bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Olmaz demeyin, bu da oldu: Dev robot yengeç

Hani bilimkurgu filmlerinde uzaylıların kullandığı dev robotik böcekler vardır ya, işte onlara çok benzeyen birşey Güney Kore'de yapıldı. CR200 isimli (geliştirenler Crabster da diyor) bu ilginç denizaltı yengeçlerden ilham alarak geliştirilmiş. Gemi batıklarını araştırmak için geliştirilen CR200'ün birbirinden bağımsız hareket edebilen altı bacağı var. Öndeki bacakların uçlarında manipülatörler (yani kıskaçlar) var. Bu manipülatörler aktif durumda değilken gizleniyorlar, fotoğrafta gözükmemelerinin sebebi bu. CR200'ü geliştiren mühendislerin klasik pervaneli denizaltı yerine bu çok daha komplike tasarımı seçmelerinin mantıklı bir sebebi var: pervaneler suyu hareketlendirerek zemindeki kumu ve çamuru yukarıya savuruyor, bu da kameraların düzgün görüntü almasını engelliyor. Bacaklar ise suda çok daha az hareketlenme yaratıyor. Hareket edebilmesi için dört pilota ihtiyaç duyan CR200 okyanusun dibinde çok işe yarayabilir. Bu mekanik su canavarını iş üstünde görmek istiyorsanız aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

5 Nisan 2012 Perşembe

Gün gelecek, herkes gözlük takmak isteyecek! - Google Project Glass

Ben bu haberi yazmakta biraz geciktim, ama geç olması hiç olmamasından iyidir. Google akıllı gözlük videosuyla dün internet ahalisinin (daha doğrusu internetteki teknoloji meraklılarının) bir anda dikkatini çekti. Daha önce de böyle bir projenin üzerinde çalışıldığı biliniyordu, ama bunu kimse ciddiye almıyordu. Google'ın yeni videosu bunun söylentiden ibaret olmadığını, gerçekten internet devinin böyle bir projesi olduğunu bize ispatladı.

Peki nedir bu Project Glass? Akıllı gözlük diyeceğim, ama bu da yeterince açıklayıcı olmayacak. Şöyle düşünün: Android işletim sistemi kullanan bir akıllı telefon, ama telefonun ekranında olması gereken görüntüler taktığınız gözlüğün camına yansıtılıyor. Böylece telefona bakmaya gerek kalmadan akıllı telefonda yapabileceğiniz şeyleri yapabiliyorsunuz. Dokunma gibi birşey de gerekmiyor, kontroller gözün hareketleriyle ve sesle sağlanıyor. Hani bilimkurgu filmlerinde robotların gözünün önünden yazılar geçer, hatta hedeflerini gördüklerinde "Target" yazısı yanıp söner ya, işte o olay gerçek olmak üzere. Teknik detaylar henüz belli değil. Cihazın internete nasıl bağlanacağı, pilinin nerede olacağı, kullanımının ne kadar rahat olacağı gibi detaylar hala kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Sonuçta kimse sürekli kafasının yanında veri alışverişi yapan bir 3G cihazı istemez, piller gözlüğü ağırlaştırır ve rahatsızlık verir, gözle kontrol de herkese uygun olmayabilir. Umarım Google bu sorunları kısa sürede çözer ve biz de böyle cihazlar alıp telefonla uğraşmadan "sadece bakarak" internette dolaşabiliriz. Google'ın Project Glass videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Bilim kurgu değil, gerçek hayat: Robotlar hizmetimizde

