Baştan söyleyeyim; "amfi değil, ampli diyeceksin" muhabbetlerine hiç girmek istemiyorum. Evet, aletin tam adı "amplifikatör", bunun kısasına da "ampli" diyor yabancılar. Lakin bizim memlekette bu sinyal güçlendiricilere amfi deniyor, dilimize böyle yerleşmiş. Ben de bu incelemede bu kelimeyi kullanacağım.
Bu incelemeye konu olan ürün başlıktan da anlaşılacağı üzere AUVIO'nun taşınabilir kulaklık amfisi. Daha önce kulaklık amfisi kullanmışsanız zaten ne işe yaradığını ve ne kadar faydalı bir icat olduğunu biliyorsunuzdur, lakin kullanmamış olanlar için ben birazcık bahsedeyim. Kulaklık amfisi kulaklık çıkışındaki sinyali güçlendirmeye yarayan amfidir. Normalde kaliteli cihazların kulaklık çıkışlarındaki sinyal zaten yeterince güçlüdür. Tabi kullandığımız her cihaz kaliteli değil, bu yüzden çıkış gücü daha zayıf cihazlarla da karşılaşabiliyoruz. Ayrıca, bazen kaynaktaki ses zayıf kalıyor, cihazın verdiği maksimum ses yetersiz gelebiliyor. İşte bu durumlarda kulaklık amfisi çok işe yarıyor.
Tabi kulaklık amfisinin tek kullanım sebebi kalitesiz cihazlar değil. İşin bir de kulaklık kısmı var. Üst seviye kulaklıklarda pek sorun olmuyor da, uygun fiyatlı kulaklıklarda üreticiler birşeylerden kırpıyorlar. Bu kırptıkları da genelde ya ses kalitesi, ya da kulaklığın ses gücünü etkileyen hassasiyet değeri oluyor. Zaten bu ikisi birden iyi olunca kulaklık ucuz olmuyor. Neyse; üretici işte bu seçeneklerden ikincisini seçip hassasiyeti düşük tutmayı tercih ederse normal güçteki kaynaklarla bile o kulaklıktan yeterli güçte ses alınamayabiliyor. Alternatif olarak, kaynağın ses gücü yüksek olsa da yüksek seviyede kaliteyi düşürebiliyor. Kullanım senaryoları muhtelif yani. İşte böyle durumlarda ihtiyaç duymadıkça varlığından haberdar olmayacağımız cihazlardan biri olan kulaklık amfisine ihtiyaç duyuyor insan.
AUVIO ülkemizde pek tanınmayan bir marka. ABD'li meşhur elektronik mağazası RadioShack'in kendi markası. RadioShack genelde kendi markasıyla sade ama iş gören ürünler satar. Bu kulaklık amfisi de bu tanımlamaya uyuyor. Üzerinde ilgi çekici hiçbir detay yok. Düz, siyah bir kutucuk. Aşağı yukarı bir Zippo çakmak büyüklüğünde olan amfinin arka tarafında yakaya filan kıstırmaya yarayan bir klips bulunuyor. Üstte sinyal girişi, altta da kulaklık çıkışı ve şarj adaptörü için Micro USB girişi var. Yan tarafta da ürünün fonksiyonlarını kontrol etmeye yarayan tuşlar dizilmiş. Herşey olabildiğince basit ve düz, hatta ürünü fazla ucuz gösterecek kadar düz. Kullanılan mat plastik de (soft touch diyorlar ya, ondan) bu düz görünüme katkıda bulunuyor zaten.
Ürünün üzerinde iki tane LED var. Bunlardan biri ürünün ön yüzünde, AUVIO logosunun solunda. Bu LED bize ürünün çalıştığını veya şarj olduğunu gösteriyor. Üst kısımdaki diğer LED ise aktif olan equalizer ayarını görmemizi sağlıyor. Eğer bu LED yanmıyorsa EQ etkin değil demektir, yani ses sadece güçlendiriliyordur. Bunun haricinde bas ve tiz sesleri farklı oranlarda güçlendiren üç farklı EQ seçeneği mevcut, bunların herbiri için LED farklı renkte yanıyor. Yandaki tuş aşağı doğru çekildikçe diğer moda geçiyor. Aşağıdaki tuşlarla da ses seviyesi ayarlanıyor. Ürünün kullanımı gayet basit, bu da iyi birşey.
Ben AUVIO kulaklık amfisinin kullanım performansını genel olarak beğendim. Kutusunda yazan şeyi yapıyor. Ucuz kulaklık amfilerinde görülen dar frekans aralığı sıkıntısı veya yüksek seslerde çatlama yapma sorunu bu üründe yok. Frekans menzili 10Hz - 40KHz aralığında. Bu da piyasada bulunabilen kulaklıkların hemen hepsine yetecek bir aralık. Sesi dinlemeyi güçleştirecek kadar yükselttiğim halde çatlama veya bozulma gözlemlemedim. Yalnız bir noktadan sonra kulaklık dayanmıyor ve seste çatlama oluyor, ama zaten o seste birşey dinlemek pek mümkün değil. Ürün ses çıkış gücünü 150mW'a çıkartıyor sonuçta, her kulaklık bu güçte sinyale dayanamaz. Belki daha kaliteli kulaklıklarla bu sorun da aşılır ama dediğim gibi o kadar güçlü ses pek gerekli birşey değil. Ürünün şarj ömrünü yeterli buldum, denemelerim sırasında birkaç gün yetti bana. Tabi kullanım sıklığına ve sesi ne kadar açtığınıza göre değişir bu. Firma 11 saatlik ortalama şarj ömrü olduğunu belirtmiş teknik özellik tablosunda. Ayrıca yolda şarj bitmesi durumunda artık neredeyse herkesin yanında taşıdığı taşınabilir bataryaya bağlayıp kısa sürede şarj etmek de mümkün.
