araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2012 Cumartesi

Disney'in top yakalayan ve fırlatan harika robotu

Medya devi Disney'in araştırma departmanı çok ilginç ve becerikli bir robot geliştirmiş. Henüz deneme aşamasında olduğu için ayakta duran bir iskelete benzeyen bu robot kendisine doğru fırlatılan cisimleri (genelde top oluyor bunlar) yakalayabiliyor, aynı şekilde geri fırlatabiliyor. Asus'un Xtion Pro Live isimli derinlik takibi yapabilen kamera sistemini kullanan robot çevresinde hareket eden cisimleri üç boyutlu olarak takip ediyor ve kendisine yaklaşan bir cismi havada yakalıyor. Benzer şekilde, karşısında birisi olduğunda bunu farkediyor ve elindeki topu ona doğru fırlatıyor. Eğlence parklarında etkileşimli makinelerde kullanılması amacıyla geliştirildiği için Disney mühendisleri robota birkaç "eğlendirici" özellik de eklemişler. Robot karşısındakini şaşırtmak için başka bir noktaya bakarken topu farklı bir yöne atabiliyor, veya topu yakalayamadığında arkasına bakma, yere bakma, omuzlarını silkme gibi "insansı" tepkiler verebiliyor. Topu yakalama ve atma işlemlerini çok hızlı yapabildiği için karşısında aynı hızda yakalayıp atan birisi olduğunda birbirleriyle top hokkabazlığı (jonglörlük) yapabiliyorlar. Henüz geliştirilme aşamasında olan bu robot tamamlandığında Disney'in eğlence parklarında (Disneyland, Disney World gibi) yerini alacak. Robotun marifetlerini aşağıdaki videoda görebilirsiniz.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Herşeyi tutabilen (ve sonra atabilen) robot: Universal Gripper

Robotların komplike mekanik elleriyle birşeyleri tutup kaldırmalarına alıştık artık, ama bu robotik eller ne kadar gelişmiş olsa da her tür objeyi kavrayamıyorlar. Cornell ve Chicago üniversitelerinde çalışan araştırmacılar robotlarda el yerine kullanılabilecek daha pratik bir sistem geliştirmişler. Lateks bir balon ve içindeki kumdan (veya granüllü başka bir malzemeden) oluşan bu sistem bir pompa yardımıyla çalışıyor. Balon tutulacak olan nesnenin üzerine bastırılıyor, daha sonra pompa balonun içindeki havayı vakumlayarak çekiyor. Böylece granüller birbirlerine yaklaşıyorlar ve nesnenin tüm boşluklarını dolduruyorlar. Böylece nesne sıkıca tutulmuş oluyor. Aynı işlemin tam tersi yapıldığında, yani balonun içine hava pompalandığında da nesne hızla fırlatılıyor. Her tür nesneyi bu şekilde tutabilen bu balonlu elleri bilgisayar kontrollü robot bir kola bağlayan araştırmacılar her tür nesneyi tutup hassas bir şekilde atabilen bir robot elde etmişler. Robot gerçekten başarılı olmuş, gelecekte daha büyük projelerde bu balon tipi robotik eller çok faydalı olabilir. Universal Gripper'ın tanıtım videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Dünyanın ilk kök hücre yarışı

Başlık yanlış çağrışımlar yapmış olabilir, ama burada kök hücre teknolojisinde kimin daha üstün olduğunun belirlendiği bir yarıştan bahsetmeyeceğim. Bu yarış bildiğiniz türde, hız ve performansla ilgili bir yarış. Fransa'daki çok uzun isimli Institut de Recherche en Technologies et Sciences pour le Vivant (IRTSV) tarafından düzenlenen yarışta üniversiteler ve laboratuarlar kendi getirdikleri kök hücreleri yarıştırarak rakiplerini geçmeye çalıştılar. Donmuş olarak laboratuara getirilen ve çözüldükten sonra boya enjekte edilerek diğerlerinden ayrılması sağlanan kök hücreler yarış alanına (mikroskobik pistlere bölünmüş bir petri kabı) bırakılarak yüksek teknolojili özel bir kamera vasıtasıyla izlenmiş. Bu özel kamera her kök hücrenin hareket hızını tespit etmiş ve Singapur Ulusal Üniversitesi'nin hücresini dakikada 5.2 mikrometre ilerleyebildiği için birinci ilan etmiş. Mikroskobik bir hücre için gerçekten iyi performans bu. Bilim insanlarının başka işleri kalmadığı için böyle şeyler yaptığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kök hücreler hareket hızları bakımından kanser oluşturan tümör hücreleriyle benzeşiyorlar. Bunun gibi araştırmalar sayesinde bilim insanları hücrelerin hareket hızlarını tespit ederek farklı kanser tiplerinin yayılma hızlarını belirleyebiliyorlar. Biraz karışık tabi, ama bunu kolayca anlayabiliyor olsaydık zaten o yarışta bizim de bir kök hücremiz olurdu. Yarışın nasıl yapıldığını merak ediyorsanız aşağıdaki çok kısa videoyu izleyebilirsiniz.

