29 Ocak 2014 Çarşamba

VW Polo makyajlanıyor, tüm motorları yenileniyor

Alman otomotiv devi Volkswagen'in popüler küçük (B segmenti) modeli Polo bu yıl makyajlanacak. Volkswagen her makyaj operasyonunda yaptığı gibi bu sefer de dış görünümde fazla değişiklik yapmamış. Polo sıklıkla gördüğümüz ve detaylarına aşina olduğumuz bir araba olmasa makyajlı versiyonu mevcut Polo'dan ayırt etmemiz zor olurdu. Ön kısımda farlar, tampon ve ızgara değişmiş, ama genel görünüm aynı kalmış. Yeni Polo'nun farlarında LED gündüz farları da var, yani Polo da modaya uymuş. Arkada da tampon ve farlar değişmiş, ama bu değişiklikleri farketmek ön kısımdaki kadar kolay değil. Hele tampon neredeyse tamamen aynı, ama VW değiştiğini söylüyor. Yan yana getirip bakmakta yarar var.

Dışarıda fazla değişiklik olmadığını söyledik, ama kaportanın altında bazı önemli değişiklikler var. Ön konsolda direksiyon, kadranlar ve müzik sistemi değişmiş. Golf VII'den alınan parçalar Polo'nun konsoluna iyi uyum sağlamış. Mevcut modeldeki aşırı sade hava gitmiş, iç mekan daha teknolojik ve şık bir hal almış. Kadranların arasındaki lüçük LCD ekranın gelmesi iyi olmuş, mevcut versiyonda siyah beyaz ve çok basit bir ekran vardı. Müzik sisteminin değişmesi de çok iyi olmuş, mevcut versiyondaki müzik sistemi iş görse de USB girişi bile sunmuyordu. Yeni sistem daha kullanışlı ve fonksiyonel görünüyor.

Bunlar fonksiyonelliği arttıran değişiklikler tabi, ama benim asıl ilgilendiğim kısım gözle görülmeyen, ama gönülden hissedilen farklar, yani sürüş performansını etkileyen şeyler. Makyajlı Polo'da VW grubunda daha önce görmediğimiz motorlarla tanışacağız. Küçükten başlayıp büyüğe doğru gidelim, sırayı bozmayalım. Yeni Polo'nun en küçük hacimli motoru 1.0 litrelik 3 silindirli MPI motorlar. 60HP ve 75HP gücünde iki farklı versiyonu bulunan bu motorları daha önce Skoda Citigo'da görmüştük. Polo'nun 1.2 litrelik motorunun yerini alacak olan bu küçük hacimli güç üniteleri performanslı olmaktan uzaklar, ama sakin kullanıldıklarında yakıt tüketimleriyle sürücüyü memnun edebilirler. Biraz daha fazla güç isteyenler ise 1.2 litrelik 4 silindirli TSI motoru tercih edebilirler. Bu motor turbo desteği sayesinde 110HP güç verebiliyor. Bu kadar güce ihtiyacı olmayanlar için aynı bloğa sahip ama 90HP gücünde 8 valfli bir versiyon da mevcut.



Yakıt ekonomisine önem verenler ise tamamen yeni dizel seçeneklerine yöneleceklerdir. 1.4 litre hacmindeki yeni TDI motorlar eski 1.2 TDI ve 1.6 TDI motorların yerini alacaklar. Üç silindirli olan bu motorun 75HP ve 90HP güç veren iki farklı versiyonu var. Güç eski motorlarla aynı, ama kullanılan blok daha küçük ve daha hafif. Yeni teknoloji olduğu için biraz daha az tüketebilir. Testlerde göreceğiz. Bu 1.4L hacmindeki yeni dizelin gelmesi aynı zamanda eski (ve rekabetten uzak kalmış) 1.6 TDI motorun da yenileneceğinin sinyalini veriyor. VW grubunun kompakt modellerinden biri yenilendiğinde tamamen yeni ve daha güçlü bir 1.6TDI görebiliriz. Polo'nun şanzıman seçeneklerinde değişiklik olmamış, yine manuel ve DSG şanzımanlar kullanılacak. Yeni motorlarıyla Polo'nun mevcut versiyona göre %21 daha az tüketeceği söylenmiş. Zaten fazla yakmıyordu, daha da az yakarsa ülkemizde çok sevilebilir.

