slr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
slr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2012 Salı

Nikon filmli SLR makineleri dijitale dönüştürecek aparatın patentini aldı

Yandaki resimde gördüğünüz garip çizimler Nikon'un gelecekte piyasaya süreceği bir ürününün patent çizimleri. Japonya patent ofisine yapılan başvuruda kullanılan bu çizimler eski tip filmli SLR makineleri dijitalleştirecek, yani DSLR'a dönüştürecek bir aparatı anlatıyor. Medium format makineler için bu tip aparatlar zaten mevcut, hatta Leica'nın bazı 35mm makineleri için de bu tip "dijitalleştirici" aparatlar satılıyor, ama hem medium format makineler, hem de tüm Leica ürünleri aşırı yüksek fiyatları yüzünden biz fanilerin ilgi alanının birazcık dışında kalıyorlar. Nikon'un bu projesi ise uygun fiyata edinilebilen 35mm Nikon SLR makineleri arka kapağını üzerinde 35mm sensör bulunan bir kapakla değiştirerek güzel bir DSLR'a dönüştürebiliyor. Fikir güzel, hatta buna benzer bir ürünü geçtiğimiz yıl 1 Nisan şakası olarak duyurmuştu şakacı bir takım kişiler, ben de yazmıştım. Tabi Nikon'un çözümü şakada gösterilen aparata göre çok daha komplike olacak ve büyük ihtimalle pek ucuza satılmayacak. Yine de optik kalitesi harika olan 35mm makineleri dijitale dönüştürebilmek güzel olur herhalde. Sonuçta 35mm (full frame) DSLR makineler de pek ucuza satılmıyor, belki bu şekilde daha uygun fiyata full frame makine sahibi olabiliriz. Nikon henüz bu konuda bir açıklama yapmamış, ama bu aparatların piyasaya çıkması için biraz daha geliştirilmeleri gerektiği söyleniyor. En azından birkaç yıl daha beklememiz gerekebilir, bu yüzden hemen filmli makine arayışına girmeyin.

31 Ekim 2011 Pazartesi

Dünyanın en büyük DSLR fotoğraf makinesi

Profesyonellerin kullandığı full frame veya medium format sensörlü fotoğraf makineleri genelde büyük olurlar, ama bu seferki onları bile utandıracak kadar iri birşey. Fotoğrafçı Tyler Card cadılar bayramı (nasıl bayramsa artık...) için kendisine mesleğine uygun bir kostüm hazırlamış. Evdeki malzemelerle kendisini dev boyutlu bir Nikon D3'e dönüştüren Tyler Card fonksiyonellikten de ödün vermemiş. Objektifin içine kendi Nikon fotoğraf makinesini yerleştirmiş, bunu da bir kabloyla arkaya yerleştirdiği dizüstü bilgisayarının ekranına bağlamış. Böylece çektiği fotoğraflar tıpkı gerçek bir fotoğraf makinesinde olduğu gibi arkadaki ekranda gösteriliyor. Tyler Card Nikon D3 kostümünün yapım aşamalarını bir videoda anlatmış. Videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Yazıyı bitirmeden uyarayım: bunu evde denemeyin! Tehlikeli filan değil, ama tamamen lüzumsuz birşey.

7 Temmuz 2011 Perşembe

iPhone meraklısı fotoğrafçılara: iPhone 4 için SLR lens bağlantı kiti

Diyelim ki siz bir fotoğrafçısınız. Güzel bir DSLR makineniz ve ona uygun lensleriniz var. Üstelik, bir de iPhone 4 sahibisiniz. Buraya kadar olan kısım çok zor değil. Zor olan ihtimaller şimdi başlıyor. Hem fotoğrafçısınız, hem iPhone sahibisiniz, ama bunlarla da yetinmemişsiniz ve hafiften kafayı yemişsiniz. Neredeyse tüm fotoğrafları iPhone ile çekmek istiyorsunuz, ama telefonun arkasına sıkıştırılmış minicik lens sizi mutlu etmiyor. Fotoğraf makinenizde kullandığınız manuel kontrollü lensleri telefonunuzla kullanmak istiyorsunuz. Eğer siz de böyle biriyseniz ve deliyseniz böyle hissediyorsanız, üstelik cebinizde boşa harcayabileceğiniz 190$ civarı paranız varsa hemen üstteki resimde gördüğünüz şeyden bir tane alabilirsiniz. Nikon ve Canon uyumlu lensleri kullanabilen bu cihaz sayesinde iPhone'un retina ekranını bile zorlayacak kalitede resimler çekebilirsiniz. Peki böyle birşeyi taşımak yerine neden doğru düzgün bir fotoğraf makinesi taşımıyorsunuz? İşte orasını size sormak lazım. Elbet vardır bir sebebiniz, değil mi?

26 Haziran 2011 Pazar

İşte bu olmuş: Pentax Q

Japon fotoğraf makinesi üreticisi Pentax hafif bir gecikmenin (1 sene civarı) ardından ilk "aynasız" DSLR modelini duyurdu. Aslında bu makinelere DSLR dememek lazım, çünkü SLR ve DSLR tipi makinelerdeki ayna sistemi bu makinelerde bulunmuyor. Bu yüzden bu makinelere "lensi değiştirilebilen kompakt makine" demek lazım, ama çok uzun olduğu için ben onlara aynasız DSLR diyorum. Olympus ve Panasonic'in Micro Four Thirds sistemini geliştirmesiyle başlayan aynasız DSLR furyası Sony'nin Nex serisiyle popülerliğini arttırarak devam ediyordu. Pentax uzun süre bekleyip (1 yıl teknoloji sektörü için çok uzun bir süre) aynasız DSLR makinelere olan talebin geçici bir heves olmadığını anladıktan sonra ilk değiştirilebilir lensli kompakt makinesini duyurdu. Üstteki resimde de görebileceğiniz Pentax Q piyasadaki en hafif ve en küçük değiştirilebilir lensli kompakt makine. Bu çok önemli, çünkü bu sistemin geliştirilme sebebi klasik DSLR makinelerden daha küçük ve hafif olması. İnsanlar bu makineleri standart kompakt makineleri taşıdıkları kadar rahat taşımak istiyorlar.

