Araba modifikasyonu eğlenceli birşey. Kimisi motoru kurcalıyor, kimisi yürüyen aksamı, kimisi de dış görünüşü. Ben Hallert ise arabanın kornasına müdahale etmiş. Daha doğrusu arabasına iki tane daha korna eklemiş. Arabanın standart kornası yerinde duruyor yani. Diğer iki korna ön konsola yerleştirilmiş iki tuşla çalınıyor. Eğer tuşlara aynı anda basılırsa iki korna birleşerek daha farklı bir ses çıkarıyorlar. Peki bu neden lazım? Şöyle ki, trafikte birinin aptalca birşey yaptığını (mesela önü boşken yürümediğini, sinyalsiz ve lüzumsuz şerit değiştirdiğini, vs...) görünce tepki olarak korna çalınır ya, işte Ben Hallert aynı anda dört araba için korna çalabiliyor. Böylece hata yapan kişi birden fazla kişinin tepkisini çektiğini düşünüyor, yani adamın üzerinde bir nevi toplum baskısı oluşturuluyor. Güzel bir fikir, tabi doğru amaçlar için kullanıldığı sürece. Ben Hallert'in düzeneğini anlattığı videoyu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.
trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Eylül 2011 Pazartesi
Tek arabada dört kornayla toplum baskısı
Etiketler:
araba,
ilginç,
korna,
modifikasyon,
trafik
17 Haziran 2011 Cuma
Haksızlığın daniskası: Avrupalı'lar bizi hala Avrupalı olarak görmüyor.
Ekonomimiz, eğitim sistemimiz, sanayimiz veya insan haklarına verdiğimiz önem bazı Avrupa ülkelerinin gerisinde olabilir. Bunları kabul edebilirim, ama trafik konusunda memleketime söz söyletmem. Hele İstanbul ile kimse yarışamaz bu konuda. İstanbul'un trafik sıkışıklığı Avrupa'nın hiçbir şehrinde yoktur. Tabi bu gerçeği herkes bilmiyor, bilenler de görmezden geliyor. Motorsikletlerle ilgili bir site olan Motorbiker.org navigasyon cihazları üreten TomTom firmasından edindiği bir listeyi yayınlamış. Bu liste Avrupa'nın en sıkışık trafikli şehirlerini gösteriyor. Tahmin ettiğiniz üzere, listede İstanbul veya başka bir şehrimiz yok. Listeyi yapanlar hareketli saatlerde bir yakadan diğerine geçmeyi bir denesinler, ondan sonra listelerini bir daha gözden geçirsinler. İstanbul'suz sıkışık trafik listesi mi olur? Kesinlikle olmaz, olamaz. Avrupa Türkiye'yi de Avrupalı olarak görmeye başlamalı. Böyle dış kapının mandalı gibi takılmak hiç güzel değil. Avrupa'nın en yoğun trafikli şehirleri listesini şurada görebilirsiniz.
13 Ocak 2011 Perşembe
Çin'den trafik sorununa ilginç çözüm
Dünyanın tüm büyük şehirleri gibi Çin'in başkenti Beijing'in de en büyük sorunlarından biri trafik. Her gün binlerce arabanın trafiğe çıktığı Beijing'de yerel yöneticiler bu sorunu en azından biraz hafifletmek için ilginç bir çözüm bulmuşlar. 2011 yılından itibaren Beijing'de otomobil satın almak için kurada şanslı kişi olmak gerekiyor. Her ay çekilecek olan kurada 20,000 kişiye araba satın alma hakkı tanınacak. Böylece toplamda bir yıl boyunca 240,000 kişi yeni araba satın alabilecek. Ocak ayında araba satın almak için 100,000 kişinin kuyruğa girdiğini düşünürsek, bu kura sisteminin trafikteki şişmeyi ne kadar yavaşlattığını anlamış oluruz. İkinci el arabalar bu kuraya dahil değil, isteyen istediği zaman ikinci el araba alabilecek. Ayrıca, arabasını satan veya bir şekilde (kaza, hırsızlık) yitiren kişiler de kuraya katılmadan yeni bir arabaya sahip olabilecek. Fena bir fikir değil aslında, özellikle ikinci el piyasasında ciddi bir hareketlenme yaşatacaktır. 2009 yılında Çin dünyanın en çok araba satılan ülkesi ünvanını ABD'den devraldı. Şimdilik sadece başkentte uygulanan bu sistem sayesinde araba satışları biraz azalsa da trafik rahatlayacağı için insanlar daha rahat seyahat edecek. Diğer şehirlerden araba satın alıp gelme gibi uyanıklıklara da önlem alınmış. Farklı şehirlerin plakalarına sahip olan arabalar trafiğin yoğun olduğu saatlerde şehirde dolaşamayacak, kurala uymayıp ta yakalanmaları durumunda cezaya çarptırılacak. Bizde de böyle bir sistem olsa hoş olabilirdi aslında. Görelim bakalım Beijing'in trafiğine gerçekten etki edecek mi bu kura sistemi... İşe yararsa İstanbul'da da benzer bir sistem kullanılabilir.