5 Ağustos 2011 Cuma

Quadcopter ile yetinmeyenlere: İniş pisti oluşturan akıllı yer robotları

Bu seferki videoda kullanılan Quadcopter alıştığımız, önceki videolarda gördüğümüz becerikli arkadaş değil. Bu denemede araştırmacılar standart bir Parrot AR.Drone kullanmışlar, ama bunun bir önemi yok, çünkü biz onunla fazla ilgilenmiyoruz. Biz ona yardım ve yataklık eden küçük yer robotlarıyla ilgileniyoruz. Bu küçük arkadaşlar önden giden bir "lider" robotu takip ediyorlar ve özel bir formasyon komutu verildiğinde tamamen kendi yapay zekalarını kullanarak diğer robotların yerine göre kendilerine bir pozisyon seçip formasyonu oluşturuyorlar. Bu videoda robotlara havada uçan bir helikopter için iniş pisti oluşturmaları, yani 2x2 robot büyüklüğünde bir kare formasyonuna girmeleri emrediliyor, onlar da bu emri yerine getiriyorlar. Sanırım yavaş yavaş robotlardan korkmaya başlamalıyız. Birbirlerine destek çıkmaya da başladılar, yakında bizi dinlemez olurlar. İniş pisti oluşturan akıllı yer robotlarının videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

15 Temmuz 2011 Cuma

Civilization oynayabilen bilgisayar

MIT'de yaptıkları birbirinden ilginç araştırmalar yüzünden çok sevdiğimiz ve özendiğimiz bilim insanları bir bilgisayara kullanım kitapçığını okuyarak oyun oynamayı öğrenme kabiliyeti kazandırmışlar. Biliyorum, biraz karışık oldu. Olay şöyle: Araştırmacılar oturup Civilization 2 oyunu için özel bir kullanım kitapçığı (veya rehber de diyebiliriz) yazmışlar. Bu detaylı rehberi bir bilgisayara yüklemişler. Bilgisayardaki yazılım rehberi "okumuş" ve nasıl Civilization oynayabileceğini öğrenmiş. Daha sonra bilgisayara Civilization 2 oynatmışlar ve yapılan testlerde bilgisayar bu komplike strateji oyununda %79 oranında başarılı olmuş. Bilgisayarın kendisi için yazılmış bir kodu çalıştırması normal, ama insanlar için yazılmış bir kullanıcı rehberini okuyup anlaması oldukça ilginç bir durum. Bu gidişle bilgisayarlar pek çok işi elimizden alacaklar, hazırlıklı olmak lazım.

23 Haziran 2011 Perşembe

Beş tuşlu farelerle yetinmeyenlere beş parmaklı fare: Amenbo

Japonya'daki Double Research & Development isimli Ag-Ge şirketi (her şeyi iki kere araştırıp geliştiriyorlar herhalde) üzerinde bir sürü tuşu olan farelerin de ötesin egeçmiş ve her parmağın hareketini algılayan özel bir fare geliştirmiş. Amenbo isimli bu özel fare bir avuç pedi ve beş parmak pedinden oluşuyor. Avuç kısmındaki merkez ped normal bir fare gibi iş görüyor. Ona bağlı olan parmak pedleri de parmak uçlarının altında duruyor ve parmakların hareketlerini algılıyor. Parmak pedlerinin üzerinde basınç sensörleri var, böylece parmağın uyguladığı basınca göre o parmağa bağlı olan fonksiyonu yönlendiriyor. Amenbo şimdilik sadece üç boyutlu çizim yazılımlarıyla kullanılabiliyor. Klavyedeki tuşlarla uğraşmak yerine kullanıcı sadece parmaklarını oynatarak bilgisayarda oluşturduğu nesneyi farklı eksenlerde çevirebiliyor, yakınlaştırıp uzaklaştırabiliyor. İleride bu fare için daha farklı kullanım alanları da yaratılabilir, ama bunun için yazılım desteği gerekiyor. Benim aklıma ilk olarak bilgisayar oyunları geldi. Eğer oyunun kontrol sistemi bu cihaza uygun tasarlanırsa tek elle oyundaki pek çok özelliği yönetebiliriz. Amenbo'nun çalışma videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