Kutusundan kaynağa bağlamak için kısa bir ara kablo çıkıyor. Cep telefonlarında kullanılan mikrofonlu veya kablodan kumandalı kulaklıkları düşünerek o türde dört kontakt noktalı 3.5mm soketli ara kablo vermişler. Bu da güzel birşey, bu amfiyi kullanırken kulaklıktaki mikrofondan olmak istemez kimse. Ben ürünün kolay toz toplayan mat kaplaması ve kalitesiz görünen tuşları haricinde bir kusurunu görmedim. ABD'de RadioShack mağazalarında 30$'a satılıyor, bu performansa göre fiyat gayet iyi. O taraflara giden birilerini tanıyorsanız veya sizin yolunuz düşecekse ve ara sıra da olsa kulaklık kullanıyorsanız bu ürünü edinmenizi önerebilirim. Beğendim yani, tavsiye ediyorum. Daha detaylı teknik bilgiye ürünün kendi sayfasından ulaşabilirsiniz.
kulaklık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kulaklık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2014 Perşembe
25 Mayıs 2014 Pazar
Philips Citiscape Uptown kulaklık incelemesi
Yine -maalesef- biraz uzun süren bir aradan sonra kısa bir incelemeyle blogu hareketlendirmeye geldim. Sizlere bahsedeceğim ürün Philips'in Citiscape serisinden Uptown isimli kulaklığı. Piyasada Philips markalı kulaklıklara karşı bir nefret oluştuğunun farkındayım, çoğu insan markayı görünce "yaramaz o ya" diyor. Haklılar da, Philips son yıllarda ucuz malzemeyle ürettiği kulaklıklar yüzünden kötü bir şöhret kazandı. Yine de her ürününün böyle olması gerekmiyor. Bugün bahsedeceğimiz Uptown modeli Philips'ten nefret edenlerin bile beğenisini kazanan bir model.
Uptown'ın malzeme ve işçilik kalitesi çok iyi. Tabi her ürünü kendi fiyat kategorisine göre karşılaştırmak lazım, ama Philips Uptown malzeme ve işçilik konusunda kendisinin 2-3 katı fiyata satılan ürünlerden bile daha iyi. Fiyatı dört haneli olan uçuk modelleri saymıyorum tabi, onlar tamamen farklı bir kategoride. Neyse, biz ürüne dönelim. Kulaklığın sürücüleri barındıran kulak kısımlarının dışı kaliteli plastikten yapılmış, iç kısmı da suni deriyle kaplanmış. Derinin içinde de hafızalı köpük var. Böylece temas ettiği yüzeyin şeklini alıyor. İki kulak kısmını birbirine bağlayan taç kısmı aluminyumdan üretilmiş, gayet sağlam. Taşıma sırasında kırılması çok zor. Üzerinde suni deriden bir kaplama var. Deri kısımların hem altı, hem de üstü itinayla dikilmiş, çok şık duruyor. Derinin içindeki sünger bu tip kulaklıklarda çok yaşanan uzun süre kullanım sonrası kafanın üst kısmını acıtma meselesinin yaşanmamasını sağlıyor. Saatlerce hiç kafanızdan çıkarmasanız bile rahatsız olmuyorsunuz yani. Bu güzel birşey. Sağ sürücüye giden ince kabloyu bile örgülü malzemeyle kaplamışlar. Detaylara dikkat edilmiş yani.
Tabi herşey böyle süper değil, kusurlar da var. Kulaklığın kendisinde gördüğümüz kaliteyi maalesef kablosunda göremiyoruz. Aslında kabloda öyle büyük bir sıkıntı yok da, daha çok kulak içi tipindeki küçük kulaklıklarda kullanılan yassı kablo (spagetti cable deniyor ecnebicede) tercih edilmiş. Bu tip kablolar kolayca dolaşıp düğüm olmama konusunda başarılı, ama böyle iri bir kulaklıkta daha kalın ve kaliteli bir kablo kullanılması daha yerinde olurdu. Ayrıca, kulaklığın kablosu sökülemiyor. Çoğu zaman kulaklıkların ilk bozulan kısmı kabloları olur, bu yüzden de kaliteli kulaklıklar değiştirilebilir kabloyla gelir. Kabloya birşey olursa yenisi takılır, devam edilir. Bunda öyle bir imkan yok. Kablodaki esas problem ise kulaklığın kontrol ve mikrofon işlevini gören parçasında. Mikrofon iyi, üzerindeki küçük tuş da iyi (hatta Android'le tam uyumlu çalışıyor), ama sesi açıp kısmaya yarayan sürgülü parça çok kötü. Uptown'ın daha sonra piyasaya çıkan siyah renkli versiyonunda bu sürgü iptal edilmiş, ama gri ve kahverengi versiyonlarında var. Kurcalamayınca sorun olmuyor zaten. Kulaklık mikrofonlu tipte olduğu için TRRS tipinde bir 3.5mm jak kullanılmış. Bu TRRS jakların hepsi aynı görünse de hepsi birbiriyle uyumlu değil. Bu yüzden Philips ürünün kutusuna bazı uyumsuz cihazlarda da kullanılmasını sağlayacak küçük bir adaptör kablo ilave etmiş.