22 Kasım 2010 Pazartesi
Trafik ışıklarının tasarımına farklı bir yaklaşım
Tasarımcı Thanva Tivawong (ismi garipmiş) yollardaki trafik ışıklarının tasarımının eskimiş olduğunu düşünmüş ve yukarıda gördüğünüz ilginç konsepti hazırlamış. Sabit yanan üç ayrı ışık yerine renk değiştiren ledlerle hazırlanmış hareketli kum saati şeklindeki bu trafik ışıkları tıpkı gerçek bir kum saati gibi zamanın akışını üstten alta akış şeklinde gösteriyor. Üstelik, ışıkların renk değiştirmesine kaç saniye kaldığını da gösterebilen bu sistemle kırmızı yanmadan sarıda geçmeye çalışan "hızlı" sürücülerin caydırılabileceği düşünülüyor. Şimdilik sadece konsept durumunda olan bu projenin gerçek hayatta kullanılması oldukça zor. Renk körü olanlar kırmızıyla yeşili ayıramadıkları için ışıkların alt - üst konumuna bakarak duruyor veya geçiyor. Bu sistemde böyle birşey mümkün değil, rüm renkler aynı yerde yanmak zorunda. Üstelik yeşile doğru bir geri sayım yapılması yarışmayı seven sürücülerin daha da gaza gelmesine sebep olabilir. Aslında "olabilir" yerine "oluyor" demek lazım, çünkü güzel memleketimin trafik ışıklarında da geri sayım sistemi var. Bizimki bu kadar şekilli olmasa da yeşil yandığı anada gazlayıp gürültü koparmayı sevenler için yeterli oluyor. Asla uygulanmayacak olsa da tasarımı hoşuma gitti.
11 Kasım 2010 Perşembe
Büyük birader daha da büyüdü - ASSET
Tıpkı George Orwell'in 1984 isimli romanında olduğu gibi gündelik hayatımız kameralar ile izleniyor. Şimdilik evlerimizde kamera yok, ama sokaklarda ve yollarda kameralar otomobillerin yasalara uygun şekilde hareket edip etmediklerini inceliyor. Biz yollardaki hız ve kırmızı ışık kameralarına alışmışken Finlandiya'da devreye giren ASSET isimli sistem bu işi bir adım daha ileri götürüyor. Üstte gördüğünüz şey ASSET kamerası ve onun çalışması için gereken jeneratör. Geliştirilmesi için 11 milyon $ harcanan bu özel kameraların her biri 80000$'a maloluyor. ASSET kameralarının özelliği ise yolda gördüğü bir aracın hızını ölçmekle kalmayıp sürücüsünün emniyet kemeri takıp takmadığını, arabanın sigortası olup olmadığını, yol şartlarına uygun hızda gidilip gidilmediğini ve takip mesafesinin yeterli olup olmadığını tespit edebiliyor. Eğer uygunsuz bir durum bulursa da otomatik yoldan cezayı kesip sürücünün evine gönderiyor. Bilim insanları şimdilik çok iri olan bu kameraları küçültmek için çalışıyormuş. Eğer Türkiye'de uygulanırsa ceza rekoru kıracağına eminim.
