inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2014 Pazar

Monster USB çıkışlı akım koruyucu priz incelemesi



Bu yazıda bahsedeceğim ürün aslında öyle çok komplike bir ürün değil, hatta çoğu kişinin gördüğünde önemsemeden geçeceği cinsten birşey. Buna rağmen tek cihazda birden fazla işlevi birleştirmesi ve sunduğu kullanışlılık açısından ilgiyi hakeden bir ürün. Ülkemizde daha çok meşhur Beats kulaklıkların üreticisi (Apple öncesi dönemde tabi) olarak tanınan Monster tarafından üretilen bu cihaz aslında basit bir tek çıkışlı akım koruyucu priz. Bunu ilgi çekici yapan kısmı ise üzerinde bulundurduğu iki tane USB çıkışı. Tahmin edileceği üzere bu çıkışlar telefon, tablet gibi cihazların şarj edilmesinde kullanılıyor.

Cihazın üzerindeki USB çıkışları verdikleri akım bakımından birbirlerinden ayrılıyor. Soldaki USB çıkışı daha çok büyük bataryalı cihazlar (yani tabletler, pil kapasitesi yüksek telefonlar veya büyük harici bataryalar) için ayrılmış ve 2.1A akım verebiliyor. Sağdaki USB çıkışı ise daha küçük cihazların şarj edilmesinde kullanılıyor ve 1.0A akım veriyor. USB çıkışlarındaki akımı ve voltajı ölçebilecek donanım elimde yok, ancak şarj sürelerine göre yaptığım testlerde çıkışarın bağladığım cihazları benzer güçteki güvenilir şarj adaptörleriyle aynı sürede şarj ettiğini gördüm. Bu da ambalajda belirtilen değerlerin doğru olduğu anlamına geliyor. İki USB çıkışı aynı anda kullanılsa da performans düşmüyor. Benim gibi hergün şarj etmeniz gereken birden fazla cihazınız varsa bunun ne kadar işe yarar bir özellik olduğunu anlamışsınızdır.

Bu tip ürünler ülkemizde "akım koruyucu priz" ismiyle geçiyor ancak aslında bu ürünlerin sağladığı koruma akımla alakalı değil, gerilimle alakalı. Herhangi bir sebepten dolayı şebekenin voltajı aniden yükselirse bu cihazlardaki koruyucu röleler devreye giriyor ve gücü kesiyor. Böylece teknolojik cihazlarımız yüksek gerilim yüzünden hasar görmüyor. Gündelik hayatta hiç işe yaramayan, hatta varlığını unutacağımız bu özellik bir kere işe yaradığında hayat kurtarabiliyor, çünkü yüksek gerilim sadece cihaza zarar vermekle kalmıyor, yangına da sebep olabiliyor. Bu yüzden evde sürekli fişe takılı duran cihazları bu tip koruyucu prizlere bağlamak hem maddi, hem de manevi yönden gerekli bir önlem. Monster'ın bu ürünü 918 Joule güce dayanabiliyormuş. Elektronik mühendisi olmadığım için bunun tam olarak neye denk geldiğini bilmiyorum, ama normal bir ev kullanıcısına yeterli olacaktır herhalde.


Monster ülkemizde pek tanınmasa da ev elektroniği aksesuarları sektörünün önemli firmalarından. Ürünleri genelde muadillerine göre biraz daha pahalı olur, ama kalitelidir. Bu üründe de aynı kaliteyi görmek mümkün. Zaten bu ürünün tercih edilebilir olmasının sebebi bu. Hem akım koruyucu özelliğinin, hem de şarj için kullanılacak USB çıkışlarının kaliteli olmaları önemli. Monster'ın hemen her ürününde gördüğümüz "bunu kullanırsan daha kaliteli ses, daha net görüntü alırsın" hikayeleri bu ürünün kutusunda da anlatılmış. Yok tabi öyle birşey, o yüzden bunları fazla ilgilenmeden geçiyoruz, ürüne odaklanıyoruz. Malzeme kalitesi gayet iyi, USB çıkışları da oldukça başarılı. Ürün yapması gereken işi hakkıyla yapıyor yani.

Peki, bu ürünü neden alalım? Yani sonuçta şarj cihazıyla da aynı işi halletmek mümkün. Şöyle ki; bu ürünün yaptığı işi şarj cihazlarıyla yapabilmek için iki tane (kalitelisinden) şarj cihazı lazım. Sonra, bir de bu şarj cihazlarını takacak birer priz lazım. Eğer odanızda, ofisinizde veya cihazlarınızı nerede şarj ediyorsanız orada yeterince priz yoksa bunun ne büyük bir sıkıntı olduğunu biliyorsunuzdur zaten. Bu ürün iki şarj cihazının yaptığı işi yapıyor, üstelik işgal ettiği prizi size tekrar geri veriyor. Böylece priz harcamadan derli toplu bir pakette iki tane USB çıkışı elde etmiş oluyoruz. Bence güzel birşey.


Ürünün fiyatı bu yazı yazıldığı sırada 60 liraydı. 40 lira civarına benzer yapıda, ama Monster kadar güvenilir olmayan markaların ürünlerini bulmak da mümkün. Tabi o ürünlerin USB çıkışları doğru akımı verir mi, veya koruyucu rölesi gerçekten çalışır mı bilemem. Monster markası ürünün biraz daha güvenilir olmasını sağlıyor yani. Ürünün kutusundan şarj için herhangi bir kablo çıkmıyor, yani bunu sabit bir şarj istasyonu olarak kullanmak isteyenler cihazlarına uygun kablo fiyatlarını da maliyete eklemeliler. Ben genel olarak üründen memnun kaldım, kullanım veya performans açısından da herhangi bir kusurunu göremedim. Açıkçası kaliteli şarj cihazlarının fiyatlarına baktığımda da verdiğim 60 liranın gayet makul olduğunu düşünüyorum. Monster'ın USB çıkışlı akım (aslında gerilim) koruyucu prizini benim gibi "şarj dertlisi" kullanıcılara tavsiye ederim.

9 Ekim 2014 Perşembe

AUVIO taşınabilir kulaklık amfisi incelemesi

Baştan söyleyeyim; "amfi değil, ampli diyeceksin" muhabbetlerine hiç girmek istemiyorum. Evet, aletin tam adı "amplifikatör", bunun kısasına da "ampli" diyor yabancılar. Lakin bizim memlekette bu sinyal güçlendiricilere amfi deniyor, dilimize böyle yerleşmiş. Ben de bu incelemede bu kelimeyi kullanacağım.

Bu incelemeye konu olan ürün başlıktan da anlaşılacağı üzere AUVIO'nun taşınabilir kulaklık amfisi. Daha önce kulaklık amfisi kullanmışsanız zaten ne işe yaradığını ve ne kadar faydalı bir icat olduğunu biliyorsunuzdur, lakin kullanmamış olanlar için ben birazcık bahsedeyim. Kulaklık amfisi kulaklık çıkışındaki sinyali güçlendirmeye yarayan amfidir. Normalde kaliteli cihazların kulaklık çıkışlarındaki sinyal zaten yeterince güçlüdür. Tabi kullandığımız her cihaz kaliteli değil, bu yüzden çıkış gücü daha zayıf cihazlarla da karşılaşabiliyoruz. Ayrıca, bazen kaynaktaki ses zayıf kalıyor, cihazın verdiği maksimum ses yetersiz gelebiliyor. İşte bu durumlarda kulaklık amfisi çok işe yarıyor.

Tabi kulaklık amfisinin tek kullanım sebebi kalitesiz cihazlar değil. İşin bir de kulaklık kısmı var. Üst seviye kulaklıklarda pek sorun olmuyor da, uygun fiyatlı kulaklıklarda üreticiler birşeylerden kırpıyorlar. Bu kırptıkları da genelde ya ses kalitesi, ya da kulaklığın ses gücünü etkileyen hassasiyet değeri oluyor. Zaten bu ikisi birden iyi olunca kulaklık ucuz olmuyor. Neyse; üretici işte bu seçeneklerden ikincisini seçip hassasiyeti düşük tutmayı tercih ederse normal güçteki kaynaklarla bile o kulaklıktan yeterli güçte ses alınamayabiliyor. Alternatif olarak, kaynağın ses gücü yüksek olsa da yüksek seviyede kaliteyi düşürebiliyor. Kullanım senaryoları muhtelif yani. İşte böyle durumlarda ihtiyaç duymadıkça varlığından haberdar olmayacağımız cihazlardan biri olan kulaklık amfisine ihtiyaç duyuyor insan.

AUVIO ülkemizde pek tanınmayan bir marka. ABD'li meşhur elektronik mağazası RadioShack'in kendi markası. RadioShack genelde kendi markasıyla sade ama iş gören ürünler satar. Bu kulaklık amfisi de bu tanımlamaya uyuyor. Üzerinde ilgi çekici hiçbir detay yok. Düz, siyah bir kutucuk. Aşağı yukarı bir Zippo çakmak büyüklüğünde olan amfinin arka tarafında yakaya filan kıstırmaya yarayan bir klips bulunuyor. Üstte sinyal girişi, altta da kulaklık çıkışı ve şarj adaptörü için Micro USB girişi var. Yan tarafta da ürünün fonksiyonlarını kontrol etmeye yarayan tuşlar dizilmiş. Herşey olabildiğince basit ve düz, hatta ürünü fazla ucuz gösterecek kadar düz. Kullanılan mat plastik de (soft touch diyorlar ya, ondan) bu düz görünüme katkıda bulunuyor zaten.

Ürünün üzerinde iki tane LED var. Bunlardan biri ürünün ön yüzünde, AUVIO logosunun solunda. Bu LED bize ürünün çalıştığını veya şarj olduğunu gösteriyor. Üst kısımdaki diğer LED ise aktif olan equalizer ayarını görmemizi sağlıyor. Eğer bu LED yanmıyorsa EQ etkin değil demektir, yani ses sadece güçlendiriliyordur. Bunun haricinde bas ve tiz sesleri farklı oranlarda güçlendiren üç farklı EQ seçeneği mevcut, bunların herbiri için LED farklı renkte yanıyor. Yandaki tuş aşağı doğru çekildikçe diğer moda geçiyor. Aşağıdaki tuşlarla da ses seviyesi ayarlanıyor. Ürünün kullanımı gayet basit, bu da iyi birşey.

Ben AUVIO kulaklık amfisinin kullanım performansını genel olarak beğendim. Kutusunda yazan şeyi yapıyor. Ucuz kulaklık amfilerinde görülen dar frekans aralığı sıkıntısı veya yüksek seslerde çatlama yapma sorunu bu üründe yok. Frekans menzili 10Hz - 40KHz aralığında. Bu da piyasada bulunabilen kulaklıkların hemen hepsine yetecek bir aralık. Sesi dinlemeyi güçleştirecek kadar yükselttiğim halde çatlama veya bozulma gözlemlemedim. Yalnız bir noktadan sonra kulaklık dayanmıyor ve seste çatlama oluyor, ama zaten o seste birşey dinlemek pek mümkün değil. Ürün ses çıkış gücünü 150mW'a çıkartıyor sonuçta, her kulaklık bu güçte sinyale dayanamaz. Belki daha kaliteli kulaklıklarla bu sorun da aşılır ama dediğim gibi o kadar güçlü ses pek gerekli birşey değil. Ürünün şarj ömrünü yeterli buldum, denemelerim sırasında birkaç gün yetti bana. Tabi kullanım sıklığına ve sesi ne kadar açtığınıza göre değişir bu. Firma 11 saatlik ortalama şarj ömrü olduğunu belirtmiş teknik özellik tablosunda. Ayrıca yolda şarj bitmesi durumunda artık neredeyse herkesin yanında taşıdığı taşınabilir bataryaya bağlayıp kısa sürede şarj etmek de mümkün.

