kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2012 Pazar

Amazon Kindle Touch incelemesi

Uzun süredir inceleme yazısı yazmıyordum. Aslında incelenecek şey çok etrafımda, ama benim tembelliğim ve vakit darlığım nedeniyle olmuyordu. Bu sefer tembelliğimi yendim, biraz vakit yarattım ve birşeyler inceledim. Bu yazıda sizlere Amazon'un e-kitap okuyucusu Kindle Touch'tan bahsedeceğim.



Üstteki, alttaki ve bu sayfadaki tüm resimlerde türlü hallerde gördüğünüz Amazon Kindle Touch internet üzerinden kitap ve her türlü şey satan Amazon'un Kindle ailesindeki iki dokunmatik cihazdan biri. Diğeri de Kindle Fire, ama o daha çok tablet olarak kullanılıyor. Kindle Touch ise safkan bir e-kitap okuyucu. Kindle Touch'ın kendi içinde iki versiyonu var. Benim incelediğim, bizzat da sahip olduğum ve kullandığım ürün reklamlı versiyon. Reklam kelimesi geçince hemen irkilmeyin, öyle reklamlı uygulamalarda olduğu gibi zırt pırt önünüze reklam çıkmıyor. Amazon reklamları çok güzel yerleştirmiş. Sadece cihaz kapalıyken (tam sayfa) ve ana menüde (altta küçük bir kısım) reklam çıkıyor. Kitap okurken reklam gösterilmiyor. Bu reklamların türünü cihazın bağlandığı Amazon hesabının ayarlarından değiştirmek de mümkün. Ben değiştirmedim, cihazı bana getiren kişi ABD'nin Florida eyaletinde oturduğu ve Amazon hesabımda fatura adresim Florida'da gözüktüğü için cihaz beni bir "Florida sakini" zannederek bana Miami'deki dil kurslarının reklamlarını gösteriyor mesela.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Kara Cisimler ve Kuantum Kedileri

Kim Korkar Fizikten !
Fiziğe aşina olmayan, bana göre değil diyenler, fiziği anlaşılmaz ve karmaşık bulanlar için ipin ucunu gösteren ve fiziğin korkulmaması gereken, aslında fiziğin de diğer bilim dalları gibi ilgiyle ve biraz da sabırla takip edildiğinde anlaşılabilir olduğunu hatta eğlenceli bile olabileceğini gösteren güzel bir giriş kitabı.
Pekiyi bunu nasıl yapıyor da fiziği böylesine basitleştirip anlaşılır kılıyor; gündelik yaşamdan örnekler, herkesin izlemiş olması muhtemel filmlerden alıntılar, bazen fiziğe gönül vermiş bilim adamlarının hayatlarından kesitler sunuyor, bu sayede (ışığın ne olduğundan tutun teleskop merceklerinin üretimine kadar) daha önce fizik konularını anlamayı hayal bile etmeyen bir kişi, bu konularda bir hayli bilgi sahibi olurken aynı zamanda fiziğin yaşamın parçası olduğunu da öğreniyor. Bilgi dağarcığını genişleten kitabın, okuruna özgüven katacağını da tahmin ediyorum.
Fizik ve fizik tarihi hakkında besleyici bilgilere sahip bu güzel başlangıç kitabını tavsiye ederim.

