dijital etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dijital etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Nisan 2013 Pazartesi
Olmaz demeyin, bu da oldu: Bitcoin karşılığında satılan araba
İnternet tabanlı ve açık kaynaklı para birimi olan Bitcoin'i (simgesi de BTC) daha önce duymamış olabilirsiniz, ama gelecekte daha fazla duyacağınız kesin. Şöyle ki; artık "gerçek" ürünler de Bitcoin karşılığında satılabiliyor. Üstteki fotoğrafta görülen 2007 model Porsche Cayman (gayet de güzel ve kıymetli bir arabadır) bunun şu anki en somut örneği. İsmi açıklanmayan bir alıcı bu arabayı Texas'ta yaşayan ve ismi açıklanmayan bir aileden 300 BTC karşılığında satın almış. Bitcoin'in tam kesinleşmiş bir dönüşüm değeri olmadığı için 300 Bitcoin'in ne kadar "gerçek" paraya denk geldiği tam belli değil, ama şu an çoğu değişim noktasında 39,000$ karşılığında bozdurulabileceği söyleniyor. Arabayı alan kişi ise 300 BTC için zamanında 1,200$ civarında ödeme yapmış. Bitcoin gerçekten güzel dalgalanıyormuş yani. Bitcoin uzmanları bu satışın dijital finansta yeni bir çağın başlangıcı olduğunu ve Bitcoin'in bundan böyle gerçek alışverişlerde de kullanılabileceğini söylüyorlar. Tabi böyle birşeyin olması için iki tarafın da bunu kabul etmesi gerekli, ama zamanla o da olur herhalde.
18 Aralık 2012 Salı
Nikon filmli SLR makineleri dijitale dönüştürecek aparatın patentini aldı
Yandaki resimde gördüğünüz garip çizimler Nikon'un gelecekte piyasaya süreceği bir ürününün patent çizimleri. Japonya patent ofisine yapılan başvuruda kullanılan bu çizimler eski tip filmli SLR makineleri dijitalleştirecek, yani DSLR'a dönüştürecek bir aparatı anlatıyor. Medium format makineler için bu tip aparatlar zaten mevcut, hatta Leica'nın bazı 35mm makineleri için de bu tip "dijitalleştirici" aparatlar satılıyor, ama hem medium format makineler, hem de tüm Leica ürünleri aşırı yüksek fiyatları yüzünden biz fanilerin ilgi alanının birazcık dışında kalıyorlar. Nikon'un bu projesi ise uygun fiyata edinilebilen 35mm Nikon SLR makineleri arka kapağını üzerinde 35mm sensör bulunan bir kapakla değiştirerek güzel bir DSLR'a dönüştürebiliyor. Fikir güzel, hatta buna benzer bir ürünü geçtiğimiz yıl 1 Nisan şakası olarak duyurmuştu şakacı bir takım kişiler, ben de yazmıştım. Tabi Nikon'un çözümü şakada gösterilen aparata göre çok daha komplike olacak ve büyük ihtimalle pek ucuza satılmayacak. Yine de optik kalitesi harika olan 35mm makineleri dijitale dönüştürebilmek güzel olur herhalde. Sonuçta 35mm (full frame) DSLR makineler de pek ucuza satılmıyor, belki bu şekilde daha uygun fiyata full frame makine sahibi olabiliriz. Nikon henüz bu konuda bir açıklama yapmamış, ama bu aparatların piyasaya çıkması için biraz daha geliştirilmeleri gerektiği söyleniyor. En azından birkaç yıl daha beklememiz gerekebilir, bu yüzden hemen filmli makine arayışına girmeyin.
3 Aralık 2012 Pazartesi
Cadillac XTS'in kişiselleştirilebilen kadranları - Yakında araba için de tema indirmeye başlayabiliriz
Cadillac'ın çok şey beklediği yeni E sınıfı modeli XTS çirkin tasarımını telafi edecek bazı yeniliklerle geliyor. Bu yeniliklerden biri de XTS'in tamamen özelleştirilebilen kadranları. Yol bilgisayarları standartlaştıktan sonra zaten her üretici kadranların arasına küçük bir ekran koyuyordu zaten. Daha sonra bu küçük ekranlar büyüdü, sonra da renklendi. Cadillac ise kadranları da iptal edip direksiyonun arkasına kocaman bir LCD ekran koymayı tercih etmiş. İşin güzel tarafı, bu sayede kadran dizilimi özelleştirilebiliyor. Cadillac dört farklı tarz belirlemiş, bunlardan birini seçmek ve istendiğinde değiştirmek mümkün.
Bu XTS'in kadranlarının "dengeli görünüm" versiyonu. Aslında klasik kadran görünümünün aynısı, sadece hız göstergesinin ortasında navigasyon haritası var, sıcaklık ve yakıt ibrelerinin arasına da radyo (veya iPod) bilgisi eklenmiş. Klasik kadranları sevenler bunu seçecektir.
Bu ise klasik görünümle hiç alakası olmayan "teknolojik görünüm" teması. Normal kadranlara benzeyen hiçbirşey yok, herşey olabildiğince modern tasarlanmış. Araba kadranından çok bir bilgisayar yazılımının arayüzüne benziyor. Fena değil, ama biraz alışmak gerekecektir kullanmak için.
Bu da XTS'in "sade görünüm" sunan kadran tasarımı. Adı üstünde, sadelik için tasarlanmış. Gereksiz detay yok, sadece ihtiyaç duyulan bilgiler var. Bu da teknolojik görünüm gibi klasik kadran görünümünden uzak, modern tarzda bir tema.
İşte bu benim kişisel favorim: Performans görünümü. Klasik kadranlar yine var, ama radyo ve navigasyon gibi şeyler görüntülenmiyor. Onların yerini yağ sıcaklığı ve akü voltajı almış. Performans meraklıları bu görünümü sevecektir, çünkü arabanın sürüş dinamiğiyle ilgili verilerin hepsi tek ekranda toplanmış. Kullanıcı bu ekranlardan istediği birini seçebiliyor, canı isterse birkaç tuşa dokunarak farklı bir görünüme geçebiliyor. Şimdilik dört çeşit görünüm var, ama ileride yenileri de eklenebilir. Diğer üreticiler de bu sisteme geçerse (Range Rover ve bazı Jaguar modellerinde var zaten) bu da bir rekabet unsuruna dönüşür ve daha yaratıcı projeler de görebiliriz. Kim bilir, belki ileride tıpkı cep telefonlarındaki gibi araba kadranı için de tema indirip kurabiliriz, veya duvar kağıdını değiştirebiliriz.
