Evet, böyle birşeyi kimse kabul etmez ama "dünyanın en sıkıcı bilgisayar oyunu" diye birşey var. Desert Bus isimli bu oyun aslında seneler önce Sega CD konsolu için hazırlanan başka bir oyunun bir parçası. O oyun (Penn & Teller's Smoke and Mirrors) hiç yayınlanmamış, ama yine de Desert Bus meşhur olmuş. Oyun aslında oldukça gerçekçi, zaten bu yüzden çok sıkıcı. Desert Bus'ta bir otobüsü Arizona'dan Nevada'ya kadar otobanda saatte 45 mil hızında kullanmak. Otobanda hiç viraj yok, yol tamamen düz. Başka araba da yok. Üstelik oyun gerçek zamanlı, yani o uzun yolu gerçekten geçmek gerekiyor. Dahası, oyun durdurulamıyor, yani tuvalet molası vermek bile imkansız. Takriben 8 saat boyunca direksiyon başında oturmak ve otobüsün yoldan çıkmasını engellemek gerekiyor. İnsanlar direksiyonu bırakıp "nasıl olsa düz gidiyor" diyerek kaytarmasınlar diye otobüse ara sıra sağa sola çekme özelliği eklenmiş. Dahası, kaza yapılınca en baştan başlanıyor, başa dönmek de bir hayli vakit alıyor.
Peki bu kadar sıkıcı bir oyunu kim neden oynasın ki? Bağış toplamak için oynanabilir mesela. 2007 yılından beri Kanadalı bir grup Desert Bus'ı kullanarak Childs Play isimli örgüt için bağış topluyor. Ünlü komedyenler oyunun başına geçiyor ve bağış toplandıkça otobüsün direksiyonunda kalıyor. Ne kadar bağış toplanırsa o kadar uzun süre dünyanın en sıkıcı oyununun başında sıkılmış oluyorlar yani. O esnada yaptıkları yorumlarla da milleti güldürüyorlar haliyle. İlk başladıklarında 23,000$ civarında bağış toplamışlar, ama bu rakam geçen yıl 376,000$ seviyesine kadar çıkmış. Bu yıl kendi rekorlarını kırıp hasta çocuklar için daha fazla bağış toplamak istiyorlar. Sıkıcı olsa da güzel bir yöntem, fikir de oldukça yaratıcı. Bağış toplama etkinliği 16 Kasım'da Las Vegas'ta gerçekleşecek. Buradan katılma imkanı yok tabi. Desert Bus'ın sıkıcılığına 10 dakika katlanabileceğinizi düşünüyorsanız aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz, sıkıcı olduğuna garanti verebilirim.
sıkıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıkıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Kasım 2012 Perşembe
Dünyanın en sıkıcı bilgisayar oyunu çok hayırlı bir işe yarıyor
17 Temmuz 2012 Salı
Oyunlara ne oluyor?
Bilgisayar oyunlarına eskisi kadar vakit ayıramıyorum. Yine ara sıra oynuyorum ama, eskisi gibi kaptıramıyorum kendimi. Tabi tüm suç bende değil, oyunlar da pek "kaptırılacak" gibi değil artık. FPS türü oyunlarda "Arena Shooter" sevdiğim için Battlefield veya Call of Duty serilerine biraz uzak kalmıştım. Sonra hafiften bir merak uyandı, "ne oynuyor bu adamlar yahu?" diyerek ben de biraz denedim. Modern Warfare 2 ve 3'ü oynadım, daha sonra da Battlefield Bad Company 2'yi oynayıp bitirdim. Crysis serisini daha önce birkaç kez bitirmiştim zaten.