13 Nisan 2012 Cuma

İlk kendiliğinden ışıklı e-kitap okuyucu: Nook Simple Touch GlowLight

Aslında biz bu aletlere "e-kitap okuyucu" diyoruz ya, yanlış yapıyoruz. Kitabı alet okumuyor ki, biz okuyoruz. Bunun yerine "e-kitap okutucu" desek daha doğru olur, ama o da biraz garip duruyor. Herneyse, ülkemizde de yavaş yavaş yaygınlaşmakta olan elektronik mürekkep ekranlı bu cihazların en büyük sıkıntısı ekranlarının yapısı gereği karanlıkta okunmamaları. Ekranın kendi ışığı yok, tıpkı normal kağıt gibi dışarıdaki bir kaynaktan ışık gelirse görülebiliyor. Bu yüzden de tabletler gibi karanlıkta kullanılamıyor. Barnes & Noble bu işi çözmüş ve piyasanın ilk kendinden ışıklı e-kitap okuyucusunu yapmış. Nook Simple Touch GlowLight özellik olarak diğer Nook modellerinden pek farklı değil, ama ekranı arkadan aydınlatmalı. Bu sayede her ortamda okunabiliyor. Gerçi karanlıkta parlayan bir ekrana bakarak kitap okumak gözleri yorar, ama yine de hiç okuyamamaktan iyidir. Barnes & Noble şimdiden önsiparişleri almaya başlamış. Işıklı e-kitap okuyucunun fiyatı 139$. Tahminimce Amazon da yakında ışıklı bir Kindle modeli çıkartır, ondan sonra da rekabet yüzünden fiyatlar biraz düşer. O zamana kadar sırf arka aydınlatma için 40$ kadar fark ödemek gerekecek. Bu yakınlarda böyle bir cihaz almaya niyetli olanların beklemesinde fayda var, gece kitap okumayı sevenler için almışken arkadan aydınlatmalısını almak daha iyi olabilir.

4 Aralık 2011 Pazar

Bir Ses Böler Geceyi - Levend Yılmaz'ı kim (veya ne) gerdi?

Bu aralar kitap okumaya fazla zaman ayıramıyorum. Tabi bunda okuduğum kitabın akıcılığı ve beni kendine çekmesi de önemli. Disiplinli bir okuyucu değilim, bu yüzden okuduğum kitabın biraz merak uyandırıcı, sürükleyici olması lazım. Neyse, dişimi sıkarak ve gayret göstererek Ahmet Ümit'in "Bir Ses Böler Geceyi" isimli romanını bitirdim. Dişimi sıkmam ve gayret göstermem gerekti, çünkü kitapta hiçbir sürükleyicilik yok. Hikaye çok kopuk. Yalnız, bu kopukluk sandığınız gibi hikayenin bazı noktalarının boş bırakılmış olmasıyla alakalı değil. Hikaye sık sık bölünüyor, başka mekanlara ve başka zaman dilimlerine geçiliyor. Üstelik bu geçişler çok uzun sürüyor, okuyucu diğer tarafta ne olduğunu unutuyor. Şöyle bir örnek vereyim: ana hikaye sürerken yaşlı bir adamdan bahsediliyor, sonra ana karakter (Süha) o yaşlı adamı eskiden tanıdığı birisine benzetiyor, sonra o bölüm bitiyor ve uzun uzun o eskiden tanıdığı yaşlı adamla başından geçen olayı anlatıyor. Bu eskiye dönüşler öyle uzun ki, kitabın asıl hikayesine geri dönüldüğünde bir garipseme yaşanabiliyor. Neyse, yazarın tercihidir, ona birşey diyemeyiz. Ben Ahmet Ümit kitaplarını severim. Güzel yazar, okumaya başlayınca kolay kolay elden bırakılmaz. Bu kitap ise öyle değil. Hani polisiye tarzındaki, gerilim yüklü Ahmet Ümit kitaplarını sevenlerdenseniz uzak durun derim, çünkü bu kitapta böyle birşey yok. Merak edilen birşey bile yok, herşey zaten ortada.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Peşisıra Kitaplar

Normalde, her kitap arasına 1 veya 2 gün boşluk bırakırım, bu sayede bir önceki kitabın etkilerini bünyemden atmış olurum; fakat ilk defa dakika bile ara vermeden peşisıra 3 kitap okudum, üçüde birbirinden farklı ama sonradan biraraya getirdiğimde farkettiğim aynılık var içlerinde; İnsan ve Dünyası...


