Hayır, Audi bloga sponsor olmadı. Olsaydı güzel olurdu, ama olmadı. Evet, bunun bugün Audi'yle ilgili yazdığım ikinci haber olduğunun farkındayım. Hayır, bunun Audi'yi sevmemle bir alakası yok. Evet, Audi'yi severim, ama gerçekten alakası yok. Bunun daha çok benim ilginç ve eğlenceli reklamları sevmemle alakası var. Audi yeni reklamında iki neslin Uzay Yolu filmlerinde Mr. Spock'ı canlandıran aktörleri buluşturmuş. Hatta buluşturmakla da kalmamış, kapıştırmış. Bir yanda sağdaki resimde de gördüğünüz eski Mr. Spock Leonard Nimoy var. Biraz yaşlanmış tabi, halbuki Vulcan gezegeninden gelenlerin fazla yaşlanmaması gerekiyordu. Neyse, diğer tarafta da yakında sinemalara gelecek olan yeni Uzay Yolu filmi Star Trek - Into Darkness'ta Spock karakterini canlandıran Zachary Quinto var. Bu iki Mr. Spock sakin bir günün sabahında birlikte golf oynamaya karar veriyorlar ve golf sahasına kimin daha önce varacağı konusunda da iddiaya giriyorlar. Audi'nin çoğu reklamında kullandığı "eski nesil Mercedes'i seçerdi, yeni nesil ise Audi'yi tercih ediyor" teması bu reklamda da var. Beklenildiği üzere Leonard Nimoy bir Mercedes CLS 550 kullanıyor. Genç Zachary Quinto ise (yeni nesil olduğu için olsa gerek) bir Audi S7 tercih etmiş. Gerisini anlatmayayım, sürpriz kaçmasın (hoş, anlatmasam ne olacak, Audi reklamında tabii ki Audi galip gelecek). İki Spock'ın yarışının sonunda ise hoş bir sürpriz var. Görünüşe göre eski Spock biraz buruşmuş da olsa özel güçlerini yitirmemiş. Bu son zamanlarda izlediğim en güzel reklam, özellikle bu yılın "meşhur" Super Bowl reklamlarının hepsinden daha eğlenceli. Audi'nin Spock Challenge reklamını aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mayıs 2013 Çarşamba
İki neslin Mr. Spock'ı Audi reklamında kapışıyor
27 Aralık 2012 Perşembe
Hollywood yapımcıları korsan içerik indirirken yakalandı
Korsan içerik indirmek ve kullanmak emek hırsızlığıdır. Bazılarına göre değildir belki, ama bu tartışmaya girmemeyi tercih ediyorum (şimdilik). Bahsedeceğim şey biraz daha farklı. Korsan içeriklerin satışları düşürmesinden en fazla şikayet edenler arasında film yapımcıları var. İnsanların filmleri ve dizileri internetten indirdiklerini, bu yüzden de gişe hasılatlarının ve DVD satışlarının sürekli düştüğünü söylüyorlar, hatta korsan içerikle mücadele eden kurumlara destek veriyorlar, bu konuda katı yasaların çıkması için lobi faaliyetleri yürütüyorlar. Bu anlaşılır birşey, ama korsana bu kadar karşı olan kurumların kendilerinin de korsan içerik indirmesi pek anlaşılır değil. TorrentFreak sitesi Scaneye sistemi kullanarak BitTorrent üzerinden içerik indiren IP numaralarını Hollywood'un büyük yapımcı şirketlerinin IP numaralarıyla karşılaştırmış ve eşleşen numaraların ne indirdiğine bakmış. Bulgular gayet ilginç. Yapımcı şirket çalışanları Hunger Games (Açlık oyunları) veya Downton Abbey gibi film ve dizileri indiriyorlarmış. Hatta, bir Warner Bros çalışanının sakıncalı neşriyat indirdiği bile tespit edilmiş. Tamam, belki bunu yapan sadece birkaç çalışandır, torrent üzerinden korsan içerik indirmek bir firma politikası değildir, ama bunun tam aksini söyleyen bir firma politikası var ve çalışanların da buna uyması bekleniyor. TorrentFreak yetkilileri elde edilen verilerin korsanla mücadele eden MPAA kurumuna teslim edileceğini söylemişler, ama ben bunun bir yaptırımı olacağını sanmıyorum. Neyse, sonuçta korsandan en fazla ağzı yananlar bile korsandan vazgeçmiyor, MPAA artık boşuna uğraşmamalı bence.
