herhalde. Sonuçta 35mm (full frame) DSLR makineler de pek ucuza satılmıyor, belki bu şekilde daha uygun fiyata full frame makine sahibi olabiliriz. Nikon henüz bu konuda bir açıklama yapmamış, ama bu aparatların piyasaya çıkması için biraz daha geliştirilmeleri gerektiği söyleniyor. En azından birkaç yıl daha beklememiz gerekebilir, bu yüzden hemen filmli makine arayışına girmeyin.
26 Kasım 2012 Pazartesi
Will.i.am'dan iPhone'u kompakt fotoğraf makinesine dönüştüren kılıf
Yandaki fotoğrafta Black Eyed Peas grubunun üyelerinden şarkıcı Will.i.am'ın elinde tuttuğu şey bir iPhone kılıfı. Kılıfı onun elinde tutuyor olmasının sebebi ise üretici (veya ürettirici) firmanın sahibinin bizzat kendisi olması. Telefon aksesuarı işinde iyi para olduğunu gören Will.i.am ilginç iPhone aksesuarları tasarlayıp satmaya karar vermiş. İlk ürünü de başlıktan da anlaşılacağı üzere bir kılıf. Bu kılıfın diğer standart kılıflardan farkı iPhone'u gerçek bir kompakt makineye dönüştürmesi. Kılıfın üzerinde 14 megapiksel çözünürlüğünde bir algılayıcı, özellikleri bilinmeyen bir lens ve makul güçte bir flaş var. Kullanıcı iPhone'unu bu kılıfın içine yerleştirdiğinde iPhone ekranına ve akıcı arayüzüne sahip bir fotoğraf makinesi elde ediyor. Henüz fiyatı ve çoğu teknik özelliği belli olmayan bu kılıf ilk olarak İngiltere'de piyasaya çıkacak. Daha sonra diğer ülkelere de yayılması bekleniyor. Bana göre pek pratik değil, çünkü kılıf iPhone'u ağırlaştıracak ve kalınlaştıracak. Kılıfı ayrı olarak taşımak mümkün tabi, ama bu da çok mantıklı değil. Sonuçta kılıf yerine ufak bir kompakt makine taşınabilir, böylece telefonu söküp takmakla uğraşmak gerekmez. Will.i.am'a ticaret hayatında başarılar diliyorum, inşallah bundan böyle aksesuarları tasarlarken bunların cepte taşınacağını da hesaba katar.
30 Eylül 2012 Pazar
Sony rakibi Olympus'a ortak oldu, teknoloji paylaşımı başlıyor
Fotoğrafçılık dünyasının en köklü firmalarından Olympus bir süredir mali sıkıntılar çekiyordu. Bütçe açığını kendi imkanlarıyla kapatamayacağı anlaşılınca Olympus kendisine destek olacak bir firma aramaya başlamıştı. Sonunda bu destekçiyi buldu ve Olympus'u kurtarma operasyonunun detayları açıklandı. Japon fotoğraf makinesi üreticisini kurtaracak olan firma yine Japonya'nın bağrından kopup gelen elektronik devi Sony. Sony fotoğraf makineleri konusunda rakibi olan Olympus'a 632,000,000$ ödeyerek mali krizi sonlandıracak. Tabi Sony bunu hayrına yapmayacak, karşılığında bazı şeyler de alacak. Bundan sonra Sony Olympus'un ortağı olacak ve Olympus'un yönetim kurulunda bir temsilci bulunduracak. Ayrıca, iki teknoloji devi ortaklaşa bir firma kuracak, tıbbi görüntüleme ürünleri geliştirip üreten (Olympus'un bu konuda hatırı sayılır bir üstünlüğü var) bu firmanın %51 hissesi Sony'ye ait olacak. Bu ortaklığın bize, yani kullanıcılara yansıyacak tarafı ise teknoloji paylaşımıyla ilgili. Olympus Sony'ye lens verecek, Sony de Olympus'a sensör sağlayacak. Olympus'un lensleri gayet başarılı, Sony bu uygun fiyatlı ve kaliteli lenslerden yararlanacaktır. Sony de sensör konusunda çok iyi, hatta belki de dijital fotoğrafçılık sektörünün en iyilerinden biri. Olympus makineler Sony sensörlerle eskisinden daha da iyi olacaklardır. Tabi bir de bu iki firmanın birbirinin önüne fazla çıkmak istemeyeceği konusu var, ama onu bize söylemiyorlar tabi. Sony desteğiyle çalışan Olympus'un neler yapacağını, Olympus teknolojilerinden çalışan Sony'nin rakiplerine nasıl üstünlük kuracağını (veya kuramayacağını) göreceğiz.
9 Nisan 2012 Pazartesi
İki sınıfın tam ortası: Pentax K-01
Pentax'ın yeni makinesi K-01 için başlıktaki tanımlamayı uygun buldum, çünkü iki sınıfın iyi özelliklerini ilginç bir kombinasyonla birleştiren çok ilginç bir makine olmuş. Kutu gibi, fazla girintili çıkıntılı olmayan gövdesi ve renkli tasarımı yüzünden oyuncak gibi görünse de aslında K-01 gayet yetenekli bir fotoğraf makinesi. Aynasız tipte bir makine olan K-01'i diğer aynasız benzerlerinden ayıran şey algılayıcısı. Diğerleri gibi Micro Four-Thirds tipinde, yani klasik DSLR makinelerinkine göre küçük bir algılayıcı kullanmayan K-01 tam teşekküllü bir DSLR olan K-5'le aynı 16 megapiksel çözünürlüklü (APS-C boyutlarında) CMOS algılayıcıya sahip. K-01'in bu özelliği sadece daha iyi fotoğraf çekmesini sağlamıyor, aynı zamanda Pentax'ın standart lensleriyle de kullanılabilmesini sağlıyor. Böylece aynasız makineler için özel üretilen pahalı lenslere bağımlı kalınmıyor, istenilen lens kullanılabiliyor. 1080p kalitesinde HD video çekebilen makine aynı zamanda dahili titreşim önleme sistemine de sahip. Bunun haricinde, diğer aynasız makineler gibi optik vizör yok, fotoğraf çekerken ekrandan faydalanılıyor. Güzel bir tasarım olmuş bence, ama çektiği fotoğrafları görmeden kesin yorum yapmamak lazım. Bugünlerde fotoğrafçılık dünyasından bihaber olduğum için bu haberi kaçırmışım, K-01 çoktan yurtdışında piyasaya çıkmış. Beni haberdar eden Tarık'a teşekkür ederim.