Kutusundan kaynağa bağlamak için kısa bir ara kablo çıkıyor. Cep telefonlarında kullanılan mikrofonlu veya kablodan kumandalı kulaklıkları düşünerek o türde dört kontakt noktalı 3.5mm soketli ara kablo vermişler. Bu da güzel birşey, bu amfiyi kullanırken kulaklıktaki mikrofondan olmak istemez kimse. Ben ürünün kolay toz toplayan mat kaplaması ve kalitesiz görünen tuşları haricinde bir kusurunu görmedim. ABD'de RadioShack mağazalarında 30$'a satılıyor, bu performansa göre fiyat gayet iyi. O taraflara giden birilerini tanıyorsanız veya sizin yolunuz düşecekse ve ara sıra da olsa kulaklık kullanıyorsanız bu ürünü edinmenizi önerebilirim. Beğendim yani, tavsiye ediyorum. Daha detaylı teknik bilgiye ürünün kendi sayfasından ulaşabilirsiniz.

6 Haziran 2014 Cuma

Agile Powerbank AGL-16PB 5200mAh harici batarya incelemesi

Elime geçenler inceliyorum bu aralar, bu sefer de Agile markasının bir harici bataryası geçti elime. Ürün hem fonksiyon, hem de görünüm açısında olabildiğince "düz" olduğu için anlatılacak çok fazla şeyi zaten yok, bu yüzden incelemeyi de kısa tutacağım. Agile Powerbank USB üzerinden cihazlara bağlanabilen bir harici batarya. Dışarıda, elektrik prizi bulamadığımızda telefonumuzun, tabletimizin veya USB üzerinden şarj olan herhangi bir cihazımızın şarjı bitince bunu kullanıyoruz. Bunları herkes biliyor zaten.

Agile Powerbank 175mm uzunluğunda ve 24mm kalınlığında kenarları bir çubuk şeklinde geliyor. Ürünün malzeme ve işçilik kalitesi yeterli seviyede. Uzun dönem kullanımda ne olur bilmiyorum ama iki hafta çantamda gezdirdim, çizilme filan olmadı. Montaj kalitesinde de sıkıntı yok, ele alındığında sağlamlık hissi veriyor. Ürünün bir ucunda güç çıkışı için USB yuvası, ürünün kendisini şarj etmek için Micro USB girişi ve ürünün o anki şarj durumunu gösteren dört tane yeşil LED var. Diğer ucunda ise ürünün model numarası ve ürünle ilgili birkaç bilginin (giriş ve çıkış voltajları ve geri dönüşüm bilgileri gibi) yanında açma kapama tuşuna benzeyen bir tuş var. Bu tuş herhangi birşeyi açıp kapatmıyor, ürünün diğer ucundaki şarj durum göstergesini devreye sokuyor. Buna basınca diğer uçtaki LED'ler kısa süreliğine yanıyor, biz de ne kadar şarjımız kaldığını görüyoruz.

Çıkış akımı maksimum 1 amper olduğu için tabletleri şarj ederken Agile Powerbank biraz yavaş kalıyor. Telefonlarda ise sorun yok. Şarj cihazı seçen Apple cihazları da bu harici bataryayla sorunsuz şarj oluyorlar. Performans konusunda beni rahatsız eden şey ürünün üzerinde ve ambalajında yazan kapasitenin yanlış olması. Bu ürün 5200mAh kapasiteye sahip değil. 4325mAh kapasiteli bataryaya sahip eski nesil Nexus 7'yi sıfırdan (cihazın kendi kendine kapandığı durumdan yani) aşağı yukarı %90 seviyesine kadar dolduruyor. Tabi bu esnada Nexus 7 açık, ağır bir iş yapılmasa da bildirimleri alıyor filan. Yani ürünün kabaca 4000mAh - 4500mAh civarında bir kapasitesi olduğunu söyleyebiliriz. Zaten ürünün ebatları da ancak buna izin verir. Fena kapasite değil, ama hem kutuda hem de ürünün üzerinde yanlış bilgilendirme var. Agile Powerbank'in kullanılmadığı durumda şarj tutma sıkıntısı pek yok. En azından ben böyle bir sorun yaşamadım.

Ürün şık bir ambalajda geliyor. Kutusundan kısa bir USB - Micro USB kablosu ve Micro USB çıkışını eski nesil Apple mobil cihazlara bağlamaya yarayan küçük bir adaptör çıkıyor. Agile Powerbank'in en ilgi çekici özelliği fiyatı. Ben birkaç hafta önce 40 liraya aldım bu ürünü. 2000mAh civarı (yani bu ürünün ancak yarısı kadar) kapasiteye sahip daha bilinir markaların ürünleri 50-60 lira civarına satılıyordu. Bu kapasitedeki ürünler zaten bunun iki katı fiyatla satılıyor genelde. Belki batarya ömrü kısadır, sonuçta ucuz olunca insan birşeylerin eksik olmasından şüpheleniyor. Yine de böyle bir cihaza fazla ihtiyacınız olmuyorsa, ama seyahatlerde filan kullanmak için "kenarda dursun" diye bir tane almak istiyorsanız bu ürün bütçeyi fazla zorlamadan işinizi görecektir. Kapasite konusunda yalan söylenmesine gıcık olsam da uygun fiyatı ve fiyatına göre iyi olan kalitesi yüzünden bu ürünü tavsiye ediyorum.

25 Mayıs 2014 Pazar

Philips Citiscape Uptown kulaklık incelemesi

Yine -maalesef- biraz uzun süren bir aradan sonra kısa bir incelemeyle blogu hareketlendirmeye geldim. Sizlere bahsedeceğim ürün Philips'in Citiscape serisinden Uptown isimli kulaklığı. Piyasada Philips markalı kulaklıklara karşı bir nefret oluştuğunun farkındayım, çoğu insan markayı görünce "yaramaz o ya" diyor. Haklılar da, Philips son yıllarda ucuz malzemeyle ürettiği kulaklıklar yüzünden kötü bir şöhret kazandı. Yine de her ürününün böyle olması gerekmiyor. Bugün bahsedeceğimiz Uptown modeli Philips'ten nefret edenlerin bile beğenisini kazanan bir model.

Uptown'ın malzeme ve işçilik kalitesi çok iyi. Tabi her ürünü kendi fiyat kategorisine göre karşılaştırmak lazım, ama Philips Uptown malzeme ve işçilik konusunda kendisinin 2-3 katı fiyata satılan ürünlerden bile daha iyi. Fiyatı dört haneli olan uçuk modelleri saymıyorum tabi, onlar tamamen farklı bir kategoride. Neyse, biz ürüne dönelim. Kulaklığın sürücüleri barındıran kulak kısımlarının dışı kaliteli plastikten yapılmış, iç kısmı da suni deriyle kaplanmış. Derinin içinde de hafızalı köpük var. Böylece temas ettiği yüzeyin şeklini alıyor. İki kulak kısmını birbirine bağlayan taç kısmı aluminyumdan üretilmiş, gayet sağlam. Taşıma sırasında kırılması çok zor. Üzerinde suni deriden bir kaplama var. Deri kısımların hem altı, hem de üstü itinayla dikilmiş, çok şık duruyor. Derinin içindeki sünger bu tip kulaklıklarda çok yaşanan uzun süre kullanım sonrası kafanın üst kısmını acıtma meselesinin yaşanmamasını sağlıyor. Saatlerce hiç kafanızdan çıkarmasanız bile rahatsız olmuyorsunuz yani. Bu güzel birşey. Sağ sürücüye giden ince kabloyu bile örgülü malzemeyle kaplamışlar. Detaylara dikkat edilmiş yani.

Tabi herşey böyle süper değil, kusurlar da var. Kulaklığın kendisinde gördüğümüz kaliteyi maalesef kablosunda göremiyoruz. Aslında kabloda öyle büyük bir sıkıntı yok da, daha çok kulak içi tipindeki küçük kulaklıklarda kullanılan yassı kablo (spagetti cable deniyor ecnebicede) tercih edilmiş. Bu tip kablolar kolayca dolaşıp düğüm olmama konusunda başarılı, ama böyle iri bir kulaklıkta daha kalın ve kaliteli bir kablo kullanılması daha yerinde olurdu. Ayrıca, kulaklığın kablosu sökülemiyor. Çoğu zaman kulaklıkların ilk bozulan kısmı kabloları olur, bu yüzden de kaliteli kulaklıklar değiştirilebilir kabloyla gelir. Kabloya birşey olursa yenisi takılır, devam edilir. Bunda öyle bir imkan yok. Kablodaki esas problem ise kulaklığın kontrol ve mikrofon işlevini gören parçasında. Mikrofon iyi, üzerindeki küçük tuş da iyi (hatta Android'le tam uyumlu çalışıyor), ama sesi açıp kısmaya yarayan sürgülü parça çok kötü. Uptown'ın daha sonra piyasaya çıkan siyah renkli versiyonunda bu sürgü iptal edilmiş, ama gri ve kahverengi versiyonlarında var. Kurcalamayınca sorun olmuyor zaten. Kulaklık mikrofonlu tipte olduğu için TRRS tipinde bir 3.5mm jak kullanılmış. Bu TRRS jakların hepsi aynı görünse de hepsi birbiriyle uyumlu değil. Bu yüzden Philips ürünün kutusuna bazı uyumsuz cihazlarda da kullanılmasını sağlayacak küçük bir adaptör kablo ilave etmiş.

Şimdi büyük ihtimalle "kes hikayeyi, sesi nasıl çıkıyor onu söyle" diyorsunuzdur. Sesi güzel çıkıyor. Kulaklığın kutu üzerinde belirtilen teknik özellikleri 12-23,500Hz frekans aralığı, 103dB hassasiyet ve 32Ohm empedans şeklinde sıralanıyor. Kağıt üzerinde herşey güzel görünüyor yani, ama gerçek performans her zaman kağıt üzerindekiyle örtüşmüyor. Ses kalitesi meselesi biraz subjektif olduğundan aynı ürünle ilgili farklı kişilerin yorumları farklı olabilir. Bu yüzden ben kişisel detaylara girmeden, daha "evrensel" standartlarla anlatmaya çalışacağım izlenimlerimi. Bass ve tizlerde patlama, çatlama olmuyor. Yani gümbürtülü sesler çıkarmaya çalışırken arada cızırtılar duymuyorsunuz, sesi olması gerektiği gibi duyuyorsunuz. Kulaklık oldukça "nötr" sese sahip, yani son yılların modasına uyup bass seslere yüklenmemişler. Dinlediğiniz şeyde bass sesler varsa kulaklık bunu eksiksiz veriyor, ama öyle ekstra bir bass güçlendirme yok. Frekans dağılımı çok dengeli, bu yüzden herhangi bir frekans diğerinin üzerine çıkmıyor. Dinlediğiniz içerikteki en kısık sesleri bile duyabiliyorsunuz. Ecnebilerin "soundstage" dediği, ses kaynağının sanki uzakta biryerlerdeymiş gibi değil de, yanıbaşımızdaymış, etrafımızdaymış gibi hissettirmesi olayı bu kulaklıkta çok başarılı. Müzik dinlerken de, oyun oynarken de çok işe yarıyor bu.