24 Aralık 2012 Pazartesi
Sonunda bu da oldu: Geleceğe Dönüş Lego seti
Lego hayranlarının tasarımlarını değerlendirip beğenilenlerin gerçek Lego setleri olarak piyasaya çıkmasını sağlayan Cuusoo sitesinin son oylamasında Masashi Togami ve arkadaşlarının tasarladığı Geleceğe Dönüş temalı seti çok beğenilmiş ve üretimine karar verilmiş. Sette bir DeLorean'dan olma zaman makinesi, iki de küçük figür (Marty McFly ve Dr. Brown) var. Zaman makinesi fotoğrafta da görüldüğü üzere tekerlekleri katlanır tarzda tasarlanmış. Figürlerin farklı filmlerde giydikleri kıyafetlere uygun parçalar da eklenmiş. Ayrıca, kaykay ve hoverboard gibi aksesuarlar da mevcut. Setin ne zaman piyasaya çıkacağı ve fiyatı henüz belli değil, ama çok pahalı olacağını sanmıyorum. Masashi Togami bu setlerin satışından kazanacağı %1'lik gelirin tamamını Michael J. Fox'un Parkinson hastalığıyla mücadele vakfına bağışlamış, böylece efsanevi filmin efsanevi oyuncuları da unutulmamış. Güzel fikir ve şık hareket için tasarımcıyı tebrik etmek lazım, umarım projelerinin devamını da görürüz.
18 Aralık 2012 Salı
Nikon filmli SLR makineleri dijitale dönüştürecek aparatın patentini aldı
Yandaki resimde gördüğünüz garip çizimler Nikon'un gelecekte piyasaya süreceği bir ürününün patent çizimleri. Japonya patent ofisine yapılan başvuruda kullanılan bu çizimler eski tip filmli SLR makineleri dijitalleştirecek, yani DSLR'a dönüştürecek bir aparatı anlatıyor. Medium format makineler için bu tip aparatlar zaten mevcut, hatta Leica'nın bazı 35mm makineleri için de bu tip "dijitalleştirici" aparatlar satılıyor, ama hem medium format makineler, hem de tüm Leica ürünleri aşırı yüksek fiyatları yüzünden biz fanilerin ilgi alanının birazcık dışında kalıyorlar. Nikon'un bu projesi ise uygun fiyata edinilebilen 35mm Nikon SLR makineleri arka kapağını üzerinde 35mm sensör bulunan bir kapakla değiştirerek güzel bir DSLR'a dönüştürebiliyor. Fikir güzel, hatta buna benzer bir ürünü geçtiğimiz yıl 1 Nisan şakası olarak duyurmuştu şakacı bir takım kişiler, ben de yazmıştım. Tabi Nikon'un çözümü şakada gösterilen aparata göre çok daha komplike olacak ve büyük ihtimalle pek ucuza satılmayacak. Yine de optik kalitesi harika olan 35mm makineleri dijitale dönüştürebilmek güzel olur herhalde. Sonuçta 35mm (full frame) DSLR makineler de pek ucuza satılmıyor, belki bu şekilde daha uygun fiyata full frame makine sahibi olabiliriz. Nikon henüz bu konuda bir açıklama yapmamış, ama bu aparatların piyasaya çıkması için biraz daha geliştirilmeleri gerektiği söyleniyor. En azından birkaç yıl daha beklememiz gerekebilir, bu yüzden hemen filmli makine arayışına girmeyin.