11 Ocak 2012 Çarşamba
Razer'dan oyunculara özel tablet: Fiona
Üstte gördüğünüz iki yanına Nintendo Wii kumandası monte edilmiş gibi duran tablet Razer'ın yeni bebeği. Fiona ismini taşıyan bu tablet oyuncular için özel olarak tasarlanmış. Onu diğer tabletlerden ayıran şey sadece iki tarafındaki oyun kontrolcüleri değil. Intel Core i7 tipinde bir işlemciyle gelen bu tabletin işletim sistemi de Windows 7. Fiona mobil işletim sistemi çalıştıran basit bir tablet değil yani, tablet formuna sokulmuş gerçek bir bilgisayar. 10.1" büyüklüğündeki ekranın maksimum çözünürlüğü 1280x800 piksel. Ekranın dokunmatik olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yok sanırım. Cihazın içinde tablet ve telefonlarda bulunan üç eksenli hareket sensörleri mevcut. Oyun kontrolcülerinde "force feedback" denilen, genelde üst sınıf oyun direksiyonlarında bulunan motorlu geri bildirim sistmei mevcut. Öyle basit birşey değil yani, Razer iyi iş çıkarmış. 2012'nin dördüncü çeyreğinde piyasaya çıkacağı söylenen Fiona'nın fiyatı konfigürasyona göre değişecek, ama 1,000$ civarına satılacağı söyleniyor. Razer Fiona'nın nasıl çalıştığını görmek istiyorsanız oyun esnasında çekilen videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Beni bundan haberdar eden Tarık'a teşekkür ederim.
Etiketler:
algılayıcı,
core,
dokunmatik,
intel,
kontrol,
oyun,
razer,
tablet,
teknoloji
5 Ocak 2012 Perşembe
Kodak iflasını duyurmaya hazırlanıyor
Fotoğrafçılık dünyasının en eski firmalarından Kodak iflasın eşiğinde. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Kodak yöneticileri şirketin iflas ettiğini kamuoyuna duyurmaya hazırlanıyorlar. Filmli makineler zamanında fotoğraf dünyasının devlerinden biri haline gelen, dijital makinelerde ise beklenen başarıyı bir türlü yakalayamayan Kodak son yıllarda iyice zayıflamıştı. Firma üst seviye makineler için algılayıcı ürettiği halde kendi ürün portföyüne düzgün üst seviye makineler ekleyememişti. Bir de Kodak'ın Easyshare takıntısı var tabi. Hani dijital makineler ilk çıktığında, herkeste hafıza kartı okuyucu yokken fotoğrafları bilgisayara (veya yazıcıya) kolayca aktarmak önemli bir özellikti, ama artık durum değişti. Herkesin bilgisayarında kart okuyucu var, fotoğrafları aktarmak da oldukça kolay. Buna rağmen Kodak Easyshare özelliğinin üzerinde durmaya devam etti, fotoğraf çekerken işe yarayacak özelliklere odaklanmadı. Arada güzel modelleri de oldu tabi, ama rakiplerinin ürün gamıyla karşılaştırıldığında Kodak çok zayıf kaldı. Hal böyle olunca dünya devleri bile fazla dayanamıyor. Elinde fotoğrafçılıkla ilgili (ve bazıları çok kıymetli olan) 1,100 adet patent bulunan Kodak eğer iflas ederse patentleri açık arttırmayla satılacak. Rakipleri de kapışacak tabi, çünkü bu patentlerden bazıları fotoğrafçılık dünyasına yön veren şeyler.
Kodak'la ilgili bir de küçük detay vereyim. Kodak'ın ismi bir rivayete göre bizimle hafiften alakalı. Kodak kurulurken kurucu George Eastman "K" ile başlayan, kısa olan, kolayca ve doğru okunan, fotoğrafçılıkla ilgili bir terimi çağrıştıran ve duyulduğunda kendi firmasını çağrıştıracak bir isim arıyormuş. İsmin "K" ile başlamasının sebebi George Eastman'ın bu harfi (özellikle büyük yazıldığında) çok sevmesi ve güçlü bulmasıymış. Sonunda "K" harfini bir fotoğrafçılık terimiyle birleştirmeye karar vermiş, ama İngilizce'deki hiçbir terimi uygun bulmamış. Diğer dillere bakmışve sonunda Türkçe'deki "odak" kelimesinin uygun olduğunu görmüş. Sonuçta "odak" fotoğrafçılıkta kullanılan bir terim, ayrıca "K" ile birleştiğinde kısa, her dilde doğru okunan ve hiçbir dilde başka bir anlama gelmeyen (dolayısıyla sadece o firmayı anımsatan) bir kelime oluşturuyor. Kodak markası da böyle doğmuş. Bu konuda başka teoriler de var tabi, ama bu teori de bana oldukça mantıklı geliyor.