Philips bu üründe MusicSeal isimli bir teknoloji kullandığını iddia ediyor. Böyle havalı isimleri olan şeyleri pek sevmem, doğrudan ne yaptığına bakarım. MusicSeal denilen şey kulak kepçelerindeki hafızalı köpüğün marifeti aslında. Kulaklık kulaklara öyle bir oturuyor ki, dışarıdan neredeyse hiç ses almıyor. Aynı şekilde sizin dinlediğinizi de dışarıya vermiyor. Dış dünyayla olan işitsel iletişiminiz neredeyse kopuyor yani. Bu güzel birşey, üst seviye aktif gürültü engelleyiciler kadar başarılı olmasa da gündelik kullanımda iş görüyor. Kulaklığın kablosundaki dahili mikrofon da gayet başarılı. Tabi şarkı söyleyip kaydetmek için yeterli olmayacaktır, ama telefon görüşmesi yaparken sesinizin karşı tarafa "doğal derinliğinde" iletilmesinde sıkıntı yaşatmaz. Skype'ın Echo sistemiyle yaptığım denemelerde memnun kaldım ben.

Kulaklığın ses kısmındaki dezavantajı ise sesin yüksekliğiyle ilgili. Maalesef bağladığınız kaynak yeterince güçlü değilse ses yüksekliği pek tatmin edici olmuyor. Ben telefonla (Nexus 4 ve Lumia 520) yaptığım denemelerde ses yüksekliğinden memnun kaldım, ama kulaklığı bilgisayara bağladığımda ses çok zayıf geldi. Yine de duyuluyor tabi ama bilgisayardan aldığım maksimum ses olması gerekenin orta seviyesine ancak denk geliyor. Biraz daha yüksek ses isteyenler tahammül edemeyeceklerdir. Bu durumda devreye iki çözüm giriyor: Ya çıkışı güçlü bir ses kartı kullanılacak, ya da küçük bir kulaklık amfisi edinilecek. Bende ikisi de olmadığı için masamdaki müzik setini kulaklık amfisi olarak kullanmaya başladım. Şimdilik işimi görüyor, ama sonuçta kusuru örtecek bir çözüm değil bu. Philips Uptown'ın en zayıf yanı ses seviyesinin düşüklüğü, almaya niyetleniyorsanız bağlayacağınız kaynağın gücünü de hesaba katın.

Genel olarak toparlayıp bitirelim, yazı çok uzadı. Philips Citiscape Uptown malzeme ve işçilik kalitesinde sınıfının üzerine çıkan bir ürün. Ses kalitesi konusunda da oldukça başarılı. Ben kulaklık uzmanı değilim, ama muhtelif sitelerde ve forumlarda kulaklık incelemesi yapan daha tecrübeli kişiler Uptown'ın malzeme, işçilik ve ses kalitesinin Beats Studio gibi çok daha pahalı kulaklıklara göre daha iyi olduğunu iddia etmişler. Üstelik benzer şeyler bir kaynakta değil, pekçok site ve videoda vurgulanmış. Bana göre ürünün en büyük sıkıntısı ses seviyesinin düşüklüğü. Bunu bir şekilde (mesela benim yaptığım gibi) aşabileceğinize inanıyorsanız alışveriş listenize Uptown'ı ekleyebilirsiniz. Ürünün en çekici kısmı olan fiyatını en sona sakladım. Philips Uptown artık üretilmeyen bir model, bu yüzden mağazalar stok eritme amacıyla çok uygun fiyata satıyorlar bu ürünleri. Ben bu ürünü 80 liraya aldım, bu yazının 25 Mayıs 2014 tarihinde de fiyatı hala aynıydı. Bu fiyata böyle bir kulaklık bulmak imkansız, diğer markalarda benzer birşey için en az 2-3 katını ödemek gerekiyor. Tabi bir de almak istediğinizde kulaklığı bulmanız gerekiyor. Üretilmeyen bir model olduğu için her mağazada yok, almak istiyorsanız biraz araştırmanız lazım. Basit bir ürün için fazla uzun oldu bu inceleme, o yüzden burada bitiriyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

25 Aralık 2012 Salı

Netbook üzerinde Android deneyimleri ve kurulum rehberi

Geçtiğimiz günlerde sizlere netbook üzerinde çalışan Chromium OS ile ilgili deneyimlerimi anlatmıştım. Bu sefer de aynı sistemde çalıştırdığım Android işletim sistemiyle ilgili deneyimlerimden bahsedeceğim. Android bilindiği üzere son yılların en popüler mobil işletim sistemlerinden biri. Google tarafından geliştirilen bu ücretsiz işletim sistemi piyasadaki akıllı telefon ve tabletlerin çoğunda kullanılıyor. Donanım seçmemesi, esnekliği ve geniş yazılım desteği sayesinde çok popüler olan Android aslında ARM tabanlı mobil sistemlerde kullanılmak için tasarlanmış bir Linux türevi. Tabi işin içine Linux girince bağımsız geliştiriciler de boş durmuyor. Bir takım (çoğu Çinli olan) geliştiriciler Android işletim sistemini x86 tabanlı sistemlerde (yani neredeyse tüm masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda) çalışacak şekilde modifiye etmişler. Ben de elimdeki eski ve artık pek bir işe yaramayan netbook'a uygun olan versiyonu indirip denedim. Fikirlerimi zaten yazacağım, ama nasıl birşey olduğunu hazırladığım videoda izlerseniz çoğu şeyi daha net anlayabilirsiniz.



Video biraz uzun oldu, biliyorum, ama kamera karşısında (aslında arkasında) çok hızlı konuşabilen biri olmadığım için herşeyi hızlı hızlı anlatamadım. Videodaki çekim hataları (kameranın odaklanma problemleri), benden kaynaklanan anlatım bozuklukları ve benim Android konusundaki acemiliğim için peşinen özür dilerim. Neyse, videoda da gördüğünüz üzere Android benim külüstür netbook'umda şaşılacak derecede düzgün çalışıyor. Ufak tefek aksaklıklar var tabi, ama sonuçta bu işletim sistemi böyle bir makine için tasarlanmamış. Bilgisayarın yetersizliği de işi biraz bozuyor tabi, bunu da unutmamak lazım. İndirdiğim sürüm Asus EeePC'lere özel hazırlandığı için bilgisayarın özel fonksiyon tuşları bile sorunsuzca çalışıyordu. Kamera, kablosuz ağ kartı ve ses kartı da hiçbir ayar gerektirmeden çalıştı. Bilgisayara bağladığım kablosuz fareyi de anında tanıyan Android farenin kaydırma tekerleğinin bile düzgün çalışmasını sağladı. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum, biraz şaşırdım.

Android kurulunca kendisini bir tablet zanneden Asus EeePC 1000H netbook tıpkı bir tablet gibi tuş kilidi ekranıyla açılıyor. Bu ekranı geçince de karşımıza Android'in ana ekranı geliyor. Buradaki kısayolları keyfimize göre değiştirebiliyoruz. Aslında bunları anlatmama gerek yok, çünkü tüm Android tabletlerde olan şeyler bunlar. Benimkinde ekstradan bir klavye var, o kadar. Fiziksel klavye yukarıda da yazdığım gibi gayet güzel çalışıyor, klavyedeki tüm tuşlar yapmaları gereken şeyi yapıyorlar. Fiziksel klavyeyle yaşadığım tek sıkıntı Türkçe klavyenin desteklenmiyor oluşu. Aslında Türkçe klavyeyle ilgili bir dosya gerekiyor tuş dizilimini sisteme tanıtmak için, ama o dosya maalesef bende yok. Aslında daha kolay bir çözüm de mevcut: External Keyboard Helper isimli yazılım tuş dizilimleri dahil harici klavyeyle ilgili pekçok sorunu çözebiliyor, tabi makul bir ücret karşılığında. Bu yazılımın tam sürümünü Google Play Store üzerinden 2$ gibi bir ücret karşılığında indirebilirsiniz. Ben videoyu çektiğimde bu yazılımdan habersizdim, daha sonra yükledim ve sorunu çözdüm. Başlangıçta Türkçe harf yazamamak biraz sıkıntı yaratsa da çok kafaya takılacak birşey değil, ama noktalama işaretleri bazen çok uğraştırabiliyor. Noktalama işaretleri ve özel semboller (@, $, # gibi) İngilizce klavyede farklı yerlerde oldukları için bunları bulmak biraz zaman alıyor. Umarım ileriki sürümlerde bu sıkıntı giderilir ve ekstra yazılımlara gerek kalmaz, çünkü bu şekilde yazı yazmak gerçekten zor.

Android bu tip bir donanım için hazırlanmadığından bazı konularda sıkıntı çıkabiliyor tabi. Mesela oyunlar birazcık da ekran kartı desteği gerektirdikleri için (ve ilk nesil Netbook platformları birkaç transistörün birlikte takılmasından müteşekkil basit bir GPU kullandığı için) çalışmamazlık yapabiliyorlar. Bazı oyunlar hiç çalışmazken bazıları da bazen çalışıp bazen çalışmıyorlar. Örneğin videoyu çekerken Angry Birds'ün azizliğine uğradım, halbuki önceki denemelerimde çalışmıştı. Cihazın kullanım amacı oyun oynamak olmadığı için bu aksaklıkları hoşgörüyorum, ama oyunlar sorunsuzca çalışsaydı daha da güzel olurdu.

Neyse, eğer içinizde yeterince merak uyandırdıysam kurulum faslına geçebiliriz. Kurulum için deneme yapabileceğiniz bir bilgisayar, iki adet flash disk (birini sadece kurulum için kullanacağız, diğeri ise Android için sistem diskimiz olacak) ve şuradan indireceğiniz ISO kalıbı gerekli. Ben EeePC için olan sürümü kurduğum flash diskle farklı bilgisayarları da açtım, ufak tefek aksaklıklar olmasına rağmen yine de Android'i çalıştırdılar. Tabi ekstra donanımlar çalışmayabiliyor. Bu yüzden donanımınıza en uygun olan sürümü seçmeye çalışın, böylece ağ veya ses problemleri yaşama ihtimaliniz düşer. Bir de bu sitedeki Android kalıplarını alıp modifiye eden kişilerin hazırladığı sürümler var, onları da deneyebilirsiniz. Bunlar bazı ufak tefek aksaklıkları gideriyorlar, mesela bu sitedeki EeePC için hazırlanmış kalıp sadece 1GB sistem belleğini tanıyabilirken daha gelişmiş netbooklara uygun ve 2GB bellek tanıyabilen sürümler de mevcut. Biraz araştırma yapmak gerekiyor, ama bu bence ikinci planda olan birşey. Önceliğimiz projenin ana sayfasındaki versiyonlardan birini çalıştırmak.

29 Temmuz 2012 Pazar

Amazon Kindle Touch incelemesi

Uzun süredir inceleme yazısı yazmıyordum. Aslında incelenecek şey çok etrafımda, ama benim tembelliğim ve vakit darlığım nedeniyle olmuyordu. Bu sefer tembelliğimi yendim, biraz vakit yarattım ve birşeyler inceledim. Bu yazıda sizlere Amazon'un e-kitap okuyucusu Kindle Touch'tan bahsedeceğim.