20 Kasım 2012 Salı
iPad'in sesinden memnun olmayanlara özel kılıf: ORA
Son birkaç yılın en popüler teknolojik cihazlarından olan iPad'i çoğu kişi kusursuz buluyor, ama piyasanın en popüler tabletinin önemli bir kusuru var. iPad'in hoparlörleri çok zayıf ve stereo ses veremiyorlar. Cihazın arkasındaki hoparlörler aslında sesi iPad'i kullanan kişiye doğru vermek yerine arkaya doğru veriyorlar. Hoparlörlerin gücü de pek yüksek değil, bu yüzden bazen cihazdan gelen sesleri duymak zor olabiliyor. Bir grup amatör tasarımcı bu sorunu halledebilecek özel bir kılıf geliştirmiş. ORA isimli bu kılıf aslında bir çerçeveye benziyor. Kolayca açılan vidalarla ön kapağı sökülüyor ve iPad çerçevenin içine yerleştiriliyor. Çerçevenin içerisine öne bakan sekiz tane hoparlör, bunları besleyecek bir amfi ve gücü sağlayacak bir batarya yerleştirilmiş. Evet, ORA iPad'i biraz daha geniş ve kalın hale getiriyor, ama aynı zamanda iPad'in çok daha kaliteli ses vermesini sağlıyor ve pil ömrünü arttırıyor. 30 pinli klasik USB bağlantısı üzerinden çalıştığı için sadece iPad 2 ve yeni iPad (en yeni olan değil ama, en yeniden bir önceki yeni) ile kullanılabilen ORA farklı renklerde (siyah ve beyaz) alınabiliyor. Cihazın üzerinde bir de Apple'ın Smart Cover kapaklarına benzeyen kapak var. Bu kapak istendiğinde üstteki fotoğraftaki gibi katlanarak masa desteğine dönüşebiliyor. Özellikle iPad'inde film izlemeyi sevenlerin hoşuna gidecek olan ORA şimdilik sadece bir Kickstarter projesi. Projeye 99$ veya daha fazla yatıranlara bir adet yollanacak. Tabi bu "ön ödemeli" indirimli fiyat, ORA piyasaya çıktığında biraz daha pahalı olacak. Açıkçası bir kılıf için bu fiyat biraz yüksek, ama ORA diğer kılıflara göre çok daha fonksiyonel. Pil ömrünü arttıran diğer kılıfların da zaten ucuz olmadıklarını ve cihazı kalınlaştırdıklarını düşünürsek, ORA çok da mantıksız görünmüyor. Projenin Kickstarter'daki sayfasını ziyaret etmek isterseniz şuraya tıklayabilirsiniz. ORA'yı daha detaylı görmek isteyenler de aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.
2 Eylül 2012 Pazar
GTA IV için Geleceğe Dönüş modu
Hem GTA oyunlarını, hem de Geleceğe Dönüş (Back to the Future) serisini seven "seedyrom34" isimli şahıs (Youtube ismi bu şekilde, gerçek ismini bilemiyoruz) bu iki sevdasını bir modifikasyonla birleştirmiş. GTA IV'ün PC versiyonu için önce bir Marty McFly skini hazırlayan seedyrom34 daha sonra da oyuna filmdeki zaman makinesinin (DeLorean DMC-12) aynısını eklemiş. Arabanın sadece dışı değil, içi de zaman makinesiyle aynı görünüyor. Ayrıca, çalışan flux kapasitörleri ve tarih - saat girilebilen bir tuş takımı var. Eğer arabada plutonyum varsa ve zaman devreleri açıksa saatte 88 mil hıza çıkıldığında araba zamanda seyahat ediyor. Tabi oyun içinde bir zaman seyahati tam olarak mümkün değil, ama araba sanki zamanda atlamış gibi daha ileride biryerlere ışınlanıyor. Tabi arkasında yanan lastik izleri de bırakıyor. Bence harika olmuş, sırf bunun için bile GTA IV oynayabilirim. Modifikasyonun nasıl çalıştığını aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.
Etiketler:
back to the future,
delorean,
film,
geleceğe dönüş,
gta,
makine,
mod,
modifikasyon,
oyun,
zaman
12 Temmuz 2012 Perşembe
Popüler filmler Osmanlı minyatürü olsaydı nasıl olurdu?
