moda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
moda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2012 Cuma

Şaka değil, gerçek: Ducati Monster Diesel

Evet, şaka değil, ama bir nevi kelime oyunu. Heyecanlanmaya gerek yok, Ducati dizel motorlu bir motorsiklet üretmiyor. Buradaki "Diesel" motorla alakalı değil, motorsikletin tasarımında esinlenilen markayla alakalı. Spor giyim markası Diesel geçen sene Ducati'nin yarış takımına sponsor olmuş. Ducati de popüler modeli Monster'ın Diesel temalı bir varyasyonunu üretmiş. Monster Diesel mat yeşil boyası, sarı fren merkezi ve Diesel logosuyla benzerlerinden ayırt edilebiliyor. Bu motorsikletle birlikte Diesel de Ducati temalı koleksiyonunu tanıtacak. Koleksiyonda motorsiklete binen (veya binmeye heves eden) kişilerin giydiği tarzda kıyafetler var. Ducati Monster Diesel'in fiyatı henüz belli değil, piyasaya çıktığında belli olacak. Bana çok şık göründü, ama bu renklere (ve mat boyaya) sahip bir motorsikleti gece kullanmak çok tehlikeli olabilir.


14 Ekim 2011 Cuma

Steve Jobs neden hep aynı şeyleri giyerdi?

Mutlaka merak etmişsinizdir bunu. Dünyanın en büyük şirketlerinden birinin kurucusu, hissedarı ve yöneticisi olan, ayrıca diğer dev şirketlerde de (Disney gibi) hissesi bulunan Steve Jobs çok zengin bir adamdı, ama hep aynı kıyafetleri giyerdi. Peki neden? Walter Isaacson tarafından yazılan Steve Jobs biyografisine göre bunun sebebi Sony çalışanlarının üniforma giymesi. Şöyle ki; Steve Jobs 1980'lerde Sony'nin yönetim kurulu başkanı Akio Morita'yla görüşüyor. Bu görüşme sırasında Jobs Akio Morita'ya Sony çalışanlarının neden üniforma giydiklerini soruyor. Akio Morita da 2. Dünya Savaşı sonrası Japonya'nın çok fakir kaldığını, insanların giyecek şeylerinin olmadığını, Sony'nin de çalışanlarına işyerinde giymeleri için giysi verdiğini, daha sonra da bunun bir gelenek haline geldiğini, çalışanları birbirleriyle bütünleştirdiğini söylüyor. Steve Jobs da böyle bir yöntemin Apple'da da işe yarayabileceğini düşünüp Sony'nin üniformalarını da tasarlayan ünlü modacı Issey Miyake'ye gidiyor ve Apple çalışanları için üniformalar tasarlattırıyor. Daha sonra şirkette üniformalar giyileceğini duyurduğunda çalışanlardan hoş olmayan tepkiler alıyor, kimse buna yanaşmıyor, o da bunun iyi bir fikir olmayabileceğini düşünüp vazgeçiyor. Daha sonra da çalışanların olmasa da kendisinin bir üniformasının olabileceği geliyor aklına. Her duruma uygun olan, kendisinin karakterini yansıtan, sade ama kullanışlı giysiler seçiyor kendine. Siyah ve boğazlı yaka bir kazak, Levi's 501 pantolon, New Balance ayakkabılar... Steve Jobs senelerce basının önüne çıkarken aynı kıyafetleri giyiyor, ölene kadar herkes onu bu kıyafetlerle hatırlıyor. Öyle ki, ölümünden sonra bu tip kazakların satışında ciddi bir artış olmuş. Garip ama güzel bir hikaye.

Burada benim asıl dikkatimi çeken şey ise Steve Jobs'ın fikrini çalışanlara dayatmaması, olumsuz tepkiler alınca vazgeçmesi. Bizim klasik patronlar olsa "maaşını ben veriyorum, benim dediğimi giyeceksin" derlerdi. Demek ki Steve Jobs'ın başarısının sırrı sadece güzel tasarımlar değil, küçük detaylara da bakmak lazım.