Standart lensiyle birlikte bir rangefinder görünümünde olan Pentax Q'nun flaşı resimde de görüldüğü gibi yukarı doğru (ama alıştığımızdan daha da yukarı doğru) açılıyor. Böylece gövdedeki flaş kullanıldığında yaşanan kırmızı göz sorununu bu makinede yaşanmıyor. Tabi isteyenler kendi harici flaşlarını da bağlayabilirler, bunun için gereken standart flaş bağlantı yuvası Pentax Q'da mevcut.

Pentax bu makine (ve gelecekte üreteceği benzerleri) için Q-Mount diye isimlendirdiği özel bir lens bağlantı standardı geliştirmiş. Nedendir bilinmez, lenslerin isimlendirmesinde "Toy" kelimesi kullanılmış. Tamam, çok profesyonel lensler değil bunlar, ama oyuncak da değiller. İşin güzel tarafı, belki de Pentax onları oyuncağa benzettiği için lenslerin fiyatları makul seviyede tutulmuş. Böylece bu sistemi kullanmak isteyenler farklı bir lens almak istediklerinde yarım makine parası vermek zorunda kalmayacaklar. Şimdilik makineyle birlikte gelen kit lensiyle birlikte beş lens seçeneği mevcut. Zaman içinde bu sayı artacaktır. Makinenin üzerinde gelen lens 8.5mm odak uzunluğuna sahip yakınlaştırmasız bir lens. Bu odak uzunluğu 35mm standardına çevrildiğinde 45mm lenslere denk geliyor. Gayet kullanışlı bir uzunluk, ama makineyle birlikte yakınlaştırma özelliği olan bir lens gelseydi daha iyi olurdu. Kit lensin en güzel tarafı ise f:1.9 olan azami diyafram genişliği. Bu genişlikte diyafram makineyle gelen lenslerde pek bulunmaz, bu yüzden bu lens beğenimi kazandı.

Herşeyi söyledim, ama makinenin asıl teknik özelliklerini sona bıraktım. 1/2.3" büyüklüğünde, yani kompakt makinelerde bulunanlarla aynı boyda bir CMOS algılayıcıya sahip olan Pentax Q'nun maksimum fotoğraf çözünürlüğü 12.4 megapiksel. Video çekiminde ise Pentax Q 1080p kalitesinde ve saniyede 30 kare hızında kayıt yapabiliyor. Fotoğraf makinesiyle video çekmeyi sevenler bu kaliteden memnun kalacaktır. Pentax Q en yüksek kalitede saniyede beş kare fotoğraf çekebiliyor. Bu da oldukça makul bir değer. Daha hızlısını isteyenler zaten bu tip makinelerle pek ilgilenmezler. Algılayıcısı üzerinde titreşim önleme sistemine sahip olan Pentax Q Japonya'da önümüzdeki günlerde satışa sunulacak. Diğer ülke pazarlarına ise sonbahardan itibaren girecek. Vergiler hariç yurtdışı fiyatı 800$ olarak belirlenmiş. Eğer Türkiye'deki fiyatı da buna yakın birşey olursa (boş hayaller) bu makine çok popüler olabilir.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Nikon ve Canon bombaları patlattı: D7000 ve G12

Photokina fuarı öncesi yeni modeller ortaya çıkmaya devam ediyor. Fotoğraf dünyasının iki büyüğü uzun süredir beklenen modellerini açıklayıp hayranlarının merakını giderdiler. Nikon popüler modeli D90'ın yerine geçecek olan orta seviye DSLR modeli D7000'i, Canon ise popüler Rangefinder'ı G11'in yerini alacak olan yeni G12'yi tanıttı. Kısaca üzerinden geçeceğim, zaten bu makineler konuyla ilgili sitelerde fazlaca incelenecek.
Bu üstte gördüğünüz güzel ve siyah şey Nikon D7000. Zaten üzerinde de yazıyor. Kendisi 16,2 megapiksellik bir CMOS algılayıcıya ve 39 noktalı otomatik odaklama sistemine sahip. Yerine geçeceği model olan D90'ın 12 megapiksellik algılayıcıya ve 11 adet odak noktasına sahip olduğunu düşünürsek, ciddi bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. D7000'in arkasında 3" büyüklüğünde ve 921.000 piksel çözünürlüğünde bir ekran bulunuyor. Bu makine 1080P kalitesinde HD video çekebiliyor. Yanında gelen kit lensi 18-105mm VR özellikli, yani D90 kit lensi ile aynı. Ekim ayında piyasaya çıkacak ve ABD fiyatı 1500$ olacak.