13 Haziran 2012 Çarşamba
Reklam böyle olur: Mini ile Britalian Job
Bilindiği üzere önümüzdeki aylarda Londra'da yaz olimpiyatları düzenlenecek. İngiliz kökenli bir marka olan Mini de hem olimpiyatlarda yarışacak olan İngiliz sporculara bir jest olsun diye, hem de kendi arabalarının tanıtımını yapmak için biraz uzunca bir reklam filmi hazırlamış. Aslında bu alıştığımız reklamlardan biraz farklı, çünkü ürüne odaklanılmıyor. Yine de gayet hoş olmuş. 1969 yapımı ikonik "Italian Job - İtalyan İşi" filminde Mini ile çekilen sahnelere de atıfta bulunulmuş. Videoda motorsikletle altın madalyaları çalıp kaçan kişi Top Gear programından tanıdığımız İngiliz manken Jodie Kidd. Mini'lerle onu kovalayanlar da İngiltere'nin eski altın madalyalı spırcuları. Ekibi yönlendiren "lider" ise efsanevi dekatloncu Daley Thompson. Bizim nesil bu adamları pek tanımıyor tabi, ama bir zamanların ünlü sporcuları bunlar. Neyse, video oldukça güzel olmuş. 5-6 dakikanız varsa üşenmeyip izlemenizi öneririm. Özellikle arka arkaya rampadan sıçrama sahnesi güzel olmuş ve güzel çekilmiş. Mini'nin "Britalian Job" videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
Etiketler:
araba,
britalian job,
film,
İngiltere,
italian job,
Londra,
manken,
mini,
reklam,
spor
31 Mayıs 2012 Perşembe
Freddie Wong'dan uzun metrajlı videolar: VGHS serisi
Freddie Wong hep kısa ama birbirinden bağımsız videolar çekerdi. Bu sefer daha farklı birşey yapmış. VGHS (Video Game High School) isimli proje 10 dakikalık videolardan oluşan bir dizi. Yakın gelecekte, bilgisayar oyunlarının çok önemli olduğu bir dünyada geçen videolarda oyun meraklısı bir gencin bilgisayar oyunlarıyla ilgili bir lisede başından geçenler anlatılıyor. Bilgisayar oyunlarındaki başarısıyla ünlü bir oyuncuyu yenen genç bu başarısıyla herkesin gitmek istediği, ama sadece en iyilerin kabul edildiği VGHS isimli okula gitmeye hak kazanıyor. Videolar çok güzel olmuş, diğer Freddie Wong videolarından daha kalabalık bir ekip çalışmış ve daha profesyonelce çalışılmış. Sanırım en az 10 bölüm çekilecek ve bu bölümlerin birleşimi bir film olacak. VGHS'in her hafta bir gölümü yayınlanıyor, şu anda iki bölümü Youtube üzerinde yayınlanmış durumda. VGHS'in birinci ve ikinci bölümlerini aşağıda izleyebilirsiniz.
17 Mayıs 2012 Perşembe
Analog tadında dijital fotoğrafçılık: Timeless Capture Camera
Brian Matanda isimli tasarımcı bir zamanların filmlerle uğraşan fotoğrafçılarının neler çektiğini anlamamız için ilginç bir cihaz tasarlamış. Yandaki fotoğrafta da görülen Timeless Capture Camera isimli fotoğraf makinesi film kullanmıyor, yani dijital. Buna rağmen bir ekranı yok. Bu da demek oluyor ki, sadece optik bakaç kullanılarak fotoğraf çekiliyor. Dahası, çektiğiniz anda fotoğrafı görme imkanınız da yok. Ancak fotoğrafları bilgisayara veya yandaki resimde görülen kablosuz bağlantılı özel aksesuara aktarınca nasıl çıktıkları görülüyor. Tıpkı filmde olduğu gibi... Film döneminin bir diğer sıkıntısı olan sık sık film değiştirme gereksinimi de bu makineye yansımış. Timeless Capture Camera'nın hafızası