Kodak'la ilgili bir de küçük detay vereyim. Kodak'ın ismi bir rivayete göre bizimle hafiften alakalı. Kodak kurulurken kurucu George Eastman "K" ile başlayan, kısa olan, kolayca ve doğru okunan, fotoğrafçılıkla ilgili bir terimi çağrıştıran ve duyulduğunda kendi firmasını çağrıştıracak bir isim arıyormuş. İsmin "K" ile başlamasının sebebi George Eastman'ın bu harfi (özellikle büyük yazıldığında) çok sevmesi ve güçlü bulmasıymış. Sonunda "K" harfini bir fotoğrafçılık terimiyle birleştirmeye karar vermiş, ama İngilizce'deki hiçbir terimi uygun bulmamış. Diğer dillere bakmışve sonunda Türkçe'deki "odak" kelimesinin uygun olduğunu görmüş. Sonuçta "odak" fotoğrafçılıkta kullanılan bir terim, ayrıca "K" ile birleştiğinde kısa, her dilde doğru okunan ve hiçbir dilde başka bir anlama gelmeyen (dolayısıyla sadece o firmayı anımsatan) bir kelime oluşturuyor. Kodak markası da böyle doğmuş. Bu konuda başka teoriler de var tabi, ama bu teori de bana oldukça mantıklı geliyor.
29 Aralık 2011 Perşembe
Fujifilm organik tabanlı hibrid CMOS algılayıcı geliştirdi
Japon fotoğraf makinesi ve görüntüleme ekipmanı üreticisi Fujifilm fotoğraf makinelerinde kullanılan algılayıcılarla ilgili yeni bir teknolojinin patentini aldı. Bu yeni teknoloji organik tabanlı hibrid (melez) CMOS algılayıcıların üretilebilmesine imkan tanıyacak. İşin bilimsel yönüne fazla girmeden anlatmak gerekirse; bu sistemde ışığın elektronlara (yani elektriğe) çevrilmesi işlemini klasik algılayıcılardaki gibi diyotlar yerine organik bir fotoelektrik katman yapacak. Buradaki organik kelimesi "karbon tabanlı" anlamına geliyor. Bizi ilgilendiren şey ise bu teknolojinin bize sağlayacağı avantajlar. Organik katman sayesinde algılayıcının tamamı ışığa duyarlı olacak. Mevcut sistemde algılayıcının sadece bir kısmı ışığa duyarlıydı ve ışık mikrolensler vasıtasıyla bu duyarlı kısma yansıtılıyordu. Algılayıcının tamamının kullanılması daha küçük ebatlardaki algılayıcılarla aynı işin yapılabilmesine olanak tanıyacak. Böylece küçük algılayıcılardaki (mesela telefon kameralarında kullanılanlar gibi) yüksek hassasiyette performans kaybı yaşanması meselesi çözülecek.
Tabi bundan mucize beklememek lazım, yani kompakt makinelerin birkaç sene içerisinde DSLR kalitesinde fotoğraf çekmeye başlamasını beklemeyin. CMOS algılayıcılar konusunda araştırma yapan bilim insanları bu teknolojinin şu anda sadece küçük algılayıcıların üretim maliyetlerinin düşürülmesinde faydalı olacağını söylüyorlar. Büyük algılayıcılarda ise pek etkili olmayacakmış. Fujifilm yetkilileri ise bunu doğruluyor, ancak teknolojinin ileride büyük algılayıcılarda da fotoğraf kalitesini arttıracağını ve maliyetleri düşüreceğini iddia ediyor. Cep telefonlarının yüksek çözünürlüklü kameralarıyla basit fotoğraf makinelerinin yerini aldığı, kompakt eskiden sadece profesyonel makinelerde gördüğümüz makinelerin özelliklerle doldurulduğu, ama gerçek fotoğraf kalitesinin bu kadar gelişmeye rağmen artmadığı günümüzde Fujifilm'in yeni teknolojisi ilaç gibi gelebilir. Şimdilik sadece patenti alınmış bir proje olan organik tabanlı hibrid CMOS algılayıcı teknolojisi ne zaman üretime geçer, fotoğraf makinelerine (ve telefonlara) ne zaman gelir henüz belli değil. Yine de bu konuda bazı yeniliklerin olması, üreticilerin sürekli megapiksel arttırmak yerine gerçek kaliteyi arrtıracak ve maliyetleri düşürecek birşeyler yapmaları oldukça sevindirici.
Tabi bundan mucize beklememek lazım, yani kompakt makinelerin birkaç sene içerisinde DSLR kalitesinde fotoğraf çekmeye başlamasını beklemeyin. CMOS algılayıcılar konusunda araştırma yapan bilim insanları bu teknolojinin şu anda sadece küçük algılayıcıların üretim maliyetlerinin düşürülmesinde faydalı olacağını söylüyorlar. Büyük algılayıcılarda ise pek etkili olmayacakmış. Fujifilm yetkilileri ise bunu doğruluyor, ancak teknolojinin ileride büyük algılayıcılarda da fotoğraf kalitesini arttıracağını ve maliyetleri düşüreceğini iddia ediyor. Cep telefonlarının yüksek çözünürlüklü kameralarıyla basit fotoğraf makinelerinin yerini aldığı, kompakt eskiden sadece profesyonel makinelerde gördüğümüz makinelerin özelliklerle doldurulduğu, ama gerçek fotoğraf kalitesinin bu kadar gelişmeye rağmen artmadığı günümüzde Fujifilm'in yeni teknolojisi ilaç gibi gelebilir. Şimdilik sadece patenti alınmış bir proje olan organik tabanlı hibrid CMOS algılayıcı teknolojisi ne zaman üretime geçer, fotoğraf makinelerine (ve telefonlara) ne zaman gelir henüz belli değil. Yine de bu konuda bazı yeniliklerin olması, üreticilerin sürekli megapiksel arttırmak yerine gerçek kaliteyi arrtıracak ve maliyetleri düşürecek birşeyler yapmaları oldukça sevindirici.