20 Mayıs 2011 Cuma

Hatalardan ders alan robot

İsviçreli bir araştırma ekibi kendi hatalarından (ve belki de çevresindekilerin hatalarından) ders alabilen bir robot geliştirmiş. İlk birkaç seferde araştırmacılardan ayrdım alan robot daha sonra yapmaya programlandığı işi denemeler yaparak öğreniyor, her seferinde hedefine biraz daha yaklaşıyor. Böylece birkaç başarısız denemeden sonra ideal hareketi yapıyor ve başarılı oluyor. Aynı hatayı defalarca yapıp hala yanlışının farkına varmayan insanları düşünürsek bu robotun bazılarına göre insan üstü bir yeteneğe sahip olduğu söyleyebiliriz. Hatalarından ders alan robotun videosunu aşağıda veya şurada izleyebilirsiniz.

27 Şubat 2011 Pazar

NASA'dan şaşırtan açıklama: Küresel ısınmanın çaresi nükleer savaştan geçiyor

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) uzun süren araştırmalar sonucunda dünyamızı tehdit eden küresel ısınmaya çare buldu. NASA'ya göre eğer dünyadaki nükleer silahların sadece %0,03 kadarının kullanıldığı (Hiroşima'ya atılan bombadan 100 taneye tekavül ediyor) bir nükleer savaş çıkarsa dünyanın küresel ısınma sorunu (en azından bir süreliğine) hallolacakmış. Bu 'küçük' nükleer patlamalardan sonra atmosferdeki karbon yeryüzüne inecekmiş. Yüzeyde biriken bu karbon da güneş ışınlarını hapsederek atmosferdeki sıcaklığı 1.25 derece kadar düşürecekmiş. Bu harika plan için NASA'yı tebrik etmek lazım. Küresel ısınmaya küresel ısınmadan beter bir çare bulmuşlar, helal olsun. Yeryüzündeki tarımsal üretimi %10 oranında düşürecek olan bu savaş ozon tabakasını da inceltecek. Ölecek olan milyonlarca insanı hesaba katmıyorum bile. Bu araştırma sonucunu okuduktan sonra NASA'yı oluşturan bilim insanlarının düşünce yapılarındna şüphe etmeye başladım. Ne bileyim, bu kafayla yakında hastalanmamanın yolunun ölmekten geçtiğini de söylerler. Bence NASA yeniden uzaya mekik gönderme işine konsantre olmalı, dünyanın meselelerine karışmamalı.

6 Şubat 2011 Pazar

Kahve kadınları akıllı, erkekleri aptal yapıyor

Açık konuşmak gerekirse, bu haber beni pek mutlu etmedi. Beni tanıyanlar bilir, ben bir kahve tiryakisiyim. Tiryaki demek yanlış olur belki, ama her sabah mutlaka bir fincan kahve içerim. Bununla da kalmaz, akşama doğru da götürürüm bir fincan kahve. Severim yani kahveyi. Benim gibi çok insan var. Bunların bir kısmı kahvenin kokusunu ve tadını sever, bu yüzden kahve içer. Bazıları da kahveyi içindeki kafeinin uyandırıcı, kendine getirici etkisi yüzünden içer. Ben ikisi için de içiyorum. Hem tadını seviyorum, hem de kahvenin beni canlandırması hoşuma gidiyor. "Gidiyordu" desem daha doğru olur belki, çünkü yapılan bir araştırmaya göre bu durum biraz şüpheli. İngilterede yapılan bir deneyin sonuçları kahvenin uyandırıcı etkisinin cinsiyete göre değiştiğini gösteriyor. İki erkek veya iki kadından oluşan gruplar üzerinde yapılan deneyde grupların bazılarına kafeinli, bazılarına da kafeinsiz kahve içirilmiş. Daha sonra da zeka gerektiren bazı işlemleri yerine getirmeleri istenmiş. Elde edilen verilere göre kahvedeki kafein erkeklerin zeka gerektiren sorunları çözmesini yavaşlatıyor, yani kahve erkekleri aptallaştırıyor. Kadınlarda ise durum tam tersi, kadınlar kahve içtikçe zekileşiyor, problemleri çözme süreleri kısalıyor. Kadınlar için sevindirici bir durum olsa da benim için biraz yıkıcı oldu. Olsun, ben kahve içmeye devam edeceğim. Kendimde kahvenin bir aptallaştırıcı etkisini görmedim, bu yüzden sorun yok. Hem o kokudan da kolay kolay vazgeçilmez ki...