çok küçük. Bu yüzden sık sık doluyor ve boşaltmak gerekiyor. Öyle birkaç gigabyte büyüklüğündeki kartlarla binlerce fotoğraf çekmenin rahatlığı yok yani.Sadece aluminyum ve tahtadan yapılmış olan Timeless Capture şimdilik sadece bir prototip, yani satılmıyor. Bu yüzden fiyatı da yok. "İnsan neden böyle kendisine sıkıntı verecek bir cihaza para versin ki?" diyebilirsiniz, haklısınız da, ama bazen işin tüm zevki o zorluklardadır. Timeless Capture Camera'nın tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
4 Nisan 2012 Çarşamba
Doğa için dördüncü kez çalmışlar, ama bu sefer sadece çalmışlar
Doğa İçin Çal projesinin dördüncü şarkısı çıkmış, benim yeni haberim oldu. İşte, hep otomotiv ve teknoloji sitelerinde gezince böyle oluyor, insan başka güzel şeyleri kaçırabiliyor. Neyse, duyduğum gibi girdim ve dinledim. Sonra tekrar dinledim. Üçüncü kez de dinleyecektim, ama işim vardı, bu yüzden daha sonraya bıraktım. Tıpkı öncekiler gibi bu video da çok güzel olmuş. İlk üç videoda klasik türküler çalınıyordu, bu sefer daha farklı birşey denenmiş. Türkü olmasa da kült haline gelmiş filmler sayesinde türküler kadar zihnimize kazınmış olan Cahit Berkay besteleri çalınmış. Selvi Boylum Al Yazmalım, Çiçek Abbas ve Devlerin Aşkı'nı ard arda çalmışlar, hem de pek güzel çalmışlar. Önceki projelere katılan bazı ünlü isimler (Murat Evgin, Serkan Çağrı gibi) bu projede yok. Bu sefer de elinde bass gitarıyla Levent Yüksel var mesela. Bir de şapkası yüzünden yüzünü tam göremediğimiz çizer Bülent Üstün var. Tabi ünlü olmayan diğer katılımcıları da hor görmemek lazım. Dünyanın dört bir yanında yaşayan bir sürü müzisyen her tür enstrumanla (iPad üzerinde klavye çalan bile var) destek vermiş bu projeye. Çok beğendim, 5. video için şimdiden sabırsızlanıyorum. Emeği geçen herkese teşekkürler... Doğa İçin Çal'ın dördüncü videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
Etiketler:
bülent üstün,
cahit berkay,
doğa,
doğa için çal,
enstruman,
film,
gitar,
ipad,
klavye,
levent yüksel,
müzik,
proje,
yeşilçam
2 Nisan 2012 Pazartesi
Ashton Kutcher biyografik filmde Steve Jobs'ı oynayacak
1 Nisan şakası gibi görünse de bu film haberi şaka değil. Steve Jobs'ın hayatını anlatan iki farklı biyografik film projesi var, görünüşe göre ikisi de çekilecek ve birbirine yakın zamanlarda vizyona girecek. Bunlardan ilki senaryosunu Matt Whiteley'in yazdığı proje. Pek bir detay olmasa da Steve Jobs'ı (en azından gençliğini) oynaması için Ashton Kutcher seçilmiş. Aslında Ashton Kutcher Steve Jobs'ın gençliğine baya benziyor, yani iyi bir seçim olmuş. Diğer projede Steve Jobs'ı kimin oynayacağı henüz belli değil, ama Sony'nin prodüktörlüğünü üstlendiği yapım Walter Isaacson'ın meşhur Steve Jobs biyografisinin filme çekilmiş hali olacak. Şu anda tek resmi Steve Jobs biyografisi Walter Isaacson'ın kitabı, bu durumda onun filmi de "resmi" Steve Jobs filmi olacak gibi görünüyor. Tabi önemli olan resmiyet değil, filmin güzelliği. İki projenin de çekimleri birkaç ay içinde başlayacak. Büyük ihtimalle önümüzdeki yıl vizyona girerler.
