Alman otomobil üreticisi Volkswagen'in mini mini modeli Up! zaten
gayet ekonomik bir araba. Görünüşe göre Volkswagen küçük modelinin zaten
düşük olan tüketimiyle yetinmemiş ve Up! model ailesine hibrid bir
model ekleme kararı almış. XL1 konseptinde de kullanılan dizel +
elektrikli motor ikilisini Up!'a entegre eden Volkswagen çok az yakıt
tüketen bir şehir otomobili elde etmeyi planlıyor. XL1 konsepti 100KM'de
sadece 1 litre mazot tüketiyordu. Aynı sistemi kullanan Up! biraz daha
fazla tüketecektir, ama yine de piyasadaki diğer otomobillere göre çok
daha tutumlu olacaktır.
800cc hacminde iki
silindirli bir dizel motor (memleketteki Volkswagen'lerin yarısının
kaputunun altında bulunan 1.6L TDI motorun yarısı işte) ve ona destek
olacak küçük bir elektrik motorunun birleşimiyle oluşturulan sistem
toplamda 74HP (47HP dizel motordan, 27HP elektrik motorundan) üretiyor.
Bataryalara ve elektrik motoruna rağmen ağırlığı 1,000 kilonun altında
olacağı belirtilen hibrid Up! için bu güç yeterli olacaktır. Aracın
sadece elektrik motorunu kullanarak 50KM yol alabileceği belirtilmiş.
Hibrid Volkswagen Up!'ın önümüzdeki yıl piyasaya çıkması bekleniyor.
hibrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hibrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Şubat 2013 Cuma
Volkswagen Up! hibrid motora kavuşuyor
Etiketler:
2014,
araba,
dizel,
hibrid,
up,
volkswagen,
xl1,
yeni model
19 Şubat 2013 Salı
Citroen dünyanın en "havalı" melez motor teknolojisini duyurmaya hazırlanıyor
Melez (veya hibrid) otomobiller iki farklı tipte motorun birlikte çalışmasıyla hareket ederler. Günümüzde bir otomobilin arkasında "Hybrid" kelimesini gördüğümüz anda bu aracın aynı zamanda elektrikle de çalıştığını düşünürüz, çünkü neredeyse tüm melez araçlar içten yanmalı motor ile elektrik motorunu birlikte kullanır. Citroen çoğu zaman yaptığı gibi bu sefer de hibrid otomobil teknolojisine biraz daha farklı bir yaklaşım getirmiş. Üstteki resimde ve aşağıdaki videoda gördüğünüz sistem Fransız üreticinin yeni "havalı" hibrid tenolojisi. Hybrid Air ismiyle anılan bu teknolojide normal içten yanmalı motora sıkıştırılmış havayla çalışan bir çekiş sistemi eşlik ediyor. Aracın altında ve arkasında bulunan tüplerde depolanan yüksek basınçlı hava öndeki hidrolik pompasını çalıştırıyor, bu pompa da hidrolik motoru çalıştırarak tekerleklere güç veriyor. Citroen'in bu teknolojisiyle üretilmiş arabalar şehir içinde neredeyse hiç motor çalıştırmadan ilerleyebilecekler, böylece hem hava daha temiz kalacak, hem de yakıt masrafı düşecek.
Günümüzde kullanılan melez motorların en önemli özellikleri frenleme veya yokuş aşağı sürme sırasında bataryaları doldurarak enerji biriktirmeleridir. Citroen'in Hybrid Air sistemi de bunu yapıyor, ama gücü bataryalarda depolamak yerine sıkıştırılmış hava olarak tüplerde depoluyor. Bu sayede otomobillerin en fazla yakıt tükettikleri senaryolar olan yokuş tırmanma ve sık sık frenlenen kalabalık şehir trafiğinde tüketim düşüyor. Tabi sürtünmeden dolayı bir miktar kayıp olacaktır, ama yine de frenleme sırasında kaybedilen güç bir şekilde geri kazanılacaktır. Citroen'in sisteminin elektrikli melez motorlara göre bazı önemli avantajları var. Bu sistemde pil kullanılmadığı için büyük bataryaların yarattığı ağırlık problemi bu araçlarda görülmeyecek. Ayrıca, piller ömürlerini tamamladıktan sonra geri dönüştürülmesi güç atıklara dönüşüyorlar. Citroen'in sisteminde özel kimyasallar kullanılmadığı için sistem doğaya fazladan zarar vermeyecek. Bir de işin maliyet tarafı var tabi. Citroen yetkililerine göre Hybrid Air sistemine sahip bir otomobil benzer özellikteki elektrikli melez otomobillere göre daha ucuz olacak. Pillerin otomobil endüstrisinin tamamen dışında bir teknolojiyle üretildikleri için dışarıdan temin edilmeleri hep bir sıkıntı olarak görülmüştür. Hybrid Air sisteminde kullanılan parçaların neredeyse hepsi mekanik, bu yüzden PSA grubu bu parçaları kendi fabrikalarında üretebilecek, bu da maliyeti düşürecek.