Bu XTS'in kadranlarının "dengeli görünüm" versiyonu. Aslında klasik kadran görünümünün aynısı, sadece hız göstergesinin ortasında navigasyon haritası var, sıcaklık ve yakıt ibrelerinin arasına da radyo (veya iPod) bilgisi eklenmiş. Klasik kadranları sevenler bunu seçecektir.
Bu ise klasik görünümle hiç alakası olmayan "teknolojik görünüm" teması. Normal kadranlara benzeyen hiçbirşey yok, herşey olabildiğince modern tasarlanmış. Araba kadranından çok bir bilgisayar yazılımının arayüzüne benziyor. Fena değil, ama biraz alışmak gerekecektir kullanmak için.
Bu da XTS'in "sade görünüm" sunan kadran tasarımı. Adı üstünde, sadelik için tasarlanmış. Gereksiz detay yok, sadece ihtiyaç duyulan bilgiler var. Bu da teknolojik görünüm gibi klasik kadran görünümünden uzak, modern tarzda bir tema.
İşte bu benim kişisel favorim: Performans görünümü. Klasik kadranlar yine var, ama radyo ve navigasyon gibi şeyler görüntülenmiyor. Onların yerini yağ sıcaklığı ve akü voltajı almış. Performans meraklıları bu görünümü sevecektir, çünkü arabanın sürüş dinamiğiyle ilgili verilerin hepsi tek ekranda toplanmış. Kullanıcı bu ekranlardan istediği birini seçebiliyor, canı isterse birkaç tuşa dokunarak farklı bir görünüme geçebiliyor. Şimdilik dört çeşit görünüm var, ama ileride yenileri de eklenebilir. Diğer üreticiler de bu sisteme geçerse (Range Rover ve bazı Jaguar modellerinde var zaten) bu da bir rekabet unsuruna dönüşür ve daha yaratıcı projeler de görebiliriz. Kim bilir, belki ileride tıpkı cep telefonlarındaki gibi araba kadranı için de tema indirip kurabiliriz, veya duvar kağıdını değiştirebiliriz.
30 Eylül 2012 Pazar
Sony rakibi Olympus'a ortak oldu, teknoloji paylaşımı başlıyor
Fotoğrafçılık dünyasının en köklü firmalarından Olympus bir süredir mali sıkıntılar çekiyordu. Bütçe açığını kendi imkanlarıyla kapatamayacağı anlaşılınca Olympus kendisine destek olacak bir firma aramaya başlamıştı. Sonunda bu destekçiyi buldu ve Olympus'u kurtarma operasyonunun detayları açıklandı. Japon fotoğraf makinesi üreticisini kurtaracak olan firma yine Japonya'nın bağrından kopup gelen elektronik devi Sony. Sony fotoğraf makineleri konusunda rakibi olan Olympus'a 632,000,000$ ödeyerek mali krizi sonlandıracak. Tabi Sony bunu hayrına yapmayacak, karşılığında bazı şeyler de alacak. Bundan sonra Sony Olympus'un ortağı olacak ve Olympus'un yönetim kurulunda bir temsilci bulunduracak. Ayrıca, iki teknoloji devi ortaklaşa bir firma kuracak, tıbbi görüntüleme ürünleri geliştirip üreten (Olympus'un bu konuda hatırı sayılır bir üstünlüğü var) bu firmanın %51 hissesi Sony'ye ait olacak. Bu ortaklığın bize, yani kullanıcılara yansıyacak tarafı ise teknoloji paylaşımıyla ilgili. Olympus Sony'ye lens verecek, Sony de Olympus'a sensör sağlayacak. Olympus'un lensleri gayet başarılı, Sony bu uygun fiyatlı ve kaliteli lenslerden yararlanacaktır. Sony de sensör konusunda çok iyi, hatta belki de dijital fotoğrafçılık sektörünün en iyilerinden biri. Olympus makineler Sony sensörlerle eskisinden daha da iyi olacaklardır. Tabi bir de bu iki firmanın birbirinin önüne fazla çıkmak istemeyeceği konusu var, ama onu bize söylemiyorlar tabi. Sony desteğiyle çalışan Olympus'un neler yapacağını, Olympus teknolojilerinden çalışan Sony'nin rakiplerine nasıl üstünlük kuracağını (veya kuramayacağını) göreceğiz.
17 Eylül 2012 Pazartesi
Canon yeni üst düzey kompaktlarını tanıttı: SX50, S110 ve G15
Japon fotoğraf makinesi üreticisi (aslında başka şeyler de üretiyor da, biz onu fotoğraf makineleriyle anmayı tercih ediyoruz) Canon güçlü özelliklere sahip üst düzey kompalt makinelerini yeniledi. Yeni modellerden en dikkat çekici olanı üstteki fotoğrafta görülebilen SX50 HS. İsminin hakkını veren bu makine tam 50x optik yakınlaştırma özelliğine sahip. Bu oran bugüne kadar bir kompakt makinede kullanılan en yüksek yakınlaştırma oranı. Çok yüksek yakınlaştırma oranına sahip lenslerde geniş ve uzun uçlarda bozulmalar yaşanır, kalite düşer, ama yine de çok uzakları sıkıntıya girmeden çekebilmek çok büyük avantaj. SX50 HS'in çözünürlüğü 12 megapiksel, ama algılayıcısı arkadan aydınlatmalı CMOS tipinde olduğu için düşük ışıkta bile güzel fotoğraflar çekebiliyor.
Tanıtılan bir diğer model de en dar ceplere bile sığabilen S110. İlk bakışta piyasadakilerden çok da farklı değilmiş gibi gözükse de S110 ilgi çekici birkaç özellik barındırıyor. Bir kere, arkasındaki 3" boyutundaki ekran dokunmatik. Bu sayede bazı ayarlamaları yapmak çok daha kolay oluyor. Ayrıca, makinenin lensinin etrafındaki halka kendi etrafında dönebiliyor ve bazı ayarların çekim sırasında daha kolay değiştirilmesini sağlıyor. SLR makinelerin lenslerinin üzerindeki kontroller gibi yani, sadece biraz daha küçük. WiFi özelliği de bulunan S110'un en güzel kısmı lensi ve algılayıcısı. 12 megapiksellik algılayıcı 1:1.7" boyutunda, yani standart kompakt makinelerin algılayıcılarına göre daha büyük. Bu sayede düşük ışıkta bile kaliteden ödün vermeden fotoğraf çekmek mümkün oluyor. S110'un maksimum diyafram açıklığı f:2.0 olan 5x optik yakınlaştırmalı lensi de düşük ışık performansına katkıda bulunuyor.