Üstteki, alttaki ve bu sayfadaki tüm resimlerde türlü hallerde gördüğünüz Amazon Kindle Touch internet üzerinden kitap ve her türlü şey satan Amazon'un Kindle ailesindeki iki dokunmatik cihazdan biri. Diğeri de Kindle Fire, ama o daha çok tablet olarak kullanılıyor. Kindle Touch ise safkan bir e-kitap okuyucu. Kindle Touch'ın kendi içinde iki versiyonu var. Benim incelediğim, bizzat da sahip olduğum ve kullandığım ürün reklamlı versiyon. Reklam kelimesi geçince hemen irkilmeyin, öyle reklamlı uygulamalarda olduğu gibi zırt pırt önünüze reklam çıkmıyor. Amazon reklamları çok güzel yerleştirmiş. Sadece cihaz kapalıyken (tam sayfa) ve ana menüde (altta küçük bir kısım) reklam çıkıyor. Kitap okurken reklam gösterilmiyor. Bu reklamların türünü cihazın bağlandığı Amazon hesabının ayarlarından değiştirmek de mümkün. Ben değiştirmedim, cihazı bana getiren kişi ABD'nin Florida eyaletinde oturduğu ve Amazon hesabımda fatura adresim Florida'da gözüktüğü için cihaz beni bir "Florida sakini" zannederek bana Miami'deki dil kurslarının reklamlarını gösteriyor mesela.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Lexmark Impact S305 çok fonksiyonlu yazıcı "kısa" incelemesi

Uzun süredir inceleme yazmıyordum, yazasım geldi. Gerçi bu öyle çok detaylı bir inceleme olmayacak, bir nevi tanıtım gibi birşey olacak. Neyse, üstteki fotoğrafta gördüğünüz (veya görmeye çalıştığınız) şey Lexmark'ın Impact S305 çok fonksiyonlu yazıcısı. Baştan belirteyim: Yazıcıyı ofiste kullandığım için fotoğrafları ofiste çektim, burada da tripodum yok, kompakt makineyle ancak bu kadar oluyor fotoğraflar. İdare edeceksiniz artık. Lüzumsuz detayları geçip ürüne dönelim, dikkatimiz dağılmasın.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Powerway USB adaptör seti incelemesi

Günümüzde mobil cihazların hepsi USB soketi üzerinden şarj oluyorlar. Üreticiler bizim bu cihazları bilgisayara bağlayıp şarj edeceğimizi düşünüyorlar, ama her zaman bilgisayara bağlamak mümkün olmuyor. İşte böyle durumlarda duvar prizine veya arabanın çakmak soketine takılan ve üzerinde USB soketi bulunan adaptörler önem kazanıyor. Bu incelemenin konusu olan Powerway USB adaptör seti de bu işlevi yerine getiren bir ürün.

15 Eylül 2011 Perşembe

Toyota Yaris'i kutudan çıkarmak

Teknoloji sitelerini sık ziyaret ediyorsanız, ürün incelemelerini okuyorsanız "unboxing" denen ürünlerin ambalajından çıkartılmasını gösteren videoları mutlaka görmüşsünüzdür. Bu videolarda hem ürünün ambalaj kalitesi gösterilir, hem de kutu içeriği ve bu içeriğin kutuda nasıl durduğu görsel olarak okuyucuya (bu durumda izleyici oluyor ya, neyse...) anlatılır. Tabi bu tür kutudan çıkarma videoları genelde ufak tefek teknolojik ürünlerin incelemelerinde olur. ARABALARDA OLMAZ. Neden mi? Arabalar kutuyla gelmez de ondan. Tabi bu reklamcıların yaratıcılığına engel değil. Toyota yeni 2012 model Yaris için oldukça nüktedan bir reklam filmi hazırlamış. Bu videoda Toyota Yaris kocaman bir kutunun içinde geliyor, müşteri kutuyu usulüne uygun şekilde açıyor. Arada kullanım kitapçığına bakıyor. Kullanım kitapçığı da sanki kutudan çıkan şey bir araba değil de basit bir ürünmüş gibi "yuvarlak tekerlekler, sandviç saklama gözü" gibi detayları gösteriyor. Dahası, arabayı satın almış olan ve kutuyu açan eleman da ömründe ilk defa bir arabaya biniyormuş gibi davranıyor, direksiyonu görünce şaşırıyor ve "tam da elle tutulacak gibi yapılmış" tarzı cümleler kuruyor. İşiniz varsa kısa bir ara verin ve bu videoyu izleyin. İşiniz yoksa zaten durduğunuz kabahat, hemen izleyin. Keşke her reklam bu kadar yaratıcı olabilse. Toyota'nın Unboxing Yaris reklamını aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Logitech Rumble Gamepad F510 incelemesi

Hep ciddi işlerle uğraşmak olmaz, ara sıra oyun da oynamak lazım. Bu incelemede Logitech'in titreşim özellikli F510 modeli oyun kontrolcüsüne bir göz atacağız. Fiziki özelliklerle başlayalım, zaten önemli olan da fiziki özellikler. F510 alıştığımız oyun kontrolcüsü şekline sadık kalınarak üretilmiş. Üzerinde 12 adet tuş, bir adet + şeklinde yön tuşu (d-pad) ve iki adet analog kontrol çubuğu bulunduruyor. Analog kontrol çubukları aynı zamanda üzerlerine basıldığında tuş görevi görüyorlar. Ürünün tam ortasında üzerinde Logitech logosu bulunan bir tuş daha var, ama bunun neye yaradığını çözebilmiş değilim. Ürünün kitapçığında (aslında kitapçık değil de prospektüs desek daha doğru olur) klavyenin "home" tuşuyla ilgili birşeyler yazıyor, ama ben ne kadar basarsam basayım bu tuşun bir marifetini görmedim. Oyunlarda doğrudan kullanamadığımız iki tane daha tuş mevcut. Bunlar "Mode" ve "Vibration" tuşları. Mode tuşu d-pad ile soldaki analog kontrol çubuğunun (sanal olarak) yerlerini değiştirmeye yarıyor. Vibration tuşu ise isminden de anlaşılacağı gibi ürünün titreşim özelliğini açıp kapatıyor.

28 Mart 2011 Pazartesi

Logitech M215 kablosuz optik fare incelemesi

Düşünen Adam Forumu kullanıcılarından dostum (ve adaşım) Beyazkartal Logitech'in laptop kullanıcıları için ürettiği M215 kablosuz optik faresini incelemiş. Fareler arasında performans karşılaştırması yapmak oldukça güç, bu yüzden performans değerleri sunamıyoruz, sadece kullanım deneyimlerimizi sunuyoruz. Eğer bu fareyle ilgileniyorsanız ve daha detaylı bilgi almak ve Beyazkartal'ın M215 hakkındaki kullanım deneyimlerini okumak istiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz. Logitech M215 uygun bir fiyata kaliteli bir ürün almak isteyenleri hedefleyen bir fare. Üzerinde ekstra tuş bulundurmuyor, ancak 2,4GHz frekansına sahip nano alıcıyla geliyor. Ayrıca 1000dpi çözünürlüğe (gerçek çözünürlük, çakma değil) ve ortalama 5 aylık pil ömrüne sahip. Daha fazlası için incelemeyi okumanız yeterli. Bu güzel inceleme için Beyazkartal'a teşekkür ederim.

25 Mart 2011 Cuma

Hiper WNU686HN - Dark RangeMAX USB 802.11n kablosuz ağ adaptörü incelemesi

Yukarıdaki başlıkta iki farklı ürünün ismi geçiyor, ama bu inceleme tek bir ürünle ilgili. Şöyle ki, incelemeye konu olan Hiper WNU686HN kablosuz ağ adaptörü ile başlıktaki diğer ürün olan Dark RangeMAX kablosuz ağ adaptörü aslında aynı cihaz. Biraz hızlı oldu, kafa karışıklığına engel olmak için şöyle anlatayım: Bu cihazı Çin kökenli Kinamax firması üretiyor. Bizim ithalatçılarımız da bu ürünü kendileri için ürettirip kendi markalarıyla satıyorlar. İncelemeye konu olan Hiper markalı ürünü Oksid Bilişim ithal etmiş, Hiper markası da onlara ait. Dark markalı ürün de benzer şekilde Akortek'in ithalatı ve onun kendi markasını taşıyor. Oldukça hızlı bir giriş oldu, ama başlığın yaratacağı kafa karışıklığını çözmeden devam edemezdim. Benim inceleyeceğim ürün Hiper WNU686HN, ama aynı tespitler Dark RangeMAX için de geçerli.

17 Şubat 2011 Perşembe

Syma S026 uzaktan kumandalı tandem helikopter incelemesi

Uzun bir aradan sonra yeni bir incelemeyle karşınızdayım. Bu sefer, daha önceki incelemelerimden farklı olarak bir bilgisayar ekipmanını veya elektronik cihazı değil, bir oyuncağı inceleyeceğim. Bu incelememin konusu olan ürün bir oyuncak helikopter. Syma isimli firma tarafından üretilen S026 model numarasına sahip bu uzaktan kumandalı helikopteri sizler için elimden geldiğince inceleyeceğim. Ben bu helikoptere oyuncak diyorum, çünkü oyuncakçılarda satılıyor ve üst seviyedeki modeller kadar gelişmiş özelliklere sahip değil. Yine de, yeni başlayanlar için ideal bir uzaktan kumandalı helikopter bu.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Apple USB Klavye incelemesi

Bilgisayar dünyasının en havalı markası olan Apple pek te hayranı olduğum bir firma değildir, ama bazı ürünleri ilgimi çekmeyi başarmıştır. Bu yazımda ilgimi çeken Apple ürünlerinden olan Apple sayısal tuş takımlı USB klavyeyi kısaca inceleyeceğim.


Ben bir PC kullanıcısıyım. 1989 yılından beri PC kullanırım. Hiç Apple markalı bir bilgisayar sahibi olmadım. Çok ta sevmem Apple bilgisayarları, ama bazı aksesuarları çok hoşuma gider. Bu hoşuma giden cici aksesuarlardan biri de yukarıda (ve yazının orasında burasında) resimlerini gördüğünüz klavye. Yeni nesil masaüstü Mac'lerle birlikte verilen bu klavye ayrı olarak ta satılabiliyor. İşin güzel tarafı, Apple USB klavye PC ile sorunsuz bir şekilde çalışıyor. Böylece bu şık ve kullanışlı klavyeden PC kullanıcılarıda faydalanabiliyor.


 Herkes bilir, Apple ürünleri şık, kaliteli ve pahalıdır. Zaman zaman bazı sorunlar yaşansa da üretim ve malzeme kalitesi iyidir, tasarım göze hoş gelir, fiyat ta piyasadaki rakiplerine göre yüksektir. Apple USB klavye de bu geleneği bozmuyor. İlk bakışta bu ürün standart PC klavyelerinden farksız görünüyor. Klavyenin tuşları beyaz, kaliteli plastikten üretilmiş ve "ciklet tuş" denilen yapıda. Tuş sesi asgari seviyede, yazarken başkalarının rahatsız olması neredeyse imkansız. Bu tip tuşların en güzel özelliği aralarına pislik kaçmasının normal tuşlara göre biraz zor oluşu. Bilgisayar başında birşeyler yiyenler bu özelliği sevecektir. Tuşların hassasiyeti ve basma hissi gayet iyi. Öyle ki, bu klavyeyi nette araştırdığımda çoğu yerde oyun oynamak için pek te elverişli olmadığını okudum. Kendim denediğimde ise bunun pek te doğru olmadığını gördüm. Tabii ki oyunlar için özelüretilmiş bir klavyenin hissini veremiyor bu tuşlar, ama klavye ağırlıklı oynanan Street Fighter 4 ve NFS Shift gibi oyunları rahatlıkla oynayabildim. Oyun keyfimde de herhangi bir azalma olmadı.