Gelelim herkesin merak ettiği tüketim meselesine... Citroen önümüzdeki günlerde Cenevre'de açılacak olan otomobil fuarında bu teknolojiye sahip C3 VTi 82 prototipini sergileyecek. Fransız üreticiye göre (henüz resmi testler yapılmadı) bu araç 100KM'de sadece 2.9 litre benzin tüketiyor. Citroen yetkilileri 2020 yılına kadar bu rakamı 2 litreye çekmeyi planladıklarını söylüyorlar. Tabi bu rakam B segmentindeki araçlar (C3 ve Peugeot 208) için. C segmentinde tüketim birazcık daha yüksek olacaktır. Eğer gerçek yaşam testlerinde de buna yakın rakamlar elde edilirse bu büyük bir başarı anlamına gelir. Performanstan ödün vermeyen, çok pahalı olmayan, ama aynı zamanda tüketimi de düşük olan bir otomobile kimsenin hayır diyeceğini sanmıyorum. Eğer bir problem çıkmazsa bu teknolojiye sahip otomobilleri 2016 yılında yollarda görebileceğiz. Citroen'in Hybrid Air teknolojisinin tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
Günümüzde kullanılan melez motorların en önemli özellikleri frenleme veya yokuş aşağı sürme sırasında bataryaları doldurarak enerji biriktirmeleridir. Citroen'in Hybrid Air sistemi de bunu yapıyor, ama gücü bataryalarda depolamak yerine sıkıştırılmış hava olarak tüplerde depoluyor. Bu sayede otomobillerin en fazla yakıt tükettikleri senaryolar olan yokuş tırmanma ve sık sık frenlenen kalabalık şehir trafiğinde tüketim düşüyor. Tabi sürtünmeden dolayı bir miktar kayıp olacaktır, ama yine de frenleme sırasında kaybedilen güç bir şekilde geri kazanılacaktır. Citroen'in sisteminin elektrikli melez motorlara göre bazı önemli avantajları var. Bu sistemde pil kullanılmadığı için büyük bataryaların yarattığı ağırlık problemi bu araçlarda görülmeyecek. Ayrıca, piller ömürlerini tamamladıktan sonra geri dönüştürülmesi güç atıklara dönüşüyorlar. Citroen'in sisteminde özel kimyasallar kullanılmadığı için sistem doğaya fazladan zarar vermeyecek. Bir de işin maliyet tarafı var tabi. Citroen yetkililerine göre Hybrid Air sistemine sahip bir otomobil benzer özellikteki elektrikli melez otomobillere göre daha ucuz olacak. Pillerin otomobil endüstrisinin tamamen dışında bir teknolojiyle üretildikleri için dışarıdan temin edilmeleri hep bir sıkıntı olarak görülmüştür. Hybrid Air sisteminde kullanılan parçaların neredeyse hepsi mekanik, bu yüzden PSA grubu bu parçaları kendi fabrikalarında üretebilecek, bu da maliyeti düşürecek.
Gelelim herkesin merak ettiği tüketim meselesine... Citroen önümüzdeki günlerde Cenevre'de açılacak olan otomobil fuarında bu teknolojiye sahip C3 VTi 82 prototipini sergileyecek. Fransız üreticiye göre (henüz resmi testler yapılmadı) bu araç 100KM'de sadece 2.9 litre benzin tüketiyor. Citroen yetkilileri 2020 yılına kadar bu rakamı 2 litreye çekmeyi planladıklarını söylüyorlar. Tabi bu rakam B segmentindeki araçlar (C3 ve Peugeot 208) için. C segmentinde tüketim birazcık daha yüksek olacaktır. Eğer gerçek yaşam testlerinde de buna yakın rakamlar elde edilirse bu büyük bir başarı anlamına gelir. Performanstan ödün vermeyen, çok pahalı olmayan, ama aynı zamanda tüketimi de düşük olan bir otomobile kimsenin hayır diyeceğini sanmıyorum. Eğer bir problem çıkmazsa bu teknolojiye sahip otomobilleri 2016 yılında yollarda görebileceğiz. Citroen'in Hybrid Air teknolojisinin tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
7 Ağustos 2012 Salı
Her araba hibrit olabilir - normal arabalar için hibrit dönüşüm kiti
Hibrit arabalar sıradan benzinli veya dizel arabalara göre çok yeniler, haliyle biraz pahalılar ve az bulunuyorlar. Her modelin hibrit versiyonunu bulmak mümkün değil, bulunanlar da genelde standart modelin iki katı fiyata satılıyor. Middle Tennesse State University bünyesinde çalışan Dr. Charles Perry bu soruna pratik bir çözüm bulmuş. Charlse Perry neredeyse her arabaya takılabilen bir hibrit dönüşüm kiti geliştirmiş. Tıpkı LPG dönüşüm kitleri gibi bu hibrit dönüşüm kiti de arabaya sonradan takılıyor. Kit temelde ön veya arka tekerleklere takılan elektrik motorlarından ve bagaja yerleştirilen bir iç üniteden oluşuyor. Tekerleklerdeki motorlar fren diskinin içine yerleşiyor, böylece dikkatli bakılmadıkça gözükmüyor. Prensipte her arabaya uygun gözükse de bazı arabalar (özellikle arka frenleri kampana olanlar) bu kitle uyumsuz olabilir. Yine de çoğu arabada sorunsuz çalışacağı varsayılıyor. Arabanın çekişi eğer ön tekerleklerdeyse elektrik motorları arkaya takılıyor, arkadaysa da öne takılıyor. Dört tekerlekten çekişli arabalarda ise nasıl uygulanacağı belirtilmemiş, belki onlar da bu sistemle uyumsuzdur. İç ünite ise pillerden ve motor kontrolcülerinden oluşuyor. Sistem gaz pedalının hareketlerini takip ederek sürücü gaza bastıkça boştaki