En güzel kısmı en sona sakladım. Kişisel favorim olan G serisine de yeni bir model eklemiş Canon. G15 aslında S110 ile aynı büyük algılayıcıya sahip, ama daha becerikli bir lensi ve daha profesyonel bir tarzı var. Rangefinder olarak bilinen bu tip makineler profesyonel fotoğraf makinelerinin yeteneklerini kompakt gövdede sunuyorlar. G15 de profesyonel makinelerde gördüğümüz tam manuel kontrol, harici flaş bağlantı noktası ve çift kontrol tekerleği gibi bazı özellikleri pantolon cebine sığmasa da mont cebine sığabilen makul büyüklükteki bir gövdeye sığdırabilen bir makine. Bu makinenin lensinin de yakınlaştırma oranı 5x, ama maksimum diyafram açıklığı f:1.8. Böylece gece çekimlerinde S110'a göre biraz daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün. Canon bu makineleri önümüzdeki ay sırasıyla 480$ (SX50 HS), 450$ (S110) ve 500$ (G15) şeklinde belirlenmiş fiyatlarla piyasaya sunacak. Tabi bunlar ABD fiyatları, G15 buralara geldiğinde 1,500 lira civarında olacaktır fiyatı. O fiyata giriş seviyesi bir DSLR almak da mümkün, ama hiçbir DSLR (en ufakları bile) montunuzun cebine sığmayacaktır. Benzer şekilde, SX50 yerine alınabilecek bir DSLR en fazla 3x zoom yapabilen 18-55mm bir lensle geleceği için SX50'nin uzakları yakına getiren zoom özelliğinin yerini tutmayacaktır. Neyse, herkesin kendi tercihi tabi, ama ben G15'i fena halde gözüme kestirdim.
Tanıtılan bir diğer model de en dar ceplere bile sığabilen S110. İlk bakışta piyasadakilerden çok da farklı değilmiş gibi gözükse de S110 ilgi çekici birkaç özellik barındırıyor. Bir kere, arkasındaki 3" boyutundaki ekran dokunmatik. Bu sayede bazı ayarlamaları yapmak çok daha kolay oluyor. Ayrıca, makinenin lensinin etrafındaki halka kendi etrafında dönebiliyor ve bazı ayarların çekim sırasında daha kolay değiştirilmesini sağlıyor. SLR makinelerin lenslerinin üzerindeki kontroller gibi yani, sadece biraz daha küçük. WiFi özelliği de bulunan S110'un en güzel kısmı lensi ve algılayıcısı. 12 megapiksellik algılayıcı 1:1.7" boyutunda, yani standart kompakt makinelerin algılayıcılarına göre daha büyük. Bu sayede düşük ışıkta bile kaliteden ödün vermeden fotoğraf çekmek mümkün oluyor. S110'un maksimum diyafram açıklığı f:2.0 olan 5x optik yakınlaştırmalı lensi de düşük ışık performansına katkıda bulunuyor.
En güzel kısmı en sona sakladım. Kişisel favorim olan G serisine de yeni bir model eklemiş Canon. G15 aslında S110 ile aynı büyük algılayıcıya sahip, ama daha becerikli bir lensi ve daha profesyonel bir tarzı var. Rangefinder olarak bilinen bu tip makineler profesyonel fotoğraf makinelerinin yeteneklerini kompakt gövdede sunuyorlar. G15 de profesyonel makinelerde gördüğümüz tam manuel kontrol, harici flaş bağlantı noktası ve çift kontrol tekerleği gibi bazı özellikleri pantolon cebine sığmasa da mont cebine sığabilen makul büyüklükteki bir gövdeye sığdırabilen bir makine. Bu makinenin lensinin de yakınlaştırma oranı 5x, ama maksimum diyafram açıklığı f:1.8. Böylece gece çekimlerinde S110'a göre biraz daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün. Canon bu makineleri önümüzdeki ay sırasıyla 480$ (SX50 HS), 450$ (S110) ve 500$ (G15) şeklinde belirlenmiş fiyatlarla piyasaya sunacak. Tabi bunlar ABD fiyatları, G15 buralara geldiğinde 1,500 lira civarında olacaktır fiyatı. O fiyata giriş seviyesi bir DSLR almak da mümkün, ama hiçbir DSLR (en ufakları bile) montunuzun cebine sığmayacaktır. Benzer şekilde, SX50 yerine alınabilecek bir DSLR en fazla 3x zoom yapabilen 18-55mm bir lensle geleceği için SX50'nin uzakları yakına getiren zoom özelliğinin yerini tutmayacaktır. Neyse, herkesin kendi tercihi tabi, ama ben G15'i fena halde gözüme kestirdim.
17 Ağustos 2012 Cuma
Creative Sound Blaster Z serisi - Anlamsız derecede havalı
Bir zamanların en prestijli markalarından Creative son yıllarda popülerliğini kaybetti. Eskiden ses kartı konusunda standardı belirleyen firmaydı, tüm oyunlar Sound Blaster desteklerdi ve diğer üreticiler de "Sound Blaster uyumlu" diye satarlardı kartlarını. Sonra anakarta entegre ses kartları gelişti ve yaygınlaştı, Windows ve DirectX sayesinde ses kartı uyumsuzluğu diye birşey de kalmadı. Ses kartına ekstra para ödemek çoğu kişi için gereksiz birşeye dönüştü, haliyle bu da en çok Creative'i etkiledi. Eskiden bilgisayarların önemli bir parçası olan ses kartları artık sadece özel ihtiyaç durumunda alınan şeyler. Neyse, neticede Creative zor durumda ve bu yazıda bahsedeceğim kartlar Creative'in son ses kartı serisi olabilir. Ne yapalım, serbest piyasa ekonomisi bunu gerektiriyor.
Creative Mayıs ayında bol yaygaralı bir pazarlama kampanyası başlatmış ve duyurmak üzere olduğu yeni ve "devrimsel" ürününü merak uyandırıcı bir kampanyayla tanıtmıştı. Ben de burada yazmıştım hatta. O "devrimsel" ürün çıka çıka kablosuz hoparlör çıktı. Ben de kimse ilgilenmeyeceği için konunun üzerine gitmemeyi tercih ettim. Neyse, Creative o gürültülü kampanyaya yakışabilecek olan ürünleri bu sefer sessiz sedasız piyasaya sürdü. Sound Blaster ailesine yeni katılan bu ses kartları Z serisi olarak anılıyor (veya öyle anılmalı) çünkü hepsinin model kodu Z harfiyle başlıyor. Üç modelden oluşan Z serisinin üç üyesi de PCI-Express arabirimiyle bilgisayara bağlanıyor. Kartların üzerindeki yuvarlak delikten görülebilen Core3D isimli işlemci sayesinde Sound Blaster Z serisi kartlar bilgisayara hiç işlem yükü bindirmeden sesle ilgili her tür işlemi kendileri yapabiliyorlar.