Etiketler:
apple,
ashton kutcher,
biyografi,
film,
steve jobs,
walter isaacson
24 Ocak 2012 Salı
Freddie Wong golf sporunu savaşa dönüştürüyor (veya tam tersini yapıyor)
İlginç ve kısa videoların adamı Freddie Wong son yapımında golf sporunu savaşla harmanlamış. Savaş filmlerinde veya Call of Duty tarzı oyunlarda görmeye alıştığımız bir savaş sahnesini golf oynayarak yeniden canlandırmışlar. Dev arazi araçları yerine golf arabaları kullanılmış. Silahların yerini de golf sopaları almış. Haliyle mermi de yok, onların yerine golf topları var. İlginç olmuş, çok hareketli olmasa da güzel kurgulanmış. Özellikle golf topuyla vurulma sahnelerini çok güzel yapmışlar. Arka planda duyulan ve görevle ilgili bilgiler veren telsiz konuşmaları da izleyiciyi havaya sokuyor. Freddie Wong'un "The Golf War" videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
5 Ocak 2012 Perşembe
Kodak iflasını duyurmaya hazırlanıyor
Fotoğrafçılık dünyasının en eski firmalarından Kodak iflasın eşiğinde. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Kodak yöneticileri şirketin iflas ettiğini kamuoyuna duyurmaya hazırlanıyorlar. Filmli makineler zamanında fotoğraf dünyasının devlerinden biri haline gelen, dijital makinelerde ise beklenen başarıyı bir türlü yakalayamayan Kodak son yıllarda iyice zayıflamıştı. Firma üst seviye makineler için algılayıcı ürettiği halde kendi ürün portföyüne düzgün üst seviye makineler ekleyememişti. Bir de Kodak'ın Easyshare takıntısı var tabi. Hani dijital makineler ilk çıktığında, herkeste hafıza kartı okuyucu yokken fotoğrafları bilgisayara (veya yazıcıya) kolayca aktarmak önemli bir özellikti, ama artık durum değişti. Herkesin bilgisayarında kart okuyucu var, fotoğrafları aktarmak da oldukça kolay. Buna rağmen Kodak Easyshare özelliğinin üzerinde durmaya devam etti, fotoğraf çekerken işe yarayacak özelliklere odaklanmadı. Arada güzel modelleri de oldu tabi, ama rakiplerinin ürün gamıyla karşılaştırıldığında Kodak çok zayıf kaldı. Hal böyle olunca dünya devleri bile fazla dayanamıyor. Elinde fotoğrafçılıkla ilgili (ve bazıları çok kıymetli olan) 1,100 adet patent bulunan Kodak eğer iflas ederse patentleri açık arttırmayla satılacak. Rakipleri de kapışacak tabi, çünkü bu patentlerden bazıları fotoğrafçılık dünyasına yön veren şeyler.
Kodak'la ilgili bir de küçük detay vereyim. Kodak'ın ismi bir rivayete göre bizimle hafiften alakalı. Kodak kurulurken kurucu George Eastman "K" ile başlayan, kısa olan, kolayca ve doğru okunan, fotoğrafçılıkla ilgili bir terimi çağrıştıran ve duyulduğunda kendi firmasını çağrıştıracak bir isim arıyormuş. İsmin "K" ile başlamasının sebebi George Eastman'ın bu harfi (özellikle büyük yazıldığında) çok sevmesi ve güçlü bulmasıymış. Sonunda "K" harfini bir fotoğrafçılık terimiyle birleştirmeye karar vermiş, ama İngilizce'deki hiçbir terimi uygun bulmamış. Diğer dillere bakmışve sonunda Türkçe'deki "odak" kelimesinin uygun olduğunu görmüş. Sonuçta "odak" fotoğrafçılıkta kullanılan bir terim, ayrıca "K" ile birleştiğinde kısa, her dilde doğru okunan ve hiçbir dilde başka bir anlama gelmeyen (dolayısıyla sadece o firmayı anımsatan) bir kelime oluşturuyor. Kodak markası da böyle doğmuş. Bu konuda başka teoriler de var tabi, ama bu teori de bana oldukça mantıklı geliyor.
Kodak'la ilgili bir de küçük detay vereyim. Kodak'ın ismi bir rivayete göre bizimle hafiften alakalı. Kodak kurulurken kurucu George Eastman "K" ile başlayan, kısa olan, kolayca ve doğru okunan, fotoğrafçılıkla ilgili bir terimi çağrıştıran ve duyulduğunda kendi firmasını çağrıştıracak bir isim arıyormuş. İsmin "K" ile başlamasının sebebi George Eastman'ın bu harfi (özellikle büyük yazıldığında) çok sevmesi ve güçlü bulmasıymış. Sonunda "K" harfini bir fotoğrafçılık terimiyle birleştirmeye karar vermiş, ama İngilizce'deki hiçbir terimi uygun bulmamış. Diğer dillere bakmışve sonunda Türkçe'deki "odak" kelimesinin uygun olduğunu görmüş. Sonuçta "odak" fotoğrafçılıkta kullanılan bir terim, ayrıca "K" ile birleştiğinde kısa, her dilde doğru okunan ve hiçbir dilde başka bir anlama gelmeyen (dolayısıyla sadece o firmayı anımsatan) bir kelime oluşturuyor. Kodak markası da böyle doğmuş. Bu konuda başka teoriler de var tabi, ama bu teori de bana oldukça mantıklı geliyor.