tekerlekleri döndürüyor ve arabanın içten yanmalı motoruna destek oluyor. Böylece gaza daha az basılıyor ve daha az yakıt tüketiliyor. Dr. Charles Perry'ye göre dışarıdan fişe takılarak da şarj edilebilen bu sistem şehir içi kullanımda yakıt tüketimini yarı yarıya düşürebilecek kadar iyi. Videoda ağır Amerikan aksanıyla anlattığı sistem henüz bir prototip, bu yüzden iç ünite pek kompakt değil. İleride, üretime geçildiğinde iç ünite de küçülecek ve bagajda bu kadar yer kaplamayacak, hatta belki de (tıpkı LPG tüpleri gibi) yedek lastiğin yerine sığacak. Hibrit dönüşüm kiti arabanın motoruna herhangi bir müdahale gerektirmeden monte edildiği için arabanın garantisini de bozmayacak. Piyasaya ne zaman çıkacağı henüz belli değil, ama bu kitin 3,000$ civarına satılacağı söyleniyor. Fiyat gayet makul, eğer iç üniteyi küçültebilirlerse bu kit çok popüler olabilir. Özellikle yakıt fiyatlarının pahalı olduğu ülkelerde (mesela Türkiye'de) LPG sistemleri bir türlü yeterli güveni vermediği için böyle bir sistem tercih edilebilir. Hibrit dönüşüm kitinin tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
9 Nisan 2012 Pazartesi
İki sınıfın tam ortası: Pentax K-01
Pentax'ın yeni makinesi K-01 için başlıktaki tanımlamayı uygun buldum, çünkü iki sınıfın iyi özelliklerini ilginç bir kombinasyonla birleştiren çok ilginç bir makine olmuş. Kutu gibi, fazla girintili çıkıntılı olmayan gövdesi ve renkli tasarımı yüzünden oyuncak gibi görünse de aslında K-01 gayet yetenekli bir fotoğraf makinesi. Aynasız tipte bir makine olan K-01'i diğer aynasız benzerlerinden ayıran şey algılayıcısı. Diğerleri gibi Micro Four-Thirds tipinde, yani klasik DSLR makinelerinkine göre küçük bir algılayıcı kullanmayan K-01 tam teşekküllü bir DSLR olan K-5'le aynı 16 megapiksel çözünürlüklü (APS-C boyutlarında) CMOS algılayıcıya sahip. K-01'in bu özelliği sadece daha iyi fotoğraf çekmesini sağlamıyor, aynı zamanda Pentax'ın standart lensleriyle de kullanılabilmesini sağlıyor. Böylece aynasız makineler için özel üretilen pahalı lenslere bağımlı kalınmıyor, istenilen lens kullanılabiliyor. 1080p kalitesinde HD video çekebilen makine aynı zamanda dahili titreşim önleme sistemine de sahip. Bunun haricinde, diğer aynasız makineler gibi optik vizör yok, fotoğraf çekerken ekrandan faydalanılıyor. Güzel bir tasarım olmuş bence, ama çektiği fotoğrafları görmeden kesin yorum yapmamak lazım. Bugünlerde fotoğrafçılık dünyasından bihaber olduğum için bu haberi kaçırmışım, K-01 çoktan yurtdışında piyasaya çıkmış. Beni haberdar eden Tarık'a teşekkür ederim.
12 Mart 2012 Pazartesi
Audi Quattro teknolojisinin pistlere dönüşünü videoyla kutluyor
Artık her markanın kendine has bir dört tekerlekten çekiş sistemi var, daha doğrusu bu sisteme verdiği kendine has bir ismi var. Hepsi bir yana, bu sistemlerin arasında Audi'nin Quattro sisteminin yeri bir başka. Yarış pistlerine dört tekerlekten çekiş sistemini ilk kez Audi Quattro (sistem olan değil, model olan) getirmişti. Daha sonra da aynı sistemi kullanan arabalarda bu isim arabanın modelinin sonuna eklendi. Audi değişen Le Mans kurallarından istifade ederek dört tekerlekten çekişli bir yarış arabası geliştirdi. Üstte de gördüğünüz Audi R18 E-Tron Quattro dört tekerleğe de güç iletebilen hibrid bir pist arabası. Aslında Le Mans yarışlarında sürekli dört tekerlekten çekiş sistemlerine hala izin verilmiyor, ama belirli şartlarda elektrik motorlarının ön tekerlekleri çevirmesine izin veriliyor. Audi de bu "yasa boşluğundan" faydalanarak KERS (Kinetic Energy Retrieval System - kinetik enerji geri alma sistemi) teknolojisiyle depoladığı elektriği ön tekerleklerdeki motorlara iletiyor. Böylece geçici bir süre için de olsa Audi'nin yarış canavarı Quattro sistemine kavuşmuş oluyor. Audi dört tekerlekten çekiş sisteminin pistlerdeki başarısını hatırlatmak için kısa bir video hazırlamış. R18 neyse de, rallilerde yarışan ilk Audi Quattro çok ateşli görünüyor. Bence R18 ihtiyar kurtun yanında sönük kalmış. Videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
30 Kasım 2011 Çarşamba
Olsa da binsek: Volkswagen Cross Coupe Concept
Alman otomotiv devi Volkswagen gelecekte piyasaya süreceği arazi araçlarının tasarımı konusunda ipuçları veren Cross Coupe konseptini basına tanıttı. Tamamlandığında Tiguan modelinin yerini alacağı tahmin edilen arazi aracı mevcut Tiguan'a göre daha küçük. Yine de akıllı tasarımı sayesinde iç mekan genişliği konusunda sıkıntı yaratmıyor. Cross Coupe konsepti aynı zamanda Volkswagen'in daha önce duyurduğu modüler çapraz matrix mimarisini (Modular Transverse Matrix Architecture) kullanan ilk model. Bu yapı ileride daha farklı araçlarda da karşımıza çıkacak.