Yeri gelmişken kartların tasarımına da değineyim de başlık havada kalmasın. Başlıkta da belirttiğim gibi Sound Blaster Z serisi kartlar anlamsız derecede havalı. Anlamsız derecede olmasının sebebi kartların üzerindeki kapağın aslında hiçbir işe yaramaması. Şöyle ki, bu tip kapaklar genelde ekran kartlarında olur ve soğutucuyu gizler. Creative'in kartlarında ise soğutucu yok, zaten kartın en fazla ısınacak olan yerini açıkta bırakmışlar. Hadi sırf görsellik için yaptılar diyelim, ama o zaman da durum değişmiyor. Bilgisayarın içine takıldığında kartın o şık tasarımlı kısmı aşağı bakacak, bilgisayarın içine bakan kişiler (eğer bilgisayar dolap tepesinde durmuyorsa) sadece kartın çok da havalı olmayan arka yüzünü görecekler. Creative boş yere acaip havalı bir kapak tasarlamış yani. Sound Blaster Z serisinin üç üyesini birbirinden ayıran şey aksesuarları. Serinin en uygun fiyatlı modeli olan Sound Blaster Z aksesuar olarak sadece stereo mikrofonla geliyor ve 100$ fiyata sahip. Onun bir büyüğü olan Zx modeli ses ayarlarını kolayca yapmak için özel bir masaüstü kontrolcüsüyle satılıyor ve fiyatı da 150$. Serinin en güçlü kartı olan Sound Blaster ZxR ise hem o masaüstü kontrolcüsüyle, hem de dijital çıkışları yöneten bir ek kartla geliyor. Fiyatı ise 250$ olarak belirtilmiş. Tabi bu fiyatlar ABD için geçerli, buralarda rakamlar biraz daha yükselecektir. Açıkçası ses kartlarının eskisi kadar önemli olmadığı bir fiyatı çok da uygun olmayan bu kartların piyasada başarılı olacağını sanmıyorum. Creative hala eski günlerdeki havayla fiyat belirliyor ama o günler geçeli çok oldu. Umarım iflas etmezler, efsanevi bir markanın batışını izlemek hiç keyifli değil.
Düzeltme: Najaz isimli (gerçek ismini bilmiyorum, kendisini DHW forumda bu lakapla tanıyorum) dostum beni Creative Sound Blaster Z serisi kartların üzerindeki kapak konusunda uyardı. Söyledikleri bana da gayet mantıklı geldi. Durum şöyle: Bu şık kapak benim yukarıda yazdığım gibi ses kartının üzerine sırf havalı gözüksün diye koyulmuyormuş. EMI (Electro Magnetic Interference) kalkanı olarak anılan bu kapak analog sinyallerin bilgisayar kasası içinde oluşan elektromanyetik dalgalardan etkilenmemesini sağlıyormuş. Malum, dijital sinyaller elektromanyetik kirliliğe karşı dayanıklı olsalar da analog sinyaller kolayca bozulabiliyorlar. Ses kartının işlemcisi filan dijital sinyallerle çalışsa da ses çıkışına bağlı olan kısım analog çalışıyor. Bu kapak da analog çalışan devre elemanlarının üzerini kapatarak o sinyallerin bozulmasını engelliyor. Bu bilgi için Najaz'a teşekkür ederim.
Creative Mayıs ayında bol yaygaralı bir pazarlama kampanyası başlatmış ve duyurmak üzere olduğu yeni ve "devrimsel" ürününü merak uyandırıcı bir kampanyayla tanıtmıştı. Ben de burada yazmıştım hatta. O "devrimsel" ürün çıka çıka kablosuz hoparlör çıktı. Ben de kimse ilgilenmeyeceği için konunun üzerine gitmemeyi tercih ettim. Neyse, Creative o gürültülü kampanyaya yakışabilecek olan ürünleri bu sefer sessiz sedasız piyasaya sürdü. Sound Blaster ailesine yeni katılan bu ses kartları Z serisi olarak anılıyor (veya öyle anılmalı) çünkü hepsinin model kodu Z harfiyle başlıyor. Üç modelden oluşan Z serisinin üç üyesi de PCI-Express arabirimiyle bilgisayara bağlanıyor. Kartların üzerindeki yuvarlak delikten görülebilen Core3D isimli işlemci sayesinde Sound Blaster Z serisi kartlar bilgisayara hiç işlem yükü bindirmeden sesle ilgili her tür işlemi kendileri yapabiliyorlar.
Yeri gelmişken kartların tasarımına da değineyim de başlık havada kalmasın. Başlıkta da belirttiğim gibi Sound Blaster Z serisi kartlar anlamsız derecede havalı. Anlamsız derecede olmasının sebebi kartların üzerindeki kapağın aslında hiçbir işe yaramaması. Şöyle ki, bu tip kapaklar genelde ekran kartlarında olur ve soğutucuyu gizler. Creative'in kartlarında ise soğutucu yok, zaten kartın en fazla ısınacak olan yerini açıkta bırakmışlar. Hadi sırf görsellik için yaptılar diyelim, ama o zaman da durum değişmiyor. Bilgisayarın içine takıldığında kartın o şık tasarımlı kısmı aşağı bakacak, bilgisayarın içine bakan kişiler (eğer bilgisayar dolap tepesinde durmuyorsa) sadece kartın çok da havalı olmayan arka yüzünü görecekler. Creative boş yere acaip havalı bir kapak tasarlamış yani. Sound Blaster Z serisinin üç üyesini birbirinden ayıran şey aksesuarları. Serinin en uygun fiyatlı modeli olan Sound Blaster Z aksesuar olarak sadece stereo mikrofonla geliyor ve 100$ fiyata sahip. Onun bir büyüğü olan Zx modeli ses ayarlarını kolayca yapmak için özel bir masaüstü kontrolcüsüyle satılıyor ve fiyatı da 150$. Serinin en güçlü kartı olan Sound Blaster ZxR ise hem o masaüstü kontrolcüsüyle, hem de dijital çıkışları yöneten bir ek kartla geliyor. Fiyatı ise 250$ olarak belirtilmiş. Tabi bu fiyatlar ABD için geçerli, buralarda rakamlar biraz daha yükselecektir. Açıkçası ses kartlarının eskisi kadar önemli olmadığı bir fiyatı çok da uygun olmayan bu kartların piyasada başarılı olacağını sanmıyorum. Creative hala eski günlerdeki havayla fiyat belirliyor ama o günler geçeli çok oldu. Umarım iflas etmezler, efsanevi bir markanın batışını izlemek hiç keyifli değil.