16 Eylül 2011 Cuma

İki yüzyıl öncenin zenginlik anlayışı ve Fashion's Night Out etkinliği

Dün akşam berbat bir gece geçirdim. Zor uyudum, uyuduğumdan da birşey anlamadım. Bu sıkıntının sebebi ise Vogue dergisi ve Fashion's Night Out etkinliği. Şimdi "ne işin var o etkinlikte" diyeceksiniz. Kaçamadım, mecburen katıldım. Evim Bağdat Caddesi'ne çok yakın, hatta cadde üzerinde sayılır. Hadi akşam parti yaptılar, eğlendiler, ama sabaha kadar da ıptıs ıptıss diye yüksek sesle müzik çalınmaz ki! Her mağaza kendi önünde küçük bir parti düzenledi. Çoğu geceyarısında müziği kapattı, ama bir tanesi kapatmadı. Hangisi olduğunu bilmiyorum, ama ben 1'de filan ancak uyuyabildim, o arada hala apaçi marşı çaldıklarını hatırlıyorum. Bir ara giyinip aşağıya inmeyi düşündüm. O saatte hala bangır bangır müzik çalan müesseseyi basıp aklımda oluşturduğum bazı yaratıcı küfürleri sıralayacaktım. Sonra üşendim ve vazgeçtim, zaten bunun bir faydası olmazdı. Kabahat onlarda değil, bu partilere izin verenlerde. Bağdat Caddesi bir çok mağazanın bulunduğu açık hava alışveriş merkezi gibi bir cadde, ama aynı zamanda insanların yaşadığı bir yer. Üstelik o insanların bazılarının da ertesi sabah kalkıp işe gitmesi gerekiyor. Burası bir sanayi sitesi değil ki geceleri in cin top oynasın, burası bir konut bölgesi. Çevredeki binalarda yaşayan insanlar zerre kadar düşünülmemiş. Sanki tüm insanlar moda delisi, böyle bir parti varken zaten kimse uyumaz. Hadi diyelim ki burada böyle bir etkinlik yapıyorlar, ama bari Cumartesi akşamı yapsalardı da gece uyumasak bile ertesi gün geç kalkabilseydik.

Aslında bunların en büyük sebebi geçmişe ait çarpık bir anlayış. 1900'lerin başlarına, hatta daha da önceye dayanan bu anlayış maalesef hala bazı kişilerin zihninde yaşıyor. Eskiden soylular (yani zenginler) doğuştan devlet geliri üzerinde hak sahibi oldukları için çalışmak zorunda değillerdi. Bu yüzden de evden sadece keyfi olarak çıkarlardı. Onlara hep tatildi yani, kafalarına göre takılırlardı. Bu heryerde böyleydi. Bizim "Eminem" isimli türkümüzde bile "Güneş değmemiş sana, konakta mı büyüdün..." şeklinde buna değinilir. İşte bu zihniyet hala yaşıyor. İnsanlar sahte soyluluklarını ispatlamak için sanki ertesi gün işe gitmek zorunda değillermiş, hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranıyorlar. Biliyorum, hepsi köpek gibi işe gidecek ertesi sabah. Tabi bunu çaktırmıyorlar. Herhalde kendi aralarında da "Ay şekeriiim, Cumartesi geceleri pek banal, partileri Perşembe geceleri yapalım, nasıl olsa ertesi gün işimiz yok, kıçımızı devirip yatıyoruz, paramız da çok..." diyorlardır. Bu çarpık zihniyete fena halde gıcık oluyorum. Sırf dün gece beni uyutmadıkları için değil, diğerlerine de bu saçmalığı aşıladıkları için kızıyorum onlara. Neyse, daha fazla yazmayayım, yoksa bloga +18 uyarısı eklemem gerekecek. Kalın sağlıcakla...

9 Haziran 2011 Perşembe

Heineken reklamı: Erkekleri ne mutlu eder?

Genelde hep kadınların ne istediği, onları neyin mutlu ettiği sorulur. Aslında uzun vadede neyi istediklerini hala kimse çözememiş olsa da kısa vadede kıyafet ve ayakkabılar onları çok mutlu eder mesela. Peki erkekleri ne mutlu eder? Reklamı izleyin ve görün derim. Bu güzel düşünülmüş reklamı aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Kutu içecek halkalarından gece elbisesi

Yanda fotoğrafını gördüğünüz kişi ABD'li lise öğrencisi Maura Pozek. Kendisi henüz 16 yaşında, ama görünüşe göre yaratıcılık yönü çok kuvvetli. Okul balosuna farklı bir kıyafetle gitmek isteyen Maura Pozek 4000 adet kutu içecek halkası (biz onlara kola halkası da diyoruz, hani şu binlerce toplasak da tekerlekli sandalye verilmeyen şeylerden) ve bolca pembe kurdele kullanarak kendisine ilginç bir gece elbisesi hazırlamış. Güzel görünüyor, ama giymesi pek rahat olmayabilir. Ayrıca, baloda hiçbir "normal" erkeğin böyle metalik bir elbise giyen bir kızı dansa kaldırmayacağını düşünüyorum. Maura Pozek yaratıcılığın hafiften abartılıp deliliğe kaymaya başladığı noktada sanırım. Şöyle ki, önceki baloya da 60 adet mısır cipsi paketinden yaptığı elbiseyle gitmiş. Genç yaşta hafiften kafayı yemiş kızcağız. Yine de çok yaratıcı çalışmaları var, kendisini tebrik etmek lazım. Sonuçta çöpe atılacak malzemelerden giyilebilir şeyler yapıyor. Hem yaratıcı, hem çevreci... (hem de biraz deli) Bu haberi bana gönderen Oyunkolik'e teşekkür ederim.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Bizim polislerimiz Renault Clio kullanadursun, moda polisi Mercedes CLS 63 AMG kullanıyor