Oyunlar artık çoklu oyuncu (multiplayer) kısmına odaklanılarak tasarlanıyor. Çoklu oyuncu modunda oyunu korsan oynayanlar yolda kalıyor, sunucular korsan oyunları kabul etmiyor. Haliyle yapımcı firmalar insanları multiplayer oynamaya özendirip bolca oyun satmak istiyorlar. Buraya kadar herşey mantıklı. Peki ya multiplayer oynamak istemeyenler ne olacak? Mesela ben multiplayer sevmiyorum. Seviyorum aslında ama artık multiplayer oyun evreni benim gibi ara sıra oynayan kişilere göre değil. Bir keresinde Crysis Wars oynamaya kalktım, kafamı kaldırdığım anda vuruldum. Sonra tekrar vuruldum. Sonra tekrar... Her seferinde daha on metre bile ilerleyemeden birileri öldürdü beni. E öldürecekler tabi, ben acemiyim, onlar ise günün en az 4-5 saatini oyun başında geçiren adamlar. Her haritanın her deliğini ezbere biliyorlar. Neyse, neticede ben multiplayer oynamak istemiyorum, senaryo modunu tercih ediyorum. Benim gibi başkaları da var, biliyorum. Tabi oyun yapımcıları da bunu bilse çok güzel olacak, ama işte bilmiyorlar maalesef.
Eskiden oyunların kendileri heyecanlıydı. Oyunun bizzat kendisi insanları gaza getirirdi, kendine bağlardı. Başından kalkmak istemezdik. Şimdi oyunlar tekdüze ve sıkıcı, bölüm aralarında gösterilen kısa videolarla kötü Hollywood filmleri tarzında bir senaryo işleniyor. Heyecanı oyunla değil, bu kısa videolarla yaratıyorlar (veya yaratmaya çalışıyorlar). Oyunun kendisi de dümdüz ve olabildiğine basit birşey oluyor. Herşey çizgisel, kafa çalıştırmak gerekmeden "senaryoya uyarak" ilerliyoruz. Sanki oyun değil de, etkileşimli bir film gibi. Filmin bazı sahnelerinde kontrol bize veriliyor, o kadar. Eskiler hatırlar belki, bir ara video tabanlı oyunlar vardı. Televizyona bağlanan ilkel konsollarda oynanırdı. Aslında oyun denen şey bir filmdi, ama bazı yerlerde tam doğru anda silahla ateş etmek gerekiyordu mesela. Yeni nesil FPS oyunları da aynen böyle, herşey sıkı sıkıya senaryoya bağlı.
Bir de her bölümün temelde birbirinin aynı olması ve oyuncunun zihninde "oyunda ilerleme" hissiyatının yaratılamaması var. Mesela, Bad Company 2'de oyunun en güzel silahı daha ilk bölümden (yani ikinci bölümden, ilk bölümde geçmişte oynuyoruz) standart olarak elimize veriliyor. Silah hızlı, hassas, etkili ve dürbünlü. Vuramayacağımız, öldüremeyeceğimiz düşman yok. Dahası, mermisi de kolayca bulunuyor. Cephane sıkıntısı da yok yani. Ekstra olarak bomba atan modülü de standart olarak geliyor. E diğer silahları ne yapayım ki ben o zaman? Oyun boyunca sadece birkaç yerde keskin nişancı tüfeği kullanmak gerekiyor, yine birkaç yerde de helikopterleri düşürmek için roket kullanıyoruz. Bunlar haricinde koca oyunu tek tüfekle bitirmek mümkün, hatta o silahla herşey daha da kolay oluyor. Eskiden, oyunların oyun olduğu zamanlarda oyuna basit, kifayetsiz silahlarla başlardık. İlerledikçe silahlarımız gelişirdi, daha iyileri çıkardı. Düşmanlar da zorlaşırdı tabi. Yeni oyunlarda böyle birşey de yok. Bad Company 2'nin de, Modern Warfare serisinin de ilk bölümlerindeki düşmanlarla son bölümlerindeki düşmanlar hep aynı. Ne yenmesi zor bir "bölüm sonu canavarı" (ecnebiler Boss diyor, ama şimdi patron dersem kimse anlamaz) çıkıyor, ne de düşmanlar daha becerikli hale geliyor. Hatta sayıları bile pek artmıyor. Oyunun bölümlerini birbirinden ayıran tek özellik tema. Kimisi ormanda, kimisi çölde, kimisi şehirde geçiyor. Bir de ara sıra tank filan çıkıyor karşımıza, onu vuracak silah da zaten orada hazır bekliyor. Silahı alıp atışı yapıp devam ediyoruz.