24 Kasım 2011 Perşembe
DSLR'a en yakın kompakt makine: Fuji X-S1
Yandaki resimde gördüğünüz fotoğraf makinesi bir DSLR değil. Öyle görünüyor, ama siz görünüme aldanmayın. Fuji X-S1 yabancıların bazen "DSLR-like", bazen de "Superzoom" dediği cinsten bir makine. Bizim dilimizde "DSLR benzeri" şeklinde çevriliyor, ama bu biraz garip kaçtığı için tanımı biraz açmakta fayda var. Bu tip makineler kullanıcıya sundukları kontroller açısından DSLR makinelere benziyorlar. Tam manuel kullanım ve fotoğrafın her özelliğine müdahale imkanı mevcut. Şekilleri de profesyonel makinelere benziyor. Biraz üst seviye olanlarında flaş bağlantı noktası bile bulunuyor. Onları DSLR makinelerden ayıran şey ise algılayıcılarının biraz daha küçük olması, içlerinde ayna düzeneğinin bulunmaması ve lenslerinin değişememesi. Bu yüzden (çoğu zaman) DSLR makinelere göre biraz daha küçükler ve ucuza satılıyorlar. Tanımlamayı bitirdikten sonra Fuji X-S1'den bahsedelim biraz, ayıp olmasın. X-S1 şekil olarak DSLR makinelere öyle çok benziyor ki, ayırt etmek için lensi sökmeye çalışmak gerekebilir. İstesek de makineyi kırmadan sökemeyeceğimiz bu lensin 35mm formatındaki odak mesafesi 24mm'den 624mm'ye kadar gidiyor. 26 kat yakınlaştırma özelliği var yani. Bu kadar yüksek zoom oranı olunca dahili titreşim önleme sistemi de standart geliyor tabi. Bu lensin güzel tarafı maksimum diyafram açıklığının yüksek zoom oranlı makinelere göre daha iyi olması. F/2.8 diyafram açıklığı çoğu amatör fotoğrafçıya yeterli gelecektir. Lensin arkasında EXR CMOS tipinde arkadan aydınlatmalı bir algılayıcı var. Fuji'nin X10 modelinde de kullanılan bu algılayıcının maksimum çözünürlüğü 12 megapiksel. 2/3" büyüklüğündeki algılayıcı ışığın zayıf olduğu ortamlarda standart kompakt makinelere göre daha başarılı olacaktır. Işık yetmezse flaş var tabi, o ayrı mesele. Fuji X-S1'in kendi flaşı var, ama o yeterli gelmezse üstteki bağlantı noktasından harici bir flaş bağlamak da mümkün. Buraya kadar herşey güzel. Güzel olmayan şey fiyatlandırma. X-S1'in İngiltere fiyatı 700£, yani bizim paramızla 2000 lira civarında. Türkiyeye geldiğinde biraz daha pahalı olacaktır. Bu fiyata mükellef bir DSLR almak mümkün. Belki DSLR ile gelen standart lens bu kadar yüksek zoom oranı vermeyecek, ama yine de en kötü DSLR'ın kalitesi en iyi kompakttan daha iyidir. Bu yüzden çoğu kişi DSLR parası verip kompakt alma fikrine gülüp geçer. Bu fiyatla Fuji X-S1 sadece teknoloji marketlerinde kurcalanacak bir makine olarak kalıyor, çünkü o para kompakt makineye verilmez.
21 Ekim 2011 Cuma
Fotoğraf makinesinin geleceği: Lytro Light Field Camera
Üstte gördüğünüz projektöre benzeyen kutular aslında birer fotoğraf makinesi. Alıştığımız fotoğraf makinelerine göre çok farklı bir tasarıma sahipler. Onları klasik dijital fotoğraf makinelerinden ayıran şey sadece tasarımları değil tabi. Lytro tarafından geliştirilen bu makineler "Light Field Camera" diye anılıyor, yani sadece tek yönde hareket eden ışığı değil, bir ortamda her yöne giden ışık hüzmelerini yakalıyorlar. Bunun bize getirisi ise çekim sonrası odaklama yapabilme kabiliyeti. Klasik fotoğraf makineleri (dijital veya filmli farketmez) bir noktaya odaklanırlar, o noktayla aynı mesafede olan objeler netleşir, o noktadan daha uzak veya daha yakın olan nesneler de bulanıklaşır. Bu yüzden odağın dışında kalan şeyler fotoğrafta net gözükmez, detay kaybı yaşanır. Lytro ise tamamen farklı bir sistem kullanıyor.
23 Eylül 2011 Cuma
Canlanan ölülere rahat çıkış imkanı sağlayan morg
Genelde bu tip ilginç haberler hep yurtdışı kaynaklı olur, ama bu seferki bizden, memleketimizin bağrından. Malatya Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü kurduğu morgda ilginç yenilikler uygulamış. İlk olarak, morgda rahmetlilerin koyulduğu soğuk dolapların içinde hareket sensörleri var. Bir hareket tespit ettiklerinde alarmı çalıştırıp yetkililere haber veriyorlar. Dahası, bulunduğu yerden çıkmak isteyen ölüler için kapağın iç tarafına da bir açma mandalı yerleştirilmiş. Çok garip değil mi? Aslında değil. Tüm bunlar canlanan zombilere kolaylık olsun diye yapılmıyor. Maalesef bazı şanssız insanlar gerçekte ölmedikleri halde öldü zannedilerek morga kaldırılıyor. Eğer morgda dolabın içinde kendilerine gelip çıkmak isterlerse bu sistem onlara yardımcı oluyor. Tabi herkes kendine geldiği anda kapaktaki mandalı bulup açamaz, ama hafifçe hareket etse bile alarm çalıp yetkilileri uyaracaktır. Şimdi; morgda gece nöbetini tutan bir görevli alarm çalmaya başlarsa (hele birkaç dolabın alarmı birden çalarsa) ne yapar? Düşünmesi bile korkunç... Malatya Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü uyguladığı yenilikler yüzünden tebriği hakediyor. Keşke tüm devlet kurumları bu kadar yenilikçi olsa.