Etiketler:
4x4,
araba,
audi,
elektrikli araba,
hibrid,
konsept,
pil,
tasarım,
teknoloji,
volkswagen
27 Kasım 2011 Pazar
Siz frenledikçe yakıt tüketiminiz düşsün: Mazda i-ELOOP
Japon otomobil üreticisi Mazda motorlu araçların yakıt tüketimini düşürebilecek bir buluş yapmış. Buluşun adı rejeneratif frenleme. Aslında bu yeni birşey değil, ama normal araçlarda daha önce kullanılmıyordu. Hibrid ve elektrikli arabalarda rejeneratif frenleme zaten eskiden beri vardı. Bu kadar ekonomik çalışmalarının sebeplerinden biri de bu zaten. Rejeneratif frenlemede arabanın kinetik enerjisi frene basıldığında elektrik akımına dönüştürülerek aküde saklanıyor. Böylece araba fren yaptıkça aküsü doluyor, kinetik enerji ısıya dönüşüp kaybolmuyor. Mazda bu teknolojinin elektrikle çalışmayan normal arabalarda da kullanılabileceğini düşünmüş. Mazda'nın i-ELOOP ismini verdiği sistemde frenleme sırasında alternatörlerin ürettiği elektrik akımı kapasitörlerde saklanıyor. Daha sonra bu akım voltaj dönüştürücüsünden geçerek arabanın içerisindeki herşeyin kullandığı standart 12 voltluk akıma dönüşüyor. Klima, havalandırma, farlar ve müzik sistemi gibi elektrikle çalışan şeyler bu akımla çalıştırılıyor ve motora binen yük azalıyor. Bence oldukça mantıklı. Mazda'ya göre bu sistem %10'a varan yakıt tasarrufu sağlayabiliyormuş. İşin güzel tarafı, bu teknolojiyi kullanan Mazda modelleri 2012'de piyasaya çıkacak. Çoğu duyurulan teknoloji gibi uzun süre beklemeyeceğiz yani. Umarım diğer markalar da buna benzer birşeyler yaparlar, çünkü Mazda çok güzel arabalar yapsa da kotaları yüzünden ülkemizde pek tercih edilesi bir marka değil. İlk örnekleri çok verimli olmayacaktır büyük ihtimalle, ama birkaç seneye kadar bu teknoloji de olgunlaşır. Bekleyip göreceğiz tabi, şimdiden kesin birşey söylemek güç.
3 Kasım 2011 Perşembe
Peugeot 208 duyuruldu
Fransız otomobil üreticisi Peugeot ülkemizde de popüler olan küçük otomobil serisinin yeni üyesi 208'i duyurdu. Bu model halen satılmakta olan 207'nin yerine geçecek. Daha önce 206 modeliyle küçük otomobil serisinin tasarımını tamamen yenileyen Peugeot 207 modelinde 206'nın tasarım anlayışını devam ettirmişti. Bu seferki model yenilenmesi de tıpkı 106'dan 206'ya geçiş gibi olacak, çünkü 208 önceki modellere hiç benzemiyor.
6 Eylül 2011 Salı
Ferrari'yle yarışabilen Volvo kamyon
Ferrari 360 Spider bir spor arabadır. Hem de en iyilerinden biridir. Kamyon ise ağır vasıtadır. Adı üstünde ağırdır, hantaldır. Tabi bu genelleme de tüm diğer genellemeler gibi çok tehlikeli. Tüm kamyonlar aynı değildir. Mesela, standart bir Volvo kamyonun modifiye edilmiş hali olan Mean Green'i diğer kamyonlarla bir tutmak büyük bir haksızlık olur. Bu yeşil canavarın kaputunun altında 16 litrelik çift turbolu bir motor var. Bu devasa motor tam 1,900hp güç üretiyor. Bu da yetmezmiş gibi kamyonu modifiye edenler Mean Green'e bir de elektrik motoru eklemişler. Bu elektrik motoru da 200hp güç verebiliyor. Anlayacağınız, bu yeşil dev aslında bir hibrid. Neyse, bu yazıyı yazmamın sebebi size kamyonu tanıtmak değil. Nereden akıllarına esti bilmiyorum, ama iki amca bu aşırı güçlü kamyonu bir Ferrari 360 Spider'la kapıştırmaya karar vermiş. Biri Mean Green'in direksiyonunun başına geçmiş, diğeri de Ferrari'nin koltuğuna oturmuş. Tabi bu bir drag yarışı, yani sadece kalkış performansı önemli. İşin içine virajlar girerse kamyonun hiç şansı kalmaz zaten. Yarışın sonucunu görmek için videoyu izlemenizi öneririm. En az bu yarış kadar ilginç olan bir diğer şey ise amcaların yarış sonrasındaki kucaklaşmaları. Hani öyle içten sarılıyorlar ki birbirlerine, oracıkta sevişecekler sanıyor insan. Neyse, biz onların cinsel tercihlerine karışmayalım, keyiflerine baksınlar. Ferrari 360 Spider ile Mean Green'in kapışmasını aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
25 Ağustos 2011 Perşembe
2012 Toyota Camry çakma reklamla geldi
Geldi diyorum ama bize gelmedi, yanlış anlaşılmasın. Biz hala Toyota Avensis'le idare etmek zorundayız. Kuzey Amerika'da ise Avensis yok, sıkıcı da olsa güvenilir ve hacimli Toyota Camry var. Duymuşsunuzdur belki, Toyota ABD'nin en çok satan markalarından biridir, hatta geçmiş yıllarda en çok satan markasıydı. İşte bu piyasa hakimiyetinin en büyük sebeplerinden biri Toyota Camry'dir. Camry öyle popülerdir ki, ABD'nin bazı eyaletlerinde eğer bir evde iki araba varsa mutlaka bir tanesinin Toyota Camry olduğu söylenir. İşte bu çok satan Toyota Camry'nin 2012 model yılına ait yenilenmiş hali duyuruldu. Corolla'nın büyütülmüş haline benzeyen bu yeni model 2.5 litre hacminde dört silindirli ve 3.5 litre hacminde altı silindirli motor seçenekleriyle geliyor. Ayrıca düşük yakıt tüketimi ve çevreciliğe önem verenler için hibrid bir model de Camry ailesine eklenmiş. Şanzıman altı vitesli bir otomatik, önceki modellerde kullanılandan tamamen farklı bir model.