Hepsi çok kötü değil tabi, çok seyrek de olsa arada iyi oyunlar çıkıyor. Mesela Crysis (ve kardeşi Crysis Warhead) klasik oyun zihniyetinin son örnekleri gibiydiler. İlk başta daha sade silahlarla başlıyorduk, ilerledikçe daha iyilerini (Gauss tüfeği gibi) alıyorduk. Bazı özellikler (silahın dürbünü veya bomba atar modülü gibi) daha sonradan çıkıyordu. İlk başlarda düşmanlar sıradan askerlerdi, daha sonra daha güçlü askerler ve uzaylı yaratıklar çıkıyordu. Hatta, uzaylıların bile daha güçlü versiyonlarıyla karşılaşıyorduk. Arada bölüm sonu canavarları bile vardı. Oyunun sonunda zaten "oyun sonu canavarı" çıkıyordu karşımıza (üstteki resimde görülen şahsiyet), onu sadece oyunun sonunda alabileceğimiz özel bir silahla öldürebiliyorduk. Oyun çizgisel değildi, farklı yöntemler ve yollar izleyebiliyorduk. Aynı yere yürüyerek gidebiliyorduk, arazi aracıyla daha hızlı gidebiliyorduk, tankla dalabiliyorduk, veya tekneyle denizden gidip sürpriz saldırı yapabiliyorduk. Bu dediklerim Crysis Warhead için de geçerli, ama aynı güzel cümleleri Crysis 2 için söyleyemeyeceğim. Modern Warfare'den filan daha iyiydi gerçi, sonunda görünmez olan uzaylılar çıkıyordu karşımıza, ama onun haricinde çoğu şey tekdüze ve çizgiseldi. Crysis çok başarılı olmasaydı Crysis 2 sıradan bir oyun olarak anılmaktan kurtulamazdı, şimdi sattığının da yarısı kadar bile satamazdı.
Tabi yeni nesil bu kadar komplike şeyler istemiyor. İnsanlar herşey basit olsun, eğlencelik olsun istiyor. Bir de yukarıda saydığım sebeplerden dolayı oyun yapımcıları senaryo moduna fazla önem vermiyorlar. Haliyle Crysis gibi güzel oyunlar yerine Modern Warfare gibi etkileşimli sinema tadında sığ oyunlar yapılıyor daha çok. Umarım buna bir çare bulunur, çünkü benim gibi multiplayer istemeyen, senaryo modunda takılmayı seven oyuncuların da güzel şeyler oynamaya hakkı var.
Oyunlar artık çoklu oyuncu (multiplayer) kısmına odaklanılarak tasarlanıyor. Çoklu oyuncu modunda oyunu korsan oynayanlar yolda kalıyor, sunucular korsan oyunları kabul etmiyor. Haliyle yapımcı firmalar insanları multiplayer oynamaya özendirip bolca oyun satmak istiyorlar. Buraya kadar herşey mantıklı. Peki ya multiplayer oynamak istemeyenler ne olacak? Mesela ben multiplayer sevmiyorum. Seviyorum aslında ama artık multiplayer oyun evreni benim gibi ara sıra oynayan kişilere göre değil. Bir keresinde Crysis Wars oynamaya kalktım, kafamı kaldırdığım anda vuruldum. Sonra tekrar vuruldum. Sonra tekrar... Her seferinde daha on metre bile ilerleyemeden birileri öldürdü beni. E öldürecekler tabi, ben acemiyim, onlar ise günün en az 4-5 saatini oyun başında geçiren adamlar. Her haritanın her deliğini ezbere biliyorlar. Neyse, neticede ben multiplayer oynamak istemiyorum, senaryo modunu tercih ediyorum. Benim gibi başkaları da var, biliyorum. Tabi oyun yapımcıları da bunu bilse çok güzel olacak, ama işte bilmiyorlar maalesef.