Bilim kurgu filmlerinde insanların yerine sıkıcı işleri yapan robotları görmüşsünüzdür mutlaka. Aslında bu fikir bilim kurgu filmlerine (veya romanlarına) ait değildir, çok eskilere dayanır. Yunan mitolojisinde Atlantis'le ilgili tasvirlerde "Automaton" isimli mekanik robotlardan bahsedilir. Bu robotlar insanların sıkıcı buldukları için yapmak istemedikleri işleri yaparlar. Günümüzde de fabrikalarda otomatikleştirilmiş makineler robotlar gibi çalışıyorlar. Tabi bizim filmlerde gördüğümüz robotlar biraz daha farklılardı. Onlar insansı forma sahipti, yaptıkları işi de robot tarzıyla da olsa insan gibi yapıyorlardı. İşte o robotlar artık gerçekten var. Metalden üretilmemişler, pille çalışmıyorlar, ama aynı robotluğu yapmaya devam ediyorlar. Kurumsal firmaların müşteri hizmetleri çalışanlarından bahsediyorum. Bu kişiler kanlı canlı insan olsalar da üstleri tarafından robot gibi davranmaya, robot tarzıyla çalışmaya zorlanıyorlar. Farklı birşey yapmalarına izin verilmiyor. Birkaç soru için birkaç farklı cevap öğretiliyor, o cevaplar haricinde hiçbirşey söyleyemiyorlar. Bu yüzden aynı müşteri hizmetleri merkezini birkaç kez aradığınızda sürekli aynı cevabı alıyorsunuz ve karşınızdaki kişinin robotlaştığını anlıyorsunuz.

Geçtiğimiz ay mevcut Nokia 5800XM telefonumun ekonomik ömrünü tamamladığına kanaat getirdim ve yeni bir telefon almaya karar verdim. Birkaç ay önce gözüme kestirmiş olduğum Huawei Ideos X5'i Hepsiburada.com sitesinden satın aldım. Telefonum ertesi gün geldi, ben de hemen sim kartımı takıp kullanmaya başladım. Telefon kendi kendine kapanıp açılıyordu. Ne yaptıysam buna çare bulamadım. Çareler tükenince Hepsiburada'nın müşteri hizmetlerini arayarak telefonu iade etmek istediğimi söyledim. Bana prosedürü anlattılar, ben de aynen uyguladım. Telefonun ellerine ulaştığını bana bir mesajla bildirdiler. Sonra biraz bekledim işlem yapmaları için. Bir hafta kadar geçtikten sonra durumu kontrol ettim, aynı gözüküyordu. Arayıp neden böyle bir gecikme yaşandığını sordum. Telefonu servise gönderdiklerini söylediler. Beklemeye devam ettim. Haftada birkaç kere aradım. İlk 2 aramadan sonra sürekli aynı şeylerin söylendiğini farkettim. Ben sıkıntımı anlatıyorum, onlar sipariş numaramı soruyor, ben söylüyorum, onlar ürünün servise gittiğini söylüyor, ben bu işin çok uzun sürdüğünden yakınıyorum, onlar işlemime acil kaydı eklediklerini söylüyorlar ve telefonu kapatıyoruz. Ben sakince de anlatsam, küfür de etsem karşı tarafın verdiği cevap değişmiyor. Ürünü gönderdikten bir hafta sonra da aynı cevabı verdiler, 40 gün sonra da. Karşımdaki bir insan belki, ama robot özellikleri sergiliyor. Sanki birkaç hazır cevap kaydedilmiş, kayıttan o cevapları okuyor. İnsan gibi düşünüp duruma uygun çözüm üretemedikten sonra ha insan olmuş, ha robot... Neyse ki 45 gün sonra paramı geri alabildim. Paralandım ya, kendime yeni bir telefon bakmaya başladım tabi.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Zaman makinesi çağa ayak uyduruyor: Elektrikli DeLorean DMC-12