21 Eylül 2011 Çarşamba
Nikon da modaya uydu, aynasız makine serisini duyurdu
Fotoğrafçılık dünyasının devlerinden Nikon son zamanların modasına uydu ve lensi değiştirilebilen aynasız modellerini duyurdu. İlk olarak Olympus ve Panasonic'in ortak geliştirdiği Micro Four Thirds sistemiyle başlayan aynasız makine furyasına zamanla diğer üreticiler de katılmıştı. Nikon uzun süre sabretti (nedense Nikon bir teknoloji firması olmasına rağmen klasikçidir, yenilikleri uygulamakta biraz geriden gelir), ama sonunda müşterilerin taleplerine karşı koyamadı ve modaya uymayı tercih etti. Bilmeyenler için kısaca anlatayım: bahsettiğim aynasız makineler tıpkı bir DSLR gibi değiştirilebilir lense sahipler, ama kasalarının içindeki sistem kompakt makinelerin sistemine daha çok benziyor. Deklanjöre basıldığında açılıp kapanan bir ayna yok, bu yüzden dahili optik vizör de yok. Gövdeleri DSLR tipindeki makinelere göre daha küçük ve daha hafif. Performansları giriş seviyesindeki DSLR makinelere yakın.
Gerekli açıklamayı yaptıktan sonra Nikon'un modellerinden bahsedelim. İlk model üstte de gördüğünüz Nikon V1. 10 megapiksel çözünürlüklü, 1" köşegen genişliğine sahip bir CMOS algılayıcıyla gelen V1'in gövdesi magnezyum alaşımından üretilmiş. Böylece sağlamlığı korurken aşırı ağırlık yapmıyor. DSLR ile çekim yapmaya alışık olanlar için ekranın haricinde kullanılabilen elektronik bir vizör (bakaç diyesim gelmiyor) mevcut. Optik vizör kadar iyi olmasa da iş görecektir. V1'in ekranı ise 3" boyutunda. Hibrid odaklama ismiyle anılan sistem sayesinde otomatik odaklama yaparken bile saniyede 10 kare çekebilen V1'in video performansı ise çok iyi. 1080i kalitesinde ve saniyede 60 kare hızında (veya 1080P kalitesinde saniyede 30 kare hızında) video çekebilen V1 video meraklılarını memnun edecek. Amatör bir makine olmasına rağmen V1'e dahili flaş eklenmemiş. İsteyenler makinenin üzerindeki aksesuar girişini kullanarak Nikon'un bu seriye özel ürettiği SB-N5 flaşı veya GP-N100 GPS ünitesini V1'e bağlayabilirler. Nikon V1 Ekim ayının sonuna doğru 900$ fiyatla satışa çıkarılacak. Fiyata Nikon'un bu sistem için geliştirdiği 10-30mm kit lensi de dahil.
Ailenin (şimdilik iki kişilik küçük aile) diğer ve daha küçük üyesi Nikon J1 ise daha basit bir yapıya sahip. Aslında çoğu özelliği yukarıda bahsettiğim V1'le aynı. V1'de bulunan elektronik vizör J1'de yok, yani bunu kullananlar 3" büyüklüğündeki ekranı kullanmaya mecburlar. Kullanılan 1" büyüklüğündeki CMOS algılayıcı V1'dekiyle aynı, bu yüzden fotoğraf ve video kaliteleri de bire bir aynı. V1'de kullanılan hibrid odaklama sistemi J1'e deeklenmiş. Bu sistem iki farklı odaklama sistemini aynı anda kullanıyor ve lensin daha hızlı odaklanmasını sağlıyor. J1'in gövdesi plastikten üretilmiş ve V1'de bulunmayan dahili flaş J1'e eklenmiş. Kompakt makineden DSLR sistemine geçenler için ideal bir ara basamak sayılabilecek olan Nikon J1 V1 ile aynı tarihte ve aynı kit lensiyle birlikte 650$ fiyatla satışa çıkarılacak. Resimde beyaz olanı görünüyor, ama Nikon J1'in kırmızı, siyah, pembe ve gümüş renk seçenekleri de mevcut. Lensi çıkıntı yaptığı sürece kasasının ince olması benim için birşey ifade etmez, ama DSLR taşımayı sevmeyen ve kompakt makinenin çekim rahatlığından vazgeçmek istemeyenler bu tip makineleri tercih edebilirler.
Gerekli açıklamayı yaptıktan sonra Nikon'un modellerinden bahsedelim. İlk model üstte de gördüğünüz Nikon V1. 10 megapiksel çözünürlüklü, 1" köşegen genişliğine sahip bir CMOS algılayıcıyla gelen V1'in gövdesi magnezyum alaşımından üretilmiş. Böylece sağlamlığı korurken aşırı ağırlık yapmıyor. DSLR ile çekim yapmaya alışık olanlar için ekranın haricinde kullanılabilen elektronik bir vizör (bakaç diyesim gelmiyor) mevcut. Optik vizör kadar iyi olmasa da iş görecektir. V1'in ekranı ise 3" boyutunda. Hibrid odaklama ismiyle anılan sistem sayesinde otomatik odaklama yaparken bile saniyede 10 kare çekebilen V1'in video performansı ise çok iyi. 1080i kalitesinde ve saniyede 60 kare hızında (veya 1080P kalitesinde saniyede 30 kare hızında) video çekebilen V1 video meraklılarını memnun edecek. Amatör bir makine olmasına rağmen V1'e dahili flaş eklenmemiş. İsteyenler makinenin üzerindeki aksesuar girişini kullanarak Nikon'un bu seriye özel ürettiği SB-N5 flaşı veya GP-N100 GPS ünitesini V1'e bağlayabilirler. Nikon V1 Ekim ayının sonuna doğru 900$ fiyatla satışa çıkarılacak. Fiyata Nikon'un bu sistem için geliştirdiği 10-30mm kit lensi de dahil.