Şimdi büyük ihtimalle "kes hikayeyi, sesi nasıl çıkıyor onu söyle" diyorsunuzdur. Sesi güzel çıkıyor. Kulaklığın kutu üzerinde belirtilen teknik özellikleri 12-23,500Hz frekans aralığı, 103dB hassasiyet ve 32Ohm empedans şeklinde sıralanıyor. Kağıt üzerinde herşey güzel görünüyor yani, ama gerçek performans her zaman kağıt üzerindekiyle örtüşmüyor. Ses kalitesi meselesi biraz subjektif olduğundan aynı ürünle ilgili farklı kişilerin yorumları farklı olabilir. Bu yüzden ben kişisel detaylara girmeden, daha "evrensel" standartlarla anlatmaya çalışacağım izlenimlerimi. Bass ve tizlerde patlama, çatlama olmuyor. Yani gümbürtülü sesler çıkarmaya çalışırken arada cızırtılar duymuyorsunuz, sesi olması gerektiği gibi duyuyorsunuz. Kulaklık oldukça "nötr" sese sahip, yani son yılların modasına uyup bass seslere yüklenmemişler. Dinlediğiniz şeyde bass sesler varsa kulaklık bunu eksiksiz veriyor, ama öyle ekstra bir bass güçlendirme yok. Frekans dağılımı çok dengeli, bu yüzden herhangi bir frekans diğerinin üzerine çıkmıyor. Dinlediğiniz içerikteki en kısık sesleri bile duyabiliyorsunuz. Ecnebilerin "soundstage" dediği, ses kaynağının sanki uzakta biryerlerdeymiş gibi değil de, yanıbaşımızdaymış, etrafımızdaymış gibi hissettirmesi olayı bu kulaklıkta çok başarılı. Müzik dinlerken de, oyun oynarken de çok işe yarıyor bu.
Philips bu üründe MusicSeal isimli bir teknoloji kullandığını iddia ediyor. Böyle havalı isimleri olan şeyleri pek sevmem, doğrudan ne yaptığına bakarım. MusicSeal denilen şey kulak kepçelerindeki hafızalı köpüğün marifeti aslında. Kulaklık kulaklara öyle bir oturuyor ki, dışarıdan neredeyse hiç ses almıyor. Aynı şekilde sizin dinlediğinizi de dışarıya vermiyor. Dış dünyayla olan işitsel iletişiminiz neredeyse kopuyor yani. Bu güzel birşey, üst seviye aktif gürültü engelleyiciler kadar başarılı olmasa da gündelik kullanımda iş görüyor. Kulaklığın kablosundaki dahili mikrofon da gayet başarılı. Tabi şarkı söyleyip kaydetmek için yeterli olmayacaktır, ama telefon görüşmesi yaparken sesinizin karşı tarafa "doğal derinliğinde" iletilmesinde sıkıntı yaşatmaz. Skype'ın Echo sistemiyle yaptığım denemelerde memnun kaldım ben.
Kulaklığın ses kısmındaki dezavantajı ise sesin yüksekliğiyle ilgili. Maalesef bağladığınız kaynak yeterince güçlü değilse ses yüksekliği pek tatmin edici olmuyor. Ben telefonla (Nexus 4 ve Lumia 520) yaptığım denemelerde ses yüksekliğinden memnun kaldım, ama kulaklığı bilgisayara bağladığımda ses çok zayıf geldi. Yine de duyuluyor tabi ama bilgisayardan aldığım maksimum ses olması gerekenin orta seviyesine ancak denk geliyor. Biraz daha yüksek ses isteyenler tahammül edemeyeceklerdir. Bu durumda devreye iki çözüm giriyor: Ya çıkışı güçlü bir ses kartı kullanılacak, ya da küçük bir kulaklık amfisi edinilecek. Bende ikisi de olmadığı için masamdaki müzik setini kulaklık amfisi olarak kullanmaya başladım. Şimdilik işimi görüyor, ama sonuçta kusuru örtecek bir çözüm değil bu. Philips Uptown'ın en zayıf yanı ses seviyesinin düşüklüğü, almaya niyetleniyorsanız bağlayacağınız kaynağın gücünü de hesaba katın.