Bu gördüğünüz makine ise Canon G12. Onun da üzerinde yazıyor, galiba ben model isimlerini boşuna söylüyorum. Özellikleri neredeyse G11 ile aynı olan G12 birkaç küçük yenilik getiriyor. Bunlardan ilki ön taraftaki SLR tarzı seçim çarkı. Böylece işaret parmağı kullanılarak gözler ekrandan ayrılmadan ayarlar değiştirilebiliyor. Bir diğer yenilik ise 720P kalitesinde HD video çekimi. G11 üstün özelliklerine rağmen HD video çekemiyordu. 10 megapiksellik geniş CCD algılayıcı, 5x zoom yeteneğine sahip lens ve 2,8" büyüklüğündeki dönebilen ekran G11'den gelen özellikler. Fiyatı ise henüz belli değil, ama pek ucuz olmayacağı garanti. Kompakt deyip hor görmeyin, G serisi DSLR makineleri aratmaz ve çoğu profesyonelin (mesela Ara Güler) gündelik çekimlerde kullandığı makinedir.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Uzun süre sonra Nikon'dan yeni rangefinder: P7000

2008 yılının Ağustos ayında, yani bundan tam iki yıl önce tanıtılan P6000 kağıt üzerinde oldukça başarılı bir makineydi. Nikon bu makineyi ezeli rakibi Canon'un G9 modeliyle rekabet etsin diye üretmişti. Maalesef başarı kağıt üzerinde kaldı, P6000 rakibi G9 karşısında başarılı olamadı. Şimdi, iki yıl sonra Nikon yeni bir rangefinder ile rakibine meydan okumaya hazırlanıyor. P7000 ismini taşıyacak olan bu yeni model görünüm olarak üstteki resimde görülen P6000'e benzeyecek. Çözünürlük 10 megapiksel olacak, P6000'de bu değer 13.5 megapikseldi. Çözünürlükteki bu düşüşe rağmen algılayıcı daha büyük olacak. Böylece eskiye göre daha temiz fotoğraflar çekilebilecek, düşük ışık performansı daha yüksek olacak. Canon'un mevcut rangefinder modeli olan G11'de de durum böyle zaten. Makinenin ön kısmında ise 28-200mm aralığında çalışan 7.14x zoom oranlı ve titreşim önlemeli bir lens olacak. G11 ise 28-140mm aralığına sahip daha kısa bir lens kullanıyor. P7000'in arkasında yüksek çözünürlüklü 3" büyüklüğünde bir LCD ekran bulunması muhtemel. Çekim sırasında oluşacak işlem yükünün altından kalkmak için de güçlü bir işlemci kullanılacaktır. Henüz teknik detaylar pek net değil, ama P7000 Nikon'un kompakt makinelerinin açık arayla en iyisi (ve en pahalısı) olacaktır. Giriş seviyesi DSLR makinelere yakın bir performans göstermesi gerekli, yoksa zayıf kalmış olur. Bekleyelim, görelim. Bakalım G11'i devirebilecek mi...

30 Temmuz 2010 Cuma

Kızlar da fotoğraf çeker

DSLR makineyle fotoğraf çekmek çok zevklidir. Hem fotoğraf kalitesi üst seviyededir, hem de ele oturmasıyla, hızıyla, tüm ayarları değiştirmeye izin vermesiyle benzersiz bir keyif verir fotoğrafçıya. Herşey güzeldir, ama taşıması derttir. DSLR makinenin kendisi zaten iridir, bir de işin içine aksesuarlar girince taşımak için kocaman bir çanta gerekir. Bu çantalar genelde spor çantası tipinde olur, renkleri koyudur, su geçirmez kumaştan yapılırlar. Pek estetik değillerdir, daha çok erkeklere yakışırlar. Bayanlar için çanta ve aksesuar üreten Jill-e isimli firma buradaki eksikliği görmüş ve bayanlar için SLR çantaları yapmış. Bu çantalar dışarıdan normal bir bayan çantası gibi dursa da, tam teşekküllü bir fotoğrafçının tüm taşıma ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Resimde gördüğünüz bu çantaların en küçüğü, makine haricinde sadece bir yedek lens ve birkaç küçük aksesuar için yer sunuyor. İç tasarım yapışkanlı bölmeler sayesinde istenilen şekilde ayarlanabiliyor. Dış yüzeyi deri, onun altında da darbe emici malzeme var. Böylece nazik fotoğrafçılık malzemeleri darbelerden etkilenmiyor. Siyah, kemik ve kırmızı renkleri mevcut. Hediyesi 170$. Benim pek işime yaramaz, ama fotoğraf çekmeyi seven kızların çok hoşuna gideceği kesin.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Panasonic Micro Four Thirds sistemi için 3D lens geliştiriyor

Son günlerde Micro Four Thirds sistemli fotoğraf makinelerine yoğunlaşan elektronik devi Panasonic bu sistem için üç boyutlu fotoğraf çekebilen bir lensi geliştirmeye başlamış. Yandaki kötü resimde de gördüğünüz üzere üstünde iki adet küçük deliği olan bir lens kapağını andıran bu objektif görüntüleri sensöre iki ayrı perspektiften aktarıyor. Bu lens mevcut Micro Four Thirds makinelerde kullanılabilecek mi, makinelerin güncellenmesi mi gerekiyor, yoksa tamamen yeni nesil makineler için mi tasarlanmış, bilinmiyor. Bu lensle birlikte Panasonic bir de üç boyutlu video kaydı yapabilen video kamera duyurdu. O da benzer bir teknoloji kullanıyor, ama o hareketli görüntülere göre optimize edilmiş, bu lens ise fotoğraf çekmek için tasarlanmış.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Fotoğraf makinesi performansını ölçmek için neden bir standart yok?

Gecenin bir vakti aklıma geldi, yazayım dedim. Bilgisayarla ilgilenenler bilirler (zaten bilgisayarla ilgilenmeyenler bu blogu pek okumaz), bilgisayar donanımlarının performansını ölçmek için bazı standartlaşmış yazılımlar vardır, PC Mark, 3D Mark veya Sandra gibi. Bu yazılımlar performans ölçümünü bir takım standartlara göre yaptığından verdikleri sonuçlar evrensel olarak kabul edilir. Türkiye'de bir kullanıcı kendi sisteminin 3D Mark skorunu Japonya'daki bir sitede gördüğü skorla karşılaştırarak sistem performansını yorumlayabilir. Yeni çıkan donanımların bilgisayarın hızına olan etkileri bu yazılımlarla ölçülür. Hangi bilgisayarın ne kadar hızlı olduğu rahatlıkla anlaşılır. Buraya kadar herşey güzel, peki böyle bir sistem dijital fotoğraf makinelerinde neden yok?