İlk bahsetmek istediğim kitap; Peter Sloterdijk'in İnsanat Bahçesi İçin Kurallar'ı;
74 sayfalık bu kitapla ilgili hemen hemen heryerde yazdığı gibi Heidegger'in Hümanizm Üzerine Mektup'una cevaben yazılmış, fakat içerisinde yeni ve eski pekçok felsefeciden alıntılar ve göndermeler olan, insanın yaşamı, yaşama ortamı, kuralları ve bu kuralların üretilmesi ve korunması ile ilgili kalıpları ve fikirleri içeren fakat aslen insanın biyolojik bir varlık (hayvan) olduğunu ve hayvan yaşamını sürdüremediğini, insanın evcilleştirilmesini ve bunun sonucunda da özünden uzaklaştırıldığı üzerinde duruyor.
Yani; İnsan ve Dünyasından ayrıca yönetilmesinden bahsediyor...



Sonrasında Christopher Knight ve Alan Butler'ın Ay'ı Kimler Yaptı? adlı kitabına geçiyorum; Bu kitap ise, nasıl oluştuğu halen kesin bir şekilde açıklanamayan ay'ın oluşumuyla ilgili eski ve yeni tezler ile, ay'ın dünya ile tamamen farklı olan fiziksel yapısı, katmanlarındaki yüzeyindeki kayaların garipliği, için boş olduğu, Nasa çalışanlarının yaptığı ilginç açıklamalar gibi pekçok resmi bilgi ile beraber, ay'ın bizim güneş sistemimiz dışından, insanlığın gelişimi için uygun ortamı oluşturması için bilinçli olarak dünya yörüngesine yerleştirildiği ve şu anki rakamlarla bunu algılamamız için gizli bazı rakamsal hesaplamaları keşfetmemizin beklendiği, bunun yanısıra, insanoğlu yeterli gelişmeyi gerçekleştirdiğinde kendi sırrımızı çözmek gibi pekçok bilgiye erişebileceğimizi anlatıyor.
Ve bakınız yine İnsan ve Dünyası ve de yönlendirilmesinden bahsediyor...


Derken yıllarca arayıp bulduğum bir kitaba başladım bir heyecan; R.N. Hernandez, Wendelle C. Stevens ve Zitha Roriguez Montiel'in yazdığı (aslında derlediği desem daha doğru olur) Andromeda'dan Gelen UFO; R.N. adlı (adı açıklanmıyor) halen kayıp olan, dünya dışı canlılara kesinlikle inanmayan bir profesörün, bir uzaylıyla yaptığı görüşmeleri ve uzay seyahatleri sırasında aldığı notların derlenmesi, bu görüşmeler sırasında profesörde oluşan değişiklikleri ve bağlantılı olduğu düşünülen olaylardan örnekleri içeren bir kitap. Asıl teması ise, insanlığın kendi kendisini yoketmeye meyilli bir canlı olduğu (bu konuda dünya dışından etkilere maruz kaldığı), bunun önüne geçilmesi gerektiği, aksi taktirde, amacı dünyayı kendi yönetimleri altına almak isteyen uzaylıların istediklerini elde edecekleri mesajını vermek.
İnsanı ve Dünyasını düzeltmek...

Bu 3 kitabı peşisıra okuyunca aklımda şu şekil oluştu; insan kısa ömrünü pek çok şeyi yokederek tüketiyor, nesilden nesile zeka ve bilgi birikimi artacağına olduğu yerde sayıyor, çünki insan ömrü, bilgi edinmesiyle beraber olgunluğa erişebileceği kadar uzun değil; bakın eski çağlara, insanlık zeka, yetenek ve deha açısından bugünlere sürekli ilerleme ile gelmiş, şimdilere dönüp bakınca görünen ise tam tersi, durmuş, hatta gerileyen bilgi birikimi.

Varolan bilgiyi edinme amacımız ise belli; başkasının ele geçirmesini engelleyip üstün olmak veya başkasında olana sahip olup en azından denk olmak. Teknolojide, Biyolojide, Kimyada, Fizikte hep böyle.