Yeni Polo'nun en şaşırtıcı özelliği (daha doğrusu aksesuar seçeneği) ayarlanabilir amortisörler. Bu her Polo'da olmayacak, hatta belki de ülkemizde satılan Polo'larda göremeyeceğiz, ama sertliği ayarlanabilir amortisörler küçük sınıfta daha önce görmediğimiz birşeydi. Herkes için gerekli değil tabi, ama Polo'nun burulma çubuklu arka süspansiyonunun vasat yol tutuşunu bir miktar düzeltebilir bu sistem. Ne kadar başarılı olduğunu testlerde göreceğiz. Bunun haricinde elektronik güvenlik sistemlerine de yenileri eklenmiş. Kaza sonrası frenleme (kaza öncesi frenlemeyle karıştırmamak lazım), acil durum frenlemesi ve sürücü uyarı sistemleri eklenmiş. Ayrıca adaptif hız sabitleyici de var yeni donanımlar arasında. Tabi bunlar hep yaban ellerdeki Polo'lar için geçerli. Ülkemizde ESP'siz satılan Polo'nun bir anda böyle donanımlara kavuşması bana pek gerçekçi görünmüyor. Makyajlı Polo'ya ESP eklenirse sevineceğiz biz, adaptif hız sabitleyicisi olmasa da olur. Makyajlanmış Polo'yu almak isteyenler sipariş vermek için Nisan ayını beklemek zorundalar. Arabaların teslimatı ve bayilerdeki satışı da Temmuz ayında başlayacak. Ben yeni Polo'yu beğendim, eskisinin zayıf kaldığı noktalarda düzeltmeler yapılmış, gayet hoş bir araba olmuş. Umarım ülkemizde fazla kırpılmadan satılır.


20 Ocak 2014 Pazartesi

Fiyat rekabetinin memleket ekonomisi üzerindeki etkisi

Bu yazının blogun genel konsepti ve çoğunlukla yazdığım konularla alakası yoktur. Teknolojiden, arabalardan, Lego'dan filan bahsetmeyeceğim yani. Baştan uyarayım, sonra "ne işi var bu yazının burada?" demeyin.

Bugün pazarlamacım Trakya seyahatinden döndü. Doğru düzgün ödeme yok, olanlar da genelde uzun vadeli senet şeklinde. Adam 3 ay önce aldığı malın ödemesini 6 aylık senetle yapıyor. Yani toplamda 9 ay vadeyle mal satmış oluyoruz. Öyle çok yüksek kar marjlarıyla da çalışmadığımız için aslında kar değil, zarar etmiş oluyoruz, ama hemen farkedemediğimizden bu durumu kabulleniyoruz.

Bu sadece benim için değil, tüm piyasa için geçerli. Zaten bu yüzden de mal alanlar bu kadar cesaretli. Piyasada arz fazlası var, daha doğrusu satıcı enflasyonu var. Adam benden almasa başkasından alabiliyor, o başkası da benim kabul etmediğim şartları kabul edebiliyor. Bu yüzden alıcılar satıcıları parmaklarında oynatıyorlar. Müşteri verdiği uzun vadeli evrağı kabul etmezsek "o zaman geri al mallarını" diyor. E ona satma, buna satma, ne olacak? Birilerine satmamız lazım bu malları. Sabit giderler benim satışımdan bağımsız tepeden gelip duruyor. Mecburen müşteri kaprisine katlanıyoruz. Satarken de, ödeme alırken de rezil oluyoruz resmen.

Tüm bunların sebebi bizim insanımızın kısa vadeli düşünce yapısı. Piyasada kimse birkaç aydan sonrasını düşünerek hareket etmiyor. Herkes günü kurtarma peşinde. Halbuki biraz uzun vadeli düşünse, birazcık geniş açılı baksa olaya durum değişecek. Sattığımız mallar otomobil yedek parçası. Bu arabalar bu parçalar olmadan yürümez. Milletin eli mahkum bu parçalara. Biz 10 liradan da versek alacaklar, 20 liradan da versek alacaklar. Arabayı yaptırmamak, o haliyle bırakmak gibi bir alternatif yok çünkü. Herkes vergisini ödediği arabasını kullanmak istiyor, haliyle bakım masrafına da bir şekilde katlanıyor.

Şimdi ben böyle yazdım ya, yanlış anlaşılmak istemem. Fiyat sabitleyip son tüketiciyi becerme niyetinde değilim, böyle birşey önermiyorum. Ben "bu iş iyice ayağa düşmesin, her mal hakettiği değerle satılsın" diyorum. Herkes diğerlerine saygılı olsun, fiyat rekabetine girilmesin istiyorum. Şu fiyat rekabeti denen şey önce firmanın, sonra da tüm sektörün dibini oyuyor. Bizim vitaminsiz kalmış insanımızın ticaret konusunda aklının erdiği tek şeydir zaten bu fiyat rekabeti. Hemen hesap yapılır, "5 liraya alırız, filanca firma 8 liraya satıyor, biz de 7 liraya satarız, onun müşterileri bizden alır, sürümden kazanır kısa yoldan zengin oluruz" denir. Bu komplike hesabı yapan üstün zekalı o 8 liraya satan adamın aslında piyasanın köklü firması olduğunu, aslında 5 liranın da altına aldığını, canı sıkılırsa bir kampanya yapıp 6 liraya satarak piyasayı malla doldurabileceğini, onu da iki ayda batırabileceğini düşünmez. Ondan sonra tüm bunlar olur, o üstün zekalı arkadaş piyasadan defolup gider, ama o malı 6 liraya almaya alışan esnaf bir daha 8 lira vermez o mala. Hep 6 lira ister.