20 Aralık 2011 Salı
Kim Jong-Il'in Godzilla çakması canavar filmi
Bildiğiniz üzere (bilmiyor da olabilirsiniz gerçi) Kuzey Kore lideri Kim Jong-Il dün öldü. Televizyonlar dövünerek ağlayan insanları gösteriyor sürekli. Herkes bu ağlamaların gerçek mi, yoksa rol mü olduğunu konuşuyor. Malum, Kim Jong-Il kendi babası öldüğünde yeterince üzgün görünmeyen kişileri cezalandırmıştı. Kuzey Kore dışa kapalı bir ülke olduğu için olan biten hakkında pek fazla şey bilemiyoruz tabi. Diktatör Kim Jong-Il öldükten sonra kendisiyle ilgili anlatılan şeylerden biri de bir yönetmeni kaçırıp ona film çevirtmesiydi. Shin Sang-Ok isimli bu Güney Koreli yönetmen 1978 yılında Kim Jong-Il tarafından kaçırılıp Kuzey Kore'de esir tutulmuştu. Bu esaret döneminde yönetmene film çekmesi emredilmişti. Bu filmlerden en meşhuru Japon canavar filmi serisi Godzilla'nın çakması olan Pulgasari. Bir oyuncağın üzerine kan damlaması üzerine canlanmasını ve metal eşyaları yiyerek büyümesini anlatan Pulgasari bizim iftiharla andığımız Dünyayı Kurtaran Adam'dan bile acaip bir film. Size filmin tamamını izletecek değilim, ama aşağıdaki yedi dakikalık videoyu izleyerek Pulgasari'nin genel tarzı hakkında fikir sahibi olabilirsibiz. Uğruna yönetmen kaçırılacak bir yapım olmamış bence, ama zevkler tartışılmaz.
16 Aralık 2011 Cuma
Elektronik kitapları karanlıkta okumak artık mümkün: Flex Lighting LED film
Elektronik mürekkep harika birşey. Gözü yormuyor ve pil tüketimi çok düşük, bu yüzden e-kitap sistemi için çok uygun. Zaten e-kitap okuyucular da genelde bu sistemi kullanıyor. Elektronik mürekkepli ekranların en büyük sıkıntısı okunması için ışığa ihtiyaç duyması. Alıştığımız LCD ekranlar gibi kendi ışıklarına sahip değiller. Aydınlatma için bazı firmaların ekranın yanlarına koyduğu LED ışıklar da ya yeterli aydınlatmayı sağlayamıyor, ya da dengesiz ışık veriyor. Flex Lighting firması bu sorunu çözebilecek ideal bir ürün geliştirmiş. LED film isimli bu ürün isminden de anlaşılacağı üzere ince (sadece 50 mikron) bir film ve bir adet LED ışıktan oluşuyor. Film öyle standart bir film değil tabi, ışığı eşit olarak dağıtacak şekilde tasarlanmış. Bu sayede sadece bir tane LED ışık kullanarak tüm ekran hafif ama yeterli bir şekilde aydınlatılabiliyor. Ne gözü yoruyor, ne de dengesiz aydınlatma yüzünden rahatsız ediyor. Tek LED kullanıldığı için pil tüketimine etkisi de oldukça düşük. Flex Lighting'in LED film kaplamasının tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
4 Ekim 2011 Salı
Disket sürücüyle müzik yapılır mı? Yapılır! - 2
Daha önce meraklı ve bolca boş vakti olan birisinin dört adet disket sürücüyle Phantom of the Opera'yı çaldığından bahsetmiştim. Yine benzer durumdaki (hatta belki daha da fena bir durumdaki) bir arkadaş üşenmemiş ve iki tane 3.5" disket sürücüyle (gördükçe eski günleri hatırlıyor insan) Star Wars serisinin efsanevi melodilerinden olan Imperial March'ı çalmış. Hem de öyle düzgün çalmış ki, insan duydukça Darth Vader'ın biryerlerden uygun adım yürüyerek çıkmasını (ve birilerini sadece "güç" kullanarak nefessiz bırakmasını) bekliyor. Önceki Phantom of the Opera hadisesinde dört adet disket sürücü (2x 5.25" + 2x 3.5") kullanılmıştı. Bu sefer iki tanesi yetmiş, hem de gayet güzel olmuş. En güzeli videoyu izleyip bizzat duymanız, o zaman neyden bahsettiğimi daha iyi anlayacaksınız. Disket sürücüyle çalınan Star Wars - Imperial March melodisinin videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Bunu bana ayrı ayrı yollayan RayTracer ve Tamer'e ayrı ayrı teşekkür ederim.