27 Ekim 2010 Çarşamba
Büyük birader plakaları kontrol ediyor
ABD'nin Washington D.C. eyaletinde bir cinayete kurban giden akademisyen kadının arabası polis tarafından bulunmuş. Pek ilginç gelmedi, değil mi? İlginç olan kısım arabanın bulunma şekli. Washington sokaklarına yerleştirilmiş olan 40 adet "otomatik plaka okuyucu" kameradan biri cinayetten sonra rahmetlinin Grand Cherokee arazi aracının plakasını tespit etmiş. Evet, aynen öyle. Yollardaki kameraların bazıları araçların plakalarını okuyup polisin plaka veritabanında tarayarak aranan araçların yerlerini bildiriyormuş. Üstelik, bu işlem tamamen otomatik oluyormuş, yani herhangi bir insan tarafından yönetilmiyormuş bu kameralar. Otomatik kameraların üzerinde tarayıcılardakine benzeyen bir OCR (Optical Character Recognition - Optik Karakter Tanıma) sistemi varmış. Ne diyeyim, büyük birader hepimizi izliyor. Yakında uydudan da izlemeye başlarlar. Suçla savaşmak için iyi, ama özgürlük için kötü bir gelişme.
Etiketler:
amerika,
trafik,
video kamera
11 Ekim 2010 Pazartesi
Google sürücüsüz otomobilleri deniyor
Her gün yeni bir işe bulaşan arama motoru Google (aslında ona teknoloji devi demek lazım, ama ben alışamadım bir türlü) bu sefer de trafikte sürücü hatalarının önüne geçecek bir sistem üzerinde çalıştığını duyurdu. Sürücü hatalarını ortadan kaldırmak için seçtikleri yol ise sürücüyü iptal etmek. Google'ın denediği sistemde arabayı bilgisayar kullanıyor. Tıpkı yukarıdaki resimde görüp iç geçirdiğimiz akıllı araba KITT gibi. 80'lerde Kara Şimşek (Knight Rider) dizisinde David Hasselhoff (henüz plajda bikinili kızlarla koşmaya başlamadığı zamanlarda) akıllı arabasıyla kahramanlık yapardı. Araba sürücüsüz ilerleyebilir, hatta çoğu zaman sürücüsünden daha akıllıca hareket ederdi. İşte bu fikirden yola çıkan Google mühendisleri arabayı sürücüsüz kullanan bir sistem yapmış, hem de uzun süre denemiş. Sürücü yardımı olmadan şehir içinde 225.000 km yol alan araç bu deneme sürecinde sadece bir kez kırmızı ışıkta dururken önündeki arabaya hafifçe dokunmuş. Test sırasında arabada acil durumlarda müdahale edebilecek bir sürücü bulundurulmuş. Ben bunun güzel bir gelişme olduğunu düşünüyorum, ama memleketimizde kullanılabileceğine inanmıyorum. Sürücüsüz araba bir robottur, robotlar da kurallara göre hareket ederler. Kuralların rastgele olarak bozulabilir olması robotların hesapladığı olasılıkların dışındadır. Bizim ülkemizde trafik ışıklarının ne anlama geldiğini bilmeyen sürücüler bile var. Bildiği halde takmayanlar var, daha hiç sinyal vermemiş olanlar var. Bu robot arabalar karşıdan gelen Türk sürücünün ne yapacağını nerden bilecek? İşte bu yüzden sürücüsüz arabanın kolay kolay Türkiye yollarında kullanılamayacağını düşünüyorum. Google yetkilileri sistemin 2019 yılında satışa sunulacağını söylemiş. Tıpkı Android işletim sistemini pazarladıkları gibi, bu sistemi de üreticilere satarak tüm arabalarda birbirine uyumlu, tek bir sistemin kullanılmasını sağlayacaklarmış. Bana kalırsa değil 2019, 2029 yılında bile burada sürücüsüz araba kullanılmaz. Yine de teknolojik açıdan çok güzel bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Robotik teknolojisi açısından büyük bir basamağın atlandığı kesin. Sürücüsüz arabanın Google yetkilileri tarafından denenmesiyle ilgili videolar aşağıda. Kısa, ama en azından test sürecini bizzat göstermesi açısından güzel.
15 Mart 2010 Pazartesi
İstanbul'un ulaşım problemi üzerine yazılmış sayısız yazıdan sadece biri...