Düzeltme: Najaz isimli (gerçek ismini bilmiyorum, kendisini DHW forumda bu lakapla tanıyorum) dostum beni Creative Sound Blaster Z serisi kartların üzerindeki kapak konusunda uyardı. Söyledikleri bana da gayet mantıklı geldi. Durum şöyle: Bu şık kapak benim yukarıda yazdığım gibi ses kartının üzerine sırf havalı gözüksün diye koyulmuyormuş. EMI (Electro Magnetic Interference) kalkanı olarak anılan bu kapak analog sinyallerin bilgisayar kasası içinde oluşan elektromanyetik dalgalardan etkilenmemesini sağlıyormuş. Malum, dijital sinyaller elektromanyetik kirliliğe karşı dayanıklı olsalar da analog sinyaller kolayca bozulabiliyorlar. Ses kartının işlemcisi filan dijital sinyallerle çalışsa da ses çıkışına bağlı olan kısım analog çalışıyor. Bu kapak da analog çalışan devre elemanlarının üzerini kapatarak o sinyallerin bozulmasını engelliyor. Bu bilgi için Najaz'a teşekkür ederim.
Etiketler:
bilgisayar,
core3d,
creative,
dijital,
işlemci,
optik,
pc,
pci-express,
ses kartı,
soğutucu,
sound blaster,
teknoloji,
windows
17 Mayıs 2012 Perşembe
Analog tadında dijital fotoğrafçılık: Timeless Capture Camera
Brian Matanda isimli tasarımcı bir zamanların filmlerle uğraşan fotoğrafçılarının neler çektiğini anlamamız için ilginç bir cihaz tasarlamış. Yandaki fotoğrafta da görülen Timeless Capture Camera isimli fotoğraf makinesi film kullanmıyor, yani dijital. Buna rağmen bir ekranı yok. Bu da demek oluyor ki, sadece optik bakaç kullanılarak fotoğraf çekiliyor. Dahası, çektiğiniz anda fotoğrafı görme imkanınız da yok. Ancak fotoğrafları bilgisayara veya yandaki resimde görülen kablosuz bağlantılı özel aksesuara aktarınca nasıl çıktıkları görülüyor. Tıpkı filmde olduğu gibi... Film döneminin bir diğer sıkıntısı olan sık sık film değiştirme gereksinimi de bu makineye yansımış. Timeless Capture Camera'nın hafızası çok küçük. Bu yüzden sık sık doluyor ve boşaltmak gerekiyor. Öyle birkaç gigabyte büyüklüğündeki kartlarla binlerce fotoğraf çekmenin rahatlığı yok yani.Sadece aluminyum ve tahtadan yapılmış olan Timeless Capture şimdilik sadece bir prototip, yani satılmıyor. Bu yüzden fiyatı da yok. "İnsan neden böyle kendisine sıkıntı verecek bir cihaza para versin ki?" diyebilirsiniz, haklısınız da, ama bazen işin tüm zevki o zorluklardadır. Timeless Capture Camera'nın tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
5 Ocak 2012 Perşembe
Kodak iflasını duyurmaya hazırlanıyor
Fotoğrafçılık dünyasının en eski firmalarından Kodak iflasın eşiğinde. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Kodak yöneticileri şirketin iflas ettiğini kamuoyuna duyurmaya hazırlanıyorlar. Filmli makineler zamanında fotoğraf dünyasının devlerinden biri haline gelen, dijital makinelerde ise beklenen başarıyı bir türlü yakalayamayan Kodak son yıllarda iyice zayıflamıştı. Firma üst seviye makineler için algılayıcı ürettiği halde kendi ürün portföyüne düzgün üst seviye makineler ekleyememişti. Bir de Kodak'ın Easyshare takıntısı var tabi. Hani dijital makineler ilk çıktığında, herkeste hafıza kartı okuyucu yokken fotoğrafları bilgisayara (veya yazıcıya) kolayca aktarmak önemli bir özellikti, ama artık durum değişti. Herkesin bilgisayarında kart okuyucu var, fotoğrafları aktarmak da oldukça kolay. Buna rağmen Kodak Easyshare özelliğinin üzerinde durmaya devam etti, fotoğraf çekerken işe yarayacak özelliklere odaklanmadı. Arada güzel modelleri de oldu tabi, ama rakiplerinin ürün gamıyla karşılaştırıldığında Kodak çok zayıf kaldı. Hal böyle olunca dünya devleri bile fazla dayanamıyor. Elinde fotoğrafçılıkla ilgili (ve bazıları çok kıymetli olan) 1,100 adet patent bulunan Kodak eğer iflas ederse patentleri açık arttırmayla satılacak. Rakipleri de kapışacak tabi, çünkü bu patentlerden bazıları fotoğrafçılık dünyasına yön veren şeyler.
Kodak'la ilgili bir de küçük detay vereyim. Kodak'ın ismi bir rivayete göre bizimle hafiften alakalı. Kodak kurulurken kurucu George Eastman "K" ile başlayan, kısa olan, kolayca ve doğru okunan, fotoğrafçılıkla ilgili bir terimi çağrıştıran ve duyulduğunda kendi firmasını çağrıştıracak bir isim arıyormuş. İsmin "K" ile başlamasının sebebi George Eastman'ın bu harfi (özellikle büyük yazıldığında) çok sevmesi ve güçlü bulmasıymış. Sonunda "K" harfini bir fotoğrafçılık terimiyle birleştirmeye karar vermiş, ama İngilizce'deki hiçbir terimi uygun bulmamış. Diğer dillere bakmışve sonunda Türkçe'deki "odak" kelimesinin uygun olduğunu görmüş. Sonuçta "odak" fotoğrafçılıkta kullanılan bir terim, ayrıca "K" ile birleştiğinde kısa, her dilde doğru okunan ve hiçbir dilde başka bir anlama gelmeyen (dolayısıyla sadece o firmayı anımsatan) bir kelime oluşturuyor. Kodak markası da böyle doğmuş. Bu konuda başka teoriler de var tabi, ama bu teori de bana oldukça mantıklı geliyor.