ABD'nin New York şehrinde gerçekleşmekte olan New York moda haftasının sponsorluğunu Mercedes-Benz üstlenmiş. Hal böyle olunca, moda haftasında modaya uyulmasını sağlayacak güvenlik güçleri de şekilli arabalar kullanmalı, değil mi? Mercedes-Benz firması yeni CLS'nin AMG versiyonunu bir polis arabası gibi süslemiş. "Moda Polisi" ismiyle sokaklarda gezen bu araba hem New York moda haftasının, hem de kendisinin reklamını yapıyor. Tahminleriniz yanlış olabilir, bu arabadaki moda polisleri sokaklarda modaya uymayanları tutuklayıp götürmüyorlar. Tam tersine, etrafta dolaşırken sokaklarda modayı belirleyen, insanları kendisine özendiren, ecnebilerin "trendsetter" dediği kişileri tespit edip arabaya bindiriyorlar. Sonra da o kişileri gitmek istedikleri yere CLS 63 AMG'nin içinde götürüyorlar. Modayı belirleyenler otobüse binmekten kurtuluyor yani. Güzel bir uygulama olmuş. Hem yaratıcı, hem de esprili. Alman'ların esprili olmaları beklenmez pek, ama bu işi gayet iyi becerebiliyorlar.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Modacı Karl Lagerfeld Facebook'u iPad sanıyor

Chanel markasının moda direktörlüğünü yapan ünlü tasarımcı Karl Lagerfeld verdiği bir demeçte teknolojik açıdan oldukça komik şeyler söylemiş. Alman modacıya göre Facebook bir cisimmiş. Yanlış okumadınız, Karl Lagerfeld Facebook'un katı bir cisim olduğunu, kendisinin de beyaz altınla kaplanmış bir Facebook'u olduğunu söylemiş. Biraz daha geniş anlatmak gerekirse, Herr Lagerfeld "Facebook kusursuz bir cisim. Birisi bana beyaz altın kaplı olanından hediye etti. Benim iPod'um, Blackberry'm de var, hepsi beyaz altın kaplı. Birisi bunları bana hediye etti. Masanın üzerinde harika duruyorlar. Onları pek kullanmıyorum, çünkü kullanmam gerekmiyor." Karl amcanın bunları söylemeden önce ne içtiğini çok merak ediyorum doğrusu. iPad'in ismi geçmiyor, ama iPod ve Blackberry'den sonra altın kaplı olarak verilebilecek ve Facebook ile ilişkilendirilebilecek bir cihaz olarak iPad geliyor akla. Belki iPhone'dur diye düşündüm, ama öyle olsa kullanmıyorum demezdi. Ne diyelim, moda dünyasını yönlendiren bir adamın çağın modalarından biri olan Facebook'u elektronik cihaz sanması fazlaca garip. Allah akıl fikir versin...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Korktuğum başıma geliyor

Ben 80'leri hiç sevmem, bilhakis kıl olurum. Modası, müziği filan hep kötü gelir bana. Belki o yıllarım pek keyifli geçmemiş olduğundan da olabilir ama o dönemin filmleri, müzikleri, modası çok sentetik ve keyifsiz geliyor bana. Müzik konusunda o yıllarda parlamış ve hakkı yenmemesi gereken bazı başarılı sanatçılar (Michael Jackson, Madonna) var tabi ama istisnalar kaideyi bozmaz. Kıl oluyorum, gıcık oluyorum yahu anlayın işte!

Elektronik müziğin şahlanması, stretch pantolonların gençler arasında moda olması gibi belirtiler bana er geç bunun da olacağını hatırlatmıştı ama ben alelade bir vatandaşım dostlar, elden ne gelir? İşte sonunda olan oldu, göz göre göre vatka yeniden moda oldu. Sokaklarda insanların voltran gibi gezdiklerini görmemiz yakındır. Dar paçalı stretch pantolonla birleşince giyen kişinin yere saplanmış dar bir eşkenar üçgene benzemesine sebep olan vatka 80'lere ait şeyler arasında en nefret ettiğimdir. Benim için vatka 80'lere ait tüm kötü şeyleri sembolize eder. Sentetik ve ruhsuz müzik, sığ ve karamsar filmler, garip saçlar, beyaz çorap filan hep vatkayla özdeşleşmiştir benim zihnimde.

Artık olan oldu, kaçış yok. Vatka modası ülkemize resmen giriş yapmış, bazı ünlü kişiler de vatkalı ceketlerle görünmüş medyada. Elimizden gelen tek şey, bir hastalık ardından gelen acı dolu ve sıkıntılı süreç gibi bu modanın da bir an önce unutulup yurdumuzu terketmesini beklemek. Dişimizi sıkıp sabredeceğiz artık. Tek tesellim artık dünyanın 80'lere nazaran çok daha hızlı değişiyor olması. Bakarsınız fazla sürmez vatkanın moda olmaktan çıkması. Hem arkasından süper birşey geliyor, tabi hesaplarım doğruysa. 80'lerin sentetik müziği ve iğrenç modasının ardından 90'ların rock müzik dolu süper dönemi gelmişti. Bakarsınız yeniden Aerosmith'li, Guns'n Roses'lı, Nirvana'lı (her ne kadar vokali son yıllarda iyice ölü gibi olsa da) günler yaşarız.