İsmi size anlamsız gelse de kendisini gördüğünüz anda Geleceğe Dönüş serisinin zaman makinesi DeLorean'ı tanırsınız. Bir heves ve intikam duygusuyla tasarlanmış ve piyasada başarılı olamayıp üreticisini batırmış olan DMC-12 yakında yollara geri dönebilir. DeLorean Motors Company (DMC) iflas etti, ama tasarımları ve patentleri Texas'lı bir firma tarafından satın alındı. Bu firma hala çalışır durumdaki Delorean'ların yedek parça ihtiyaçlarını karşılıyor. Firmadan gelen haberlere göre DeLorean üretimi 2013 yılında yeniden başlayacak. Yeni üretilecek olan otomobiller tasarım olarak Geleceğe Dönüş filmlerinde gördüğümüz klasik DMC-12 modeline benzeyecek, ama tamamen elektrikle çalışacak. Arabanın motor ve batarya sistemi elektrikli arabalar konusunda uzmanlaşmış olan Epic firmasından alınacak. Henüz kesinleşmiş bir detay olmasa da elektrikli DeLorean'ın 260 hp güce sahip olacağı ve 200 KM/s hızına kadar çıkabileceği söyleniyor. Böyle bir araba pek ucuz olmuyor tabi, elektrikli DeLorean'ın ABD fiyatı bile 90,000$ - 100,000$ arasında olacak. Türkiye'ye gelse bile fiyatı çok uçuk olacaktır, bu arabanın hayranı olan kişiler de genelde bilimkurgu meraklısı gençler olacağından pek fazla satılmayacaktır. Umarım fiyat konusunda bir güzellik yaparlar, yeni nesillerin de zaman makinesine binmeye hakkı olduğunu düşünüyorum.


Ekleme: Elektrikli DeLorean'ın pistteki deneme sürüşleri sırasında kısa ve sarsıntılı bir video çekmişler. Kalite düşük, araba da öyle pek hızlı gitmiyor, ama bu video bize bu projenin sadece bilgisayarda tasarlanmış, şimdilik hayal ürünü olan (yabancıların vaporware dediği türden) bir proje olmadığını ispatlıyor. Videoda arabayı süren kişinin DeLorean firmasının şimdiki sahibinin oğlu Cameron Wynne olduğu söyleniyor. Demek ki bu resmi bir test sürüşü, adamlar da bu arabayı gerçekten yapmışlar. Videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

23 Eylül 2011 Cuma

Gerçek Tron Lightcycle motorsikleti, hem de elektrikli

Tron'u ve kötü devam filmini izlemişseniz (hatta izlememişseniz de) filmin sembolü haline gelen Lightcycle isimli ışıklı motorsikletleri görmüşsünüzdür. Filmde çok yüksek hızlarda giden bu motorsikletlerin gerçek hayatta yollarda dolaşamayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Parker Brothers Choppers isimli özel yapım motorsiklet atölyesi tıpkı filmlerde gösterilenlere benzer bir Lightcycle yapmış. Benzin yerine elektrikle çalışan bu özel motorsikletler çok hızlı gitmiyor, kullanımı da pek rahat değil, ama çok havalı görünüyor. Hele gece kullanıldığında ve ışıklarını tam yaktığında geçtiği heryerde herkesin ona bakması kaçınılmaz bir durum. Parker Brothers Choppers bu motorsikletlerden bir tane değil birkaç tane yapmış ve bir tanesini de şanslı bir Tron hayranına hediye edecekmiş. Motorsikleti kazanmak isteyenlerin neden bu motorsikleti hakettiklerini anlatan üç dakikalık bir video çekip Parker Brothers Choppers'a göndermesi gerekiyor. Tron Lightcycle'ın gerçek yollarda nasıl gittiğini gösteren videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

26 Haziran 2011 Pazar

Cake Boss'tan 900 kiloluk Transformers pastası

Cake Boss isimli televizyon programında ilginç pastalar yapmasıyla ünlenen pastacılık üstadı Buddy Valastro Transformers serisinin yeni filmi Dark Side of the Moon'un tanıtımı için dev bir Bumblebee pastası yapmış. 2000 pound (900 kiloya filan denk geliyor) ağırlığındaki bu pasta gerçek araba boyutunda olmasa da alıştığımız pastalardan çok daha büyük. Zaten Buddy Valastro kendi atölyesinin içinde yapamamış bu pastayı, çünkü orada yeterli genişlikte çalışma alanı yokmuş. Neyse, Bumblebee pastası büyük olmakla kalmıyor, hafiften hareket ediyor, hatta ellerinden kıvılcımlar çıkartıyor. Tabi fazla birşey beklememek lazım, sonuçta bu bir pasta. Lezzetli olması yeterli. Tabi asla benim sevgilimin yaptığı pastalar kadar lezzetli olamaz, o da ayrı bir mesele. Dev pastanın tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz. Bu haberi bana yollayan Oyunkolik'e teşekkür ederim.