Uzman fotoğrafçılar için bu fikir çok saçma gelebilir. Zaten ilk başta makinenin özelliklerinin çok ta önemli olmadığını, asıl fotoğrafçının kabiliyetinin ön planda olduğunu söyleyeceklerdir. Tamam da, herkes daha iyi bir makine almak istiyor. Görüntü kalitesi için belirli testler var. Renk doğruluğu ve görüntü keskinliği gibi özellikler ölçülebiliyor. Peki neden bu ölçümlerin bir standardı yok? Bir sitenin yaptığı inceleme sonucu verdiği renk puanıyla diğerininki tutmuyor. Benzer durum diğer özelliklerde de oluyor. Bazı kriterler sabitlense, ölçümler ona göre yapılsa, ölçümü kim yaparsa yapsın sonuç değişmese güzel olmaz mı? DSLR makinelerde biraz sorun yaşanabilir, çünkü aynı makine farklı objektiflerle farklı sonuçlar verebiliyor. Yine de üzerinde gelen objektifle test yapılabilir, isteyen inceleme siteleri farklı objektifleri de deneyebilir. Kompakt makinelerde zaten böyle bir sorun yok. Fotoğrafı çekilen objenin (veya yüzeyin) neye benzediğini zaten bilen test programı renklerin doğruluğunu, görüntünün keskinliğini, fotoğraftaki geometrik bozulmaları ölçüp rapor olarak sunabilir. Böylece hangi makinenin hangi konuda daha iyi olduğunu bilip ona göre satın alabiliriz. Bence böyle bir sistem olmalı, makinelerin performansı "çok net çekiyor, cam gibi" veya "renkler harika, gökyüzü mavisi süper" gibi subjektif yorumlarla değil, objektif ve sayısal (makinenin çıktısı gibi yani) verilerle ölçülmeli. Daha da geliştirilebilir bu fikir, bunlar sadece şu an aklımdan geçenler. Umarım bu işi yapabilecek mevkide birileri de benzer bir düşünceye sahiptir de, bir girişimde bulunup fikrimi gerçekleştirir.

Not: Bu benim blogdaki 250. yazım. Güzel, yuvarlak bir rakam. Daha nice 250'lere!

6 Temmuz 2010 Salı

Şaşkın fotoğraf üstadı yine şaşırdı

Blogunu takip ettiğim, incelemelerine güvendiğim bir fotoğrafçılık üstadı vardır: Ken Rockwell. Özellikle pratik çözümleri ve herkese hitap eden incelemeleriyle popüler rakiplerinden ayrılır. Sadece pahalı DSLR makinelere odaklanmaz, cepte taşınabilen basit bir kompakt makineyle de çok güzel fotoğrafların çekilebileceğini savunur. Buraya kadar güzel de, Ken Rockwell ara sıra farklı şeyler de savunuyor. Son ortaya attığı tezi ise oldukça ilginç. Üstada göre dijital fotoğraf makineleri artık olgunlaşmış, yani olabilecekleri kadar iyilermiş, bundan daha ileriye gidilemezmiş. Bundan sonra makinelere eklenecek özellikler dijital fotoğraf makinelerini hantallaştırmaktan başka bir işe yaramayacakmış. Bunları ben demiyorum, meşhur profesyonel fotoğrafçı Ken Rockwell söylüyor. Peki üstadın her dediğini doğru olarak kabul etmelimiyiz? Sizleri bilmem ama ben kabul etmeyeceğim. Daha önce de Amerikan halkının üstün halk olduğunu, çünkü aya gittiklerini iddia etmişti. Bir keresinde de 2. dünya savaşında terörist Japon'ların Pearl Harbor'da kendi kendine takılan "masum" bir Amerikan askeri birliğine saldırdığını söylemiş, hatta üstü kapalı olarak Japonya'nın nükleer bombayı hakettiğini ima etmişti. Kısacası, üstadın üstadlığına sözümüz yok, ama körü körüne inanmamak lazım.

Evet, dijital fotoğraf makineleri çok gelişti, birkaç sene öncekilerle kıyasladığımızda yeni makineler çok daha üstün. Filmli makinelerde bu kadar hızlı bir gelişme olmuyordu, eskiden 10 yılda yaşanan gelişme şimdi 1 yılda yaşanıyor. Yine de, bu durum gelişimin sonunun geldiği anlamına gelmez. Üstad Ken Rockwell herhalde hep ideal ortamlarda, ideal makinelerle fotoğraf çektiğinden olsa gerek, fotoğraflardaki kumlanma sorununu hiç aklına getirmemiş. Yüksek ISO değerlerinde bile kumlanmasız, detaylı fotoğraflar çekmeyi kim istemez? Daha hassas algılayıcılar sayesinde yüksek diyafram değerlerinde bile aydınlık fotoğraflar çekmek, böylece alan derinliğinden daha iyi faydalanmak kötü mü olurdu? Peki bu özellikler sadece üst uçtaki modellerde olmasa, herkesin alabileceği fiyatlara inse, kimin canı yanar? Daha fazla fotoğraf çekebilen piller, daha güçlü flaşlar, daha hafif ve kolay taşınan gövdeleri istemezmiyiz? Ben şahsen isterim. Ken Rockwell bundan sonra olacak gelişmelerin fotoğrafa bir katkısının olmayacağını söylemiş. O söylesin, bir ara da Nikon D40'ın en iyi fotoğraf makinesi olduğunu, onun günlük tüm işlerinin altından rahatlıkla kalkabildiğini söylüyordu. Benim de dolabımda 10 tane Canon, 15 tane Nikon, bir sürü de kompakt makine olsa, üstelik bir de her işi görecek bir sürü lensim olsa, ben de "en iyi makine D40" derdim.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Umarım bu gerçektir: Canon AE-1 Program Digital