3 Mart 2011 Perşembe
Jaguar orta sınıfa Bertone desteğiyle dönüyor: B99 Bertone Concept
Hintli (alışması zor, ama elden birşey gelmez) lüks otomobil üreticisi Jaguar'ın X-Type ile orta sınıftaki pazara tutunma girişimi başarısız olunca o yıllarda hala İngiliz olan firma bu sınıfı birkaç seneliğine boş bırakma kararı almıştı. X-Type uzaktan güzel görünüyordu, ama kullanışsız kabini, eski teknolojisi ve küçük bagajıyla rakiplerinin (Audi A4, BMW 3 serisi, Mercedes C serisi) oldukça gerisinde kalmıştı. Genelde çalışkan bir ulus olan Hintli'ler Jaguar'ı satın aldıktan sonra firmayı İngiliz durağanlığından çıkarıp her sınıfta rekabet edebilecek güçlü bir lüks markası haline getirmeye karar verdiler. Önce Jaguar markalı arazi aracıyla ilgili dedikodular geldi. Daha sonra Jaguar'ın Mercedes CL'ye rakip bir büyük coupe üreteceği söylendi. Bunlar sadece ağızdan ağıza gezen söylentilerdi, ortada bir tasarım veya yazılı bildiri yoktu. Bu sefer ise durum biraz farklı.
Cenevre otomobil fuarında sergilenen Jaguar B99 efsanevi markanın orta lüks sınıfına dönüşünü sağlayacak olan model. Üstte ve altta resimlerini gördüğünüz bu keskin bakışlı araba ünlü otomobil tasarımcısı Bertone'nin stüdyosundan çıkmış. Jaguar'ın sportif çizgilerine sadık kalan B99 tek kapılı gibi görünen bir dört kapılı sedan. Arka kapılar geriye doğru açılıyor, kapı kolları da ön kapı kollarının devamı gibi gözüküyor. Bu konseptin isminin de tasarımcı firma için özel bir anlamı var. 2011 yılı Bertone'nin 99. yılı, B99 ismi de Bertone'nin 99. yılını temsil etmek için seçilmiş bir isim. Jaguar B99'un fuarda sergilenen modeli hibrit teknolojisine sahip. İki adet elektrik motoru ve küçük bir benzinli motor sayesinde fazla yakıt tüketmeden yüksek performans elde ediliyor. B99 şimdilik sadece bir konsept, piyasaya çıkmadan önce mutlaka bazı tasarım değişikliklerine maruz kalacaktır. Yine de eğer sportif hatlar ve keskin bakışlı farlar korunursa B99 X-Type'ın uğradığı hezimetten kurtulabilir.
Cenevre otomobil fuarında sergilenen Jaguar B99 efsanevi markanın orta lüks sınıfına dönüşünü sağlayacak olan model. Üstte ve altta resimlerini gördüğünüz bu keskin bakışlı araba ünlü otomobil tasarımcısı Bertone'nin stüdyosundan çıkmış. Jaguar'ın sportif çizgilerine sadık kalan B99 tek kapılı gibi görünen bir dört kapılı sedan. Arka kapılar geriye doğru açılıyor, kapı kolları da ön kapı kollarının devamı gibi gözüküyor. Bu konseptin isminin de tasarımcı firma için özel bir anlamı var. 2011 yılı Bertone'nin 99. yılı, B99 ismi de Bertone'nin 99. yılını temsil etmek için seçilmiş bir isim. Jaguar B99'un fuarda sergilenen modeli hibrit teknolojisine sahip. İki adet elektrik motoru ve küçük bir benzinli motor sayesinde fazla yakıt tüketmeden yüksek performans elde ediliyor. B99 şimdilik sadece bir konsept, piyasaya çıkmadan önce mutlaka bazı tasarım değişikliklerine maruz kalacaktır. Yine de eğer sportif hatlar ve keskin bakışlı farlar korunursa B99 X-Type'ın uğradığı hezimetten kurtulabilir.