Bu aslında reaksiyonun sadece başlangıcı. Kazancı düşen esas satıcı mecburen çalışanlarına daha cimri davranır. Zam yapmaz, veya yaparken daha az yapar. Sektörde çalışanların yaşam kaliteleri yavaş yavaş düşer. Bundan rahatsız olan bazı çalışanlar üst paragraftaki üstün zeka örneği formüle başvururlar, işten ayrılıp şirket kurmaya, 4 liraya alıp 5'e satmaya ve eski patronundan müşteri çalmaya kalkarlar. Döngü tekrar gerçekleşir, birkaç ay piyasada dolaştıktan sonra masrafları çıkaramayıp iflas bayrağını çeken firmalar piyasanın anasını bellemiş olurlar. Bu böyle böyle devam eder. Bahsettiğim şey sadece fiyatta olmuyor, ödemelerin vadesinde de oluyor. O yeni firma tutup sektördeki herkes en fazla 60 gün vadeyle çalışırken müşterisinden 90 günlük evrak alırsa bir daha kimse 60 gün vadeyle çalışmak istemez. Adam görmüş bir kere o malın 90 gün vadeyle de alındığını, neden 60 günde ödeyip nazik yerlerini sıkıntıya soksun ki?

Bu sadece bizim yedek parça piyasası için geçerli değil, hemen her sektörde bu aptal rekabeti mevcut. İşin kötüsü, bu fiyat rekabeti son kullanıcının ödediği fiyatı düşürmüyor, yani vatandaşa hiç yansımıyor. Arada birileri (genelde perakendeciler) 5 liraya, hem de vadeli ödeme şartıyla aldığı malı 20 liraya peşin satıyor, o 5 liradan da şikayet edip daha ucuzunu veya daha uzun vadeyle veren satıcıyı arıyor. Olan ithalatçılara, üreticilere, toptancılara oluyor.

Hani dış borç, iç borç, döviz kuru filan, bir sürü sıkıntı var ama bence memleket ekonomisinin en büyük sıkıntısı bu. Çarkların dönmesini yavaşlatan şey bu çünkü. O çarklar bir hızlansa üretici de rahatlayacak, toptancı da rahatlayacak, onların istihdam ettiği çalışanlar da rahatlayacak, piyasada para dönecek, memleket ekonomisi rahatlayacak. Öyle "alın verin ekonomiye can verin" kampanyalarıyla olacak iş değil bu. Ekonomiyi düzeltmek isteyenin önce bu fiyat rekabeti meselesine el atması lazım.

26 Aralık 2013 Perşembe

Mercedes arabalarını Pebble akıllı saatlerle entegre edecek

Otomobil üreticileri akıllı cihazları otomobillerine entegre etmekte biraz geciktiler. Şimdi de bu gecikmeyi telafi etmek için bu konuya yoğunlaşıyorlar. Çoğu üretici "bağlantılı" arabaları için akıllı telefon uygulamaları hazırladı zaten. Bazı üreticiler ise yazılımla yetinmiyor, arabalarına özgü akıllı donanımlar da satmak istiyor. Mercedes de akıllı saat üreticisi Pebble ile birlikte geliştirdikleri saati duyurarak akıllı cihaz entegrasyonu konusunda önemli bir adım attı.

Pebble benim en beğendiğim akıllı saatlerdendir. Sade ve kullanışlı tasarımı, elektronik kağıt teknolojisi sayesinde çok az güç tüketen ekranı ve bir Kickstarter projesi olarak başlamış olması Pebble'ı beğenme sebeplerinden sadece birkaçı. Görünüşe göre beğenen sadece ben değilmişim, çünkü "zor beğenen" firmalardan Mercedes de Pebble'ı seçmiş. Mercedes ile Pebble'ın ortak geliştirdiği Digital DriveStyle uygulaması araba ile saat arasında bağlantı kuruyor. Saatin ekranı araba kadranında gördüğümüz önemli bilgileri gösterebiliyor, ayrıca gerektiğinde bazı fonksiyonları uzaktan yönetmeye izin veriyor. Navigasyon sistemi saat üzerinden yönetilebiliyor, veya arabanın nereye bırakıldığı unutulursa navigasyon sistemi üzerinden koordinatlar alınarak arabanın haritadaki yeri saat ekranında gösterilebiliyor. Mercedes ve Pebble önümüzdeki günlerde kapılarını açacak olan CES fuarında bu teknolojiyi tanıtacaklarını söylüyorlar. Pebble akıllı saatin Mercedes'e özel yeni bir versiyonu mu gelecek, yoksa sadece mevcut Pebble saatlere yüklenebilen bir uygulama mı tanıtılacak, henüz belli değil. Ancak ne olursa olsun, Pebble Mercedes'in lüks butiklerinde (bizde yok, ama çoğu önemli şehirde var) satılacak, bu da daha geçen sene bir projeden ibaret olan firmanın prestijini katlayacak.