Genel olarak toparlayıp bitirelim, yazı çok uzadı. Philips Citiscape Uptown malzeme ve işçilik kalitesinde sınıfının üzerine çıkan bir ürün. Ses kalitesi konusunda da oldukça başarılı. Ben kulaklık uzmanı değilim, ama muhtelif sitelerde ve forumlarda kulaklık incelemesi yapan daha tecrübeli kişiler Uptown'ın malzeme, işçilik ve ses kalitesinin Beats Studio gibi çok daha pahalı kulaklıklara göre daha iyi olduğunu iddia etmişler. Üstelik benzer şeyler bir kaynakta değil, pekçok site ve videoda vurgulanmış. Bana göre ürünün en büyük sıkıntısı ses seviyesinin düşüklüğü. Bunu bir şekilde (mesela benim yaptığım gibi) aşabileceğinize inanıyorsanız alışveriş listenize Uptown'ı ekleyebilirsiniz. Ürünün en çekici kısmı olan fiyatını en sona sakladım. Philips Uptown artık üretilmeyen bir model, bu yüzden mağazalar stok eritme amacıyla çok uygun fiyata satıyorlar bu ürünleri. Ben bu ürünü 80 liraya aldım, bu yazının 25 Mayıs 2014 tarihinde de fiyatı hala aynıydı. Bu fiyata böyle bir kulaklık bulmak imkansız, diğer markalarda benzer birşey için en az 2-3 katını ödemek gerekiyor. Tabi bir de almak istediğinizde kulaklığı bulmanız gerekiyor. Üretilmeyen bir model olduğu için her mağazada yok, almak istiyorsanız biraz araştırmanız lazım. Basit bir ürün için fazla uzun oldu bu inceleme, o yüzden burada bitiriyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Uptown'ın malzeme ve işçilik kalitesi çok iyi. Tabi her ürünü kendi fiyat kategorisine göre karşılaştırmak lazım, ama Philips Uptown malzeme ve işçilik konusunda kendisinin 2-3 katı fiyata satılan ürünlerden bile daha iyi. Fiyatı dört haneli olan uçuk modelleri saymıyorum tabi, onlar tamamen farklı bir kategoride. Neyse, biz ürüne dönelim. Kulaklığın sürücüleri barındıran kulak kısımlarının dışı kaliteli plastikten yapılmış, iç kısmı da suni deriyle kaplanmış. Derinin içinde de hafızalı köpük var. Böylece temas ettiği yüzeyin şeklini alıyor. İki kulak kısmını birbirine bağlayan taç kısmı aluminyumdan üretilmiş, gayet sağlam. Taşıma sırasında kırılması çok zor. Üzerinde suni deriden bir kaplama var. Deri kısımların hem altı, hem de üstü itinayla dikilmiş, çok şık duruyor. Derinin içindeki sünger bu tip kulaklıklarda çok yaşanan uzun süre kullanım sonrası kafanın üst kısmını acıtma meselesinin yaşanmamasını sağlıyor. Saatlerce hiç kafanızdan çıkarmasanız bile rahatsız olmuyorsunuz yani. Bu güzel birşey. Sağ sürücüye giden ince kabloyu bile örgülü malzemeyle kaplamışlar. Detaylara dikkat edilmiş yani.
Tabi herşey böyle süper değil, kusurlar da var. Kulaklığın kendisinde gördüğümüz kaliteyi maalesef kablosunda göremiyoruz. Aslında kabloda öyle büyük bir sıkıntı yok da, daha çok kulak içi tipindeki küçük kulaklıklarda kullanılan yassı kablo (spagetti cable deniyor ecnebicede) tercih edilmiş. Bu tip kablolar kolayca dolaşıp düğüm olmama konusunda başarılı, ama böyle iri bir kulaklıkta daha kalın ve kaliteli bir kablo kullanılması daha yerinde olurdu. Ayrıca, kulaklığın kablosu sökülemiyor. Çoğu zaman kulaklıkların ilk bozulan kısmı kabloları olur, bu yüzden de kaliteli kulaklıklar değiştirilebilir kabloyla gelir. Kabloya birşey olursa yenisi takılır, devam edilir. Bunda öyle bir imkan yok. Kablodaki esas problem ise kulaklığın kontrol ve mikrofon işlevini gören parçasında. Mikrofon iyi, üzerindeki küçük tuş da iyi (hatta Android'le tam uyumlu çalışıyor), ama sesi açıp kısmaya yarayan sürgülü parça çok kötü. Uptown'ın daha sonra piyasaya çıkan siyah renkli versiyonunda bu sürgü iptal edilmiş, ama gri ve kahverengi versiyonlarında var. Kurcalamayınca sorun olmuyor zaten. Kulaklık mikrofonlu tipte olduğu için TRRS tipinde bir 3.5mm jak kullanılmış. Bu TRRS jakların hepsi aynı görünse de hepsi birbiriyle uyumlu değil. Bu yüzden Philips ürünün kutusuna bazı uyumsuz cihazlarda da kullanılmasını sağlayacak küçük bir adaptör kablo ilave etmiş.