Trafik sorununu herkes farklı sebeplere bağlar, elbet bu sebeplerin hepsinin etkisi vardır trafik karmaşası üzerinde. Bana göre en önemli etken insan zihniyeti, çünkü diğer etkenlerin tamamını etkileme özelliğine sahip. Bizim insanımız nedense biryere giderken arabayla gitmeyi seviyor, park sorununu veya trafik sıkıntısını hiç hesaba katmıyor. Arabası var ya, onu bir statü sembolü olarak görüyor, hava atmak için toplu taşıma yerine her zaman arabayı tercih ediyor. Yurtdışında ise durum çok farklı. Halk bu basit takıntılardan büyük oranda kurtulmuş. Şöyle örnek vereyim: Londra'nın en işlek caddesi olan, dev mağazaların ve popüler mekanların bulunduğu Oxford caddesi sadece iki şeride sahip. Yani, bir gidiş bir geliş. O şeritleri de otobüsler ve taksiler kullanıyor, hususi araçları görmeniz neredeyse imkansız. İnsanlar sadece özel durumlarda oraya arabayla geliyor. Bir başka örnek vereyim; kaldığım otelin önünde duran Porsche Carrera 4s (maksat hava atmaksa, en havalı arabalardan biridir) 10 gün boyunca yerinden kıpırdamadı. Sadece o değil, sokaktaki pek çok lüks araba seyrek hareket ettiler yerlerinden. Herhalde bu pahalı bebeklerin sahipleri yakıt masrafından korktukları için arabaları yatırmıyorlar. Toplu taşıma çok daha hızlı ve pratik geliyor onlara, artık arabayla hava atma zihniyetini üzerlerinden atmışlar. Biniyor otobüse veya metroya, gideceği yere ne kadar zamanda gideceğini biliyor adam.
Tabi suçu sadece insanlara yüklemek te adil değil. Bu insanlar neden toplu taşımayı tercih etmiyorlar? Çünkü toplu taşıma pek iyi durumda değil de ondan! Dünyanın önde gelen metrolarının yeraltı tren sistemleri 100. yaşlarını kutlarken biz kendi metromuzu açtık. Karaköydeki tünel sistemini metrodan saymıyorum çünkü çok kısa bir mesafede işliyor. Bizim metromuz hat şeklinde işliyor, ecnebilerinki ağ şeklinde. Yani birbiriyle muhtelif yerlerde kesişen bir sürü hatları var. Şehrin hangi noktasına gitmek isterseniz isteyin, mutlaka gideceğiniz yere yakın bir metro istasyonu bulunuyor. Üstelik özel durumlar haricinde saatleri de pek şaşmıyor, yolculuğunuzun süresini önceden bilip planınızı ona göre yapabiliyorsunuz. Tamiratlar haftasonları yapılıyor ve önceden haber veriliyor, böylece iş hayatı aksamamış oluyor. Öngörülemeyen aksamalarda ise yolcular otobüse aktarılarak gitmeleri gereken yerlere aktarılıyor. Böyle bir toplu taşıma sistemi olduktan sonra kim ne yapsın arabayı? Bu sistem tabii ki mükemmel değil, onlarda da izdiham oluyor, sıkış tokuş gidiliyor. Hatta hırsızlık ve yankesicilik te buradaki kadar yaygın. Bunlara rağmen sıkış tokuş ta olsa gidilecek yere gidiliyor, "trafiğe takıldım Bostancı'dan Suadiye'ye bir saatte zor geldim" mazeretleri bitiyor. Güzel değil mi? Bence de güzel. Çok uzun oldu bu yazı, daha sonra devam ederim. Şimdilik herkese iyi günler.
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Trafikte kaçınılması gereken araçlar
Evet memleketimizde herkes 18 yaşına girince ehliyet alıyor, trafik hakkında da birşeyler öğreniyor. Peki bu öğrendikleri bilgi özellikle İstanbul trafiğinde yeterli mi? Bence hayır! Son günlerde bu tip olayların iyice artmasını da fırsat bilerek böyle küçük bir rehber hazırlama kararı aldım. İşte karşınızda trafikte gördüğünüzde uzak durmanız gereken araçların ufak bir listesi. Bu arada baştan belirteyim, istisnalar kaideyi bozmaz. Yani kimse "ben de öyle bir araba kullanıyorum ama çok efendiyim" filan demesin. İşte başlıyorum...