Eskiden oyunların kendileri heyecanlıydı. Oyunun bizzat kendisi insanları gaza getirirdi, kendine bağlardı. Başından kalkmak istemezdik. Şimdi oyunlar tekdüze ve sıkıcı, bölüm aralarında gösterilen kısa videolarla kötü Hollywood filmleri tarzında bir senaryo işleniyor. Heyecanı oyunla değil, bu kısa videolarla yaratıyorlar (veya yaratmaya çalışıyorlar). Oyunun kendisi de dümdüz ve olabildiğine basit birşey oluyor. Herşey çizgisel, kafa çalıştırmak gerekmeden "senaryoya uyarak" ilerliyoruz. Sanki oyun değil de, etkileşimli bir film gibi. Filmin bazı sahnelerinde kontrol bize veriliyor, o kadar. Eskiler hatırlar belki, bir ara video tabanlı oyunlar vardı. Televizyona bağlanan ilkel konsollarda oynanırdı. Aslında oyun denen şey bir filmdi, ama bazı yerlerde tam doğru anda silahla ateş etmek gerekiyordu mesela. Yeni nesil FPS oyunları da aynen böyle, herşey sıkı sıkıya senaryoya bağlı.
Bir de her bölümün temelde birbirinin aynı olması ve oyuncunun zihninde "oyunda ilerleme" hissiyatının yaratılamaması var. Mesela, Bad Company 2'de oyunun en güzel silahı daha ilk bölümden (yani ikinci bölümden, ilk bölümde geçmişte oynuyoruz) standart olarak elimize veriliyor. Silah hızlı, hassas, etkili ve dürbünlü. Vuramayacağımız, öldüremeyeceğimiz düşman yok. Dahası, mermisi de kolayca bulunuyor. Cephane sıkıntısı da yok yani. Ekstra olarak bomba atan modülü de standart olarak geliyor. E diğer silahları ne yapayım ki ben o zaman? Oyun boyunca sadece birkaç yerde keskin nişancı tüfeği kullanmak gerekiyor, yine birkaç yerde de helikopterleri düşürmek için roket kullanıyoruz. Bunlar haricinde koca oyunu tek tüfekle bitirmek mümkün, hatta o silahla herşey daha da kolay oluyor. Eskiden, oyunların oyun olduğu zamanlarda oyuna basit, kifayetsiz silahlarla başlardık. İlerledikçe silahlarımız gelişirdi, daha iyileri çıkardı. Düşmanlar da zorlaşırdı tabi. Yeni oyunlarda böyle birşey de yok. Bad Company 2'nin de, Modern Warfare serisinin de ilk bölümlerindeki düşmanlarla son bölümlerindeki düşmanlar hep aynı. Ne yenmesi zor bir "bölüm sonu canavarı" (ecnebiler Boss diyor, ama şimdi patron dersem kimse anlamaz) çıkıyor, ne de düşmanlar daha becerikli hale geliyor. Hatta sayıları bile pek artmıyor. Oyunun bölümlerini birbirinden ayıran tek özellik tema. Kimisi ormanda, kimisi çölde, kimisi şehirde geçiyor. Bir de ara sıra tank filan çıkıyor karşımıza, onu vuracak silah da zaten orada hazır bekliyor. Silahı alıp atışı yapıp devam ediyoruz.