Becerikli bir şahıs üşenmemiş, uğraşmış ve eski bir AE-1 Program SLR gövdesine kompakt bir Canon modelini gömmeyi başarmış. Neredeyse gerçekten canon üretimiymiş kadar güzel duran bu ürünün sadece resimleri dolaşıyor piyasada. Görünürde hiçbir teknik bilgi yok, kaç megapiksel olduğu filan belli değil. Yine de özelliklerinin çok kötü olacağını düşünmüyorum. Zaten bu makinenin önemli olan kısmı özellikleri değil, görünümü. Eğer Canon buna benzer bir makineyi gerçekten üretirse, 1970'lerin nostaljik makinelerinden birini dijitalin rahatlığıyla kullanabiliyor olacağız.

Bildiğim kadarıyla, bu tip nostaljik görünümlü SLR makineleri halen Sony üretiyor. Her modeli değil ama bazı modelleri bu "yarı siyah - yarı metalik" görünüme sahip. Tabi sadece Sony'de yok bu modeller, Leica'da klasik görünümünü korumaya inat ediyor, ama fiyatı aşırı yüksek olduğu için onu klasman dışı tutuyorum. Eğer Canon bizi üzmez ve bu resimdeki modeli üretirse, dijital SLR modelleri içerisinde yeni bir akım başlayabilir. Tüm modeller birbirine benzememeli, ara sıra böyle farklı ürünler de üretilmeli.

28 Şubat 2010 Pazar

Canon G serisine Samsung'dan sıkı rakip - TL500

Fotoğrafçılıkla yakından ilgilenenler bilirler, Canon Powershot G serisi diğer kompaktlardan çok farklıdır. Kağıt üzerinde özellikleri göze batmasa bile tam manuel kullanıma izin vermeleri, harici flaş bağlantısı sunmaları, RAW çekim yetenekleri, hızlı kullanımları ve dayanıklı gövdeleriyle G serisi DSLR makinelere en yakın kompakt makine serisidir. Artık pek kullanılmayan bir terim de olsa bu tip makinelere "Rangefinder" denir. Fiyatları da muadil özellikli diğer kompakt makinelerin aşağı yukarı iki katı seviyededir, böylece hem Canon hem de kullanıcı için prestij ürünleri olarak kabul edilirler.

Canon G serisini bu kadar anlattıktan sonra habere konu olan Samsung TL500'e gelebiliriz. Çoğu özelliği ile Canon'un en güncel G serisi modeli olan G11'i yakalamış olan Samsung rakibinin 5x olan zoom katsayısının gerisinde kalarak sadece 3x optik yakınlaştırma sunuyor. Buna karşın, profesyonellerin çok seveceği bir özellik var TL500 lensinde. Lensin asgari diyafram değeri f:1.8 seviyesinde. G11'de kullanılan lenste ise bu değer f:2.8 seviyesinin altına inemiyor. Bu da demek oluyor ki Samsung TL500 zayıf ışıkta çok daha başarılı. 10 megapiksel çözünürlük değeri sunan TL500 ayrıca 3" boyutunda dönebilen bir ekrana sahip. Harici flaş bağlantısı, tam manuel kullanım imkanı ve sık kullanılan özellikler için menülerle uğraşma zahmetinden bizi kurtaracak olan "gerçek" ayar düğmeleri sunması ile Samsung'un kompakt makine ailesinin tepesinde yer alacak olan TL500 ABD'de 450$ fiyatla satılacak. Bu fiyat ta rakibi olan Canon G11 ile aynı seviyede. Fotoğraf makinesinde yüksek performans ve hız arayan ancak DSLR taşımak istemeyen kullanıcılar için Samsung TL500 üzerinde durulması gereken bir seçenek gibi görünüyor. Ülkemize geldiğinde nasıl fiyatlandırılacağını bilemiyorum ama 1000TL üzerinde fiyata sahip olacağı kesin gibi.

5 Ocak 2010 Salı

Bir aynasız da Samsung'dan - NX10

Panasonic ve Olympus'tan sonra Samsung da piyasanın taleplerine cevap verdi, NX10 su yüzüne çıktı. "Micro Four Thirds" sistemini kullanan NX10 tıpkı Olypmus Pen ve Panasonic GF1 gibi ayna içermeyen ama lensi değiştirilebilir bir yarı profesyonel fotoğraf makinesi. Kompakt makinelerin hafifliğini ve ufak boyutlarını SLR makinelerin esnekliğiyle birleştiren bu sistem amatör fotoğrafçılara yönelik hazırlanmış. Kapanıp açılan bir ayna sistemi içermediği için daha hafif ve küçükolan bu konsept bir SLR kadar hızlı çalışamıyor. Optik vizör de optik olmuyor, sensör üzerinden görüntü alıyor. Bunun yanında lensleri değişebiliyor ve SLR sistemleri gibi tüm ayarları değiştirme olanağı sunuyor.