- Doğan görünümlü şahinler ve türevleri: Evet
listemizin başında meşhur kuş serisi var. Aslında yurdum insanının ekonomik otomobil ihtiyacını karşılamak amacıyla üretilmiş olan bu araçlar maalesef magandaların elinde birer trafik terörü makinesine dönüşüyor. Şiddetle kaçının. Bir kuş serisi (Murat 131 de olabilir) aracın üzerinde herhangi bir modifikasyon görürseniz anında uzaklaşın, şerit değiştirin, yavaşlayın, bırakın gitsin. Çok tehlikeli...
- Peugeot 106, 306 ve 206 (özellikle modifiyeli
olanlar): Bu arabalar ucuza spor araba zevki almak isteyen gençler için tasarlandılar, modelleri eskiyince iyice ayağa düştüler. Bugünlerde varoş gençliği arasında çok popülerler. Tek kapılı modellerden özellikle sakının, hele GTI modellerinden korkun. Siz yavaşlayın, böylece hem o hız yaptığını zanneder, hem de uzaklaşıp gider böylece arabanız (ve belki de hayatınız) kurtulmuş olur.
- 5 yaşından eski Honda Civic Hatchback: İşte kaçmanız gereken bir araba daha.
Yeni modelerinde tehlike yok ama eskileri, özellikle de 1997-2002 arası üretilenler (hani şu Civic VTI vardı ya, onları diyorum) çok sakat. Özellikle 1.4 motorlu olanların modifiye edilmişleri tehlikeli, çünkü yeteli güvenlik donanımına sahip değiller. Çoğunda ABS bile yok. Sedanlarında da tehlike var ama hatchback kasalar daha tehlikeli. Bu gruba Honda'nın CRX modelini de ekliyorum. Maalesef ülkemizde pek hayırlı işler için kullanılmıyor artık.
- 7-8 yaşından eski BMW modelleri, özellikle 3 serisi: Bu arabaları yeniyken
alamayan varoş gençliği eskiyip değerini yitirince alıyor ve sonra da trafiğin anasını belliyor. Hele hele tek kapılı modellerden (bir de M3 görünümü katılmışsa) şiddetle kaçının, canınız yanar. Özellikle uzay kasa denilen (kasanın kod numarasını bilmiyorum) 3 serisi BMW'ler trafikte hunharca kullanılıyor. Bu arabaları yapan Almanlar bu durumu görseler utanırlar da bir süreliğine fabrikayı kapatırlar. Bir de bu BMW'lerin "devirli araba" efsanesi vardır ki, evlere şenlik. Bilerek vites değiştirmezler, bağırta bağırta gezerler. Korkun, kaçın derim.
- Tüm Subaru Impreza modelleri: Aslında Japon üretici Subaru'nun kompakt sınıf
modeli olan Imprezza öyle sportif amaçla üretilmiş bir araba değil. Normalde Honda Civic, Toyota Corolla ayarında bir araba, ama ülkemizde onu kullananlar nedense sakin gitmeyi bir türlü beceremiyorlar. 1.6 litre motorlusunu alanlar bile gördüğü her makasa giriyor, her ışıkta hızlı kalkış yapmaya çalışıyor. Çok tehlikeli olmalarına rağmen neyse ki sayıları fazla değil. Yine de aklınızda bulunsun derim, tehlike tehlikedir.
- Bir arabanın kasasında, farlarında, stoplarında veya jantlarında herhangi bir modifikasyon varsa (yani tamponları değiştirilmişse, spoiler takılmışsa, vs.) kaçın.
- Bir arabanın camları filmliyse (yani siyahsa) kaçın.
- Bir arabanın motorundan acaip sesler çıkıyorsa kaçın.
- Bir araba yere çok yakınsa, yani olması gerekenden fazla yakınsa kaçın.
- Bir arabanın sağında solunda ilginç yazılar (şirket yazıları hariç) varsa, özellikle yan tarafında japonca yazılar varsa mutlaka kaçın.
- Bir arabanın boyasında ve kaportasında birden fazla yerde hasar varsa kaçın. O hasarlar otoparkta olmamıştır, emin olun. Her biri başka bir sürücünün canını yakmıştır.
- Bir arabanın camları açıksa ve aşırı yüksek sesli müzik çalıyorsa kaçın.
- Bir arabanın içerisinde en az 3 adet varoş delikanlısı varsa kaçın. Hele 5 adet (kutsal sayı) delikanlı varsa hızla kaçın, arkanıza bile bakmayın.
Etiketler:
araba,
tehlike,
trafik,
trafik magandası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