Şimdi büyük ihtimalle "kes hikayeyi, sesi nasıl çıkıyor onu söyle" diyorsunuzdur. Sesi güzel çıkıyor. Kulaklığın kutu üzerinde belirtilen teknik özellikleri 12-23,500Hz frekans aralığı, 103dB hassasiyet ve 32Ohm empedans şeklinde sıralanıyor. Kağıt üzerinde herşey güzel görünüyor yani, ama gerçek performans her zaman kağıt üzerindekiyle örtüşmüyor. Ses kalitesi meselesi biraz subjektif olduğundan aynı ürünle ilgili farklı kişilerin yorumları farklı olabilir. Bu yüzden ben kişisel detaylara girmeden, daha "evrensel" standartlarla anlatmaya çalışacağım izlenimlerimi. Bass ve tizlerde patlama, çatlama olmuyor. Yani gümbürtülü sesler çıkarmaya çalışırken arada cızırtılar duymuyorsunuz, sesi olması gerektiği gibi duyuyorsunuz. Kulaklık oldukça "nötr" sese sahip, yani son yılların modasına uyup bass seslere yüklenmemişler. Dinlediğiniz şeyde bass sesler varsa kulaklık bunu eksiksiz veriyor, ama öyle ekstra bir bass güçlendirme yok. Frekans dağılımı çok dengeli, bu yüzden herhangi bir frekans diğerinin üzerine çıkmıyor. Dinlediğiniz içerikteki en kısık sesleri bile duyabiliyorsunuz. Ecnebilerin "soundstage" dediği, ses kaynağının sanki uzakta biryerlerdeymiş gibi değil de, yanıbaşımızdaymış, etrafımızdaymış gibi hissettirmesi olayı bu kulaklıkta çok başarılı. Müzik dinlerken de, oyun oynarken de çok işe yarıyor bu.
Philips bu üründe MusicSeal isimli bir teknoloji kullandığını iddia ediyor. Böyle havalı isimleri olan şeyleri pek sevmem, doğrudan ne yaptığına bakarım. MusicSeal denilen şey kulak kepçelerindeki hafızalı köpüğün marifeti aslında. Kulaklık kulaklara öyle bir oturuyor ki, dışarıdan neredeyse hiç ses almıyor. Aynı şekilde sizin dinlediğinizi de dışarıya vermiyor. Dış dünyayla olan işitsel iletişiminiz neredeyse kopuyor yani. Bu güzel birşey, üst seviye aktif gürültü engelleyiciler kadar başarılı olmasa da gündelik kullanımda iş görüyor. Kulaklığın kablosundaki dahili mikrofon da gayet başarılı. Tabi şarkı söyleyip kaydetmek için yeterli olmayacaktır, ama telefon görüşmesi yaparken sesinizin karşı tarafa "doğal derinliğinde" iletilmesinde sıkıntı yaşatmaz. Skype'ın Echo sistemiyle yaptığım denemelerde memnun kaldım ben.
Kulaklığın ses kısmındaki dezavantajı ise sesin yüksekliğiyle ilgili. Maalesef bağladığınız kaynak yeterince güçlü değilse ses yüksekliği pek tatmin edici olmuyor. Ben telefonla (Nexus 4 ve Lumia 520) yaptığım denemelerde ses yüksekliğinden memnun kaldım, ama kulaklığı bilgisayara bağladığımda ses çok zayıf geldi. Yine de duyuluyor tabi ama bilgisayardan aldığım maksimum ses olması gerekenin orta seviyesine ancak denk geliyor. Biraz daha yüksek ses isteyenler tahammül edemeyeceklerdir. Bu durumda devreye iki çözüm giriyor: Ya çıkışı güçlü bir ses kartı kullanılacak, ya da küçük bir kulaklık amfisi edinilecek. Bende ikisi de olmadığı için masamdaki müzik setini kulaklık amfisi olarak kullanmaya başladım. Şimdilik işimi görüyor, ama sonuçta kusuru örtecek bir çözüm değil bu. Philips Uptown'ın en zayıf yanı ses seviyesinin düşüklüğü, almaya niyetleniyorsanız bağlayacağınız kaynağın gücünü de hesaba katın.