Kodak'la ilgili bir de küçük detay vereyim. Kodak'ın ismi bir rivayete göre bizimle hafiften alakalı. Kodak kurulurken kurucu George Eastman "K" ile başlayan, kısa olan, kolayca ve doğru okunan, fotoğrafçılıkla ilgili bir terimi çağrıştıran ve duyulduğunda kendi firmasını çağrıştıracak bir isim arıyormuş. İsmin "K" ile başlamasının sebebi George Eastman'ın bu harfi (özellikle büyük yazıldığında) çok sevmesi ve güçlü bulmasıymış. Sonunda "K" harfini bir fotoğrafçılık terimiyle birleştirmeye karar vermiş, ama İngilizce'deki hiçbir terimi uygun bulmamış. Diğer dillere bakmışve sonunda Türkçe'deki "odak" kelimesinin uygun olduğunu görmüş. Sonuçta "odak" fotoğrafçılıkta kullanılan bir terim, ayrıca "K" ile birleştiğinde kısa, her dilde doğru okunan ve hiçbir dilde başka bir anlama gelmeyen (dolayısıyla sadece o firmayı anımsatan) bir kelime oluşturuyor. Kodak markası da böyle doğmuş. Bu konuda başka teoriler de var tabi, ama bu teori de bana oldukça mantıklı geliyor.
31 Ekim 2011 Pazartesi
Dünyanın en büyük DSLR fotoğraf makinesi
Profesyonellerin kullandığı full frame veya medium format sensörlü fotoğraf makineleri genelde büyük olurlar, ama bu seferki onları bile utandıracak kadar iri birşey. Fotoğrafçı Tyler Card cadılar bayramı (nasıl bayramsa artık...) için kendisine mesleğine uygun bir kostüm hazırlamış. Evdeki malzemelerle kendisini dev boyutlu bir Nikon D3'e dönüştüren Tyler Card fonksiyonellikten de ödün vermemiş. Objektifin içine kendi Nikon fotoğraf makinesini yerleştirmiş, bunu da bir kabloyla arkaya yerleştirdiği dizüstü bilgisayarının ekranına bağlamış. Böylece çektiği fotoğraflar tıpkı gerçek bir fotoğraf makinesinde olduğu gibi arkadaki ekranda gösteriliyor. Tyler Card Nikon D3 kostümünün yapım aşamalarını bir videoda anlatmış. Videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Yazıyı bitirmeden uyarayım: bunu evde denemeyin! Tehlikeli filan değil, ama tamamen lüzumsuz birşey.
8 Eylül 2011 Perşembe
Mercedes gençleri anlamaya başlıyor, yeni A serisi sosyal ağları kokpite getiriyor
Mercedes "klasik" lüks arabadır, cicili bicili teknolojik özellikler yerine klasik görünüm ve konfora önem verir. Kullanıcıların beklentilerinin değişmesiyle birlikte bu anlayış da önemini yitirmeye başladı. Artık tüm markalar gibi Mercedes'in de herkese (özellikle gençlere) hitap etmesi gerekiyor. Mercedes yöneticilerine göre yeni nesil elinde cep telefonuyla doğdu ve okumayı öğrendiğinde zaten bilgisayarla tanışmıştı. "Dijital Yerliler - Digital Natives" olarka adlandırdıkları yeni nesil (bu biz oluyoruz sanırım) teknolojiyle birlikte büyüdü ve teknoloji içermeyen şeyleri reddediyor. Mercedes'in üst seviye modellerinde herkesin hoşuna gidecek teknolojik aksesuarlar mevcut, ama bu arabalar hem pahalı, hem de tarz olarak gençlere göre değil. Bu sorunu çözmek isteyen Mercedes Benz tasarımcıları gençleri hedefleyen yenilenmiş A serisine sosyal ağları entegre etmişler. Henüz konsept tasarım aşamasında olan yeni A serisi eski hımbıl kız arabası tarzını terketmiş, sportif ve akıcı görünümlü bir arabaya dönüşmüş. Kokpitteki ana ekranda çalışan sistem kullanıcının akıllı telefonuna bağlanıyor ve telefon üzerinden sosyal ağlara (Facebook ve Twitter kesin, desteklenen diğer ağlardan bahsedilmemiş), e-postalara ve telefondaki dosyalara ulaşıyor. Gelen mesajlar ekranda görüntülenebiliyor, ayrıca mesajları sesli okuma seçeneği de mevcut. Tüm bu sistem orta kol dayamasının ön tarafındaki click wheel denilen tıklanabilir ayar tekerleği üzerinden yönetiliyor. (Eklemeden edemeyeceğim, Mercedes bu kontrol sistemini Audi'den kopyalamış. 5 sene önceki A6'larda vardı aynı kontrol sistemi.) Bu sistem sayesinde kullanıcılar araba kullanırken de hayatlarının önemli bir bölümünü oluşturan sosyal ağlardan kopmamış oluyorlar. Sistemin tanıtıldığı videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
11 Ağustos 2011 Perşembe
Zamanı üçüncü boyuta taşıyan saat: Tokyoflash Kisai 3D
İlginç saatler tasarlayan, bunların bazılarını da üreten Tokyoflash firması yeni tasarımı Kisai 3D isimli üç boyutlumsu saati tanıttı. Kisai 3D aslında bildiğimiz dijital ekranlı saatlerle aynı teknolojiyi kullanıyor, ama saatin rakamlarını yan yana göstermek yerine rakamlar bir küp üzerine yazılmışlar da biz de bir köşesinden bakıyormuşuz gibi gösteriyor. Okuması da diğer Tokyoflash saatlerine göre biraz daha kolay. Paslanmaz çelikten üretilmiş şık bir kasası olan Kisai 3D farklı ekran renkleriyle geliyor. Herkes yedi farklı renk kombinasyonunun içerisinden zevkine uygun olanı seçebilir. Fiyatı ise 120$, tabi eğer ABD'de yaşıyorsanız. Kisai 3D'nin tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
28 Mayıs 2011 Cumartesi
Alaska Airlines uçuş kitapçıkları yerine iPad kullanmaya başladı
Pilot olmadığımız için bilmiyoruz (uzaktan kumandalı helikopter kullanmak pilotluktan sayılmıyor maalesef), ama pilotlar bindikleri uçakla ilgili uçuş kitapçıklarını her uçuşta yanlarında taşımak zorundalarmış. Kitapçık dediğime bakmayın, ağırlıkları 11KG civarında oluyormuş bu evrakların. Alaska Airlines isimli havayolu şirketi pilotlara bu zulmü daha fazla yaşatmamak için uçuş kitapçıklarını dijital ortama aktarmaya karar vermiş. Dijital uçuş kitapçıklarının okunması için de Apple'ın popüler tablet bilgisayarı iPad'i seçmiş. Böylece kağıt tasarrufu sağlayarak çevreye daha az zarar verilecekmiş. Bir diğer avantaj da pilotların taşımak zorunda olduğu uçuş çantalarının hafiflemesi. Sonuçta 11 kiloluk kitap ile 680 gramlık iPad mukayese edilemez. Güzel bir gelişme. Beni asıl şaşırtan ise bunun bugüne kadar yapılmamış olması. Tamam, iPad çok eski bir ürün değil, ama hafif bilgisayarlar eskiden beri var. Neden bugüne kadar kimsenin bu kitapçıkları dijital ortama aktarmadığına akıl erdiremedim. Belki bir gün tüm koltukların arkasında bir tablet bilgisayar koyarlar. İnternet bağlantısı da olur. Umarım yani...