12 Aralık 2013 Perşembe

Porsche 3D yazıcıları seviyor, herkes evinde Cayman "bassın" istiyor

Alman spor ve lüks otomobil üreticisi Porsche üç boyutlu yazıcıların kullanımını desteklediğini farklı bir şekilde belli etti. Bugüne kadar pekçok firmanın prototip üretimi gibi konularda üç boyutlu yazıcıları kullandıklarını gördük, ama Porsche doğrudan hayranları kendi Porsche'lerini yapmaya teşvik ediyor. En küçük modellerinden Cayman'in üç boyutlu yazıcılar için hazırlanmış verilerini ücretsiz dağıtmaya başlayan firma uygun bir yazıcıya sahip herkesin kendi evinde kendi küçük Porsche Cayman'ini yapmasını istiyor. Firma bu verilerle "basılan" Cayman'lerin meraklılar tarafından renklendirilip fotoğraflarının #3DCayman tag'iyle sosyal ağlarda paylaşılmasını istemiş. Tabi henüz tam boy bir Cayman basıp sahilde bir tur atmak mümkün değil, ama gelecekte bu da olabilir. Porsche'nin sunduğu verilerle model meraklısı 3D yazıcı sahipleri kendi Cayman'lerini basıp renklendirecekler, ama boyut konusunda bir açıklama gelmemiş. Belki de yeterince büyük bir yazıcıya sahip olanlar fuar prototipi misali yürümese de şık görünen bir Cayman basıp garajlarını süsleyebilirler. Hoş, o büyüklükte bir yazıcıya sahip olan kişinin zaten garajında bir 911 vardır, Cayman'e burun kıvırır... Olsun, sonuçta bu bir başlangıç. Diğer üreticilerin de Porsche gibi yapıp popüler modellerinin 3D yazıcıya uygun verilerini paylaşmaları güzel bir gelişme olur. Bu verilerle hazırlanmış bir Cayman'in üç boyutlu yazıcıda nasıl hazırlandığını hızlıca gösteren kısa videoyu aşağıda izleyebilirsiniz, eğer üç boyutlu bir yazıcınız varsa ve bir Cayman basmak istiyorsanız da şuraya tıklayarak gerekli veri dosyalarının indirilebildiği sayfaya gidebilirsiniz.

7 Kasım 2013 Perşembe

Dünyanın en "lüks" nargilesi: Deswall Bugatti Edition

Otomobil üreticilerinin gündelik hayatta (hatta bazen pek de gündelik olmayan hayatta) kullanılan eşyaları kendi özel tasarımları ve markalarıyla ürettirmelerine alıştık. Porsche Design bu konuda başı çeken firmalardandı. New York'taki mağazasına gittiğimde yakın gözlüğünden darbeli taş matkabına kadar neredeyse herşeyi Porsche Design markasıyla ürettiklerini görüp dumur olmuştum. Sonradan alıştım tabi. Zaten sonradan neredeyse tüm lüks ve spor araba üreticileri bu sektöre girdiler, hatta kendi isimleriyle mağazalar açtılar. Biz de bu duruma alıştık.

Her konuda olduğu gibi bu "gündelik yaşam aksesuarı" konudunda da 'az ama öz' prensibine bağlı kalan Bugatti öyle basit şeylerle uğraşmadan, doğrudan insanların keyif alacağı bir segmente giriş yapmış: Nargile! Tabi bizim cam nargilelerden biraz daha farklı, dışı tamamen karbon fiberden üretilmiş. Metal olması gereken kısımlarını da titanyumdan yapmışlar. Tamamının el yapımı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, sonuçta bu bir Bugatti. Tabi Bugatti kendi fabrikasında nargile üretmiyor, bu özel nargileleri İsveçli Deswall firması üretmiş. Dumana bir etkisi olur mu bilmem, ama içerken çok havalı gözükeceği kesin. Tabi bu havalı görünümün bir maliyeti var. Bugatti'nin nargilesi 100,000$ fiyat etiketiyle satışa çıkacak. Üstelik, almak isteyenlerin elini çabuk tutması gerekiyor, çünkü Deswall bu nargilelerden sadece 150 tane üretmiş. Bir nargile için fiyatı aşırı yüksek, ama Bugatti hiçbir zaman "kitlelere hitap eden" bir marka olmadı, gelecekte de olmayacak.