Genel olarak toparlayıp bitirelim, yazı çok uzadı. Philips Citiscape Uptown malzeme ve işçilik kalitesinde sınıfının üzerine çıkan bir ürün. Ses kalitesi konusunda da oldukça başarılı. Ben kulaklık uzmanı değilim, ama muhtelif sitelerde ve forumlarda kulaklık incelemesi yapan daha tecrübeli kişiler Uptown'ın malzeme, işçilik ve ses kalitesinin Beats Studio gibi çok daha pahalı kulaklıklara göre daha iyi olduğunu iddia etmişler. Üstelik benzer şeyler bir kaynakta değil, pekçok site ve videoda vurgulanmış. Bana göre ürünün en büyük sıkıntısı ses seviyesinin düşüklüğü. Bunu bir şekilde (mesela benim yaptığım gibi) aşabileceğinize inanıyorsanız alışveriş listenize Uptown'ı ekleyebilirsiniz. Ürünün en çekici kısmı olan fiyatını en sona sakladım. Philips Uptown artık üretilmeyen bir model, bu yüzden mağazalar stok eritme amacıyla çok uygun fiyata satıyorlar bu ürünleri. Ben bu ürünü 80 liraya aldım, bu yazının 25 Mayıs 2014 tarihinde de fiyatı hala aynıydı. Bu fiyata böyle bir kulaklık bulmak imkansız, diğer markalarda benzer birşey için en az 2-3 katını ödemek gerekiyor. Tabi bir de almak istediğinizde kulaklığı bulmanız gerekiyor. Üretilmeyen bir model olduğu için her mağazada yok, almak istiyorsanız biraz araştırmanız lazım. Basit bir ürün için fazla uzun oldu bu inceleme, o yüzden burada bitiriyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
4 Eylül 2012 Salı
Nokia Lumia telefonundan en kaliteli sesi almak isteyenlere: Purity HD Pro kulaklık
Eğer Nokia'ya yeni Lumia'lardan birini alacak kadar bağlıysanız, aynı zamanda telefonunuzdan müzik dinlemeyi çok seviyorsanız, ses kalitesi sizin için çok önemliyse ve tüm bunların üzerine bir de telefona harcadığınız kadar parayı bir kulaklığa vermeye de hazırsanız bu bahsedeceğim şeyi çok sevebilirsiniz. Kaliteli kulaklıklarıyla tanıdığımız (bir ara meşhur Beats by Dr. Dre kulaklıklarını üreten) Monster Finlandiyalı telefon üreticisi için geliştirdiği yeni kulaklıklarını tanıttı. Purity HD Pro ismiyle anılacak olan bu kulaklıkların "Pro" olmayanları zaten geçen seneden beri satılıyor, ama onlar bu kadar havalı değil. Purity HD Pro özellikle Nokia Lumia telefonlarla çalışmak için tasarlanmış, ama diğer telefonlarla da bir şekilde çalışabilir. Bluetooth ile telefona bağlanan kulaklıkların telefonla eşleştirilme işlemi de NFC üzerinden gerçekleştiriliyor. Aktif gürültü önleyici özelliği bulunan kulaklıklar kullanıcının müziği dış ortam gürültüsünü hissetmeden dinlemesini sağlıyor. Özel bir algılayıcı kulaklığın kafaya takıldığını farkediyor ve aktif gürültü önleyiciyi devreye sokuyor. Böylece kulaklık kullanılmazken aktif gürültü önleyici boş yere pil yemiyor. Nokia yetkilileri bu Purity HD Pro kulaklıkların istendiğinde (mesela pili bittiğinde) kabloyla da kullanılabileceğini söylemişler. Böylece diğer telefonlara veya müzik çalan her türlü cihaza bağlanabilecekler. Pilinin aktif kullanımda 24 saat dayandığını da eklemiş Nokia yetkilileri. Herşeyi gayet güzel olan bu kulaklıkların tek kötü yanı fiyatı. Purity HD Pro piyasaya çıktığında 300€ fiyatla satılacak. Monster'ın kulaklıklarının pahalı olmasına alıştık da, "telefon kulaklığı" olarak satılan bu ürün için 300€ biraz fazla geldi bana. Zaten almayacaktım da, almamak ve alamamak arasındaki fark insanı üzüyor bazen.
10 Kasım 2011 Perşembe
iPod Nano'ya rakip geldi: Motorola Motoactv
Bu cihazı yabancı teknoloji sitelerinde daha önce görmüş olabilirsiniz. Aslında duyurulmasının üzerinden biraz zaman geçti, ama ben bir türlü yazmaya fırsat bulamamıştım. İşte şimdi yazıyorum. Üstte gördüğünüz saatin ismi Motorola Motoactv, ama aslında bir saat değil. O bir medya oynatıcı ve spor asistanı. Normalde kare şeklinde, küçük bir cihaz (tıpkı son iki nesil iPod Nano gibi) ama opsiyonel olarak satılan bu saat kayışıyla kullanıldığında saate benziyor. Neyse, bu cihazın içinde 600 MHz hızında çalışan bir işlemci var ve Android işletim sistemi kullanıyor. Ekranı dokunmatik, çizilmesin diye de Gorilla Glass ile kaplanmış. Tamamen su (ve ter) geçirmez olarak tasarlanmış, bu sayede dışarıda koşu yaparken yağmurdan sakınmanıza gerek yok.
Android işletim sistemi kullanıyor dedim, ama bu özellik sadece diğer Android cihazlarla uyumlu çalışması için. Maalesef bu cihazın minyatür (1.6") ekranında oyun Angry Birds veya Fruit Ninja oynayamayacağız. Motoactv herhangi bir Android telefona (veya tablete) Bluetooth üzerinden bağlanabiliyor. Böylece gerektiğinde veri aktarımı yapılabiliyor, gerektiğinde de idman bilgileri telefona gönderilebiliyor. Üzerinde bir GPS alıcısı bulunan Motorola Motoactv koşu hızını ve mesafesini bu sayede düzgün şekilde hesaplıyor. Tüm bunların haricinde, Motoactv Android kullanan telefonlar için hem Bluetooth kulaklık, hem de ikinci ekran gibi davranabiliyor. Uyumlu bir telefona bağlandığında gelen çağrılar Motoactv üzerinden yanıtlanabiliyor, görüşmeler cihazın kulaklığıyla yapılabiliyor. Dahası, gelen mesajlar da Motoactv ekranında görünüyo. Böylece koşarken (veya koşmazken, ama başka şeylerle ilgilenirken) gelen mesajlar için telefonu cepten çıkarmak gerekmiyor. Bence oldukça faydalı bir cihaz, ama maalesef Motorola bu güzel aletin fiyatını biraz yüksek tutmuş. 8GB depolama alanına sahip olan Motoactv 250$ fiyatla satılıyor. Daha fazla yer isteyenler ise 300$ vererek 16GB kapasiteli modeli tercih edebilirler. Bu fiyatların ABD için olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Apple'ın buna çok benzeyen iPod Nano medya oynatıcıları bazı konularda geride kalsalar da bunun neredeyse yarı fiyatına satılıyorlar. Keşke Motorola fiyatı belirlemeden önce piyasayı bir yoklasaydı. Neyse, fiyatı haricinde çok güzel bir ürün olmuş. Android telefona sahip olup standart Bluetooth kulaklıklarla yetinmeyenler böyle bir cihazı düşünebilirler.