15 Mart 2011 Salı

Stop motion ile fantastik satranç

Riccardo Crocetta isimli animasyoncu üşenmemiş ve çamurdan (veya hamurdan) oluşturduğu taşların birbiriyle kapıştığı bir satranç maçını stop motion tekniğiyle kaydetmiş. Bu satranç oyununu diğerlerinden ayıran şey biraz fantastik oluşu. Şöyle ki; taşlar birbirlerini alırken bir zamanlar oynadığımız Battle Chess oyunundaki gibi birbirleriyle dövüşüyorlar. Her taşın diğerini alma şekli farklı. At gerçek bir ata (hatta pegasusa) dönüşüyor, vezir ise köpek balığı gibi avının etrafında dolaştıktan sonra onu yutuyor. En güzeli izleyip görmeniz, gerçekten güzel olmuş. Keşke Riccardo Crocetta çekimler sırasında kamerayı (veya satranç tahtasını) oynatmasaymış, daha da güzel olurmuş. Bu satranç oyununun bir ilginç yanı daha var. Oyundaki hamleler Stanley Kubrick'in yönettiği 2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey) filminde Frank Poole ile HAL-9000 bilgisayarı arasında oynanan oyundan alınmış. Bu oyun ünlü bilim kurgu filmindeki maçın bir tekrarı yani. Bu güzel videoyu aşağıda göremiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.

23 Şubat 2011 Çarşamba

E.T.'nin devamı çekilseydi nasıl olurdu?

Steven Spielberg'in efsaneleşmiş bilimkurgu filmi E.T.'yi izlemeyen yoktur sanırım. Bizim neslin çocukluğuna denk gelen bu film bir uzaylıyla bir çocuğun dostluğunu anlatıyordu. Robert Blankenheim isimli video düzenleme ustası (daha önce de Titanic'in devamıyla ilgili bir video yapmış) farklı filmlerden parçaları birleştirerek E.T.'nin olası devam filminin fragmanını hazırlamış. Güzel de olmuş aslında, hani yapsalar iyi gişe hasılatı yakalayabilir. Bu "hayali" devam filminde E.T.'nin gezegeninden gelen uzaylılar dünyayı (tabi önce Amerika'yı) işgal ediyorlar, E.T. de biz dünyalılara yardım etmeye çalışıyor. Filmin (daha doğrusu fragmanın) oyuncu kardosu yıldızlarla dolu. Morgan Freeman mı istersiniz, Bruce Willis mi, hepsi mevcut. Daha fazla anlatmayayım, en iyisi siz fragmanı izleyin. Eğer aşağıda birşeyler göremiyorsanız şuraya tıklayarak fragmanı izleyebilirsiniz.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Türk işi olduğu iddia edilen Doctor Who çakması

İlginç konuların tartışıldığı b3ta.com forumunun bir kullanıcısı garip bir video hazırlamış. Bu videoda klasik bilimkurgu dizisi Doctor Who'yu Türkler yeniden yapsaydı neye benzeyeceği anlatılmaya çalışılmış. Komik bulmaktan öte, saçma ve garip buldum. Bu videoyu yapanın ömründe hiç Türk tanımamış olduğuna eminim. Bir kere konuşulan dil Türkçe değil. Yazılarda latin alfabesi kullanılmamış. Ayrıca, Türk filmleri buna benzemiyor. Evet, 30-40 yıl önce Dünyayı Kurtaran Adam gibi bazı kötü yapımlara imza attık, ama artık böyle şeyler yapmıyoruz. Bu videoyu yapanı kınıyorum, bir milletle dalga geçmeden önce onlarla ilgili daha fazla bilgi edinmesini (en azından kullandıkları alfabeyi öğrenmesini) tavsiye ediyorum. Bu saçma videoyu aşağıda izleyebilirsiniz, aşağıda göremiyorsanız da şuraya tıklayabilirsiniz.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Batmobile özentisi insansız hafif tank