Etiketler:
bilgisayar,
darth vader,
disket,
film,
ilginç,
müzik,
nostalji,
star wars,
sürücü
23 Eylül 2011 Cuma
Gerçek Tron Lightcycle motorsikleti, hem de elektrikli
Tron'u ve kötü devam filmini izlemişseniz (hatta izlememişseniz de) filmin sembolü haline gelen Lightcycle isimli ışıklı motorsikletleri görmüşsünüzdür. Filmde çok yüksek hızlarda giden bu motorsikletlerin gerçek hayatta yollarda dolaşamayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Parker Brothers Choppers isimli özel yapım motorsiklet atölyesi tıpkı filmlerde gösterilenlere benzer bir Lightcycle yapmış. Benzin yerine elektrikle çalışan bu özel motorsikletler çok hızlı gitmiyor, kullanımı da pek rahat değil, ama çok havalı görünüyor. Hele gece kullanıldığında ve ışıklarını tam yaktığında geçtiği heryerde herkesin ona bakması kaçınılmaz bir durum. Parker Brothers Choppers bu motorsikletlerden bir tane değil birkaç tane yapmış ve bir tanesini de şanslı bir Tron hayranına hediye edecekmiş. Motorsikleti kazanmak isteyenlerin neden bu motorsikleti hakettiklerini anlatan üç dakikalık bir video çekip Parker Brothers Choppers'a göndermesi gerekiyor. Tron Lightcycle'ın gerçek yollarda nasıl gittiğini gösteren videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
Etiketler:
bilim kurgu,
elektrik,
film,
ilginç,
motorsiklet,
pil,
tron
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Portal: Kaçış Yok!
Valve'in eğlenceli oyunu Portal'ı bir çoğunuz biliyordur. Elimize aldığımız garip bir zımbırtıyla, fizik kurallarını alt üst ederek, oraya buraya delikler açtığımız, tavandan gidip, duvardan çıktığımız kafa patlatan bir oyun.
Amerikalı yönetmen Daniel Trachtenberg, Portal oyunundan esinlenip "Kaçış Yok" adlı bir film çekmiş. Yaklaşık altı buçuk dakikalık kısa bir film olsa da, gerçekten etkileyici olmuş. Özellikle de sonu...
Filmi aşağıdan, ya da buradan izleyebilirsiniz.
23 Ağustos 2011 Salı
Koli bandıyla Tron'un karışımı: Duck Tron
Aslında bu amatör bir video değil, ünlü yapışkan bant markası Duck Tape'in reklam filmi. Tabi biz videonun sonuna kadar bunu anlamıyoruz, çünkü son sahneye kadar amatör bir video gibi gözüküyor. Yanlış anlaşılma olmasın, amatör olması kötü olduğu anlamına gelmiyor, çünkü gayet güzel hazırlanmış bir video bu. Stop motion tekniği kullanılmış, farklı renklerdeki koli bandı ruloları tıpkı Tron filmindeki motorsikletler (lightcycle) gibi yarıştırılmış. Son kısımları ise biraz komik olmuş, daha doğrusu komik olması için uğraşılmış. Bana sanki son kısım daha kısa tutulsaymış daha iyi olacakmış gibi geldi, ama zevk meselesi tabi. Zaten 30 saniyelik kısa bir video, bu yüzden üşenmeyin ve izleyin derim. Video aşağıda, izlemekte sıkıntı çekenler için Vimeo sayfası ise şurada.
Etiketler:
amatör,
bant,
film,
ilginç,
motorsiklet,
reklam,
stop motion,
tron,
video,
vimeo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