Android işletim sistemi kullanıyor dedim, ama bu özellik sadece diğer Android cihazlarla uyumlu çalışması için. Maalesef bu cihazın minyatür (1.6") ekranında oyun Angry Birds veya Fruit Ninja oynayamayacağız. Motoactv herhangi bir Android telefona (veya tablete) Bluetooth üzerinden bağlanabiliyor. Böylece gerektiğinde veri aktarımı yapılabiliyor, gerektiğinde de idman bilgileri telefona gönderilebiliyor. Üzerinde bir GPS alıcısı bulunan Motorola Motoactv koşu hızını ve mesafesini bu sayede düzgün şekilde hesaplıyor. Tüm bunların haricinde, Motoactv Android kullanan telefonlar için hem Bluetooth kulaklık, hem de ikinci ekran gibi davranabiliyor. Uyumlu bir telefona bağlandığında gelen çağrılar Motoactv üzerinden yanıtlanabiliyor, görüşmeler cihazın kulaklığıyla yapılabiliyor. Dahası, gelen mesajlar da Motoactv ekranında görünüyo. Böylece koşarken (veya koşmazken, ama başka şeylerle ilgilenirken) gelen mesajlar için telefonu cepten çıkarmak gerekmiyor. Bence oldukça faydalı bir cihaz, ama maalesef Motorola bu güzel aletin fiyatını biraz yüksek tutmuş. 8GB depolama alanına sahip olan Motoactv 250$ fiyatla satılıyor. Daha fazla yer isteyenler ise 300$ vererek 16GB kapasiteli modeli tercih edebilirler. Bu fiyatların ABD için olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Apple'ın buna çok benzeyen iPod Nano medya oynatıcıları bazı konularda geride kalsalar da bunun neredeyse yarı fiyatına satılıyorlar. Keşke Motorola fiyatı belirlemeden önce piyasayı bir yoklasaydı. Neyse, fiyatı haricinde çok güzel bir ürün olmuş. Android telefona sahip olup standart Bluetooth kulaklıklarla yetinmeyenler böyle bir cihazı düşünebilirler.
24 Ekim 2011 Pazartesi
Sony 3D HMD İngiltere'de satışa çıktı
Sony'nin tek kişiye harika bir üç boyutlu görüntü deneyimi yaşatan 3D HMD (Head Mounted Display - Kafaya Takılan Ekran) isimli cihazı Londra'nın meşhur Harrods mağazasında satışa sunuldu. Bu cihaz aslında 1990'larda Virtual Reality diye insanlara yutturulmaya çalışılan şeyin gerçekten çalışan hali. İki gözün karşısına denk gelen iki tane 0.7" büyüklüğünde, OLED teknolojili ve 1280x720 piksel çözünürlüklü ekran var. İki göze gösterilen görüntülerde farklılaştırma yapılarak üç boyut etkisi yaratılıyor. Benzer şekilde ses de üç boyutlu, cihazın kulaklıkları 5.1 kanallı ses verebiliyor. Şimdilik sadece Knightsbridge'in güzide mağazası Harrods'da satılan bu başlık kısa süre sonra tüm İngiltere'deki elektronik mağazalarının raflarında boy gösterecek. Diğer ülkelerde ne zaman satılacağı ise henüz belli değil. HMZ-T1 model ismiyle de anılan bu 3D görüntüleme başlığının İngiltere'deki satış fiyatı 800£. Biraz pahalı, ama türünün ilk örneği olduğu için bunu şimdilik hoşgörüyoruz. Cihazın tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
BMW & Sennheiser ortak yapımı: S1 pilot kulaklığı
Alman otomobil ve motorsiklet üreticisi BMW şu anda uçak üretmiyor, ama bir zamanlar üretiyordu. Eski günlerin hatırası baskın gelmiş olacak ki, BMW'nin ABD'deki tasarım stüdyosu BMW DesignWorksUSA havacılık sektöründe kullanılması için Sennheiser ile ortaklaşa bir kulaklık geliştirmiş. Maalesef kulaklığın frekans aralığı veya hassasiyeti gibi teknik detayları henüz belli değil, ama işin içinde Sennheiser olunca bu konularda sıkıntı yaşanmayacağını düşünüyorum. S1 isimli bu kulaklıkta dış ortam seslerinin engellenmesine önem verilmiş. Hem kulak yastıkları sesi geçirmiyor, hem de NoiseGard isimli patentli dijital gürültü önleyici her tür dış sesi kesiyor. İki kulak için ayrı ses ayarı da mevcut, böylece pilotlar sesi tam istedikleri şekilde duyabilecekler. Pilotlar uçuş sırasında bazen güneş gözlüğü taktığı için kulaklığın yapısı gözlüğe engel olmayacak şekilde tasarlanmış. Henüz fiyarı belli olmayan S1 kulaklık her ne kadar pilotlar için tasarlansa da tarzına önem veren ve çok kaliteli kulaklık isteyenler de bu güzel ürünü gözden geçirebilirler. Sonuçta pilot gözlüğü takmak içinde uçak kullanmak gerekmiyor.