İngiltere savunma bakanlığıyla anlaşmalı çalışan silah üreticisi BAE Systems savaş alanında üstünlük sağlayabilecek bir insansız hafif tank geliştirmiş. Üzerinde güçlü bir makineli tüfek barındıran Raider isimli askeri aracın bu yazıya konu olmasının sebebi Batmobile ile benzerliği. Batman filmlerini izlemeyenler için kısaca açıklamak gerekirse; Batmobile süperkahraman Batman'in marifetli arabası. Eskiden her filmde farklı bir Batmobile tasarımı kullanılırdı, ama aynı aktörler (Christian Bale - Michael Caine) ve yönetmenle (Christopher Nolan) çekilen son iki filmde öncekilerden oldukça farklı bir Batmobile kullanılmıştı. Bu arabanın diğerlerinden farkı da "gerçekten" varolmasıydı ve filmdeki marifetlerinin çoğunu (keskin dönüşler, sürüş performansı, atlayışlar) gerçek hayatta da sergileyebilmesiydi. İşte BAE Systems'ın insansız tankı da bu garip görünüşlü Batmobile'dan esinlenerek tasarlanmış. Üstelik, firmanın yetkilileri de bu durumu onaylıyor. Gün gelip te Uzay Yolu serisindeki Atılgan'a benzeyen bir uzay aracı yaparlarsa şaşırmayacağım, çünkü eskiden hayal ürünü sayılan bilimkurgu filmleri bugün teknolojiye ilham veriyor.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Hayalet Avcıları geri döndü! (ama eskisi kadar becerikli değiller)

Hayalet Avcıları (Ghostbusters) filmleri güzeldi, ama devamı gelmedi. Espri yeteneği olan ve Hayalet Avcıları'nı seven birileri üşenmeyip aşağıdaki videoyu çekmiş. Gerçekten eğlenceli, herkese öneririm.

Bu arada, bu benim Düşünen Adam blogundaki 500. yazımmış. Ben de sonradan farkettim. Biraz ekleme oldu, ama kendime ve okurlarıma nice 500 yazılar diliyorum. Beni takip eden herkese teşekkürler.



4 Kasım 2010 Perşembe

Holografik canlı yayın, çok yakında!

Yıldız Savaşları serisini izleyenler anımsayacaktır, Prenses Leia sevimli robot R2-D2 vasıtasıyla Obi-Wan Kenobi'ye bir acil yardım mesajı gönderiyordu. Bu mesajın özelliği ise üç boyutlu, yani holografik olmasıydı. Etraf üç boyutlu film ve televizyonlardan geçilmezken kavram karmaşasına engel olmak adına durumu açıklayayım: burada bahsedilen üç boyutlu görüntü gözlüksüz de üç boyutlu görünen cinsinden. İşte bu "gerçek" üç boyutlu görüntüleri artık sadece bilim kurgu filmlerinde görmeyeceğiz. Arizona Üniversitesi'nin optik bilimler fakültesinin araştırmacıları gerçek zamanlı üç boyutlu kayıt yapıp aynı kaydı "neredeyse" gerçek zamanlı oynatma yeteneğine sahip bir sistem geliştirdiler. Dikkat ettiyseniz "neredeyse" dedim, çünkü sistem şimdilik kendisini 2 saniyede bir tazeleyerek çalışıyor, yani hareketli bir görüntüden söz etmek mümkün değil. Yine de bu tazeleme hızı arttırıldığında gerçek zamanlı, üç boyutlu, ışıktan oluşmuş bir cisim gibi istediğimiz tarafından bakabileceğimiz görüntüler görebileceğiz. Bugüne kadar üç boyutlu holografik görüntüler hep sabit olurdu, hareketli görüntüler ise tam anlamıyla üç boyutlu olmazdı.