26 Ocak 2011 Çarşamba
En hızlı odaklanan kompakt: Ricoh CX5
Ricoh'u herkes bilmez, herkes kullanmaz. Fazla modeli yoktur, fiyatı yüksekçedir, ürettiği makineler biraz "özel" makinelerdir. Kısaca, Ricoh fotoğraf makineleri dünyasının Volvo'sudur. Geleneği bozmayan Ricoh yeni makinesi CX5 ile yeniden grubun dışına çıkıyor, teknolojisiyle ilkleri gerçekleştiriyor. İlk bakışta sıradan (hatta fazla sıradan) bir kompakt gibi görünen CX5 alışılmışın dışında bir teknoloji kullanıyor: Hibrit odaklama. Aslında hibrit odaklamanın prensibini anlamak çok zor değil. Makinenin üzerindeki uzaklık algılayıcılar odaklanacak noktanın uzaklığını kabaca ölçüyor. Daha sonra tüm kompaktlarda bulunan kontrast ölçümü yöntemiyle ince odaklama yapılıyor. Bu iki yöntemin birlikte kullanılması sayesinde CX5'in bir noktaya odaklanması en fazla 0.2 saniye sürüyor. Bu neredeyse DSLR performansına eşdeğer. CX5'in diğer özellikleri de yabana atılır gibi değil. Arkadan aydınlatma teknolojisiyle donatılmış CMOS algılayıcı 10 megapiksellik çözünürlüğe sahip. Makinenin lensi 10.7 kat yakınlaştırma imkanı sunuyor. Ekran ise 920,000 piksel çözünürlüğe sahip ve 3" boyutunda. Kısacası, özellik listesinde herşey güzel görünüyor. Bana güzel görünmeyen tek şey ise flaşın yeri. Makinenin kavrandığı yer olan (tutan kişiye göre) sağ tarafta, üst köşede bulunan flaşın yanlışlıkla karşı taraf yerine parmakları aydınlatması muhtemel. Flaş biraz daha içeride, parmakların gezindiği yerlerden uzakta durmalıydı. Yine de harika olmuş, beğenmemek elde değil. Siyah, gümüş ve pembe renk seçenekleriyle yakında satışa sunulacak olan CX5'in fiyatı henüz açıklanmadı.
5 Ocak 2011 Çarşamba
Toyota Prius koyunlardan bile daha zararsız
Toyota'nın İsrail şubesinin hazırladığı reklam afişi hem ilginç, hem de güldürücü. Reklama göre (bu aynı zamanda bilimsel açıdan da doğru) bir koyunun çıkardığı metan gazı doğaya bir Toyota Prius'un çıkardığı egzost gazından daha fazla zarar veriyor. Tabi Prius'un hibrid olması ve motorunun da olabildiğince verimli çalışması onu diğer otomobillerden ayırıyor. Yine de daha önce bir otomobili bir koyunla karşılaştıran kimse olmamıştı. Güzel bir reklam olmuş, hoşuma gitti. Diğer ülkeler de aynı reklam afişini kullanırlar mı bilmem, ama gören herkesin gülümseyeceği kesin.
4 Ağustos 2010 Çarşamba
BMW modaya uyuyor, çevreci spor otomobil tasarlıyor
Otomobil üreticileri bir süredir araçlarını çevreye daha az zarar verir hale getirmek için çalışıyorlardı. Bu maksatla dizel motorlar öne çıkmış, daha verimli motor ve şanzımanlar tasarlanmıştı. Her ne kadar bu çabalar takdire değer olsa da keyif verecek spor otomobiller hala çok fazla yakıt tüketiyor ve çevreye zararlı gazları fazlasıyla üretiyor. İşte bu noktada devreye Volkswagen grubu girip BlueSport konseptini dünyaya tanıtmıştı. Küçük bir dizel motorla çalışacak olan bu otomobil hafifliği sayesinde ne çevreye, ne de bütçelere zarar vermeden sportif sürüş keyfi yaşatacak. Aynı platformu kullanan bir Audi R4 ve bir Porsche modelinin de yolda olduğu söyleniyor. Şimdi BMW de benzer bir yol seçmiş ve küçük bir dizel motorla donatılmış bir spor araba tasarlamış. Efficient Dynamics kod adlı bu otomobil 1.5 litre hacminde bir dizel motoru hibrit teknolojisiyle birleştirecekmiş. BMW 7 serisinde kıllanılan hibrit teknolojisinin bir benzerini kullanacak olan araç dört tekerlekten çekişli olacakmış. Bir sonraki nesil M3'te de kullanılacak olan 450 hp gücünde çift turbolu bir motorla donatılmış bir M modelinin üretilmesi de söz konusuymuş. Üstteki resimde bu amaçla tasarlanan konsept araç görülüyor, ama üretilecek model bundan biraz daha farklı olacaktır. 2013 yılında piyasaya çıkması bekleniyor, ben de bu bekleyenler arasındayım. Çıksın, buralara da gelsin, biz de görelim. Paramız yeterse alalım, az yakan spor otomobille basmaktan korkmadna keyif yapalım.
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Mekatronik biliminin zirvesi: Porsche 918 Spyder
Neden mekatronik? Çünkü hem mekanik, hem elektronik. Yukarıdaki bebeğin adı Porsche 918 Spyder. Mekanik kısımda 500hp gücünde bir V8 motor, elektronik kısımda ise her biri 109 beygir gücünde iki adet elektrik motoru var. Lityum ion pilleri sayesinde 25km boyunca hiç yakıt harcamadan ilerleyebiliyor. Henüz sadece konsept halinde, ama üretime geçildiği zaman fiyatı 500000€ olacakmış. Yakıt ekonomisi ucuza gelmiyor. Ülkemize gelir mi, gelirse alan olur mu bilmem, ama harika gözüktüğü kesin.