5 Ağustos 2011 Cuma
Apple'dan "kablolu" kablosuz şarj denemeleri
Patent almayı ve daha sonra diğer firmalara bu patentleri izinsiz kullandıkları için dava açmayı çok seven Apple mobil cihazların şarj edilmesiyle ilgili iki yeni patent için ABD'nin patent ofisi USPTO'ya başvurdu. Patentlenmesi istenen bu teknolojilerin amacı mobil cihazların pillerinin şarj kablosu gerekmeden doldurulması, ama bu sefer de kulaklık kablolarına bel bağlanıyor. İlk (ve benim daha çok beğendiğim) sistemde kulaklık kabloları manyetik alan yaratan bir çubuğa üstteki resimde görüldüğü gibi dolanıyor. Bu "şarj kulesi" etrafında dolanan kablolar bir indüksiyon bobini oluşturuyor ve manyetik alandan elektrik akımı üretiliyor. Tabi bu iş için ekstra bir metal katmana sahip özel kulaklıklar kullanılıyor. Diğer sistemde ise kulaklıklar ultrasonik titreşimler yayan bir akustik şarj cihazının içine yerleştiriliyorlar. Bu cihazın yaydığı titreşimler kulaklıkların zarlarını hareket ettiriyor, böylece kulaklıkta mikrofon sinyaline benzer bir akım oluşuyor. Bu akım da bataryayı dolduruyor. Açıkçası indüksiyon kullanan ilk sistem nispeten daha "olabilir" gibi göründü bana. Sesle şarj biraz garip geldi, hani öyle de bir akım üretilir ama değil bataryayı doldurmak, şarj ledinin yanmasına bile yetmez o akım. Tabi bunlar sadece kağıt üzerindeki çizimlerden oluşan patentler. Henüz çalışan bir örnek veya üretime geçmesi için belirlenmiş bir tarih yok. Bu teknolojileri belki birkaç yıl sonra göreceğiz, belki de hiç göremeyeceğiz. Yine de patent patenttir, elde bulunmasında zarar yok.
17 Nisan 2011 Pazar
Video oynatabilen kol saati
Kol saatlerinin asıl amacı zamanı göstermektir, ama bazıları bundan çok daha fazlasını yapabiliyor. Hesap yapabilen, oyun oynatabilen, hatta radyo çalabilen saatleri zaten görmüştük. Thinkgeek tarafından satılan (kimin ürettiği belirtilmemiş) bu kol saati de video ve müzik dosyalarını oynatarak standart saat fonksiyonelliğini aşıyor. 1.8" büyüklüğündeki ekran saatin tüm ön yüzünü kaplıyor. Tabi kola takılan bir video oynatıcıdan çok fazla şey beklememek lazım. Bu saatin oynatabildiği video çözünürlüğü de oldukça düşük. Saatin ekranı sadece 160x128 piksel çözünürlüğünde videoları oynatabiliyor. Yanında gelen yazılım sayesinde farklı formatlardaki videolar saatin desteklediği MTV formatına (MKV değil, yanlış anlaşılma olmasın) dönüştürülebiliyor. Saatin depolama kapasitesi ise 8GB. Video haricinde müzik de çalabilen saat MP3, WMA ve WAV formatlarını destekliyor. Kendi üzerinde bir hoparlörü var, ama bu hoparlörün sesi ancak kendine yeter. Bu yüzden saate bir de kulaklık çıkışı eklenmiş. Saatin üzerindeki mikrofon sayesinde ses kaydı da yapılabiliyor. Düğme tipi sat piliyle video oynatımı pek mantıklı bir iş olmadığından bu saate bir de lityum ion pil eklemişler. Saati sık ısk şarj etmek lazım yani. Ufacık bir ekranda video izlemek ne kadar kullanışlı olur bilemem, ama bu saati satın almak istiyorsanız Thinkgeek'i ziyaret etmelisiniz. Video oynatan saatin fiyatı ise 80$ civarında. Bir saat için çok pahalı değil, hele o saat bu kadar yetenekliyse hiç pahalı değil. Ben yine de yelkovanlı akrepli (hatta otomatik mekanizmalı) saatleri tercih ederim, ama bu tamamen tercih meselesi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