Samsung NX10 yuvarlak hatlarıyla olduça şık bir görüntü oluşturuyor. Bazı fotoğrafçılar sert hatların cihazı daha "profesyonel" gösterdiğini savunurlar, yine de bunun gibi saplantılar kullanışlılık açısından bir mantık içermiyor. 14.6 megapiksel çözünürlüğe ve dahili flaşa sahip olan NX10 kendi özel lens bağlantı noktasıyla (mount) dikkat çekiyor. Samsung NX Mount denen bu bağlantı noktası daha önce hiçbir fotoğraf makinesinde kullanılmadı. Bu da şu an piyasadaki lenslerin hiçbirisi bu makineye uymaz demek. Şimdilik sadece 3 adet lens seçeneğine (30mm, 18-55mm ve 55-200mm) sahip olan Samsung NX10 bu lenslerle amatör kullanıcıları hedefliyor. Profesyonel fotoğrafçıların tercih ettiği geniş, uzun veya prime lensler şimdilik satışa sunulmamış. Makinenin belki de en dikkat çekici özelliği arkasında gizli - Samsung NX10 bizi fotoraf makineleri üzerinde ilk kez kullanılan AMOLED türü ekranla tanıştırıyor. 3" büyüklüğündeki bu ekran renk ve keskinlik açısından oldukça başarılı. Bu tip makinelerde ekran çok önemli çünkü optik vizör aslında optik değil ve makine ağırlıklı olarak ekrana bakarak kullanılıyor.

Kısaca, Samsung bu ürününde iyi iş çıkarmış gibi görünüyor. Benim görebildiğim tek kusur yeni lens bağlantı noktası. Kullanıcıların ve piyasanın bu sisteme alışması zor olabilir, Pentax ve Olympus'un senelerdir kullandıkları sistemler bile lens çeşitliliği bakımından yetersiz görülürken Samsung'un tamamen yeni bir bağlantı sistemini piyasaya yerleştirmesi zor olacaktır. Uygun fiyatlı SLR makineler sadece amatör kullanıcılar tarafından satın alınmıyor. Profesyonel fotoğrafçılar bu tip ürünleri basit çekimlerde kullanıyor veya yedek makine olarak yanında taşıyor. Yedek makinenin asıl makineyle aynı lensi kullanabilmesi burada kilit önem taşıyor. Samsung bu yeni sistemi seçmekle profesyonelleri müşteri listesinden tamamen silmiş gibi görünüyor bu durumda. Yine de peşin fikirli olmamak lazım, henüz piyasaya çıkmamış olan bu makine çok popüler olabilir. Bekleyip göreceğiz.

10 Kasım 2009 Salı

Böylesini ilk defa görüyorum - Ricoh GXR

Bu işin uzmanları kadar olmasa da çok çeşitli fotoğraf makineleri gördüm. Canlı görmesem de incelemesini okudum. En ufağından en irisine her çeşit makineyle haşır neşirim yani. Buna rağmen Ricoh firması beni şaşırtmayı başardı. SLR desem değil, kompakt desem o da değil. Kaç megapixel diye sormayın sakın, ben size cevap verirken bile değişebilir!

İşte huzurlarınızda Ricoh GXR. Onlar bu makineyi "interchangeable system camera" diye tanımlıyorlar. Ben de "değişebilir sistemli fotoğraf makinesi" diyeyim de tam çeviri olsun. Ricoh GXR beni neden şaşırttı biliyormusunuz? Çok mantıksız gelen bir fikri süper bir fikir haline getirdiği için. SLR makineleri biliyoruz. Lensi sökülür, takılır. Kompaktları da biliyoruz. Hiçbir yeri sökülüp takılmaz, bazılarında lensin önüne ek parça takılır açıyı genişletip daraltmak için. GXR ise tamamen farklı. Sökülüp takılan şey lens değil. Lens-sensör ve birkaç tane daha komponentten oluşan, yani "resim çeken" kısım sökülüyor ve takılıyor. Bu da SLR makinelerde bile olmayan bir seneklik sunuyor. Kullanılan lens kendi sensörüyle geldiğinden tam uyum sağlanıyor, resim kalitesi hep üst seviyede oluyor. Gerektiğinde küçük bir sensör ve zoom lens, gerektiğinde büyük bir sensör ve sabit lens. Duruma özel sistemler de var tabi, mesela video lensi ve sensörü gibi. GXR bir anda bir profesyonelin stüdyo makinesinden amatörün tatile götürdüğü fotoğraf makinesine dönüşebiliyor. Her değişebilir ünite kendi resim işleme sistemine sahip. Deklanjör ve diyafram gibi şeyler de bu ünitenin içinde. Her sistem kendi içinde bir fotoğraf makinesi yani. Bu esneklik hiçbir cihazda yok. Tabi bu kadar övdükten sonra maliyetten de bahsetmek lazım. Ricoh bu makine için fiyat belirtmemiş. Bir rakam söylemek imkansız ama Ricoh hiçbir zaman ucuz olmadı. Leica fiyatı olmaz belki ama "süpermiş hemen aliym bunu" denecek kadar ucuz da değil. Zaten buralarda da bulmak kolay değil. Yine de alanlar güle güle kullansınlar, kısmet olursa ben de elime alıp kurcalamak isterim.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Olympus Pen serisine yeni üye - E-P2

Micro four-thirds sistemi ilk duyurulduğunda çok hoşuma gitmişti. Makul ölçülerde DSLR makineler görünüyordu ufukta, hem de ne maliyetler çok yüksek olacaktı ne de fonksiyonlar kısılacaktı. Proje, prototip filan derken Olympus E-P1 geldi, hemen ardından da Panasonic GF1 düştü piyasaya. Aralarındaki en büyük fark, Olympus'ta flaş bulunmamasıydı. Harici flaşa mahkum olmak kötü tabi. Yine de iki makine de çok hoşuma gitti, sıkı aletlerdi, ele güzel oturuyorlardı, performansları kötü değildi. Ufak tefek kusurlar elbet giderilebilirdi. İşte şimdi, karşımızda Olympus E-P1'in ufak tefek kusurları giderilmiş versiyonu duruyor: E-P2. Baştan söyleyeyim, flaş hala yok.