Pekiyi, sırada ne var; Richard Dawkins'in Kör Saatçi'si.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Alaska Airlines uçuş kitapçıkları yerine iPad kullanmaya başladı

Pilot olmadığımız için bilmiyoruz (uzaktan kumandalı helikopter kullanmak pilotluktan sayılmıyor maalesef), ama pilotlar bindikleri uçakla ilgili uçuş kitapçıklarını her uçuşta yanlarında taşımak zorundalarmış. Kitapçık dediğime bakmayın, ağırlıkları 11KG civarında oluyormuş bu evrakların. Alaska Airlines isimli havayolu şirketi pilotlara bu zulmü daha fazla yaşatmamak için uçuş kitapçıklarını dijital ortama aktarmaya karar vermiş. Dijital uçuş kitapçıklarının okunması için de Apple'ın popüler tablet bilgisayarı iPad'i seçmiş. Böylece kağıt tasarrufu sağlayarak çevreye daha az zarar verilecekmiş. Bir diğer avantaj da pilotların taşımak zorunda olduğu uçuş çantalarının hafiflemesi. Sonuçta 11 kiloluk kitap ile 680 gramlık iPad mukayese edilemez. Güzel bir gelişme. Beni asıl şaşırtan ise bunun bugüne kadar yapılmamış olması. Tamam, iPad çok eski bir ürün değil, ama hafif bilgisayarlar eskiden beri var. Neden bugüne kadar kimsenin bu kitapçıkları dijital ortama aktarmadığına akıl erdiremedim. Belki bir gün tüm koltukların arkasında bir tablet bilgisayar koyarlar. İnternet bağlantısı da olur. Umarım yani...

11 Şubat 2011 Cuma

İnternetin yazılı hali

Alman sanatçı Maria Fisher internetin kağıda basılı halinin nasıl görüneceğini merak etmiş ve bu merakını yenmek için "Traumgedanken" isimli kitabı yazmış. Bu kitabın özelliği, içinde bağlantılar içeriyor olması. Bağlantı dediğim, karakterlerin geçmişe bağlantıları filan değil, bildiğimiz web sayfalarındaki bağlantılar, yani linkler. Bağlantı işi de renkli ipliklerle halledilmiş. Traumgedanken'de başka bir konuyla alakalı olan kelime veya cümleler iplikle o konuya bağlanmış. Kısaca, kitaplarda gördüğümüz "bkz:" hadisesini ipliklerle yapmış Maria Fisher. Gereksiz ama güzel bir çalışma olmuş. Almanca bilmeyenler maalesef bu kitabı okuyamayacak, çünkü tercümesi yok ve elle tek tek yapılıyor. Zaten okuması da çok zor olurdu.

3 Şubat 2011 Perşembe

Ahmet Ümit kitaplarını keşfediyorum

Bu aralar Ahmet Ümit kitapları okuyorum. Belki ayıp birşey, ama ben bu yazarı biraz geç keşfettim. Hep duyuyordum ismini, ama alıp okumak aklıma gelmemişti. Halbuki kitaplarını senelerdir görüyordum raflarda. Neyse, geçtiğimiz günlerde Kavim isimli romanını aldım, okumakta olduğum kitabı bitirince de "görelim bakalım nasılmış şu Ahmet Ümit" diyerek okumaya başladım. Daha ilk sayfalardan kaptı beni kitaptaki üslup ve gizemli hava. Kaptı derken şaka yapmıyorum, işi gücü bırakıp kitap okur oldum. Hani çok beğenilen bir kitap bitince insan devamını hemen ister, kendini boşlukta hisseder ya, Kavim'i bitirince ben de öyle hissettim. Tabi bu hissim uzun sürmedi, çünkü bir koşu gidip Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası adlı romanını ve Şeytan Ayrıntıda Gizlidir isimli öykü kitabını aldım. Önce öyküleri bitirdim, sonra da romana başladım. O da bir çırpıda bitti. Bugün son sayfaları okuduğumda "keşke bitmeseydi, katil bir süre daha yakalanmasaydı, biraz daha uzun olsaydı" diyordum kendi kendime. Tahmin etmişsinizdir, burada da bırakmadım. İçimi "peki yarın ne okuyacağım?" tasası kapladı. İlk iş bir kitapçı bulup başka bir Ahmet Ümit kitabı aldım.