Klavyenin tuşlar haricinde kalan kısmı anotlanmış aluminyum ve beyaz plastikten üretilmiş. Üst kısımda aluminyum, alt kısımda ise plastik kullanılm
ış. Aluminyum çerçevenin üzerinde beyaz tuşlar oldukça şık bir görüntü oluşturuyor. Klavyenin genel tasarımı sade, hem kasası hem de tuşları olabildiğince düz tasarlanmış. Tasarımdaki bu düzlük ürünü basitleştirmiyor, tam tersine daha şık görünmesini sağlıyor. Alt kısım da üst kısım gibi sade. Altta kaymayan malzemeden dört adet ayak, ufak bir Apple logosu ve her Apple ürününde bulunan "Designed by Apple in California" tarzı yazılar bulunuyor. Klavyenin alt kısmı incelendiğinde ilk büyük eksiklik farkediliyor: yükseklik ayarı. Apple USB klavyenin yükseklik (daha doğrusu eğim) ayarı yok. Neredeyse tüm klavyelerde bulunan ayarlanabilir ayakları Apple bu ürününe koymamış. Klavyesini biraz daha eğimli kullanmak isteyenler kendi çözümlerini üretmek zorunda kalcaklar.

Klavyenin altına bakarken farkedilecek bir diğer detay da USB çıkışları. Bu klavyenin sağında ve
solunda birer adet USB çıkışı bulunuyor. Böylece masaüstünde kullanılan cihazlar doğrudan
klavyeye bağlanabiliyor. Ben faremi bağladım sağ taraftaki çıkışa, soldaki ise boş duruyor. USB çıkışlarının bulunması çok güzel bir detay, ama ufak bir yerleşim sorunu var. Çıkışlar fazla içeri

yerleştirilmiş, USB flash disk gibi sık sık sökülüp takılması gereken cihazları bağlamak için pek pratik değiller. Bir USB cihazı bağlamak için klavyeyi hafifçe yana doğru kaldırıp o tarafa eğilmek gerekiyor. Sanırım Apple estetiği bozmamak için bu tasarımı tercih etmiş, böylece normal bir açıdan bakıldığında gözükmeyen USB çıkışları klavyenin sadeliğini bozmuyor. Keşke Apple bu USB çıkışlarını biraz daha dışarıya yerleştirseymiş, yanına da kullanılmadıklarında kapatılmaları için bir kapak verseymiş. Böylesi çok daha kullanışlı olurmuş.

Klavye Apple üretimi olduğu için tuşları da Apple'a göre. Yine de bu sistem ürünün PC'de

kullanılmasını engellemiyor. İlk göze çarpan fark
tüm klavyelerde olan "Start" tuşu yerine aynı işlevi gören "cmd" tuşunun kullanılması. Bu tuşun yerleşimi neredeyse aynı. Neredeyse diyorum, çünkü PC klavyelerinde bu tuş Ctrl ve Alt tuşlarının arasında yer alırken bu klavyede boşluk tuşunun iki yanına yerleştirilmiş. Alışana kadar bu bölgedeki tuşları kullanırken dikkat etmek gerekli. Fonksiyon tuşları bu klavyede 19 adet, ama biz PC kullanıcıları sadece 12 tanesini kullanabiliyoruz. F1 - F12 arası tuşlar Apple'a özel ekstra fonksiyonlara sahip, ama PC'de bu fonksiyonlar çalışmıyor. Daha doğrusu, üzerlerindeki simgenin belirttiği fonksiyonu değil de PC'de zaten kullanılan fonksiyonu gerçekleştiriyorlar. Mesela, cmd + F1 kombinasyonunun (tuşun üzerindeki simgeye göre) ekran parlaklığını azaltması gerekiyor, ancak bunun yerine Windows yardım penceresini açıyor. Klavyede Caps Lock tuşunun üzerinde açık olduğunu gösteren ufak bir led var, ama Num Lock tuşu (üzerinde garip bir şekil var, 7 tuşunun üzerindeki tuş) için herhangi bir gösterge yok. Bu iş için basit yazılımlar mevcutmuş, bu tuşlar kullanıldığında bilgisayar ekranında gösteriyormuş, ama ihtiyaç duymadığım için denemedim.

Tuşların PC ile uyumu konusunda gözüme çarpan iki eksiklik var. Bunlardan ilki PC klavyelerindeki tuşların bazılarında bulunan üçüncü işlevin Apple USB klavyenin tuşlarında bulunmaması. Mesela, Alt GR + 4 tuşlarına basıldığında "$" simgesi çıkar. Yine çıkıyor, ama tuşun üzerinde bunu belirten bir işaret yok. Kafadan bilmek, hatırlamak gerekiyor. Aynı şekilde, interneti kullanırken sık sık ihtiyaç duyduğumuz "@" karakteri hala eski yerinde, ama "Q" tuşunun üzerinde bunu belirten bir simge bulunmuyor. Bilgisayarla yeni tanışan birisi için sıkıntı olabilir, ama uzun süredir PC kullananlar zaten bu karakterlerin yerlerini ezberden bildikleri için sorun yaşamazlar. Gördüğüm bir diğer sıkıntı ise Print Screen, Scroll Lock ve Pause / Break tuşlarının eksikliği. Bu tuşlar artık fazla kullanılmasa da zaman zaman lazım olabiliyor. Mesela, ekran görüntüsü almam gerektiğinde Print Screen tuşuna ihtiyaç duyuyorum, ama olmadığı için kullanamıyorum. Bunun yerine farklı programlarla işimi görüyorum. Forumlarda bazı yazılımların makro atama tekniğiyle klavyede kullanılmayan tuşlara bu eksik fonksiyonları atayabildiğini okudum, ama denemedim. Bunlar haricinde göze çarpan ciddi bir eksiklik (fark demek lazım aslında, çünkü bunlar sadece PC kullanıcıları için eksiklik) göremedim.

Genel olarak bakarsak, Apple numerik tuşlu USB klavye üreticisinin standartlarına uyan bir ürün, yani kaliteli, şık ve pahalı. Pahalı diyorum, çünkü Bilkom'un sitesinde 127.50 TL fiyatla satılıyor. Kablosuz olmayan, oyuncu klavyesi gibi özel bir vasıf taşımayan sade bir klavye için bu fiyat biraz yüksek. Yine de bu ürüne aşırı yaftasını yapıştırmadan önce kalitesine ve tasarımına dikkatle bakmak lazım. Kim ne derse desin, Apple USB klavye gerçekten şık. Tasarımı ince, zarif ve sade. Kalitesi ise üst seviyede. Metal ve plastik kalitesi yüksek, işçilik te oldukça başarılı. Ağırlığı ince bir klavye için biraz fazla, bu da Apple USB klavyenin masa üstünde kaymamasını sağlıyor. Erişimleri zor olsa da USB çıkışları gayet fonksiyonel, özellikle fare bağlamak için çok elverişli. Eğer standart plastik klavyelerden sıkıldıysanız, masanızda şık ve kullanışlı bir klavye görmek istiyorsanız Apple USB klavyeye bir göz atmanızı öneririm. Benzer tasarımlı çok uygun fiyatlı klavyeler de bulmak mümkün, ama verdikleri kalite hissi Apple USB klavyenin yakınından bile geçmiyor. Bence kalitesi ve tasarımıyla bu ürün standardın üzerinde olan fiyatını hakediyor. Genel değerlendirmeyi şöyle özetleyebiliriz:
  • + Malzeme kalitesi ve işçilik çok iyi.
  • + Ciklet tip tuşlar klavyenin içine pislik kaçmasını engelliyor.
  • + Tuş sesi neredeyse yok.
  • + Tuşların hassasiyeti ve basma hissi çok iyi.
  • + Ağır olduğu için masada kaymıyor.
  • + USB çıkışları (erişim zor olsa da) kullanışlılığı arttırıyor.
  • + Tasarım harika.
  • - Yükseklik ayarı yok.
  • - PC klavyelerinde alıştığımız bazı tuşlar yok.
  • - Alt GR kombinasyonuyla erişilen simgeler çalışıyor ama tuşların üzerinde gösterilmemiş.
  • - Sade bir klavye için fiyatı yüksek.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Fotoğraf makinesi performansını ölçmek için neden bir standart yok?

Gecenin bir vakti aklıma geldi, yazayım dedim. Bilgisayarla ilgilenenler bilirler (zaten bilgisayarla ilgilenmeyenler bu blogu pek okumaz), bilgisayar donanımlarının performansını ölçmek için bazı standartlaşmış yazılımlar vardır, PC Mark, 3D Mark veya Sandra gibi. Bu yazılımlar performans ölçümünü bir takım standartlara göre yaptığından verdikleri sonuçlar evrensel olarak kabul edilir. Türkiye'de bir kullanıcı kendi sisteminin 3D Mark skorunu Japonya'daki bir sitede gördüğü skorla karşılaştırarak sistem performansını yorumlayabilir. Yeni çıkan donanımların bilgisayarın hızına olan etkileri bu yazılımlarla ölçülür. Hangi bilgisayarın ne kadar hızlı olduğu rahatlıkla anlaşılır. Buraya kadar herşey güzel, peki böyle bir sistem dijital fotoğraf makinelerinde neden yok?

Uzman fotoğrafçılar için bu fikir çok saçma gelebilir. Zaten ilk başta makinenin özelliklerinin çok ta önemli olmadığını, asıl fotoğrafçının kabiliyetinin ön planda olduğunu söyleyeceklerdir. Tamam da, herkes daha iyi bir makine almak istiyor. Görüntü kalitesi için belirli testler var. Renk doğruluğu ve görüntü keskinliği gibi özellikler ölçülebiliyor. Peki neden bu ölçümlerin bir standardı yok? Bir sitenin yaptığı inceleme sonucu verdiği renk puanıyla diğerininki tutmuyor. Benzer durum diğer özelliklerde de oluyor. Bazı kriterler sabitlense, ölçümler ona göre yapılsa, ölçümü kim yaparsa yapsın sonuç değişmese güzel olmaz mı? DSLR makinelerde biraz sorun yaşanabilir, çünkü aynı makine farklı objektiflerle farklı sonuçlar verebiliyor. Yine de üzerinde gelen objektifle test yapılabilir, isteyen inceleme siteleri farklı objektifleri de deneyebilir. Kompakt makinelerde zaten böyle bir sorun yok. Fotoğrafı çekilen objenin (veya yüzeyin) neye benzediğini zaten bilen test programı renklerin doğruluğunu, görüntünün keskinliğini, fotoğraftaki geometrik bozulmaları ölçüp rapor olarak sunabilir. Böylece hangi makinenin hangi konuda daha iyi olduğunu bilip ona göre satın alabiliriz. Bence böyle bir sistem olmalı, makinelerin performansı "çok net çekiyor, cam gibi" veya "renkler harika, gökyüzü mavisi süper" gibi subjektif yorumlarla değil, objektif ve sayısal (makinenin çıktısı gibi yani) verilerle ölçülmeli. Daha da geliştirilebilir bu fikir, bunlar sadece şu an aklımdan geçenler. Umarım bu işi yapabilecek mevkide birileri de benzer bir düşünceye sahiptir de, bir girişimde bulunup fikrimi gerçekleştirir.

Not: Bu benim blogdaki 250. yazım. Güzel, yuvarlak bir rakam. Daha nice 250'lere!

6 Haziran 2010 Pazar

BlackBerry Curve 8520 incelemesi

Evet, bir incelemeyle daha karşınızdayım sayın okurlar. Bu sefer daha komplike birşeyden bahsedeceğim size. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu incelemenin konusu şu anda piyasada satılan en uygun fiyatlı BlackBerry olan Curve 8520. Baştan uyarmak isterim, bu bir uzman incelemesi değil. İlk kez BlackBerry kullanan bir kişi olarak yine bu markanın telefonları hakkında çok fazla bilgisi olmayan kişilere göre yazıyorum bu incelemeyi. Zaten bahsedeceğim ürün de fiyatı itibariyle bu kitleye hitap ediyor. Eğer halihazırda BlackBerry kullanan biriyseniz "eee, ne var yani bunda?" diyebilirsiniz, baştan uyarmış olayım.