5 Aralık 2010 Pazar

Doğaya zararlı gazları emen moleküler sünger

"Moleküler sünger" çok kafiyeli bir isim oldu, değil mi? Avustralya'lı bilim insanları doğanın dengesine zarar veren ve sera etkisi yaratan zararlı gazları (başta karbondioksit) emebilen özel bir madde geliştirmişler. Sydney Üniversitesinde geliştirilen bu moleküler süngerin yapısı moleküler gözenekler içeren mikroskobik kristallerden oluşuyor. Sistemin işleyişi aslında oldukça basit. Moleküler sünger tıpkı bir mutfak süngerinin suyu çektiği gibi zararlı gazları çekip içinde muhafaza ediyor. Kullanılan maddenin özelliğinden dolayı yüzey alanı miktara göre çok geniş. Projenin başındaki araştırmacı olan Deanna D'Alessandra bir çay kaşığı büyüklüğündeki moleküler süngerin yüzey alanının bir futbol sahası kadar olduğunu söylüyor. Moleküler süngerin etkisi geriye de çevrilebiliyor, yani gözeneklerde hapsedilen karbondioksit molekülleri istendiğinde dışarı salınabiliyor. Böylece fabrikalarda üretim sırasında ortaya çıkan karbondioksit bu şekilde depolanarak gerektiğinde kullanılacağı yere (nerede kullanılacaksa artık) nakledilebilecek. Moleküler sünger çok yüksek sıcaklığa dayanabildiği için fabrika bacaları gibi sıcak ortamlarda rahatlıkla kullanılabiliyor. Deanna D'Alessandra bu teknolojinin henüz ticari kullanım için hazır olmadığını, ama araştırmaların devam etmesi durumunda ileride fabrika bacalarında moleküler süngerlerin kullanılabileceğini söylüyor. Bu haberi bana yollayan Oyunkolik'e teşekkür ederim.

30 Kasım 2010 Salı

Gençlik iksiri bulundu! (tabi şimdilik sadece laboratuar fareleri için)

Harvard Tıp Fakültesi'nin araştırmaları sonucunda insanların tarihin başladığı günden beri aradığı birşey keşfedilmiş: gençlik iksiri... Telomerase isimli enzim laboratuar farelerine verildiğinde organlardaki yıpranma tersine dönüyormuş. Organlar zaman geçtikçe yıpranmak yerine yenilenip tazeleniyormuş. Buraya kadar güzel görünüyor, ama heyecanlanmak için henüz çok erken. Bu test telomerase düzeyi azaltılmış fareler üzerinde yapılmış, yani normal canlılarda sonuçlar aynı olmayabilir. Üstelik, telomerase enzimi insanlara pek faydalı değilmiş. Bahsi geçen enzim bilim insanlarına göre pek çok kanser türünün önemli sebeplerinden biri. Fazla gaza gelmemek lazım, ama araştırmalar iyi yönde ilerliyor. Böyle giderse yakında Raymond Khoury'nin "The Sanctuary" kitabında bahsettiği, hücreleri yenileyen maddeye sahip olabiliriz.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Mercedes'ten ilginç araştırma: En çok nereye bakıyoruz?

Alman otomobil (ve her türlü tekerlekli taşıt) üreticisi Mercedes-Benz pazarlama stratejilerini belirlerken faydalanmak amacıyla ilginç bir araştırma yapmış. Bu araştırmanın amacı insanların bir arabaya bakarken en fazla dikkat ettikleri şeyin ne olduğunu saptamak. Bunu klasik anket yöntemiyle yapmamışlar, çünkü çoğu insan aslında neye dikkat ettiğini kendisi bile bilmiyormuş. Bu yüzden kişilerin göz hareketlerini izleyen özel kameralı aparatlarla insanların aslında nerelere daha fazla baktığını tespit etmişler. Her biri 40 saniye boyunca Mercedes CLS'ye bakan deneklerin taktığı özel kameralı gözlüklerden elde edilen veriler bilgisayarda istatistiğe dönüştürülmüş. Sonuç ise zaten tahmin edilebilecek birşey: kişiler arabanın genelinden çok dikkat çekici yerlerine (farlar, kaput, ön ızgara, vs.) odaklanıyorlarmış. Ecnebi tasarımcılar bu detaylara "eye catcher" diyor. Hazır böyle bir teknoloji bulmuşken diğer mecralara da dalmak isteyen Mercedes mühendisleri bir erkeğin kadın vücudunda en çok nereye odaklandığını tespit etmek için aynı sistemi kullanmış. Sonuç bu sefer hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar farklı. İzleyin ve görün, eğer aşağıda izleyemiyorsanız şuraya tıklayın.