Özellikle bu kitapları seçmemin de bir sebebi var elbette. Ahmet Ümit'in diğer kitapları da güzeldir elbette, ama bu kitaplarda Başkomiser Nevzat var. Hatta, yanında Komiser Ali ve kriminolog Zeynep te var. Bu üçlü daha önce dizilere konu olmuş "süperkahramanvari" karakterler. Tabi içlerinde en ilginci olayları bizlere aktaran Başkomiser Nevzat. Hafiften deli, ailesini kaybetmiş, işine olan aşkı sayesinde ayakta kalmış, tecrübeli, İstanbullu ama Anadolu'yu da görmüş bir cinayet masası dedektifi olan Nevzat keskin zekası ve tecrübesiyle olayları çözüyor. Bu esnada ona "önce vurup sonra soran" tipteki sert polis Ali ve ekibin mantığını temsil eden düzenli ve çalışkan kriminolog Zeynep eşlik ediyor. Bu üçlü gerektiğinde birlikte hareket ederek, gerektiğinde de görev dağılımı yaparak cinayetleri çözüyor. Kitaplarda en çok Başkomiser Nevzat'ın yem atarak yaptığı sorgulamalar hoşuma gitti. Sorguladığı insanları alakasız birşeyle suçlayarak kendilerini kurtarmak için doğruyu söylemelerini sağlaması çok akıllıca (ve sinsice) geldi bana.

Ahmet Ümit'in üslubu da oldukça iyi. Dili akıcı, diyalogları da gerçekçi. İnsanlar TRT lisanıyla değil de konuşmaları gerektiği gibi konuşuyorlar. Mesela, bir bar fedaisi olması gerektiği gibi argo konuşuyor, veya sakin konuşan birisi sinirlendiğinde karşısındakine küfürleri saydırıyor. Öyle tüm karakterlerin sterilize edilmiş bir İstanbul Türkçe'si konuşması zaten doğal olmazdı. Kitapların kurguları ise şaheser kıvamında. Ahmet Ümit kitapların başından sonuna kadar pek çok karakterin katil olduğunu düşündürtüyor okuyuculara. Bu katil zannedilen kişiler de bir şekilde kendilerini aklıyorlar daha sonra. Yazar ara sıra ipuçları veriyor tabi, ama kesin yargıya vararak kitabın sonunu tahmin etmek oldukça güç. Şimdi anlatırsam kitapların zevki kaçar, o yüzden anlatmamayı tercih ediyorum. En iyisi okuyup öğrenmeniz. Evet, asıl söylemek istediğim buydu. Bizim Ahmet Ümit adında birinci sınıf bir polisiye yazarımız var. Gerçekten başarılı işler çıkarıyor ortaya. Ben de benim tercihime güvenen herkese Ahmet Ümit okumalarını tavsiye ediyorum, tıpkı son günlerde tüm eşe dosta tavsiye ettiğim gibi. Bir deneyin, seveceğinize eminim.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Yüzüklerin Efendisi böyle de bitebilirdi

Fantastik kurgu kitaplarının atası sayılan Yüzüklerin Efendisi serisinin filmleri de kitapları kadar çok sevilmişti. Seride üç kitap olduğu için üç te film çekilmişti, hepsi de ziyadesiyle uzun ve doyurucuydu. Serinin hayranlarından biri üşenmemiş ve ilk filmdeki bir sahneyi kesip biçerek Yüzüklerin Efendisi serisine farklı bir bitiş kazandırmış. Eğer olaylar bu kısa videodaki gibi olsaydı, Yüzüklerin Efendisi serisi ilk filmin ortasında bitecekti. Ben şahsen hem filmlerin hem de kitapların mevcut hikayelerinden ve bitiş yerlerinden memnunum, ama alternatifleri görmekten zarar gelmez. Aşağıdaki videoyu izleyemiyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.