Bu teknolojinin bir diğer güzel kısmı ise gerçek zamanlı olarak kaydedilebilmesi ve aktarılabilmesi. Özel kameralar sayesinde kaydedilmek istenen cisim farklı açılardan görüntüleniyor ve elde edilen veri bilgisayarda birleştirilerek üç boyutlu hale getiriliyor. Bu işlem gerçek zamanlı olduğundan elde edilen üç boyutlu görüntü verisi uzaktaki bir gösterim cihazına anında aktarılabiliyor. Kısacası, yakında internet üzerinde üç boyutlu görüntülü görüşmeler yapmak mümkün olabilecek. Tabi görüntü şimdilik sadece 10" büyüklüğünde bir kutunun içerisinde oluşturulabiliyor, ama Arizona Üniversitesi'nin bilim adamları (projenin başında Nasser Peyghambarian isimli birisi varmış, ismi biraz kafamı karıştırdı) 17" büyüklüğünde bir kutuda görüntü oluşturmayı da başardıklarını söylüyorlar. Bundan sonraki adım ise tazeleme hızını arttırmak. Konuyla ilgili video aşağıda, eğer izlemekte sıkıntı çekiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Olmaz demeyin, bu da oldu: Nesneleri hareket ettirebilen lazer

Bilimkurgu filmlerinde görürüz bazen, büyük bir uzay gemisi daha ufak bir uzay gemisini sadece ışınlar kullanarak kendine çeker. Bazen de lazer tabancalarından çıkan ışınlar kötü adamları duvara yapıştırır. Bunlar sadece filmlerde olabilecek fantastik şeyler gibi geliyor insana, ama Avustralya'lı bilim adamları böyle düşünmüyor. Avustralya Ulusal Üniversitesi'ndeki bir grup araştırmacı küçük nesneleri ışınlar yoluyla hareket ettirebileceklerini keşfetmişler. Şimdilik sadece minyatür parçacıklara etki ediyor bu ışın, ancak ileride daha büyük nesneler de benzer yöntemlerle yerinden kıpırdatılabilir.

Aslında ışınlar ile cisimlerin hareket ettirilebilmesi olayı yeni birşey değil. Araştırmacılar bir süredir bakteri büyüklüğündeki partikülleri ışın kullanarak birkaç milimetre kaydırabiliyorlardı. Bu yönteme de "optik cımbız" deniyordu. Avustralya'lı bilim insanlarının bulduğu sistem ise şu an bakterilerden 100 kat daha büyük nesneleri 10 metre mesafede hareket ettirebiliyor, yani eskiye göre büyük bir gelişme sağlanmış. Sistemin çalışma prensibi çok ta karmaşık değil. Ortası boş bir lazer ışınıyla hareket ettirilecek cismin etrafındaki hava ısıtılıyor, böylece kavadaki genleşmeden dolayı cisim hareket ediyor. Çalışması için havaya ihtiyaç duyduğundan dolayı bu sistem uzayda kullanılamayacak. Yine de yeryüzünde kendisine kullanım alanı bulacağı kesin. Bakalım ışınlanma teknolojisini ne zaman icat edecekler...

29 Ağustos 2010 Pazar

Bilim Kurgu meraklısının göz testi böyle olur

Üstte gördüğünüz kocaman resim aslında bir görme bozukluğu ölçüm şeması. Gözlük veya lens kullananlar (yani gözü bozuk olanlar) zaten bu tip şemalarla en az birkaç kez haşır neşir olmuşlardır. Gözleri sağlam olan şanslı kişiler de bir şekilde görmüşlerdir. Doktor farklı numaralarda mercekleri deneyerek şemadaki harfleri belirli bir uzaklıktan okumanızı ister, siz de okursunuz. Aşağıya indikçe harfler küçülür, okumak ta zorlaşır. Artık bilgisayarlı göz muayenesi sistemi iyice yaygınlaştığı için bu sistem sadece bilgisayardan gelen sonucu kontrol etmek için kullanılıyor. Üstteki ölçüm şemasının diğerlerinden farkı ise üzerindeki tüm harflerin (veya şekillerin) bir bilgisayar oyunundan, filmden veya çizgi romandan alınmış olması. Kendinizi deneyin bakalım, her harfin nereden geldiğini hatırlayabilecekmisiniz...