Ailenin (şimdilik iki kişilik küçük aile) diğer ve daha küçük üyesi Nikon J1 ise daha basit bir yapıya sahip. Aslında çoğu özelliği yukarıda bahsettiğim V1'le aynı. V1'de bulunan elektronik vizör J1'de yok, yani bunu kullananlar 3" büyüklüğündeki ekranı kullanmaya mecburlar. Kullanılan 1" büyüklüğündeki CMOS algılayıcı V1'dekiyle aynı, bu yüzden fotoğraf ve video kaliteleri de bire bir aynı. V1'de kullanılan hibrid odaklama sistemi J1'e deeklenmiş. Bu sistem iki farklı odaklama sistemini aynı anda kullanıyor ve lensin daha hızlı odaklanmasını sağlıyor. J1'in gövdesi plastikten üretilmiş ve V1'de bulunmayan dahili flaş J1'e eklenmiş. Kompakt makineden DSLR sistemine geçenler için ideal bir ara basamak sayılabilecek olan Nikon J1 V1 ile aynı tarihte ve aynı kit lensiyle birlikte 650$ fiyatla satışa çıkarılacak. Resimde beyaz olanı görünüyor, ama Nikon J1'in kırmızı, siyah, pembe ve gümüş renk seçenekleri de mevcut. Lensi çıkıntı yaptığı sürece kasasının ince olması benim için birşey ifade etmez, ama DSLR taşımayı sevmeyen ve kompakt makinenin çekim rahatlığından vazgeçmek istemeyenler bu tip makineleri tercih edebilirler.
13 Eylül 2011 Salı
Pentax da modaya uydu, kompakt gövdeye yüksek zoom sığdırdı: Optio RZ18
Nedendir bilinmez, Pentax'ın fotoğraf makinelerine sempati beslerim. Hatta, Nikon D40x için sağlam bir indirim yapmış olmasaydı ben Nikon yerine Pentax almış olacaktım, Pentax sistemiyle devam edecektim. Neyse, Pentax'ı seviyorum işte. Üstte farklı renk çeşitlerini gördüğünüz makine de Pentax'ın son cicisi. İsmi de Optio RZ18. Makinenin model ismi optik yakınlaştırma oranından geliyor. Bu kompakt makinenin mütevazi görünümlü lensi tam 18x yakınlaştırma oranına sahip. 16 megapiksel fotoğraf çözünürlüğüne sahip olan Optio RZ18 istendiğinde 720p kalitesinde ve saniyede 30 kare hızında HD videolar çekebiliyor. Tıpkı makinenin ön tarafı gibi arka tarafı da oldukça sade. Tüm makinelerde bulunan tuşlar sağda konumlandırılmış. 3" büyüklüğündeki ekran ise makinenin arka yüzünün çoğunu kaplıyor. Gövdeyi kalınlaştırmamak adına Optio RZ18'de ince lityum-ion pil tercih edilmiş. Bu flaşın hızlı dolması ve makinenin daha ince olması açısından iyi, ama pilin ömrü tükendiği zaman Türkiye'de yenisinin bulunması zor. Ayrıca olmadık biryerde pil biterse makinesiz kalmak da mümkün. Kalem piller eski teknoloji sayılsalar da bu konuda daha sorunsuz bir kullanım sunuyorlar. Pentax Optio RZ18'in örnek fotoğrafları yok henüz, bu yüzden performansını göremiyoruz. Kabaca tahminde bulunmak gerekirse; bu makine gündüz dışarıda veya çok iyi aydınlatılmış kapalı ortamlarda kaliteli fotoğraflar çekebilir. Işığın zayıf olduğu sahnelerde ise zorlanacaktır, çünkü üzerindeki flaş pek güçlü görünmüyor. Keşke makinenin üst tarafından açılan pop-up tipinde daha güçlü bir flaş tercih etselermiş. Bir de, makinenin gövdesi fazlaca düz olmuş. Tek elle çekim yaparken makineyi sabit tutmak zor olacaktır. Şöyle rahat kavranan, parmakların sıkı tutabileceği bir çıkıntı yapsalarmış iyi olurmuş. Bunların haricinde Optio RZ18 gayet iyi görünüyor. ABD fiyatı 300$, Türkiye'ye gelip gelmeyeceği ise belli değil. Gelirse de 400$ civarı bir fiyata satılacaktır.
22 Temmuz 2011 Cuma
Elma seven uzaktan kumandalı helikopter: Griffin Helo TC
Uzaktan kumandalı helikopterleri severim. Becerebildiğim kadar uçururum da. Hatta daha önce bir tanesini burada incelemişliğim bile var. Daha çok iPhone aksesuarlarıyla tanıdığımız Griffin firmasının yakında piyasaya süreceği Helo TC de tıpkı benim incelediğim Syma S026 veya sürekli oyuncakçılarda gördüğümüz 3 kanallı basit helikopterler gibi ufak, hafif bir model. Onu diğerlerinden farklı kılan şeyse yanında bir uzaktan kumandayla gelmiyor oluşu. Helo TC iPhone, iPad veya iPod Touch üzerine yüklenen bir uygulamayla kumanda ediliyor. Ücretsiz sunulan uygulama cihazlarda bulunan hareket sensörlerini takip ediyor, böylece cihazı herhangi bir tarafa doğru eğerek helikopteri yönetmek mümkün oluyor. İsteyenler ekrandaki "sanal" kumanda tuşlarına dokunarak da Helo TC'yi uçurabilirler. Uçuş süresi tıpkı diğer benzerleri gibi kısa, sadece 8 dakika. Ayrıca Bluetooth menzili sınırlı olduğu için fazla uzaklaştırmamak gerekiyor. Zaten iç mekan kullanımı için tasarlanmış, bunun bir sorun olacağını sanmıyorum. iCici'lerle kumanda ediliyor olmasının en büyük avantajı uçuş planlarının kaydedilebiliyor oluşu. Böylece önceden kaydedilen bir uçuş planı tek butona tıklayarak devreye sokuluyor ve Helo TC sanki kendisi uçuyormuş gibi önceden planlanmış rotada hareket ediyor. Çok gerekli bir ürün değil, ama kurcalaması eğlenceli olabilir. Helo TC önümüzdeki aylarda 35£ (yaklaşık 100TL) fiyatla satılacak.