Konunun yabancısı olanlar için kısaca anlatayım. Bu cihazları şöyle tanımlayabiliriz: SLR ve kompakt makinelerin melezi. Lens değişebiliyor, SLR'de yapılan herşey yapılabiliyor ama ayna ve prizma sistemi yok. Böylece makine daha küçük ve ince olabiliyor. Standart olarak kendi lenslerini kullanıyor bu makineler ama ufak bir adaptör vasıtasıyla diğer Olympus lensler de (Zuiko) takılabiliyor. Oldukça pratik yani. Gelelim haberimize konu olan yeni modele. Eskisine nazaran eklenen bazı özellikler var. Flaş bağlantısının alt tarafına bir aksesuar girişi koyulmuş. Bunu kullanarak dijital vizör (ekrandan çekmeyi sevmeyenler için) veya stereo mikrofon (video çekimi için) eklenebiliyor makineye. Bunun yanında hem fotoğraf hem video çekimi için sürekli odaklama özelliği gelmiş. Bu özellik sayesinde hareket eden objeleri çekmek daha kolay olacak, makine objeyi takip ederek odak netliğini koruyacak. Bu özellik video çekimlerinde çok işe yarıyor çünkü video demek hareketli görüntü demek. Hareket halinde odaklama olmazsa video bulanık oluyor. Video demişken Olympus E-P2 1280x720 piksel çözünürlükte saniyede 30 kare çekiyor, HD video var yani. Bunlar haricinde eklenen bazı yazılımsal özellikler de var (yeni yazılımsal filtreler ve renk canlandırma modu) ama ben onları bahsetmeye değer bulmuyorum. Onları resim üzerinde sonradan uygulayabilirsiniz ama odaklanmamış bir resmi sonradan netleştiremezsiniz.

Kısaca, Olympus E-P2 çekici ve yetenekli bir makine. Bana göre tek kusuru flaşının olmaması. Almak isteyenler bir süre daha bekleyecekler. Yurtdışı fiyatının 1000$ seviyelerinde olacağını duydum. Tüm özelliklerini bir yana bırakırsak, bu makinenin en önemli özelliği taşınabilirliği. Hafif, küçük ve bunun için özelliklerinden feragat etmiyor. Mutlaka bunu Canon Eos 7D ile veya Nikon D3 ile mukayese edenler olacaktır. Onların unutmaması gereken şey, E-P2 bahsettiğiniz makinelerin yarısından daha küçük ve hafif. Yanımda rahatça taşıyabildiğim bir amatör makineyi taşımaya üşeneceğim bir üst seviye makineye tercih ederim.

8 Eylül 2009 Salı

Panasonic GF1 - Olympus Pen'e hem kardeş hem rakip

Geçtiğimiz yıl Olympus ve Panasonic firmaları "Micro Four-Thirds" isimli bir fotoğraf makinesi sistemi tanıtmışlardı. Olympus'un senelerdir kullandığı Four-Thirds formatının evrim geçirmiş hali olan bu sistemle hem daha küçük SLR makineler üretilebilecek hem de tüketicilerin istekleri daha iyi karşılanabilecekti. İlk örnek olan Panasonic G1 piyasada oldukça ilgi gördü. Hemen arkasından GH1 geldi, temelde ikisi aynı makineydi ama bazı eksikler giderilmişti. Her ne kadar yeni sistemin ilk temsilcisi olsa da şekil olarak G1 (ve GH1) klasik SLR'lerden pek te ayrılamıyordu. Biraz daha boyut ufalmıştı, o kadar. Ardından kısa bir süre önce Olympus E-P1 (Kısaca Pen diyorlar) göründü. Bu sefer olmuştu, yani neredeyse olmuştu. Gövde hafif irice bir kompakt makine boyutundaydı, lensler de nispeten ufalmıştı zaten. Kalite de iyi olunca, bu makine tutar dedim. Gelgelelim dingil Olympus makineye flaş koymamış. Gece veya iç mekanlarda fotoğraf çekmek isteyenler parmak kadar flaşa fahiş ücret ödemek zorundalar. Bu da makinenin hedef kitlesi olan amatör kullanıcıların pek sevdiği birşey değil.

Micro Four-Thirds sisteminin kısa (zaten çıkalı ne kadar oldu ki) tarihçesini anlattıktan sonra başlıkta ismi geçen ve doğal olarak yazımızın konusu olan makineye gelelim. Aslında anlatacak fazla birşey yok, çünkü bu makine yukarıda anlattığım Olympus'un dahili flaşa sahip olanı. Bir de rengi siyah, daha karizmatik duruyor. Bu sisteme özel küçültülmüş lensler kullanıyor (aynı lensler yukarıda bahsettiğim diğer makinelere de uyuyor) ama istenirse bir adaptör vasıtasıyla standart Zuiko (Olympus) lenslerle de kullanılabiliyor. Sistemin yapısı gereği optik vizör yok, kompakt makineler gibi ekrana bakarak kullanılıyor. SLR muadili olduğu için tüm manuel kontrollere sahip. Zaten bu makineleri alacak kişiler profesyonel fotoğrafçılar değil. Şu ana kadar çıkmış hiçbir Micro Four-Thirds makine Nikon D90 veya Canon 50D (veya bunların üstü) makinelere muadil değil. Burada hedef kitle daha çok Nikon D5000 veya Canon 500D kullanıcıları, yani bilgili veya meraklı amatörler.

Bu ilginç ve güzel makineyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz buraya veya şuraya tıklayabilirsiniz. Henüz sadece teknik özellikler var ortada, bir de kısa bir ön inceleme. Detaylı testler için biraz beklememiz gerekecek. Beklemek istemeyenler ise şuraya tıklayarak uzman (ve tutucu) fotoğrafçı Ken Rockwell'in kendi sitesindeki Olympus E-P1 incelemesini okuyabilirler. Ne de olsa dahili flaş haricinde ikisi aynı makine. En azından sensör ve lens kalitesi hakkında genel bir fikir verebilir. Burada verdiğim tüm kaynaklar İngilizcedir. Üzgünüm, ama hala detaylı incelemeler yapan bir Türkçe fotoğrafçılık sitesi yok, veya var ama ben bulamadım.