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Bill Gates yenilikçi motor projesine yatırım yapıyor

Yazılım devi Microsoft'un kurucusu ve sahibi Bill Gates EcoMotors firmasının yeni projesiyle oldukça ilgili gibi görünüyor. Bahsi geçen firmanın %47 hissesinin de sahibi olan yatırımcı Vinod Khosla ile birlikte EcoMotors'un geliştirdiği OPOC (Opposed-Piston Opposed-Cylinder, yani karşılıklı piston, karşılıklı silindir) teknolojisine 23,500,000$ yatırmış Bill Gates. Bu teknolojinin beklentileri karşılamayacağını, hatta tamamen yalan olduğunu düşünenler ise bu gelişmeden sonra fikirlerini değiştirmeye başlamışlar, çünkü kimse bu parayı geleceği olmayan bir işe yatırmaz. Hele Bill Gates asla yatırmaz. Bahsi geçen teknoloji pistonlarla silindirlerin tam olarak karşılıklı çalışması prensibinden yola çıkıyor. Bu teknolojiye sahip motorlar otomobillerden kamyonlara kadar içten yanmalı motorla çalışan tüm araçlarda kullanılacak nitelikteymiş. Asıl önemli olan bu motorların verimliliği, OPOC teknolojisi sayesinde motorlar %50 hafifleyecek ve %50 daha az yakıt tüketecek. Tüm firmaların araçlarını daha verimli ve daha çevreci hale getirmeye çalıştıklarını düşününce, bu teknolojinin (vaatlerini gerçekleştirmesi durumunda) çok popüler olacağını tahmin etmek güç değil. OPOC teknolojisini geliştiren kişinin daha önce de Volkswagen grubunun yeni nesil dizel motorlarını geliştiren Peter Hofbauer olduğunu da hesaba katarsak, bu projenin pek te içi boş olmadığını görürüz. Hibrit teknolojisi hala çok pahalı ve pratiklikten uzakken böyle bir teknolojiyle performanstan ödün vermeden yakıt tüketimini yarıya indirmek harika olur doğrusu.
16 Haziran 2010 Çarşamba
Otomobil endüstrisinin çözüm bulamadığı sorun
Otomotiv sektörü her geçen gün artan bir ivmeyle gelişimini sürdürüyor. Çok çok geriye gitmeyelim, 10 yıl önce kullandığımız araçlar bile bugün satılanlarla karşılaştırıldıklarında teknolojik açıdan oldukça zayıf kalıyorlar. Artık internet ve diğer medya organlarının insanlara bilgi pompalaması sayesinde tüketiciler daha fazlasını talep ediyor, üreticiler de bu talebi karşılayıp pazar paylarını arttırmak için birbirleriyle yarışıyor. Eskiden far yükseklik ayarına tav olan kompakt sınıf müşterileri bugün koltuk ısıtma veya gömülü navigasyon sistemi istiyor. Hal böyle olunca teknoloji artan bir hızla gelişiyor. Yakıt verimliliği arttı, dizel teknolojisi altın çağını yaşıyor, hibrid veya elektrikli araçlar sayesinde benzinden uzaklaştık, neredeyse her araçta bir multimedya sistemi var, arabaya bindiğinizde tek tuşa basarak kendi koltuk ve ayna ayarlarınızı geri getirebiliyorsunuz, elektronik kontrol sistemleri sayesinde artık arabayı yolda tutmak maharet gerektirmiyor, hatta kazayı sezen sistemler sürücüye ani manevralarda yardımcı oluyor... Bu liste saymakla bitmez, çünkü daha ben sayarken bile bir yenisi ekleniyor sonuna. Tüm bu gelişmelere rağmen otomobil endüstrisinin çözemediği bir sorun var, ve maalesef bu konuda hiçbir ciddi gelişme kaydedilemiyor: kuş pislikleri.
Kuş pisliği arabaların dış yüzeylerinin en büyük düşmanıdır sayın okurlar. Kuşlar mütemadiyen birşeyler yiyor, yediklerini sindirdikten sonra da oldukları yerde boşaltım yapıyor. Kuşların bizdeki gibi katı - sıvı için ayrı boşaltım kanalları olmadığından bizim kuş pisliği dediğimiz şeyin içinde daha çok ürik asit kristalleri bulunuyor. Bu ürik asit te (adı üstünde asit işte) otomobillerin boyalarını yakarak parlak ve düz yüzeyleri mat ve pürüzlü hale getiriyor. Özellikle bazı kuşların (rivayete göre kargaların) pisliği diğerlerine göre daha asitli olduğundan hemen müdahale edilmezse büyük hasara sebep oluyor. Özellikle sıcak günler geçirdiğimiz yaz aylarında araçlar güneş altında yüksek sıcaklıklara eriştiğinden üzerine denk gelen pislikler kuruyor ve daha etkili oluyor. Kötü görünüm de cabası tabii ki. Buna karşı yapabileceklerimiz ise çok kısıtlı: ya arabayı hemen yıkatmak ya da lokal çözümlere (ıslak mendil) yönelmek gerekiyor. Eğer gecikilirse hasar kalıcı olabiliyor, pasta - cila yapmak bile işe yaramıyor. Her hafta yeni bir model duyurulan, yeni teknolojileri anında benimseyen otomotiv endüstrisinin kuş pisliğine dayanıklı bir boya geliştirememiş olması ise hayli düşündürücü sayın okurlar. En kaliteli, en lüks araba bile bu konuda savunmasız. Ziebart, Sonax ve benzeri firmaların boya koruma sistemleri bu soruna geçici olarka çözüm olabiliyor, ancak dediğim gibi bu çözüm sadece geçici. Boya korumayı her yıl yenilemek gerekiyor ve yenilense bile bu korumalar yalnızca boyanın ürik asite dayanma süresini biraz arttırıyorlar, kalıcı ve gerçek bir koruma sağlayamıyorlar. Kuşları terbiye etmemiz imkansız olduğuna göre (taklacı güvercinler hariç) otomotiv endüstrisinin asite daha dayanıklı bir boya geliştirmesini beklemekten başka çaremiz yok. Bu arada, hala kendime inanamıyorum sayın okurlar. Üşenmedim, sıkılmadım, kuş pisliği hakkında bir yazı yazdım. Hatta teorik bilgi bile verdim. Vay be...