Etiketler:
apple,
bilgisayar,
çanta,
dijital,
hava yolları,
ipad,
kitap,
pilot,
tablet,
uçak
5 Nisan 2011 Salı
En güzel 1 Nisan şakası: RE35
Tasarım firması Rogge & Pott tarafından geliştirilen (!) RE35 tüm filmli fotoğraf makinesi sahiplerinin hoşuna gidecek bir ürün. Bir 35mm film rulosuna benzeyen RE35 içinde dışarı doğru çekilebilen bir dijital algılayıcı bulunduruyor. Bu sayede normal bir film gibi makinenin içine takılıyor ve filmli makineleri dijitale dönüştürüyor. Buraya kadar herşey güzel. Güzel olmayan şey ise bunun bir şaka olması. RE35 gerçek değil, sadece Rogge & Pott tasarım stüdyosunun 1 Nisan için hazırladığı bir şaka. Şaka olduğu bilindiği halde pek çok kişi bu ürünün gerçeğe dönüştürülmesi için firmaya başvurmuş. Üşenmesem ben de başvuracaktım, ama miskinliğim sağolsun, başvurmadım. Tasarım stüdyosu bu işi becerebilir mi bilmem, ama belki algılayıcılar konusunda uzman bir firma böyle bir ürün geliştirebilir. Bu sayede harika optik kalitesine sahip eski fotoğraf makineleri ikinci baharlarını yaşamaya başlayabilirler.
4 Mart 2011 Cuma
Likit değil, katı kristal ekranlı saat: Phosphor Reveal
Üstte gördüğünüz ilginç saat Phosphor Reveal. Aslında alıştığımız dijital ekranlı saatlerden çok ta farklı değil. Zamanı dijital saatlerden alıştığımız çubuklardan oluşma rakamlarla gösteren Phosphor Reveal'ın farkı rakamları gösterirken kullandığı teknoloji. Bu saatte alıştığımız sıvı kristal yerine katı Svarovski kristalleri kullanılıyor. Saatin üzerindeki 100 adet Svarovski kristalinin bazıları (rakamlara denk gelenleri) manyetik dalgalara karşı duyarlı. Saatin içinden gelen manyetik dalgalarla bu taşlar siyah veya beyaz taraflarına döndürülebiliyorlar. Saatin yan tarafındaki tuş ile kadranda saat ile dakikanın veya saniyelerin gösterilmesi seçilebiliyor. 7 Mart'ta piyasaya çıkacak olan Phosphor Reveal'ın fiyatı açıklanmamış. Lüks saatler kadar pahalı olmaz, ama fiyatının dijital bir saate göre yüksek olacağı kesin. Güzel görünüyor, bayanlar sevebilir, ama açıçası ben bol taşlı bir mekanizması olan, İsviçre yapımı gerçek bir saati tercih ederdim. Phosphor Reveal'ın çalışmasını gösteren video aşağıda. Bu saatin haberini bana veren Sirke'ye teşekkür ederim.
21 Ocak 2011 Cuma
Bir okun üzerinde seyahat etmek istermisiniz?
Havaya doğru hızla fırlayan bir okun üzerinde bulunmak, göğe doğru yükselmek, sonra da yere doğru inmek oldukça heyecanlı geliyor kulağa. Maalesef bu deneyimi bizzat yaşamak imkansız, böyle bir uçuş yaşanabilse bile sonrasında "yaşanamayacağı" kesin. Bu deneyimi bizzat yaşayamasalar da görüntülemek isteyen bir meraklı küçük bir dijital kamerayla bunu denemeye karar vermiş. Küçük, hafif ve geniş açılı bir kamerayı okun üzerine monte ettikten sonra oku fırlatan meraklı şahıs kaydedilen görüntüleri birleştirip Youtube'a koymuş. Oldukça hoş olmuş, özellikle kameranın ileri doğru baktığı sahneler oldukça eğlenceli. Videoyu aşağıda göremiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.
Etiketler:
dijital,
ilginç,
ok,
video,
video kamera
8 Kasım 2010 Pazartesi
Fotoğraf makinesi mi, yoksa telefon mu? - LG L-03C
Geçen ay fotoğraf çekme işini fazlaca ciddiye alan Altek Leo'yu tanıtmıştım sizlere. Bu sefer yine benzer bir ürünle karşı karşıyayız, ama bu cihaz bilmediğimiz bir üreticiden değil, LG'den geliyor. Önden bakıldığında rahat tutmaya yarayan çıkıntısı (ecnebiler buna "grip" diyor), xenon flaşı ve açıldığında uzayan 3x optik yakınlaştırmalı lensiyle bir fotoğraf makinesinden ayırt edilemeyen LG L-03C aynı zamanda bir telefon olarak ta kullanılabiliyor. Bu cihazın üzerindeki algılayıcı 12 megapiksel çözünürlüğe sahip ve CCD tipinde. 720p kalitesinde HD videolar kaydedebilen L-03C'nin arkasında 3" büyüklüğünde ve 800x480 piksel çözünürlüğünde bir dokunmatik ekran var. Bu ekran ve yardımcı tuşlar sayesinde hem fotoğraf makinesi hem de telefon fonksiyonları rahatlıkla kullanılıyor. Bu ürünün Altek Leo'dan en büyük farkı ise akıllı telefon olmayışı. Altek Leo bir akıllı telefon, Google Android işletim sistemini çalıştırıyor. LG L-03C ise ecnebilerin "feature phone" dediği türden, yani gelişmiş ama normal bir telefon. Ocak ayında Japonya'da satışa çıkacak olan cihazın fiyatı henüz belli değil. Eğer bir şekilde buna sahip olursanız şekline aldanıp fotoğraf çekmeye kendinizi kaptırmayın, birden telefon çalarsa şaşırıp cihazı elinizden düşürebilirsiniz.