Hepsi çok kötü değil tabi, çok seyrek de olsa arada iyi oyunlar çıkıyor. Mesela Crysis (ve kardeşi Crysis Warhead) klasik oyun zihniyetinin son örnekleri gibiydiler. İlk başta daha sade silahlarla başlıyorduk, ilerledikçe daha iyilerini (Gauss tüfeği gibi) alıyorduk. Bazı özellikler (silahın dürbünü veya bomba atar modülü gibi) daha sonradan çıkıyordu. İlk başlarda düşmanlar sıradan askerlerdi, daha sonra daha güçlü askerler ve uzaylı yaratıklar çıkıyordu. Hatta, uzaylıların bile daha güçlü versiyonlarıyla karşılaşıyorduk. Arada bölüm sonu canavarları bile vardı. Oyunun sonunda zaten "oyun sonu canavarı" çıkıyordu karşımıza (üstteki resimde görülen şahsiyet), onu sadece oyunun sonunda alabileceğimiz özel bir silahla öldürebiliyorduk. Oyun çizgisel değildi, farklı yöntemler ve yollar izleyebiliyorduk. Aynı yere yürüyerek gidebiliyorduk, arazi aracıyla daha hızlı gidebiliyorduk, tankla dalabiliyorduk, veya tekneyle denizden gidip sürpriz saldırı yapabiliyorduk. Bu dediklerim Crysis Warhead için de geçerli, ama aynı güzel cümleleri Crysis 2 için söyleyemeyeceğim. Modern Warfare'den filan daha iyiydi gerçi, sonunda görünmez olan uzaylılar çıkıyordu karşımıza, ama onun haricinde çoğu şey tekdüze ve çizgiseldi. Crysis çok başarılı olmasaydı Crysis 2 sıradan bir oyun olarak anılmaktan kurtulamazdı, şimdi sattığının da yarısı kadar bile satamazdı.
Tabi yeni nesil bu kadar komplike şeyler istemiyor. İnsanlar herşey basit olsun, eğlencelik olsun istiyor. Bir de yukarıda saydığım sebeplerden dolayı oyun yapımcıları senaryo moduna fazla önem vermiyorlar. Haliyle Crysis gibi güzel oyunlar yerine Modern Warfare gibi etkileşimli sinema tadında sığ oyunlar yapılıyor daha çok. Umarım buna bir çare bulunur, çünkü benim gibi multiplayer istemeyen, senaryo modunda takılmayı seven oyuncuların da güzel şeyler oynamaya hakkı var.
Etiketler:
bad company,
battlefield,
bölüm,
bölüm sonu canavarı,
call of duty,
crysis,
fps,
modern warfare,
multiplayer,
oyun,
senaryo,
sıkıcı,
sıradan,
silah,
tema
5 Ocak 2012 Perşembe
Her araba reklamı güzel olmuyor - Fena halde sıkıcı Honda CRV reklamları
Japon otomobil ve motorsiklet üreticisi Honda'nın popüler arazi aracı CR-V yenilendi. Ülkemize henüz gelmemiş olsa da yeni CR-V Kuzey Amerika'da satılıyor. Satılmakla da kalmıyor, reklamı da yapılıyor. Hem de fena halde sıkıcı bir şekilde... Honda'nın CR-V için hazırladığı reklam filmleri gerçekten sıkıcı. Kötü değiller, ülkemizin standartlarına göre iyi bile sayılırlar, ama Audi, Mercedes, Volkswagen ve BMW gibi (nedense hepsi Alman) üreticilerin reklamlarıyla karşılaştırınca CR-V reklamları "eee, bu mu yani?" dedirtecek kadar sıradan. Hep güzel reklamlardan bahsedince insan kötü reklamı unutuyor. Bu yüzden ileride bahsedeceğim güzel ve yaratıcı reklamların değerini anlayın diye bunlardan bahsediyorum. Honda'nın CR-V reklamlarını aşağıda izleyebilirsiniz. Sıkıcı, ama neyse ki kısa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)