Etiketler:
algılayıcı,
apple,
bluetooth,
helikopter,
ipad,
iphone,
ipod,
oyuncak,
uygulama,
uzaktan kumandalı
30 Haziran 2011 Perşembe
Olympus aynasız PEN serisini üç yeni modelle güncelledi
Japon fotoğraf makinesi üreticisi ve "aynasız" DSLR fikrinin yaratıcısı Olympus "PEN" ismini verdiği Micro Four-Thirds formatındaki aynasız ve değiştirilebilir lensli fotoğraf makinesi ailesini komple güncelledi. (Amma karışık cümle oldu, değil mi?) E-P3, E-PL3 ve E-PM1 ismindeki yeni makineler 12.3 megapiksel çözünürşüğündeki aynı CMOS algılayıcıyı taşıyor. E-P3 (üstteki resimde görebilirsiniz kendisini) diğerlerinden farklı olarak 614,000 noktalık çözünürlüğe sahip OLED teknolojili bir dokunmatik ekrana sahip. E-PL3'ün ekranı ise dokunmatik değil, ama gerektiğinde dönebilen menteşeli bir sisteme sahip. Serinin en küçük üyesi olan E-PM1 ise diğerlerinden daha ince ve hafif bir gövdeyle geliyor, ayrıca basitleştirilmiş bir kullanıcı arayüzüyle amatör fotoğrafçılara hitap ediyor. E-PM1'in ağabeylerinden ayrılan bir diğer özelliği de 6 farklı gövde rengine sahip olması. Kız makinesi diyeceğim, kendimi zor tutuyorum. Neyse, makinelerin üçü de azami 12,800 değerine sahip ve TruePic VI görüntü işlemciyle geliyor. Gayet güzel olmuş aslında. E-P3 900$ fiyatla piyasaya çıkacak. Diğer modellerin fiyatları ise henüz belli değil.
Etiketler:
algılayıcı,
cmos,
dokunmatik,
dslr,
ekran,
fotoğraf,
olympus
26 Haziran 2011 Pazar
İşte bu olmuş: Pentax Q
Japon fotoğraf makinesi üreticisi Pentax hafif bir gecikmenin (1 sene civarı) ardından ilk "aynasız" DSLR modelini duyurdu. Aslında bu makinelere DSLR dememek lazım, çünkü SLR ve DSLR tipi makinelerdeki ayna sistemi bu makinelerde bulunmuyor. Bu yüzden bu makinelere "lensi değiştirilebilen kompakt makine" demek lazım, ama çok uzun olduğu için ben onlara aynasız DSLR diyorum. Olympus ve Panasonic'in Micro Four Thirds sistemini geliştirmesiyle başlayan aynasız DSLR furyası Sony'nin Nex serisiyle popülerliğini arttırarak devam ediyordu. Pentax uzun süre bekleyip (1 yıl teknoloji sektörü için çok uzun bir süre) aynasız DSLR makinelere olan talebin geçici bir heves olmadığını anladıktan sonra ilk değiştirilebilir lensli kompakt makinesini duyurdu. Üstteki resimde de görebileceğiniz Pentax Q piyasadaki en hafif ve en küçük değiştirilebilir lensli kompakt makine. Bu çok önemli, çünkü bu sistemin geliştirilme sebebi klasik DSLR makinelerden daha küçük ve hafif olması. İnsanlar bu makineleri standart kompakt makineleri taşıdıkları kadar rahat taşımak istiyorlar.
Standart lensiyle birlikte bir rangefinder görünümünde olan Pentax Q'nun flaşı resimde de görüldüğü gibi yukarı doğru (ama alıştığımızdan daha da yukarı doğru) açılıyor. Böylece gövdedeki flaş kullanıldığında yaşanan kırmızı göz sorununu bu makinede yaşanmıyor. Tabi isteyenler kendi harici flaşlarını da bağlayabilirler, bunun için gereken standart flaş bağlantı yuvası Pentax Q'da mevcut.
Pentax bu makine (ve gelecekte üreteceği benzerleri) için Q-Mount diye isimlendirdiği özel bir lens bağlantı standardı geliştirmiş. Nedendir bilinmez, lenslerin isimlendirmesinde "Toy" kelimesi kullanılmış. Tamam, çok profesyonel lensler değil bunlar, ama oyuncak da değiller. İşin güzel tarafı, belki de Pentax onları oyuncağa benzettiği için lenslerin fiyatları makul seviyede tutulmuş. Böylece bu sistemi kullanmak isteyenler farklı bir lens almak istediklerinde yarım makine parası vermek zorunda kalmayacaklar. Şimdilik makineyle birlikte gelen kit lensiyle birlikte beş lens seçeneği mevcut. Zaman içinde bu sayı artacaktır. Makinenin üzerinde gelen lens 8.5mm odak uzunluğuna sahip yakınlaştırmasız bir lens. Bu odak uzunluğu 35mm standardına çevrildiğinde 45mm lenslere denk geliyor. Gayet kullanışlı bir uzunluk, ama makineyle birlikte yakınlaştırma özelliği olan bir lens gelseydi daha iyi olurdu. Kit lensin en güzel tarafı ise f:1.9 olan azami diyafram genişliği. Bu genişlikte diyafram makineyle gelen lenslerde pek bulunmaz, bu yüzden bu lens beğenimi kazandı.