5 Eylül 2010 Pazar

Koyunların hayatımızdaki etkisi

Koyunların etinden, sütünden, yününden ve klonlanabilme özelliklerinden faydalanıyoruz. Peki hepsi bu kadar mı? Aslında koyunlar her gün kullandığımız pek çok şeyin boyutunu belirleyen hayvanlar. Şaşırmayın, bilimsel şeyler bunlar. Aslında bu boyut meselesi koyunlarla değil onların derileriyle ilgili. Şöyle ki, modern kağıt icat edilmeden önce üzerine yazılacak ortam olarak en yaygın kullanılan şey koyun derisiymiş. Kılları kesilip kurutulan deriler (kıllar kesilince post diyemiyoruz) parşömen kağıdı haline getiriliyormuş. Günümüzde de matbaacılıkta kullanılan kağıt boyutları ortalama bir koyun derisinin boyutuna göre ayarlanmış. Bir koyun derisi büyüklüğündeki kağıt ortadan ikiye katlandığında gazete ebatını oluşturuyor. Onu da ikiye katladığımızda tabloid ebatına ulaşıyoruz. Bir kez daha katladığımızda ise dergi, ansiklopedi ve sözlüklerde kullanılan ebat ortaya çıkıyor. Koyun derisini tekrar katlarsak bu sefer de ciltli (hardcover) romanların ve Amazon Kindle'ın ebatını elde ediyoruz. Gayret edip tekrar katladığımızda ise ortaya Apple iPad'in ebatı çıkıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi birkaç katlamadan sonra diğer elektronik cihazların ebatlarına da ulaşılabilir. Bu ebatlar kesin değil tabii ki, bazı elektronik cihazlar biraz daha geniş veya uzun olabiliyor, ama neticede kıstas alınan ölçüler bu katlamalarla elde ediliyor.

Aslında koyun derilerinin katlanmasıyla elde edilen boyutlar kitapların (ve diğer basılı neşriyatın) büyüklüklerini belirlemekte kullanılıyor. Sıklıkla kullandığımız elektronik cihazların bazıları da kitaplara benzer boyutlarda üretiliyor, böylece onları çantalarımızda kitapları taşıdığımız kadar rahat taşıyabiliyoruz. Kısaca, koyunların büyüklüğü pek çok şeyin boyutunu belirlemiş bugüne kadar. Çok gerekli olmayan, ama ilginç bir bilgi.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Quasimodo gerçekmiş

Victor Hugo'nun dünya klasikleri arasına girmiş Nötr Dam'ın Kamburu romanını okumadıysanız da mutlaka duymuşsunuzdur. Romana ismini veren ve hikayenin baş kahramanı olan kambur Quasimodo Victor Hugo'nun hayal ürünü olmayabilirmiş. Romanın geçtiği yer olan Notre Dame katedralinin onarımında çalışan İngiliz heykeltıraş Henry Sibson'ın günlüklerine göre onarım projesinde ismi hatırlanmayan, ama "kambur" lakabıyla tanınan bir heykel ustası çalışmış. Diğer çalışanların arasına karışmayı pek sevmeyen bu omurga problemli heykeltıraş Fransız devleti tarafından görevlendirilmiş. Bahsi geçen tamirat işleminin 1820'lerde yapıldığı, Victor Hugo'nun da romanını 1828 ile 1831 arasında yazdığı biliniyor. Bu durumda, yazar romanın ana kahramanını kafasında oluştururken katedralde çalışan kamburdan etkilenmiş olabilir. Bize hiçbir faydası olmasa da ilginç bir bilgi. Ne de olsa burası lüzumsuz bilgilerin toplandığı bir blog. Yakıştı doğrusu...