4 Ekim 2010 Pazartesi
Moleskine kendini bozdu
Eğer yazmaya meraklıysanız, Moleskine markalı defterleri bilirsiniz. Klasik formdaki bu defterler çok kaliteli kağıttan yapılmıştır ve keyif için yazanların favorisidir. Üstelik, fiyatları da benzer defterlere göre yüksektir. Yine de dünya çapında bir hayran kitleleri vardır. Moleskine firması ürün etiketlerinde bile klasik tarzı benimsemişken kendini bozdu ve dijital çağa ayak uydurmaya kalktı. Onu kullananlar piksellerden oluşan harflere gıcık olan, kağıt - kalem ikilisini tercih eden insanlarken Moleskine tuttu iPhone ve iPad ile uyumlu defterler üretti. Oldu mu şimdi? Olmadı... Bu defterlerin bir tarafında bildiğimiz Moleskine kalitesinde çizgili kağıtlardan oluşan defter varken kapağın diğer tarafında (büyüklüğe göre) iPhone veya iPad için uygun kılıf bölmesi var. Böylece kullanıcılar hem dijital, hem de yazılı notlarını yanlarında taşıyabiliyorlar. Aslında güzel birşey, ama Moleskine gibi kendini modernize etmemekte gayret eden bir firmanın bunu yapması garibime gitti.
Bu arada, sırası gelmişken çoğu insanın yanlış bildiği bir konuya da değinmek isterim. Moleskine defterlerin üzerinde Ernest Hemingway ve daha birçok meşhur sanatçının kullandığı defter olduğunu iddia eden bir ibare var. Bu tamamen yalan, çünkü Moleskine firması 1994 yılında kurulmuş. Üretilen defterler o meşhur yazarların kullandığı defterlerin benzeri, o kadar. O eski defterler Fransa'daki matbaacılar tarafından elde üretiliyormuş, daha sonra da üretimi durmuş. Moleskine ise o defterlere verilen genel isimmiş. Bir İtalyan firması bu tipte defter üretmeye başlayınca ismini Moleskine koymuş. Yani o elinizde tuttuğunuz deftere (eğer tutuyorsanız tabi) zamanında Ernest Hemingway yazmadı, boşa hayal kurmayın.
Bu arada, sırası gelmişken çoğu insanın yanlış bildiği bir konuya da değinmek isterim. Moleskine defterlerin üzerinde Ernest Hemingway ve daha birçok meşhur sanatçının kullandığı defter olduğunu iddia eden bir ibare var. Bu tamamen yalan, çünkü Moleskine firması 1994 yılında kurulmuş. Üretilen defterler o meşhur yazarların kullandığı defterlerin benzeri, o kadar. O eski defterler Fransa'daki matbaacılar tarafından elde üretiliyormuş, daha sonra da üretimi durmuş. Moleskine ise o defterlere verilen genel isimmiş. Bir İtalyan firması bu tipte defter üretmeye başlayınca ismini Moleskine koymuş. Yani o elinizde tuttuğunuz deftere (eğer tutuyorsanız tabi) zamanında Ernest Hemingway yazmadı, boşa hayal kurmayın.
23 Eylül 2010 Perşembe
Fujifilm FinePix X100 - Leica artık yalnız değil
Üstte gördüğünüz antika görünümlü fotoğraf makinesi zannettiğiniz gibi bir Leica değil. O bir Fuji FinePix X100. Deri görünümlü ön kaplamasıyla ve magnezyum gövdesiyle klasik fotoğraf makinelerini andıran X100 profesyonel kullanıcıları hedefleyen bir kompakt. Lensi 23mm uzunluğa ve f:2 diyafram açıklığına sahip. Bu lens yakınlaştırma özelliğine sahip değil, ama keskinlik üst seviyede olacaktır. 12,3 megapiksel çözünürlüğünde ve APS-C büyüklüğünde bir algılayıcı ile gelen X100 aynı zamanda 720p kalitesinde HD video çekebiliyor. Algılayıcının APS-C (DSLR makinelerde kullanılan boyut) büyüklüğünde olması bu makinenin çok kaliteli fotoğraflar çekeceğinin habercisi. Makinenin arkasındaki ekran ise 2,8" boyutunda ve 460.000 piksel çözünürlüğünde. Bu boyut ve çözünürlük üst seviye makineler için biraz düşük kalmış, ama zaten X100'ü kullanacaklar fotoğrafları izlemekten çok çekmekle ilgileneceklerdir. Bir diğer detay ise hibrit "bakaç" sistemi. Bu sistem sayesinde kullanıcılar dijital ve optik bakaç (viewfinder) arasında seçim yapabilecekler, optik kullanımda bile fotoğraf bilgilerini bakaçtaki görüntüye yansıtabilecekler. Çoğu profesyonel kullanıcının ihtiyaç duyduğu flaş bağlantı yuvası da unutulmamış. Tam manuel kullanım olanağından bahsetmeye gerek duymuyorum, çünkü bu makinenin üretiliş amacı bu. Fiyatı henüz belli değil, ama Fujifilm FinePix X100 önümüzdeki yılın başlarında piyasaya çıkacak.
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Kendinden USB bağlantılı dijital fotoğraf makinesi: Samsung PL90
Dijital biriktirmecilik
Daha çok teknolojisever bayanlar için haberler ve makaleler yayınlayan GeekSugar sitesinde ilginç bir yazı gördüm. Bilgisayarda arşivleme hastalığından, bu hastalığın semptomlarından ve sonuçlarından bahseden bu yazıdan yakaladığım bazı anektodları buraya aktarmak istiyorum. Açıkçası bazı semptomlar bana da uyuyor, sanırım ben de "dijital biriktirici" sınıfına giriyorum. Bu semptomlar şöyle sıralanıyor:- "Her ihtimale karşı" diyerek tüm e-postaları saklıyorsunuz.
- Tüm filmleri dizüstü bilgisayarınızda saklıyorsunuz, çünkü seyahat ederseniz her zaman yanınızda olsunlar istiyorsunuz.
- Fotoğraf makinenizden bilgisayarınıza aktardığınız hiçbir resmi silmediniz.
- Web tarayıcınızın arabelleğini hiç boşaltmadınız, hatta arabelleğin ne olduğunu bile bilmiyorsunuz
- İnternetten dosyalar indiriyorsunuz, ama indirdiğiniz dosyaları asla silmiyorsunuz
- En son bir sene önce oynadığınız oyun bile hala bilgisayarınızda kurulu halde duruyor.
- Dosyaları yedeklemenin neden iyi bir fikir olduğunu bilemiyorsunuz.
- "Bulut" sisteminde dosya saklamanın ne olduğunu bilmiyorsunuz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