Herşeyi söyledim, ama makinenin asıl teknik özelliklerini sona bıraktım. 1/2.3" büyüklüğünde, yani kompakt makinelerde bulunanlarla aynı boyda bir CMOS algılayıcıya sahip olan Pentax Q'nun maksimum fotoğraf çözünürlüğü 12.4 megapiksel. Video çekiminde ise Pentax Q 1080p kalitesinde ve saniyede 30 kare hızında kayıt yapabiliyor. Fotoğraf makinesiyle video çekmeyi sevenler bu kaliteden memnun kalacaktır. Pentax Q en yüksek kalitede saniyede beş kare fotoğraf çekebiliyor. Bu da oldukça makul bir değer. Daha hızlısını isteyenler zaten bu tip makinelerle pek ilgilenmezler. Algılayıcısı üzerinde titreşim önleme sistemine sahip olan Pentax Q Japonya'da önümüzdeki günlerde satışa sunulacak. Diğer ülke pazarlarına ise sonbahardan itibaren girecek. Vergiler hariç yurtdışı fiyatı 800$ olarak belirlenmiş. Eğer Türkiye'deki fiyatı da buna yakın birşey olursa (boş hayaller) bu makine çok popüler olabilir.
Standart lensiyle birlikte bir rangefinder görünümünde olan Pentax Q'nun flaşı resimde de görüldüğü gibi yukarı doğru (ama alıştığımızdan daha da yukarı doğru) açılıyor. Böylece gövdedeki flaş kullanıldığında yaşanan kırmızı göz sorununu bu makinede yaşanmıyor. Tabi isteyenler kendi harici flaşlarını da bağlayabilirler, bunun için gereken standart flaş bağlantı yuvası Pentax Q'da mevcut.
Pentax bu makine (ve gelecekte üreteceği benzerleri) için Q-Mount diye isimlendirdiği özel bir lens bağlantı standardı geliştirmiş. Nedendir bilinmez, lenslerin isimlendirmesinde "Toy" kelimesi kullanılmış. Tamam, çok profesyonel lensler değil bunlar, ama oyuncak da değiller. İşin güzel tarafı, belki de Pentax onları oyuncağa benzettiği için lenslerin fiyatları makul seviyede tutulmuş. Böylece bu sistemi kullanmak isteyenler farklı bir lens almak istediklerinde yarım makine parası vermek zorunda kalmayacaklar. Şimdilik makineyle birlikte gelen kit lensiyle birlikte beş lens seçeneği mevcut. Zaman içinde bu sayı artacaktır. Makinenin üzerinde gelen lens 8.5mm odak uzunluğuna sahip yakınlaştırmasız bir lens. Bu odak uzunluğu 35mm standardına çevrildiğinde 45mm lenslere denk geliyor. Gayet kullanışlı bir uzunluk, ama makineyle birlikte yakınlaştırma özelliği olan bir lens gelseydi daha iyi olurdu. Kit lensin en güzel tarafı ise f:1.9 olan azami diyafram genişliği. Bu genişlikte diyafram makineyle gelen lenslerde pek bulunmaz, bu yüzden bu lens beğenimi kazandı.
Herşeyi söyledim, ama makinenin asıl teknik özelliklerini sona bıraktım. 1/2.3" büyüklüğünde, yani kompakt makinelerde bulunanlarla aynı boyda bir CMOS algılayıcıya sahip olan Pentax Q'nun maksimum fotoğraf çözünürlüğü 12.4 megapiksel. Video çekiminde ise Pentax Q 1080p kalitesinde ve saniyede 30 kare hızında kayıt yapabiliyor. Fotoğraf makinesiyle video çekmeyi sevenler bu kaliteden memnun kalacaktır. Pentax Q en yüksek kalitede saniyede beş kare fotoğraf çekebiliyor. Bu da oldukça makul bir değer. Daha hızlısını isteyenler zaten bu tip makinelerle pek ilgilenmezler. Algılayıcısı üzerinde titreşim önleme sistemine sahip olan Pentax Q Japonya'da önümüzdeki günlerde satışa sunulacak. Diğer ülke pazarlarına ise sonbahardan itibaren girecek. Vergiler hariç yurtdışı fiyatı 800$ olarak belirlenmiş. Eğer Türkiye'deki fiyatı da buna yakın birşey olursa (boş hayaller) bu makine çok popüler olabilir.
16 Mayıs 2011 Pazartesi
Enstruman çalan eldiven
Scott Peterman isimli genç mühendis müzikal enstrumanları çalmayı çok istemiş, ancak çalamamış olacak ki enstruman çalabilen bir eldiven geliştirmiş. Parmak kısımlarındaki algılayıcılar sayesinde eldiven elin aldığı şekli bilgisayara aktarıyor. Bilgisayardaki yazılım da uygun notayı çalıyor. Basit gibi görünüyor, ama oldukça komplike ve başarılı bir sistem. Şimdilik üretime geçmeyen bu projeye 150$ yatıranlar üretim başladığında müzik çalan eldivenlerini alabilecekler. Enstruman çalan eldivenin tanıtım videosu aşağıda. Videoda sadece trombon çalması gösterilmiş, ama bu eldiven davul ve zil dahil bir bandoda bulunan tüm enstrumanları çalabiliyor. Videoyu göremiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.
Etiketler:
algılayıcı,
eldiven,
elektronik,
enstruman,
ilginç,
müzik,
proje
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