16 Haziran 2009 Salı

Olympus E-P1, tam bir SLR değil, ama kompakt ta değil...


Olympus firması geçen sene bu teknolojiyi duyurduğunda ben sevinenlerden olmuştum. Evet ben de bir SLR kullanıcısıyım ama bazen profesyonel fotoğraf makinelerinde bir reformun gerektiğini düşünüyorum. Senelerdir aynı şekil, aynı sistem. Sadece film gitti dijital geldi, eskiden film makarasının olduğu yerde şimdi sensör var. Aynı ayna sistemi, aynı prizmalı vizör. Teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği bir devirde fotoğraf makineleri nedense pek gelişemiyor. Şimdi hepiniz "nasıl gelişemiyor, şu kadar megapiksel, saniyede bu kadar kare çekim var" filan diyebilirsiniz. Bu gelişme tek taraflı. Hala bir SLR'yi taşımak için kocaman bir çantaya ihtiyacınız var. Kompakt makineler ise yetersiz. Hala zoom lenslerde geometri bozuklukları oluşuyor. Hala yüksek iso değeri kullanırken görüntü kumlanıyor. Gelişme gerçekten olsaydı bu sorunlara çare bulunurdu.
Profesyonel fotoğraf piyasasının küçüklerinden Olympus arkasına Panasonic'in (ve dolayısıyla Leica'nın) desteğini de alarak Bu sorunların en azından birisi için bir çözüm sunuyor. Resimde gördüğünüz fotoğraf makinesi bir kompakt makine büyüklüğünde ama lensi değişebiliyor. İstenirse adaptör vasıtasıyla eski Olympus lenslerini kullanabiliyor.
Bu sistemin ilk örneğini Panasonic'in G1 isimli modelinde görmüştük ama o biraz daha iriydi. Resimde de gördüğünüz gibi Olympus E-P1 ufak bir SLR'nin bile yarısı kadar yer kaplıyor. Ayna - prizma sistemi iptal edilmiş, artık sadece lens ve sensör var. Yani tam olarak SLR ile kompaktın melezi.
Bu makinenin performansı hakkında şu anda kimsenin bilgisi yok. Örnek fotoğraflar piyasada dolaşıyor ama test sitelerinde herhangi bir performans ölçümü yapılmamış. Umarım ben onu bu kadar övdükten sonra o da beni utandırmaz ve en azından 1000$ altı giriş seviyesi SLR'ler ile boy ölçüşecek bir performans ortaya koyar. Göreyim seni Olympus!

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Pentax K-7 duyuruldu

Benim en sevdiğim markalardan biri olan Pentax yeni orta seviye dijital SLR makinesini duyurdu. Duyurmuş daha doğrusu. Onlar beni benim onları sevdiğim kadar sevmediklerinden beni basın duyurularına davet etmiyorlar. Ama ben büyüklük gösterip her seferinde onları affediyorum. Bir daha olursa vallahi darılırım Pentax.

Bu fotoğraf makinesi Pentax'ı orta sınıfta temsil edecek. Rakipleri yerine göre Nikon D90 - D300 veya Canon Eos 50D olacak. Ben şimdiden itirazları duyar gibiyim, "hiç Pentax Canon'la yarışabilir mi" veya "Pentax istediği kadar yenisini yapsın, Nikon'un en tırt makinesini bile geçemez" gibi cümleler kuruyorsunuz. Markalara takılmayın arkadaşlar. Bir kere SLR üreten tüm firmalar rüştünü ispatlamış büyük firmalardır. Nikon ve Canon'un avantajı bu sektörde daha eski olmaları ve marka imajları sayesinde daha yüksek fiyatlara fotoğraf makinesi satmalarıdır. Pentax her ne kadar bu iki firma kadar köklü olmasa da tüm profesyonellerin tanıdığı eski ve başarılı bir firmadır.
Bu makinenin henüz testleri yapılmadı ama ben iyi bir performansı olacağını tahmin ediyorum. Tek endişem Pentax'ın eski hastalığının devam etmesi, yani jpeg kodlama sisteminin zayıf ve düşük kaliteli olması. Pentax makineler pahalı rakipleriyle yarışacak kalitede fotoğraf çekiyorlar ancak bu kalite ancak RAW modunda anlaşılıyor. Jpeg olarak çektiğinizde ise görüntü bozuluyor. Umarım bu kusuru düzeltmişlerdir.
Bunların yanında Pentax yine makinenin sağlamlığı üzerinde durmuş. Öncikiler gibi K-7 de sağlam bir gövde ve hava şartlarına karşı cihazı koruyan contalı bağlantılara sahip. Kompakt makinelerin aksine SLRler uzun süre kullanılırlar ve kolayca bozulmalarına tahammül edilemeyecek kadar pahalıdırlar. Bu yüzden sağlamlık çok önemli. Ben kendi yorumlarımı yazdım ama Pentax K-7 ile ilgili daha detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Maalesef Pentax (ve Olympus) SLRler ülkemizde pek yaygın değil. Bir şekilde makineyi bulabilirsiniz ama daha sonra lens veya flaş gibi aksesuarlar almak istediğinizde aradıklarınızı bulamayabilirsiniz. Mağazalar bu markaları pek sevmediklerinden, bu makinelerin lens, flaş gibi aksesuarlarını hiç sevmiyorlar hatta nefret ediyorlar. Ya makinenin üzerinde gelen kit lensiyle yetineceksiniz ya da yurtdışıyla sıkı bağlantılarınız olacak. Türk fotoğrafçısının alternatifleri oldukça kısıtlı, acı ama gerçek...