Yukarıda da dediğim gibi BlackBerry ailesinin en uygun fiyatlı ürünü olan Curve 8520 daha çok gençler ve ilk kez BlackBerry alacak kişiler düşünülerek tasarlanmış. Özellikleri piyasadaki diğer BlackBerry modellerine göre daha kısıtlı, boyutları da biraz daha ufak. Malzeme olarak parlak plastik ve lastiğimsi mat bir kaplama kullanılmış. Ekranın hemen altındakiler hariç tüm tuşlar mat plastikten üretilmiş. Ekranın altındaki arama yapma, arama bitirme, menü ve çıkış tuşları ise parlak plastikten, zaten aynı malzeme ekranın üzerini de kaplıyor, ekranla bu tuşlar arasında herhangi bir kesinti yok. Bu tuşlar ilk bakışta dokunmatik gibi duruyor ama öyle bir özellik yok. Telefon üzerindeki tüm tuşlar basma hissini yeterince veriyor, bu konuda BlackBerry kalitesini belli etmiş. Üst sıradaki tuşların ortasında ise optik iz pedi yer alıyor. Curve 8520 BlackBerry ailesi içerisinde bu sistemi kullanan ilk cihaz. Kendisinden sonra çıkan üst model BlackBerry'lerde de aynı sistem kullanılmış, benzer bir teknolojiyi Nokia'nın E72 modelinde de görebilirsiniz. Hassasiyetini menüden ayarlayabildiğiniz bu iz pedi bilgisayarınızdaki fare gibi iş görüyor, diğer telefonlardaki yön tuşlarının yerini alıyor. Kullanmaya alıştıktan sonra klasik yön tuşlarına göre çok daha rahat hissettirdiğini söylemeliyim. Nokia E72 kullanan bir arkadaşım kendi telefonundakinden daha başarılı buldu 8520'nin iz pedini. İz pedi de zaten kendince bir tuş, üzerine bastığınızda tüm telefonlardaki orta tuş vazifesini yapıyor. Telefonun sağ yanında ses yükseltme - alçaltma ve kamera, sol yanında ise sesli arama tuşları bulunuyor. Lastik kaplamanın altında kalan bu tuşlara farklı görevler atamak ta mümkün. Cihazın tepesinde ise medya oynatıcıyı yönetmeye yarayan tuşlar var. Bu tuşlar da BlackBerry ailesi içerisinde ilk kez bu telefonda kullanılmış. Curve 8520'nin üzerinde giriş - çıkış olarak yalnızca USB ve kulaklık bağlantıları var. USB bağlantısı bazı Nokia modellerinde de kullanılan mikro-USB formunda. Kulaklık bağlantısı ise klasik 3,5mm formunda, bu da oldukça iyi bir özellik. Ürünün yanında verilen kulaklıklar yeterli kalitede, yine de daha üstün ses kalitesi isterseniz kendi seçiminiz olan kulaklıkları da kullanabilirsiniz. Telefonun arka kapağı ise parlak plastikten üretilmiş ve üzerine metalik BlackBerry logosu işlenmiş. Parmak izlerini çok belli eden bu malzeme temizken olduk.a şık duruyor.

Gelelim Curve 8520'nin teknik özellikleri ve yazılımına. Cihaz 65000 renk gösterebilen 320x240 piksel çözünürlükte bir ekrana sahip. 2,46" büyüklüğündeki bu ekran pek te teknoloji harikası sayılmaz, piyasadaki çoğu telefonda benzer ekranlar kullanılıyor. Yine de renkleri ve parlaklığı ortalamanın üzerinde. Özellikle video izlerken kalite farkediliyor. Video demişken, cihaz pek çok video ve ses formatını destekliyor, hepsini burada sayarsam bir paragrafı onlara ayırmam gerekir. Şu kadarını söylersem yeterli olacaktır sanırım: How I Met Your Mother dizisinin netten indirdiğim bir bölümünü herhangi bir dönüştürme işlemi yapmadan 175MB boyutuyla hafıza kartına attım, takılmadan gayet kaliteli şekilde oynattı. Bu da bence bir telefon için yeterli video becerisi demek. Telefonun ses kalitesi de oldukça iyi, hem görüşme konusunda hem de dışarı ses verme konusunda hiçbir sıkıntı yaşanmıyor. Beraberinde ofis dokümanlarını açmak için Documents to Go isimli ofis pakedi geliyor. Standart versiyon olan bu paket yeni dosya oluşturamıyor, sadece mevcut olanları görüntülüyor. BlackBerry'nin menüleri ise oldukça sade. İlk başta yadırganan bu sadelik alıştıkça hoşa gitmeye başlıyor. Telefon üzerinde 512MHz hızında bir işlemci ve 256MB boyutunda ram bulunduruyor. Bu donanım sade menülerle birleşince bizlere akıcı bir kullanım vaadediyor. Kısacası, bu telefondan "cicili bicili" menüler beklemeyin. Research In Motion firması cihazlarını hızlı kullanıma odaklamayı tercih etmiş, bence de iyi yapmış. Telefon 256MB dahili depolama alanına sahip, istenirse Micro-SD kartlarla bu kapasite arttırılabilir. Curve 8520 kağıt üzerinde 408 saat bekleme süresi ve 4,5 saat konuşma süresi vaadediyor, ancak normal kullanımda telefonun pili 2 gün civarı dayanıyor. Yoğun kullanımda ise her gün şarj etmek gerekiyor. Sürekli bağlı kalan GPRS telefonun pilinin çabuk tükenmesinin en büyük sebebi gibi görünüyor. Bu cihazın pil ömrü konusunda çok başarılı olduğu söylenemez, ama akıllı telefonların çoğunda bu zaaf var.

BlackBerry Curve 8520'de GPS ve 3G yok. GPS olmaması çok büyük bir eksiklik değil belki ama 3G olsaydı bu telefona çok şey katardı. Yine de EDGE hızındaki bağlantı mail okumaya yetiyor. Telefonun web tarayıcısı yeterince hızlı ancak Flash desteği yok. Yine de kullanım açısından rahat olan tarayıcı iz pediyle oldukça uyumlu çalışıyor. Curve 8520 2,0 megapiksel çözünürlükte bir kameraya sahip. Modanın oldukça gerisinde kalan bu kamera otomatik odaklamaya ve flaşa da sahip değil. Telefonuyla fotoğraf çekmek isteyenler bu durumdan pek memnun kalmayacaklar. Bağlantı konusunda ise Curve 8520 oldukça yeterli; bu cihaz Bluetooth 2.0 ve WiFi 802.11 B/G destekliyor. Ayrıca 850/900/1800/1900 MHz şebeke desteğiyle dünya üzerindeki neredeyse tüm operatörlerle (EVDO gibi farklı standartları kullanan operatörleri saymazsak) çalışabiliyor.

BlackBerry Curve 8520'nin neredeyse tüm özelliklerinden bahsettim, ama en önemli konuyu sona bıraktım. Bu cihaz herhangi bir akıllı telefonla karıştırılmamalı, çünkü bu bir BlackBerry. Bunu marka havası atmak için söylemiyorum, devamını okuyunca siz de bana hak vereceksiniz. BlackBerry sadece bir telefon değil, aynı zamanda bir hizmet. Operatörden BlackBerry hizmeti (BIS) almadıkça bu telefonu "akıllı" yapan özelliklerin çoğu kullanılamıyor. Bu hizmetin fiyatı da operatöre göre değişiyor, eğer ilgileniyorsanız kullandığınız telefon firması ile görüşüp ücretleri ve şartları görüşmelisiniz. BlackBerry hizmeti sayesinde 10 adete kadar e-posta hesabı doğrudan telefona yönlendiriliyor. Push isimli bu teknoloji sayesinde telefon sürekli posta kutularına bağlı kalmaktan kurtuluyor, tam tersine gelen postalar tıpkı bir kısa mesaj gibi operatör tarafından telefona aktarılıyor. Aynı şekilde e-posta göndermek te mümkün, yani kısa mesaj kıvamında e-posta hizmeti sağlıyor BlackBerry. Bu sistemin bir güzelliği de hızlı çalışması, postalar hiç gecikmeden telefona ulaşıyor. Bu hizmetin haricinde operatör telefona "servis kitabı" denen dosyaları gönderiyor. Bu servis kitapları sayesinde telefonun özelliklerini kullanmak mümkün oluyor. Mesela, Windows Live Messenger programını BlackBerry'me yüklediğimde kendi kablosuz ağımdan bile bağlantı kuramadım. Bu hizmet dahi servis kitaplarına bağlı olarak çalışıyor. Operatör gerekli servis kitabını yollamadıkça yazılım sunucuya bağlanamıyor. üçüncü parti yazılımlar bu bağımlılığa sahip değil, ama onların kalitesi de her zaman yeterli olmayabiliyor. Kısacası, BlackBerry demek bir akıllı telefon demek değil, akıllı telefon + bağlantı hizmeti demek. BIS hizmeti olmadan BlackBerry kullanmak Ferrari alıp minibüs yolunda kullanmak gibi birşey. Eğer böyle bir hizmeti alma niyetiniz yoksa sadece bu telefondan değil, tüm BlackBerry ailesinden uzak durun derim.

Curve 8520 ülkemizde 620,- TL civarına satılıyor. İlk bakışta yüksek gelen bu fiyat ürünün kalitesi ve sunduğu bağlantı özellikleri değerlendirildiğinde makul görünüyor. Yazının başından beri "uygun fiyatlı" diyorum, aslında 620,- TL bir telefon için çok ta uygun bir fiyat değil. Yine de BlackBerry ailesi içerisinde en ucuz telefonun bu olduğunu ve kendisinden sonra gelen üründen %30-35 daha ucuz olduğunu söylersem neden "uygun fiyatlı" dediğim anlaşılacaktır. Kısacası, BlackBerry Curve 8520 benim beğenimi kazandı. Eğer posta kutularınızla bağlantınızı hiç koparmamak ve her an MSN, Yahoo gibi servislere girebilmek istiyorsanız bir göz atın derim. Bunun aylık bir maliyeti olduğunu da gözden kaçırmamalısınız, "benim evde ve işte kablosuz bağlantım var, GPRS'le işim olmaz" demeyin. Bu telefon diğer akıllı telefonlara benzemiyor, operatörden BIS hizmeti almadığınız takdirde bu cihazın 200,- TL civarına satılan standart telefonlardan hiçbir farkı kalmıyor. Sonuç olarak, BlackBerry dünyasına en uygun fiyatla girmek isteyenler Curve 8520'yi akıllarının bir köşesine yazmalılar, sadece uygun fiyatlı akıllı telefon peşinde olup BIS gibi hizmetlere para vermek istemeyenler ise diğer markaların benzer fiyatlı modellerine bakmalılar.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