Kuş pisliği arabaların dış yüzeylerinin en büyük düşmanıdır sayın okurlar. Kuşlar mütemadiyen birşeyler yiyor, yediklerini sindirdikten sonra da oldukları yerde boşaltım yapıyor. Kuşların bizdeki gibi katı - sıvı için ayrı boşaltım kanalları olmadığından bizim kuş pisliği dediğimiz şeyin içinde daha çok ürik asit kristalleri bulunuyor. Bu ürik asit te (adı üstünde asit işte) otomobillerin boyalarını yakarak parlak ve düz yüzeyleri mat ve pürüzlü hale getiriyor. Özellikle bazı kuşların (rivayete göre kargaların) pisliği diğerlerine göre daha asitli olduğundan hemen müdahale edilmezse büyük hasara sebep oluyor. Özellikle sıcak günler geçirdiğimiz yaz aylarında araçlar güneş altında yüksek sıcaklıklara eriştiğinden üzerine denk gelen pislikler kuruyor ve daha etkili oluyor. Kötü görünüm de cabası tabii ki. Buna karşı yapabileceklerimiz ise çok kısıtlı: ya arabayı hemen yıkatmak ya da lokal çözümlere (ıslak mendil) yönelmek gerekiyor. Eğer gecikilirse hasar kalıcı olabiliyor, pasta - cila yapmak bile işe yaramıyor. Her hafta yeni bir model duyurulan, yeni teknolojileri anında benimseyen otomotiv endüstrisinin kuş pisliğine dayanıklı bir boya geliştirememiş olması ise hayli düşündürücü sayın okurlar. En kaliteli, en lüks araba bile bu konuda savunmasız. Ziebart, Sonax ve benzeri firmaların boya koruma sistemleri bu soruna geçici olarka çözüm olabiliyor, ancak dediğim gibi bu çözüm sadece geçici. Boya korumayı her yıl yenilemek gerekiyor ve yenilense bile bu korumalar yalnızca boyanın ürik asite dayanma süresini biraz arttırıyorlar, kalıcı ve gerçek bir koruma sağlayamıyorlar. Kuşları terbiye etmemiz imkansız olduğuna göre (taklacı güvercinler hariç) otomotiv endüstrisinin asite daha dayanıklı bir boya geliştirmesini beklemekten başka çaremiz yok. Bu arada, hala kendime inanamıyorum sayın okurlar. Üşenmedim, sıkılmadım, kuş pisliği hakkında bir yazı yazdım. Hatta teorik bilgi bile verdim. Vay be...
6 Kasım 2009 Cuma
Oldu mu şimdi? - 2
Rivayetlere göre spor otomobil üreticisi Ferrari hibrid bir model üzerinde çalışıyormuş. Senelerdir müşterilerine en saf haliyle performans sunmayı hedefleyen İtalyan firmasının bu yaptığı çok garibime gitti. Tamam, hibrid otomobiller günümüzde çok popüler, tüm firmalar hibrid modellerini duyuruyor. İyi de Ferrari demek sıkı prensipler demek. Fazladan ağırlık olmasın diye cam açma mekanizmasını arabaya koymayan, sürüş zevki ve performansı herşeyden önde tutan bir firmadan bahsediyoruz burada. Ayıptır yahu.Bir de utanmadan bunun yakıt tüketimi veya emisyon değerleriyle alakalı olmadığını, hibrid sistemin sadece yol tutuşu geliştirmek için kullanıldığını söylemişler. Yemezler beyler. Eğer siz 4 çeker araba yapmak isteseydiniz hibride gerek kalmadan çoktan yapardınız. Rakipleri bu sisteme geçeli çok oldu. Ferrari inatla arkadan itişi savundu. Hala da savunduğunu düşünüyorum. Belki tüketim Ferrari için sorun olmayabilir ama emisyon değerleri büyük motor seven üreticileri oldukça kısıtlıyor. Özellikle AB ülkeleri bu konuda çok titiz, ABD'de pek aşağı kalmıyor. Bundan sonra araba satmak kolay olmayacak, kimse verimsiz motor istemiyor. Ferrari demokratik hibrid açılımı yapıyor çaktırmadan. Çıksın açık açık anlatsın derdini. Böyle gizli kapaklı işler yapmasın, herkes ne olduğunu bilsin. Bu arda ne ilginçtir ki AB herkesi açılıma zorluyor. Daha ne açılımlar göreceğiz kimbilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