3M Precision Mousing Surface incelemesi

Bazıları optik veya lazer teknolojili farelerin ihtiyaç duymadığını düşünse de, ben her durumda mouse pad kullanma taraftarıyımdır. Bu incelememin konusu olan ürün her zaman yanınızda gezdirebileceğiniz bir mouse pad olan 3M Precision Mousing Surface. İsmini "hassas fare kullanım yüzeyi" şeklinde tercüme etmek mümkün. Pek çok özelliği olan bu ürünü benzerlerinden farklı kılan özelliği pratik olması. Resimlerde de gördüğünüz üzere, 3M Precision Mousing Surface neredeyse bir kağıt inceliğinde. Boyut olarak ta aşırı büyük olmayan bu mouse pad'i ister notebook, ister netbook ile çanta içerisinde rahatlıkla taşıyabilirsiniz. İnce ve hafif oluşu size ekstra bir yük hissettirmeyecektir. Taşınabilir bilgisayarınızı herhangi bir masanın üzerinde fareniz ile kullanmak istediğinizde tek yapmanız gereken bu ufaklığı çantadan çıkarıp yerleştirmek. 3M Precision Mousing Surface inceliği ve pratikliği haricinde sahip olduğu teknolojiyle de kaliteli farenize yardımcı oluyor. Ürünün üst yüzeyi düzenli bir dokuya sahip. Bu doku farenizin rahatça hareket etmesini sağlıyor, sürtünme oldukça düşük. Dokunun düzenli olması özellikle optik ve lazer fareler için önemli. Yüzeyi tarayarak hareket yönünü belirleyen bu fareler için taradıkları yüzeyin düzgün olması önem taşıyor. 3M Precision Mousing Surface bu konuda oldukça iddialı, tırtıklı plastik yüzeyiyle standart kumaş yüzeyli ürünlere göre daha fazla hassasiyet sunuyor. Özellikle yüksek hassasiyet gerektiren işlerle uğraşıyorsanız bunun ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz. Bu ürünün doğruluğundan emin olmadığım, ama üreticinin iddia ettiği bir özelliği daha var. 3M'e göre bu mouse pad kablosuz farelerin pil ömrünü uzatıyormuş. Bu özelliği normal yoldan ispatlamak imkansız, ancak kablosuz farenin güç girişine bir akım ölçer bağlanarak doğru olup olmadığı görülebilir. Bu imkan da bende olmadığı için bir yorum yapmak istemiyorum. Ürünümüzün üreticisi oldukça güvenilir bir firma olan 3M. Endüstrinin devlerinden olan 3M firmasını çoğumuz kırtasiye sektöründeki pratik ürünleriyle tanır. Bu ürünün bir de silikon bilek destekli bir kardeşi var. Çantada taşınmaya pek uygun olmayan silikon bileklikli mouse pad masaüstü kullanıcıları için tasarlanmış. Benim tavsiyem, eğer masaüstü bilgisayarla çalışıyorsanız bu silikon destekli ürünü tercih etmeniz. Bilek desteği gerçekten işe yarıyor. 3M Precision Mousing Surface maalesef ülkemizde her bilgisayar mağazasında bulunmuyor. Almak istiyorsanız büyük kırtasiyeleri araştırmalısınız. Ortalama 20TL karşılığında bu pratik ve faydalı fare yüzeyine sahip olabilirsiniz. Özellikle yüksek hassasiyetli farelerle oldukça iyi anlaştığını da belirtmeliyim. Eğer taşınabilir bilgisayarınızı trackpad yerine fareyle kullanmayı tercih ediyorsanız bu ürünü denemenizi şiddetle öneririm.

11 Nisan 2010 Pazar

iomega 2.5" Prestige 500GB Harici Disk İncelemesi

Günümüzde harici diskler aksesuar olmaktan çıkıp mecburi sistem öğesi haline geldi. İnsanlar bu diskler sayesinde hem kendi verilerini yedekliyorlar, hem de gerektiğinde büyük dosyaları yanlarında taşıyabiliyorlar. Özellikle dizüstü bilgisayar kullanımının her geçen gün artması harici diskleri daha da popüler kılıyor, harici depolama kulanmak dizüstünün sabit diskini yenilemekten daha pratik oluyor çoğu zaman. İşte ben de son günlerde fiyatı ile oldukça dikkat çeken iomega Prestige (bilerek küçük yazdım çünkü böyle yazılıyor) serisinin 2.5" büyüklüğünde ve 500GB kapasitede olan modelini okuyucularıma satın alma tercihlerinde yardımcı olmak amacıyla incelemeye karar verdim. İşte başlıyorum...

Ürünümüz resimlerden de görüldüğü üzere oldukça sade bir yapıya sahip. Taşlanmış (ecnebiler "brushed" diyor) aluminyumdan bir kasaya sahip olan iomega Prestige sadeliğini korurken şıklıktan ödün vermiyor. Bu kasanın belki de tek kusuru biraz uzun olması. Piyasadaki çoğu harici diske göre 2cm kadar daha uzun olan diskimiz bu sebepten dışarıdan alacağınız her kılıfa sığmayabilir. Bu disk için kılıf alırken diskinizi de yanınızda götürün derim. Onun haricinde hatları oldukça zarif. Fazladan bir kalınlık hissedilmiyor, kasa diski sıkıca sarmış. Kasanın ön ve arka uçları gri renkte plastikten üretilmiş. Plastiğin kalitesi orta seviyede, kimseyi mutsuz edecek kadar kötü değil ama biraz daha iyi olabilirdi. Yine de herhangi bir sorun yaratacağını sanmıyorum. Ön taraftaki gri plastik kapak diskin soğumasına yardımcı olmak amacıyla delikli ızgara şeklinde üretilmiş ve oldukça estetik duruyor. Isınma konusuna daha sonra değineceğim. Arka taraftaki plastik kapakta ise gerektiğinde diski çıkarmak için sökülmesi gereken 2 adet vida ile USB ve güç bağlantılarını barındırıyor. Güç bağlantısı sanırım eski bilgisayarlar için düşünülüp koyulmuş, iomega Prestige gücünü USB üzerinden alıyor ve herhangi adaptöre ihtiyaç duymuyor. USB bağlantısı alıştığımız mini-USB formunda. Arka kapağın hemen üzerinde, diskin üst yüzünde iomega'nın çalıştığını gösteren beyaz bir led var. Bu led rengiyle diskin fiziki yapısına uyum sağlıyor, açıkçası yeşil bir led olsaymış hiç te şık durmazmış diye düşünüyorum.

Diskin yanında kısa sayılabilecek bir bağlantı kablosu haricinde hiçbirşey gelmiyor. Bu kablo standart bir mini-USB kablosundan biraz farklı, çünkü 2 adet USB ucu var. Bu daha çok eski bilgisayarlar düşünülerek yapışmış bir kablo. USB gücü düşük olduğunda diğer USB çıkışından gelen güç imdada yetişiyor ve diskin çalışmasını sağlıyor. Modern bir bilgisayarda böyle bir sorun yaşanmayacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken başka bir sıkıntı var. Diskimiz iomega Prestige kablo seçiyor. Kendi üzerinde gelen kablo haricinde herhangi başka bir kabloyu kabul etmiyor. Bu tip kablolardan dışarıda bulunur mu bilmem, ama standart mini-USB kablolarını bu diskle kullanmak imkansız. Kablonuza iyi bakın derim.

Diskin performansı tüm diğer harici disklerle aynı seviyede çünkü USB bant genişliği darboğaz yaratıyor. Kutunun içindeki sabit disk ne kadar hızlı olursa olsun aktarma oranı belli bir sınırı geçemiyor. Ben büyük bir dosya ile yaptığım testte ortalama 27MB/saniye hızını hesapladım. Bu hız anakartınızın kullandığı USB kontrolcünün diskin üzerindeki kontrolcüyle ne kadar iyi anlaştığına bağlı, bazı kontrolcüler daha yavaş kalabilir, bazıları da bu hızı geçebilir. Ben bu değeri Gigabyte marka P45 yongaya sahip bir anakartta ölçtüm. Iomega Prestige içerisinde Samsung firmasının HM500JI model numaralı diskini bulunduruyor, 2 plakaya ve 8MB tampon belleğe sahip olan bu sabit disk dakikada 5400 devirle dönüyor. Modern tasarıma sahip olan Samsung HM500JI fazla ısınmıyor. Oluşan az miktardaki ısı da zaten aluminyumdan mamul kasa sayesinde dışarı atılıyor, hiçbir ısınma problemi yaşanmıyor. Bu bakımdan iomega Prestige oldukça başarılı. Ses ise neredeyse hiç yok, çalıştığını duymak için elimi üzerine koymam gerekti bazen. Laptopların yanında sesi belki duyulur ama masaüstü bilgisayar fanları iomega'nın sesini bastırıyor.

Genel değerlendirmeye gelirsek, ben bu diski beğendim. Aynı kapasitedeki rakiplerine göre uygun olan fiyatı iomega Prestige'i avantajlı duruma getiriyor. Kablo seçmesi ve standart boyutlara göre biraz uzun bir kasaya sahip olması bu diskin dezavantajları, ama şık görünümü ve serin çalışması bu eksiklerini bir ölçüde kapatıyor. Eğer aşırı yoğun bir kullanımınız yoksa, kabloyu kaybetmeyeceğinize emin olursanız, bu disk kendi kategorisinde kaliteli markaların harici diskleri içerisinde en uygun fiyatlı ürün olarak satın alınmayı hakediyor. Aynı kasanın biraz daha kısa ve siyah olanı da var iomega ürün gamı içerisinde ama fiyat biraz daha yüksek. Kullanım ömrünün iyice kısaldığı teknolojik ürün sektöründe birkaç santimlik fark için fazladan para ödemek çoğu kişiye saçma gelecektir. Iomega Prestige 500GB harici disk gün itibariyle 135YTL olan fiyatıyla düşük maliyetli portatif depolama ürünü almak isteyenlerin mutlaka gözatması gereken bir seçenek.

25 Mart 2010 Perşembe

Philips Spark SA2920 2GB MP3 Oynatıcı İncelemesi

Uzundur inceleme yazamamıştım, kısmet bugüneymiş. Bir arkadaşım benden uygun fiyatlı ve güzel bir MP3 oynatıcı tavsiyesi istediğinde online satış sitelerinde ufak bir araştırma yaptım. Bu araştırma sonunda yazımın konusu olan Philips SA2920 bana kendi sınıfının en cazip ürünü olarak gözüktü. Arkadaşım tavsiyeme uydu ve bu ürünü satın aldı, ben de onun cihazını inceleyerek bu incelemeyi hazırladım.

Ürünümüzün gerçek ismi Philips GoGear Spark. Kutusunun üzerinde böyle yazıyor ama yerli internet sitelerinde hep ürünün kod numarası olan SA2920 kullanılıyor. İsmi farketmez, bizim ilgilendiğimiz ürün aynı. Spark'ın kendi fiyat kategorisindeki ürünlerden ayrılmasının sebebi, hem tanınmış bir firma tarafından üretilmesi, hem kompakt boyutlara sahip olması, hem de renkli ekrana sahip olması. Resimde de görüldüğü gibi, bu ufaklığın üzerinde 1,46" boyutunda, 128x128 piksel çözünürlüğe sahip, OLED teknolojisiyle desteklenmiş renkli bir ekran var. OLED teknolojisi ekranın daha tasarruflu çalışmasını ve daha parlak olmasını sağlıyor. Ekranın çözünürlük ve ebatları ilk bakışta düşük görünebilir, ama menülerde gezinmek için yeterli. Aynı şekilde ekranın parlaklık ve renk kalitesi gibi detayları da multimedya içeriği görüntülemekten çok menülerde gezmek ve albüm kapakları görüntülemek için yeterli seviyede. Bu konuya daha sonra değineceğim.

Ürünün boyutları oldukça ufak, resimde görüldüğü gibi renkli ekran zaten ürünün ön yüzünü tamamen kaplıyor. Yan taraflarda ise ses yükseltme - alçaltma ve dosya silme gibi işlemleri yapmaya yarayan seçenek tuşu bulunuyor. Bu tuş ile seçtiğiniz dosyaya uygulamak istediğiniz ek işlemler listesine ulaşabiliyorsunuz. Kulaklık ve USB bağlantıları ile tuş kilidi de yine cihazın yan taraflarında bulunuyor. Ürünün üzerinde MP3 çalarlarda görmeye alıştığımız oynatma - durdurma veya şarkı ileri - geri alma tuşlarını boşuna aramayın. Bu işlemler için görünürde bir tuş yok, çünkü ekranın kendisi bu işlevi görüyor. Evet, yanlış okumadınız. Spark'ın ekranının dört kenarı da tuş vazifesi görüyor. Menüde veya şarkı çalma esnasında bu tuşlar farklı görevler üstleniyor. Örneğin ekranın alt ve üst kenarları menüde yukarı aşağı gezinmeyi sağlarken, şarkı çalarken aynı tuşlar önceki veya sonraki şarkıya geçmeye yarıyor. Alışana kadar biraz zorlayabilen bu sistem, alıştıktan sonra çok kullanışlı oluyor. Bence Philips bu kontrol sistemini daha sonraki modellerine de uygulamalı.

Ürünün ses kalitesi oldukça tatminkar. Ses seviyesi bu boyuttaki ürünler için normal seviyede, baslar ve tizler de yeterli düzeyde. Aşırı beklentilere kapılmamak lazım, ama benim şimdiye kadar denediğim uygun fiyatlı MP3 çalarlar arasında en iyilerden biri olduğunu söylemeliyim. Spark'ın yanında gelen kulaklıklar ortalama kaliteye sahip. Eğer yüksek ses kalitesi peşindeyseniz biraz daha masrafa girerek kendinize daha kaliteli kulaklıklar almanızı öneririm. Ses kalitesini çok fazla önemsemeyenler ise kutudan çıkan kulaklıklardan memnun kalacaktır. Ortalama kalite desem de marketlerde dökme satılan markasız MP3 çalarların kulaklıklarından çok daha iyi olduklarını belirtmek gerekir. Philips GoGear Spark MP3, WAV ve WMA dosyalarını oynatabiliyor. Ses kaydı ise ancak WAV formatında yapılabiliyor. JPEG formatındaki resimleri gösterebilen Spark, video oynatamıyor. Zaten bu büyüklükte bir ekranda video izlemek pek keyifli olmayacaktır. Ses için hazır ekolayzır ayarları mevcut, isteyenler kendileri de 3 bantlı ekolayzırı ayarlayabilirler. Cihazın öne çıkarılan bir özelliği olan FullSound ses efekti seslerin daha dolgun çıkmasını sağlıyor. FullSound ile ekolayzır aynı anda çalışamıyor, biri açıkken diğeri kapatılmak zorunda.

Cihazın menüleri oldukça sede ve kullanışlı. Menülerde gezinmek ise takılmasız ve akıcı şekilde gerçekleşiyor. Cihazı bilgisayara bağladığınızda hafızasında Spark için hazırlanmış özel kontrol yazılımının bulunduğunu görüyorsunuz. Bu uygulama ile çalma listeleri oluşturabilir ve cihazın dahili yazılımını güncelleyebilir veya yenileyebilirsiniz. İsterseniz tüm MP3 çalarlarda olduğu gibi şarkıları çalma listesine veya şarkıcı ismine göre görebilir, isterseniz menüdeki "klasör görünümü" bölümüne girerek dosyalarınızı bilgisayarda gördüğünüz gibi klasörlere ayrılmış şekilde görebilirsiniz. Eğer klasörün içinde dinlediğiniz şarkının albüm kapağını JPEG formatında koymuşsanız, şarkı çalarken arka plan resmi olarak bu albüm kapağı gösteriliyor. Bunlar tamamen seçime bağlı, isterseniz grafik ekolayzır veya farklı bir resmi de çalarken gösterilmesi için seçebiliyorsunuz. Aynı şekilde ekran koruyucu olarak saat, sabit bir resim veya birkaç resimde oluşan slayt gösterisi seçilebiliyor. Spark kullanıcısına zevkine göre seçebileceği 3 farklı renkte tema sunuyor.

Spark'ın kutusundan cihazın kendisi ve kulaklık haricinde USB bağlantı kablosu, sade kullanım kılavuzları ve silikon kılıf çıkıyor. Bu kılıf cihazın etrafını sararak dış etkenlerden korunmasını sağlıyor. Kılıf cihazın kullanışlılığını etkilemiyor, ancak cihazın ekranını da korumuyor. Çantada veya cepte taşırken dikkatli olmak lazım, cihazın neredeyse tamamını kaplayan ekran sert cisimlerle karşılaşırsa kolayca çizilebilir. Hafif bombeli olduğu için ekran koruyucu filmler bu ekrana uygulanamıyor. Belki de cihazın tek dezavantajı bu, başka bir kusur göremedim ben Spark'ı incelerken. Cihazın radyosu yok, radyolu modelleri de varmış ama ben ülkemiz piyasasında göremedim. Philips'in iddiasına göre Spark tam dolu bataryayla 27 saat müzik çalabiliyormuş. Çoğu zaman bu belirtilen süreyi yakalamak imkansız olur, bu sefer de kural bozulmuyor. Herkesin kullanım tarzı farklıdır, pil ömrü de kullanım tarzına göre değişiyor. Ekranın ne kadar aydınlık kaldığı, ses seviyesi gibi faktörler pilin dayanma süresini etkiliyor. Yine de ben Philips GoGear Spark'ın batarya süresinden tatmin oldum. Cihaz USB bağlantısı üzerinden şarj oluyor.

Harici hafıza kartlarını desteklemeyen Spark'ın daha yüksek hafıza kapasitesine sahip modelleri maalesef ülkemizde bulunmuyor. Philips nedense bu ürüne ilginç bir kısıtlama getirmiş, hafızası dolmamış olsa bile 450 adetten fazla şarkıyı cihaza yükleyemiyorsunuz. Saçma gelse de pek önemli bir kısıtlama değil. Türkiye piyasasında 90-100TL civarına satın alabileceğiniz Philips GoGear Spark kendi fiyat kategorisi içinde oldukça cazip bir ürün. Ses ve üretim kalitesi olarak rakiplerinin önüne çıkmayı başaran cihaz renkli ekranı küçük boyutlarla birleştirerek kendisini oldukça çekici kılıyor. Radyo dinlemek sizin için önemli değilse ve 2GB kapasite size yeterliyse Spark'ı mutlaka dikkate almalısınız. Standartların dışındaki görünümü ve kullanımıyla dikkat çeken bu ürünü uygun fiyatlı müzik çalar arayan kişilere öneriyorum. Bu inceleme burada biter, hepinize iyi günler...

30 Kasım 2009 Pazartesi

İncelemelere devam: Genius Navigator 535 incelemesi

Arka arkaya iki adet mouse alınca, mouse piyasası hakkında oldukça fazla bilgi sahibi oluyor insan. Bayramdaki uyuşukluğu üzerimden atmaya başlamışken masaüstü bilgisayarım için satın aldığım fareyi de okuyucularım için incelemek istedim. Hazır konuya değinmişken, tüm okurlarımın -artık- geçmiş kurban bayramlarını kutlarım. Gelelim bu yazının konusu olan Genius Navigator 535 fareye. İlk başta şu soruyu yanıtlamak gerekli. Neden Genius? Nedeni basit: fiyatı uygun, kalitesi makul. Evet, uygun fiyatlı bir çok mouse var piyasada ama bu özellikleri ve bu kaliteyi daha uygun fiyata almak mümkün değil. Geçtiğimiz aya kadar kullandığım A4Tech x750f Laser mouse güzeldi, özellikleri de şimdi incelediğim Genius kadar iyiydi ama kalite düşüktü. Zaten 1 sene gibi bir sürede tuşlarının topu atmasından da belli bu. Forumlarda yaptığım araştırmalarda Genius Navigator 535 farenin oldukça uzun ömürlü olduğunu gördüm. Bu da oldukça önemli bir avantaj.

Bu kadar anlattım iyi, güzel diye, siz de merak etmiş olmalısınız nesi bu kadar güzel diye. Özellikleri saymaya başlıyorum. Çözünürlük 800, 1600 ve 2000 dpi şeklinde ayarlanabiliyor, hem de yazılımla değil, fare üstündeki tuşlarla. Anında ayar yapabiliyorsunuz yani. Klasik üç tuş haricinde, sağ ve solda ikişer tuş daha var. Bunlara da istenilen görevler atanabiliyor. Farklı oyunlarda farklı ayarlar kullanılabilmesi için beşli bir seçim tuşu koymuşlar farenin üst kısmına. Kullanılacak profil buradan seçiliyor. Profilleri, tuşları ve fareyle ilgili daha pek çok detayı ayarlamak için kutudan AGAMA isimli bir yazılım çıkıyor. Kullanışlı buldum bu yazılımı, en azından A4Tech yazılımından çok daha iyi. Tuşların tıklama hissi güzel, kaydırma tekerleği lastik kaplı ve kaymadan, güzelce çalışıyor. Fare ele iyi oturuyor. Bazıları pek anlamaz ama farede şekil çok önemlidir, bu da kişinin eline göre değişir. Ben beğendim ama belki sizin elinize uyum sağlamayabilir. Denemeden hiçbir fareyi almayın. Malzeme kalitesi yeterli seviyede. Özellikle kablosuna bayıldım, örgü kumaşla kaplanan kablo kullanım sırasında sağa sola takılmıyor. Güzel düşünmüşler. Farenin algılayıcısı lazer ve oldukça hassas. Tepkileri hızlı, denediğim oyunlarda bir sorun görmedim. Diğer sitelerde fare incelemesi yaparken farklı yüzeylerde denerler, acaba cins yerlerde de çalışacak mı diye. Ben böyle birşey yapmayacağım, çünkü bu özelliklerde ve bu hassasiyette bir fare zaten mouse pad üzerinde kullanılır. En kötü ihtimalle masanızın yüzeyinde kullanırsınız mecbur kalırsanız. Bunu cam üzerinde, kumaş üzerinde filan kullanmaya çalışmak, Porsche alıp arazide kullanmaya çalışmaya benziyor bana göre. Kullanım amacını saptırmamak lazım.

Genius Navigator 535 farenin tüm iyi özelliklerinin yanında bir de eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Algılayıcı hassasiyeti en az 800 dpi ile kısıtlanmış, daha aşağı çekilemiyor. Genel kullanımda ve oyunlarda yüksek hassasiyet iyi, ama grafik uygulamaları gibi çok hassas çalışılan yerlerde fare imlecini yavaş hareket ettirmek te gerekebiliyor. Keşke 600 dpi gibi bir seçenek te sunulsaymış. Buna rağmen bu fareyi aktif olarak bilgisayar kullanan herkese tavsiye ediyorum. Evet, farenin hitap ettiği kesim aslında oyuncular. Yine de ele güzel oturması, yüksek hassasiyet desteklemesi, dayanıklı olması gibi detaylar onu tüm kullanıcılar için avantajlı hale getiriyor. Tüm bunların yanında fiyatı da satıldığı yere göre 46TL ile 56TL arasında değişiyor. Kaliteli bir fare için bir servet ödemek zorunda değilsiniz yani. Unutmayın, çevre birimler bilgisayarın iç donanımı kadar önemlidir. Kaliteli çevre birimleriniz yoksa bilgisayarınız hızlı bile olsa pek keyif alamazsınız. Eğer kaliteli bir fare istiyorsanız ama bütçeniz çok geniş değilse Genius Navigator 535 sizin için uygun bir seçim olabilir.